İçeriğe geç

Ölü Gelin

Bölüm 2 · 6 dk okuma

Ölü Gelin

Bölüm 2

Verilen Kurban

Jonas, yerde kanlar içinde yatıyordu.

(Hatırlatma*:Olay tamamen kurgudur. Aztek tarihinde böyle bir şey bulunmuyor.)

- Nahuva dili konuşan halk azt'lan (beyaz ülke) gelir Aztekler. İlerleyen toprakları ve gün geçtikte onların dinine katılan insanlar...

Bir rivayete göre ölümü yakın olan Kral Itzcoatl: 300 odalı sarayında kendi başına oturur saatlerce düşünürmüş. Tüm oğulları ve kardeşleri onun ölümü bekliyormuş adeta. Tahtta kaldığı yıllar boyu, topraklarını genişleten ve halkını refah içinde yaşatan bu kral çok cesurmuş. Kanın Sahibi derlermiş ona.

Ancak zavallı kral ölümden sonra gideceği öbür dünyadan çok korkuyormuş. Çünkü her gün rüyasında cehenneme gideceğini görüyormuş. Öldürdüğü onca insan, gözyaşı ve acımasızlık... Günâhlarından arınmak istiyormuş.Bu his onu daha da hasta etmiş. Günlerden bir gün kral, en güvenilir rahibini yanına çağırmış ve ondan yardım istemiş. Rahip ise ona "ölümünden sonra her yıl 1 kurban verilmesi" gerektiğini söylemiş.Böylece kralın günahları zamanla azalacak ve tanrıların huzurunda cennete girebilecekmiş. Kral hemencecik kabul etmiş ve ölmeden önce kanun olarak yazdırmış. Bu olaydan sonra her yıl bir kurban kesmiş Aztek hanedanlığı.

-Peki, annecim nasıl kurban ediyorlarmış?

-Göğsünde yıldız şekline benzer bir simge ve tam kalbinin üzerinde bir delik açarlarmış.

-Çok acıyordur bence. Zalimce bir durum.

-Benim tatlı kızım, o dönemde olmadığın için sana çok korkunç gelebilir. Şunu bilmelisin ki kral adına kurban olmak isteyen birçok insan vardı o dönem.

-Gerçekten mi?

-Gerçekten.

-Peki annecim, her sene kurban veriyorlar dedin, hâlâ kurban ediliyor mu sence?

-Bence ediliyordur. Öyle olduğuna inancım tam. Ama umarım yanılan ben olurum.

Neden şimdi bu anımı hatırladım ben? Unutmuştum oysaki. Soğuk. Çok soğuk. Neresi burası? Karanlık vardı ama şimdi burası aydınlık. Ne zamandır buradaydım. Bana ne olmuştu? Beynim yavaş yavaş anılarımı gözümün önüne getirdi. Jonas. Evet Jonas. En yakın arkadaşım o, o yerde kanlar içinde. Hayır anlamıyorum. Hemen gözlerimi açtım. Her yerimde cızırtı sesleri.

Etrafıma baktım. Yanımda Britney uyuyakalmıştı. Ben hastanedeydim.

-B-Britney... (birkaç defa seslendim.)

-Ah uyandın mı Jane? Şükürler olsun. Diğerlerine haber edeyim.

-Bir dakika bekle. Bana ne oldu? Yani Jonas o iyi mi?

-Benim zavallı Jane 'im şimdi dinlensen çok iyi olur. Sonra her şeyi anlatırım sana.

-Ben şu an öğrenmek istiyorum. Söyle Jonas nerede?

-O öldü Jane. Senin çığlığını biri duymuş. Merdivenlerden düşmüşsün. Seni bulduğumuz zaman kanlar içinde idin. 2 gündür uyuyorsun. İki günde her şey karıştı. Polisler bulacaklarını söyledi ama

-Jonas nerede şimdi?

-Orası biraz karışık.

-Britney, lütfen.

-Jonas öldü, Jane.. Otopsisi yapılıyor. Soruşturma başlattılar. Senin uyanmanın bekliyordu-

Jonas öldü. Jonas... Jonas... Daha bu sabah konuştuk onunla gerçi 2 gün olmuş. 2 gündür ölü o benim dostum.

