İçeriğe geç

Ölü Gelin

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Ölü Gelin

Bölüm 1

Ölü Gelin

"Ve bir gün ölü gelin uyanacak, krallığını kurtaracak."

-Yeter artık Jonas. Bu replikleri daha ne kadar söylemeyi düşünüyorsun?

-Ama çok ilgi çekici değil mi Jane?

-Hayır, aksine bir saçmalık olduğuna inanıyorum.

-Sen efsaneleri ne diye sevmiyorsun anlamış değilim. Hepsi olmasa da çoğu doğru.

-Hepsi insanların bir uydurması sadece

-Hayır, değiller...

Diyerek tüm sabah bana efsanelerin gerçek olduğuna inandırmaya çalıştı. Jonas bu konularda çok hassas ve ısrarcıydı. Bu yüzden onunla hep dalga geçerdim. Dalga geçtiğimde yüzünün o tuhaf halini çok seviyordum.

Jonas ve ben çocukluk arkadaşıydık. Ömrümüzün çoğunu birlikte geçirdik ve hâlâ öyleydi. Küçüklüğümüzden beri efsaneleri çok severdi. Durmadan anlatırdı. Okumadığı eser kalmamış ve hepsini bana anlatmıştı. Onun bu ilgisi hayatına güzel bir yön vermiş ve Mitoloji bölümünü seçmişti.

Bu yüzden Jonas, ölen anneme benziyordu. O da bana efsaneleri anlatır doğru olduğuna inandırmaya çalışırdı. Sonra araya babam girer ve annemi kızdırmak için elinden geleni yapardı. Annem ise yanakları kıpkırmızı olmuş bir şekilde babama homurdanmaya başlardı. Babam annemle her zaman dalga geçer, uğraşmayı severdi. Bende ikisinin bu hallerine çok güler ve izlerdim. Bu benim hatırladığım son mutlu aile tablolarımızdan biriydi. Üzerinden 2 yıl geçmişti. Bu düşünceler arasında birinin sesi arkadan geliyordu:

-Dünyadan Jane'e, hey burada mısın?

Arkamı döndüğümde binanın girişinde Matthew ve Lisa bizi bekliyordu.

-A-Affedersin Matthew. Düşüncelere dalmışım. Beklediğiniz için teşekkürler. Hadi girelim yoksa Britney beni öldürür.

-Hadi girelim, dedi Jonas. Dördümüz okulun binasına gittik. Çok gitmemiştik ki Britney bizi bekliyordu. Gözlerinden adeta alevler fışkırıyordu.

-Unutmayınız bu akşam saat 20.00 , sinema gecesi. Gelmezseniz eğer hepinizi öldürürüm.

-Sakin ol Britney. Hepimiz geleceğiz.

-Umarım öyle olur Lisa. Çünkü bugün önemli bir gün.

-Neymiş o önemli gün?

-Jane ve benim tanıştığımız ilk günün yıl dönümü.

Bunu tamamen unutmuştum. Britney ve ben 6 yıldır tanışıyorduk. Onunla ilk kez çalıştığım kafede karşılaşmıştık. Zamanla kaynaşmıştık. Sarı saçları ve inci dişleri ile adeta parlarardı. Ona hayran olmamak elde değildi. Tanıştıktan birkaç ay sonra birbirimiz için yaratılan en iyi arkadaşlar olduğuna karar vermiştik.

Her şeyimizi birbirimize anlatır, birbirimizden sır saklamazdık. En kötü günümde yanımda o vardı. En mutlu günümde de o vardı. Ve ben ,Britney çok önem vermesini bilmeme rağmen, unutmuştum. Kendime çok kızgındım. Bu kadar dikkatsiz olamazdım. Britney hisseder gibi bana dönerek:

-İlla ikimizin hatırlamasına gerek yok değil mi? Birimiz hatırlasak yeter. Böylece asla unutmayız.

Ona mahcup bir gülümseme attım.

-Teşekkür ederim Britney.

-Lafı bile olmaz.

Bir şeyler yemek için kafeterya alanına gittik. Matthew sevgilisi olan Lisa'ya şiirler okuyordu. Lisa utanıyor biz ise kahkaha atıyorduk. Yemeklerimiz bitince masadan kalktık. Birbirimize veda etmiştik. Herkes kendi dersine gitmişti ve ben yalnız kalmıştım.

Kimya dersime yetişmem gerekiyordu. Ancak 2 yıldır bu üniversitede olsamda hâlâ yolu karıştırıyordum. Bu yüzden dikkatle yavaş yavaş sınıflara bakıyordum. Tam laboratuvarın önünden geçerken göz göze gelmiştik, Jonathan ile. Yani eski sevgilimle.

Aylardır onu görmemiştim. Başka ülkede olduğunu sanıyordum. Şimdi ise ders dinliyordu . Gözlerimin dolmasını istemediğim için hızlıca oradan ayrıldım. Ancak Jonathan beni farketmişti. Hemen laboratuvar sınıfından çıkıp bana seslenmeye başladı.

-Hey, Jane. Bekle lütfen.

Bunlar, arkamda duyduğum son sözlerdi. Çokta umrumda değildi ne dediği. Nasıl adımı söylüyordu? Nasıl hâlâ suratıma bakıyordu? Ağlamak üzereydim ancak kendimi durdurdum. Sinirle yürüdüğüm için nereye geldim hiçbir fikrim yoktu. Sahi burası neresiydi? Bu karanlık ürkütücü gözüküyordu. Adım attıkça bir rüzgâr ensemde dolanıyor kulaklarım anlamadığım bir dilde fısıltılar duyuyordu:

-i nekrí nýfi (Ölü Gelin)

-i nekrí nýfi vréthike. (Ölü gelin bulundu.)

İçimde garip bir his vardı. Telefonum feneri açıp yolu geri dönmeye karar verdim. Ancak garip sesler geliyordu ve ağır bir koku. Kan kokusu...

Hemen telefonumun feneri açtım. Asla görmek istemeyeceğim bir manzara ile karşılaşmıştım. Bir Adam kanlar içinde yerde yatıyordu.

Jonas, yerde kanlar içinde yatıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.