Amber yanlız yaçadığı evin üst katındaki balkonda oturmuştu. Son günlerde huzurlu olan hayatı artık eskisinden birhayli değişmiş, her an kausa hazır olmayı gerektirmişti. Nedensizce o kızın sözleri-Ninanın- içinde yıllardır varlığından bile haberi olmadığı öfkeni uyandırmıştı
Oyseki eski hayatı bir o kadar sadeydi.
Annesinin ölümünden sonra Amber bir süre devletin verdiği parayla yetinmişti. Ama ergenliğe gelince bu para onun için giderek az gelmeye başlamış, kendi isteklerini daha iyi karşılamak için çalışmaya başlamıştı. Günleri okula gitmek, okuldan gelip yemek yemek ve işe gitmek, akşamında ise yürüyemeyecek kadar yorgunlukla eve dönmekten ibaretdi.
Okulunu bitirdikten sonra üniversiteyi okumak için para biriktirmeye başlamıştı. Bunun için o restorantda çalışıyordu.
Genlerinden gelen cadılıkla alakalı konuşursak...onun için hiçbir zaman tam bir problem olmamıştı. Küçükken bunu fark etmek zordu. Özellikle yanlız yaşadığın bir evdü bu dahada zordu. Ama bir süre sonra buna alışmıştı. Onları konltral etmeyi öğrenmişti. Hatta bazen bunları işleri kendi lehine düzeltmek için bile kullanıyordu. Yinede bir insan gibi yaşamak onun için en iyi seçimdi. Heleki ailesinin başına gelenlerden sonra, en iyi seçimdi.
Doğrusu bu seçimi en iyi şekilde yapamıyordu. Orası ayrı bir meseleydi ama yinede herşey yoluna girecekti.
Uzun süre etrafa baktı. Son baharın sırasını kışa vermesiyle ağaçlardaki yapraklar dökülmüştü. Evin kasabanın biraz uç taraflarında, daha orman taraflarında oluyordu. Küçükken uyumadan önce perdeleri çekerek pencereleri tamimyle kapatırdı. Hep o ormandan korkardı çünki. Annesinin öldüğü ormandan. Bütün zevdiklerini mezara verdiği ormandan korkardı.
Şimdi ise daha huzurlu geliyordu. En azından orman daha sakindi, daha uyusaldı. Ona dokunmadığın sürece sana dokunmazdı. Sevilmek ve sevmek için bir sebeb aramazdı.
Öğleden sonrayı balkonda geçirdikten sonra içeri geçti. Yavaş adımlarla masanın üzerindeki telefonuna yönelerek Ninaya mesaj attı.
"İyimisin?"
Genellikle ona mesaj attıktan saatler sonra cevap alsada bu sefer gerçekten hızlıca mesaj gelmişti.
"İyiyim"
Amber sohbet etmek zahmetine girmedi. Genellikle gerektiğinde konuşurlardı. Ya uzun uzadı sohbetler eder, bütün o velirsizlikleri birbirlerine anlatır, ya da sadece selamlamakla yetinirdiler. Kısa süre içersinde tanışsalarda ona karşı çok yakın hiss ediyordu Amber. İksininde çok fazla yakın yönleri vardı çünki.
İksinide ailesini onlar öldürmüştü. Onlar mahv etmişri hayatlarını. Onlar bir parça almıştılar canlarından.
Ama Amberi Ninadan ayıran şey onun intikamın ne olduğunu bilmemesiydi. Nina ise farkındaydı. Herşeyin bir bedeli olması gerektiğinin farkındaydı. İşte Amber buna hayrandı.
Onun pükte intikamla arası yoktu çünki. Eğer birinden hoşlanmıyorsa onu hayatından silerdi. O kişi ne kadar önemli olsada bir gecede dış kapının dış mandalı ola bilirdi onun için. Onun kuralları buydu. Ve şimdiye kadar bu kuralları boza bilecek biri daha olmamıştı.
***
Son günlerde hiçbirşey istediğim gibi gitmiyordu. Ne o kurduğum planları yapa biliyor, ne de Brendonla ilişkimi tam anlamıyla isimlendiriyordum.