-Jane, kendine gel. Jane! Doktoru çağıracağınız.

-T-Teşekkür ederim.

Yarım gün sonunda herkes başıma toplandı. Babam perişan haldeydi. Herkes nasıl olduğumu soruyordu. Ama nasıl olabilirdim ki? Kaç yıllık dostumdu o benim. Ölmüştü...

1 gün sonra taburcu oldum. Eve geldiğimde babam yanımdan ayrılmadı hiç. Annemden sonra bir kayıp daha kaldıramazdı sanırım. Bana ne oldu hiç sormadı. Kimse sormadı. Ta ki polisler gelene kadar.

Babam kapıya yöneldi. Gelenler polisti.

-Mrs. Brusley. Ben Şerif David Stone. Size birkaç soru sormak için buradayız.

-İçeri geçin Şerif.

-O gün ne oldu? Tam anlatın lütfen.

-Aslına bakarsanız o gün kayboldum. Ve yanlış katta kendimi buldum. Her yer çok karanlıktı ve bazı sesler duydum.

-Ne duydunuz?

-Bir fısıltı gibiydi. Ne dediler anlamadım.

-Birden fazla kişi miydi yani?

-Hayır demek istediğim yabancı sözler. Ne dediler çözemedim.

-Anladım, devam edin lütfen.

-Etraf çok karanlık olunca telefonumun fenerini açmaya karar verdim. Açtığımda ise yerde yatan zavallı arkadaşımı gördüm. Açıkçası gerisini hatırlamıyorum.

-Bayan Brusley, lütfen aklınıza gelen her ayrıntıyı paylaşın. Arkadaşınızın ölümü çok şaibeli gözüküyor.

-Nasıl yani?

-Arkadaşınız öldürülmüş, Bayan Brusley. Otopsi sonuçları bu yönde. Ve görgü tanığı tek sizsiniz.

-İnanın başka bir şey aklıma gelmiyor. Katılın yüzünü görebildiniz mi peki?

-Aslına bakarsanız işin ilginç kısmı o. Sizin merhumu bulmadan önce o merdivenlere çıktığınızda dair kameralar var ancak Bay Park'ın oraya nasıl geldiğini ya da öldüğünü bilemiyoruz. Sanki pencereden getirilip konulmuş gibi. Yine de aklınıza gelen en ufak ayrıntıda bizi arayın.

-Tamamdır. Yardımlarınız için teşekkür ederim.

-Ayrıca Bay Park'ın herhangi ulaşabileceğimiz bir yakını bulunuyor mu?

-Anne ve babası öleli yıllar oldu ve tek çocuktu. Sadece bir amcası olduğunu biliyorum.

-Teşekkürler, amcası ile iletişime geçmeye çalışacağız. İyi günler. Bayan Brusley.

Polisler gitti ama aklımda bir sürü soru işareti vardı. Jonas, zavallı arkadaşım. Ona ne olmuştu? Kim yapmıştı. Annemden sonra başka bir acı. Ama yine de onun cenazesi vardı. Annem neredeydi o bile meçhul. Bulunduğum yer çok ağır geldi ve hemen kendimi bahçeye attım. Arkadaşımın katilini bulmam gerekti. Böyle olmasını o da isterdi. Hemen kendimi toparlamam gerekiyordu. Olayları başa sarıp sarıp düşündüm. Her ayrıntısını. O fısıltılar...

nekri... hayır...nekrós...eínai nekrós... hayır bu da değil.

i nekrí nýfi... evet buydu. Bulmuştum.

Ama çok tanıdık geliyordu. Bu doğru olan mıydı? Neden biri bana bunu fısıldasın?

Birkaç gün sonra polis departmanı beni aradı. Gelmem gerektiğini söylediler. Bende hemen gitmek için hazırlandım. Geldiğimde ise olaylar daha da karmaşık bir hal aldı. Bana yeni bir şey hatırlayıp hatırlamadığımı sordular. Bende duyduğum fısıltıdan bahsettim. Ancak sadece gülünç kaynağı oldum.

Bir hafta sonra Jonas'ın cenaze törenini yaptık. Canım arkadaşım ne pahasına olursa olsun katilini bulacağım.

aylar sonra...