Belirsizlikten nefret ederdim. Benim için herşey net olmalıydı. Net bir insandım yani. Her zaman ne istediğini bilen, ne yapması gerektiğini bilen, neyin önemli neyin önemsiz olduğuna karar veren kişi bendim. Beni kandırmak o kadarda kolay değildi.
Telefondan Lucasın numarasını çevirerek aramayı başlattım. Son görüşmemizden bu yana iyleşmiş fibiydim. Gibiydim. Yinede pskolojik olarak kendimi sağlıklı gibi görünmeye adıyordum. İyi düşünürsen iyi olur, kötü düşünürsen kötü olurdu.
Birkaç defa çalındıktan sonra sonunda diğer taraftan o ses geldi.
"Birşeymi oldu?" Sabrımın sınırlarında bir nefes aldım. "Birşeyler planladınmı diye aradım. Malum bu hızla biz seneye ancak birşeyler yaparızda" Hattın diğer ucundan sırıtma sesi geldi. Sonra yine o derin nefes. "Bu akşam gidip konuşacağım"
Şükürler olsun ki birşeyler yapmaya gayret ediiyordu bu adam. "İyi bemde geliyorum" Gelmeliydim tabiki. Bu oyunu kuran bendim. "Ben haber verdiğimde geliceksin. Önceden gelmene gerek yok" Telefonda sesini dinlerken gözlerimi devirdim. Ona güveniyordumda herşeyi neredeyse tek başına yapması aşırı sinir bozucuydu. Yinede anlaşma yüzündrn birşey yapamıyordum. Sadece son kez iyi şanslar mırıldanarak telefonu kapattım.
Birkaç dakika telefonla oynadıktan sonra düşünceler aklıma sardı. Geçen gün o kızla dayım arasında ne olmuştu? Neden birbirlerinden nefret ediyorlardı ve dayım neyi yapmıştı? Yine birşeyleri saklayacağını bildiğim halde odadan çıkıp salona doğru ilerledim. Herzamanki gibi kanepede oturduğu yerde oturmuş elinde bilgisayarla birşeyler yazıyordu.
Küçüklükten beri kullandığım taktiki kullanarak yavaşca yanına yaklaştım. Yüzünü çevirip bakmasada dilinin altında birşeyler mırıldandı. Fazla uzatmadan direkt soruyu soracaktım. Dayımın ağzından laf almam gerekiyorsa böyle yapardım hep. "Geçen sefer Lucasın kız kardeşi neden sana suçluymuşsun gibi davranıyordu?"
"Onun gözünde öyleyim çünki" anında hafif mırıldarcasına söylendi. "Ne yaptında öyle düşüneyorki?" Anında yüzünü çevirip bir anlık kısık bakışlarla beni süzdü. Sabki kendiside fark etmeden elime koz verdiğini ve benimde bundan daha fazla istediğimi anlamıştı. "Zaman geldiğinde öğrenirsin" Yorgun şekilde iç çektim. "İyide neden fizliyorsun?"
Yazdığı yazını kayd edip bilgisayarı kapattı. Sonra yavaşca bana taraf dönerek konuşmaya başladı. "Böyle olması gerekiyor tatlım. Şu anlık o konunun planımızla alakası yok çünki. Kafanın karışmasına gerek yok"
Fazla birşeyler söyleyemedim. Ne kadar inat edersem o kadar söyleyemeyeceğini bildiğim için şansımı bir sonraki sefere sakladım.
***
Birkaç gündür Jesse onların yanında kalan sözde teyzesinden fazlasıyla rahatsızdı. Hem çocukları hemde kendisi aşırı sinirbozucuydular. Elinden geldiğince sabrını bastırmaya çalıştı. Akşam olduğunda normalde dört, son günlerde yedi tabak olan masaya sekizinci tabağında eklendiğini gördüğünde sabrı taştı.
"Yine kim yuva salıyor bu evde?" Çekinmeden sesli bir şekilde annesine hesap sormaya gitti. Beklediği gibi ters bakışlarıyla karşılaştı. "Kes sesini. Eski bir arkadaşımız gelicek onun için." Jesse gözlerini kısarak annesinin yüzüne sorgulayıcı şekilde baktı. "Gençliğinde insanları öldürmekten zaman buldukca sosial hayatının az olduğunu düşünüyordum" Anında o tanıdığı iyneyeliyici bakışlar.
Çocukluğundan beri tanırdı bu bakışı. Ne zaman küçük bir hata yapsa o bakışla karşılaşırdı. Ama şimdi her uzaklaşa bilirdi o bakışlardan. Tabii ne zaman fırsat bulursa o zaman.
İple çekiyordu bu evden gitmeyi. Kendi düşüncelerinin bile sınırlandırıldığı bu diktatör yönetimli evde baş kaldırmak bu kadarda kolay değildi. Hemde kız kardeşi vardı. Onsuz bir adım daha uzaklaşmazdı bu evden.
Yavaş adımlarla masaya geçti. Biraz sonra evin diğer üyeleride masaya geçti. Uzun bir süre sanki gelecek misafiri beklercesine hiçkimse konuşmadan birbirine bakıyordular. Odadaki gerilim elle tutulur şekildeydi. Jesse genellikle gerilim dolu ortamlara alışık olsada bu seferki başkaydı. Daha derindi, daha karmaşıktı.
Biraz sonra kapının üç kere çalınmasıyla annesi hızla masadan kalkıp kapıya ilerledi. Salondan birkaç adım uzaklıkta olan kapı girişinde hafif mırıltılar duyuldu. Biraz sonra ayak seslerinin yakınlaşmasıyla odaya uzun boylu koyu kumral saçlı, keskin yüzü ve yeşil gözü olan bir adam girdi. Babası anında ayağa kalkarak onunla tokalaşmak için yanına yaklaştı.
Jesse bir anlık annesi ile babasının-Derek ve Jayla- gergin şekilde bakışmalarını gördü. Fazla ayak üstünde durmadan masaya geçtiklerinde Calorinaya sadece baş selamı verdi. Misafir olan adam Jessenin yanında oturuyordu. Masada onla yaşıtlara selam vermek zahmetine girmeyen adam Jesse ile tokalaşmak için elini uzattı.
Jesse bir anlık şaşırsada refleks olarak elini uzattı. Adam neredeyse normalden biraz fazla ona baksada, sonda tokalaşmayı bitirdi. Masa aniden gömülü bir sessizliğe dönüştü. Herkes birsüre sadece yemeğini yerken Calorina gelişi güzel şekilde sordu."Nasıl gidiyor işler Lucas? Görmeyeli uzun yıllar oldu"
Adamın adı Lucasdı. Jesse bu ismin hafızasına kazınaxağına emindi. Lucas ani bir bilmiş bakışlar atsada hızla geri çekti. "Bende pek bir olay yok, tabii size sormak gerek. Ben gittikten sonra çok can yakmışsınız" Jayla samimiyyetsizce gülümsedi. "Geçmiş geçmişte kaldı değilmi"
Açıkca konuşmayı bitirmek istediği belliydi. Ama Jesse daha fazla konuşulmasını istiyordu. Çünki bu şanstan başka geçmişi öğrenmek pekte kolay olmayacaktı. "Bence pekte geçmişte kalmışa benzemiyor. Anlaşılan en yakın arkadaşınıza öldürme emrini verdiğiniz kız başınıza fazla bela açmış. Ya da açacak" Calorinanın yüzünde o rahatsız olmuş bakışlar yer aldı. Hoşlarına gitmemişti. Hemde hiç hoşlarına gitmemişti.
Jesse üstünde garip bir ağırlık fark etti. Yüzünü salonun karşı tarafındaki duvarın bir kısmında durup onları izleyen Ninaya döndü. Jessenin gözünden fazlasıyla çekici göründü o an "Saçmalık" diye düşündü Jesse.
~
Lucas her ne kadar izin vermesede gizlice onu takip etmiştim. Daha önce onu kullanarak salona girdiğim pencereden birkaç adım ötede konuşulanları dinliyordum. Vampir olduğumdan beri bu işin fırsatlarını kullanıyordum. Son içtiğim kan yaralanmadan birkaç gün sonraydı galiba. O zamandan beri her gün ilk günden kazandığım özelkikler daha da güçleniyordu.