Jonas gideli aylar olmuş ne bir iz ne de bir ipucu bulunmuştu. Polisler ise dava dosyasını rafa kaldırmış ve daha başka davaları öne almıştı. Bu beni mahvediyordu. Elimden hiçbir şey gelmiyordu. Ta ki aklıma bir dedektif kiralamak gelene kadar. Uzunca bir araştırma sonucu bir isim bulmuştum Joshua. Bu adamla görüşmem gerekti. Ve bugün onunla görüşüp Jonas'a son arkadaşlık vazifemi verecektim.

Saat 13.40 diye anlaştık ama 14.00 adam ortada yok. Cidden sinir bozucu.

-Bayan Brusley?

-J-Joshua Stanley

-Gabriel North.

-Anlamadım?

-Diger ismimi derseniz mutlu olacağım.

-Açıkçası yalnızca bir isim vardı ve soyadınız değişik.

-Ah belki de yanlış gördünüz. Tekrar kontrol edin lütfen.

Dosyaya tekrar baktığımda cidden Gabriel Garden yazıyordu. Ama ben Joshua Stanley ile sözleşmiştim. Öyle hatırlıyorum. Ayrıca bu adam yakışıklı ve gençti.

-Bay North acaba yanlış kişiye mi geldiniz?

-Jonas Park dosyası, Jane Brusley değil mi?

-Evet ama

-O zaman doğru yerdeyim. İsterseniz konuya direkt geçebiliriz.

Ona tüm ayrıntıları ile her şeyi anlattım ama içimde garip bir his vardı. Ben yanlış adam ile mi konuştum onca zaman? Joshua kimdi?

-Bayan Brusley bana kalırsa arkadaşınız kalbinin üzerinde bir delik var ve göğsünde bir yıldız imgesi. Sanki bir rituel gibi.

-Ne demek istiyorsunuz?

-Mitoloji ile alakalı bir şeyler biliyorsanız eğer eski kurban ayinleri olabilir. Çünkü kanı akıtılmış bir adam var. Ekstra başka hasar yok. Demem o ki bu bir kurban ayını ama bu tahmin sadece.

-Jonas ne için kurban edilsin ama? O çok iyi bir insandı.

-Bayan Brusley, acınızı anlıyorum ama olayların başı bu gibi duruyor.

-Açık konuşun lütfen.

-Eğer bu bir kurban ayini ise bulmamız biraz zor olacak. İnsanlık tarihinde binlerce kurban edilme şekli bulunuyor. Maalesef hemencecik bulmak zaman alacaktır.

-Eğer bu bir ayin ise benim bir fikrim var Bay North.

-Gabriel diyin lütfen.

-Tabii, Jane demeniz yeterli.

-Seni dinliyorum Jane.

-Eğer bir yerden başlamak gerekli ise annemin bana her zaman anlattığı Aztek kurban ayinine benziyor diyebilirim.

-O zaman önce oradan başlayalım Jane. Seninle çok iyi anlaşacağımızı düşünüyorum.

-Umarım en kısa sürede buluruz, Gabriel.

-Şimdi gitmem gerekiyor. Birkaç gün içinde iletişime geçerim sizinle. Görüşmek üzere Jane.

-B-Bir dakika...

Ve gitti. Bu kırmızı gözlü, siyah saçlı adam çok gizemli gözüküyordu. Gözleri lens olabilirdi gerçi. Yine de umrumda değildi. Önemli olan katili bulmaktı. Tam o an telefonum çaldı.

-Jane, buyrun.

-Bayan Brusley, kaç saattir sizi bekliyorum. Sözleştik diye hatırlıyorum.

-Affedersiniz kimsiniz?

-Joshua Stanley.

-Pardon ama siz kimsiniz?

-Hanımefendi, arkadaşınız Jonas için iletişime geçtik.

-Beyefendi yanlış numara sanırım. Yetkili biri ile görüştüm. İyi günler.

-B-Bekle...

Joshua Stanley kimdi? Ben demin zaten dedektif ile görüşmüştüm. Yorucu bir gündü sanırım. Eve gitsem iyi olacak.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.