Konuşmalardaki son cümleyi duyar duymaz derin bir nefes alarak içeri ışınlandım. Birkaç saniye baş dönmesi yaşasamda hızlıca toparlandım. Ve oradaydı. O yeşil gözler. Masada beni ilk fark eden kişi oydu. Yinede pek tırsmışa benzemiyordu. Aksine sanki hiçbirşey olmamış gibi yemeğine döndü.
Birkaç saniye sonra Jayla bana baktı. Gözlerindeki o alevi göre biliyordum. Hızla masayı çekerek dişlerinin arasından söyledi. "Seni şeytan! Ölmen en iyi seçenekti" Yanıma yaklaşmasını islerken ola bildiğince soğukkanlı davrandım. Yanıma geldiğinde ilk işi boğazımı tutmak olmuştu.
Etkilenmedim. Küçüklükten beri kavga, kaus seven birisi olarak bunuda zevkle yapacağıma emindim. O özenle hazırlanmış bukleli saçlarından tutarak kafasını duvara vurdum. İşte. İşte tam olarak beklediğim kavga bu an başlamıştı.
Lucas kargaşayı kullanıp üst katlara çıkmak isterken Derek onu takip ediyordu. Bu sırada ben Calorinanın çocuklarıyla uğraşıyordum. Erkek olan herneysede kız beni test ediyor gibiydi. Anneleride gücünü esirgemiyordu. Bütün gücümü kullanarak kızla oğlanı tutup birbirlerine vurdum veonların afallamalarını kullanıp duvara ittim.
Calorina benim ani yorgunluğumu kullanarak başımın arkasından tutarak beni cama doğru itti. Camın kırılması ile bütün yüzüm ve boğazım kan içersinde kalmıştı. Acıyı pek fazla hissetmesemde yüzüme iyne batıyormuş gibi hiss ediyordum.
Bu sırada Jesse sanki hiçbirşey olmamış gibi davranıyordu. Masada kahvesini yudumlarken kız kardeşi Novanın onu çağırması ile hızla ayaöa kalktı. Ortalık kan gölüne dönmüştü. Hızla kız kardeşini kucağına alıp üst kata çıkmak isterken Calorinanın oğlu Aslonun ona çarpması ile yüzüstü yere düştüler. Kardeşinin ağlamasını duyan Jessenin sabrı taşmıştı.
Hızla küçük kızı sakinleştirerek üst kattaki odasına götürdü. Pencereleri ve kapıyı kilitledikten sonra hızla aşağı indi. Aslo şimdi Ninanın boğazından tutuyordu. Ne yaptığını umursamadan Jesse gelip onun çenesini tutarak salonun diğer tarafına itti.
Aslo bir anda afallasada hızla yoparlanıp Jessenin üstüne yürümeye başladığı an Jesse çekinmeden yumuruğu yüzüne indirdi. Hızla yere düşen Aslonun yakasından tutup masaya diredi. Art arda yumurukları yüzüne indirirken arkadan bir ses duydu. "Oğluma vuramazsın!" Uzun tırnaklar onu Aslodan ayırıp yere yatırdı. Calorina elinden geldiğince sert bir tokat attı.
Jesse hızla yandaki ahçap sandalyeyi masaya vurarak kırdı. Bütün öfkesini ve gücünü kullanarak ahşap çubuğu Calorinanın karnına sapladı. Birkaç saniye sonra o sesi duydu. Calorinanın arkasından gelerek onu tutup çekmek istiyorken ayağıma ahşap sopanın acısı geldi. "Ayağıma battı gerizekalı!" Jesse hızla ahşapı geri çekti. Birkaç saniye sadece nefes aldıktan sonra üstünde bilinci kapalı şekilde yatan Calorinadan kurtulup ayağa kalktı.
İkimizde sadece bakıştık. Biraz sonra merdivenlerden yuvarlanan Dereki gördük. Yukarı kattan Lucasın ve tanımadığımız birinin konuşma sesi geliyordu. Hızla ikimizde merdivenlere koştuk...
***
Bu arada Lucasdan bayağı bir Stefan Salvatore vibe alıyorum. Umarım beğenerek okursunuzz