Meslek hayatım boyunca çok tehdit almıştım. Bir çok kez ailem ya da beni öldüreceklerini söylemişlerdi. Buna teşebbüs edenler oldu ancak başaramadılar.
Aslında kendimi hep yenilmez görmüştüm. Buna inanmıştım. Belkide bir zamanlar öyleydi, ancak şuan da durumlar oldukça ciddiye binmişti. Tek ben değil olay yerine gelen herkes ölümle karşı karşıyaydı. Sadece bununlada kalsa iyiydi.
O gece bir gıram bile uyku uyuyamamıştım. Sıkıntıdan ve düşüncelerime ne kadar tezat olsa da sabaha kadar iki bira daha bitirmiştim. Yorgun hissetmeme rağmen maalesef ki yine selim, şer bir haber vermek için aramıştı. Telefonu açtığımda selim olay yeri inceleme ekibinden olan ali abi'nin cansız bedenini bulduğnu söyledi. Bunu söylerken sesi hiç olmadığı kadar titrekti. Ardından selim birşey diyemeden telefonu kapatmış ve ardından bir konum atmıştı
Ne kadar şoka girsemde kendimi toparlayıp selimin attığı konuma gitmiştim. Şuanda bir bowlig salonun da topların yanında kanlar içinde yatan ali abi'nin cesedine bakıyordum. Üstündeki tişört çıkarılmış, bir kenar da duruyordu. Önceki cesette olduğu gibi yine üçgen... Bu sefer üçgen şekli göbek deliğinden göğsüne kadar çizilmişti. Sağ ve sol bacağında derin bıçak yaraları vardı. Üçgen ise diğer yaralara nazaran daha derindi.
Biliyordum bunu o yapmıştı.
Kafamı çevirip bir an selime baktım. Bir köşeye oturmuş şok içinde boşluğa dalmıştı. Ali abi ne kadar sıradan biri gibi gözükse de selim için bir babadan farksızdı. Her zaman yanında olup selime yol gösteren bir rehber olmuştu. Selim ne kadar onun ölümüyle yüzleşse de aklında ki başka bir şüpheden de emindim. Sıra banada gelicek korkusu... Dün gece gelen nottan henüz ona bahsetmesem de artık herkes başının belada olduğnun farkındaydı.
Selime doğru ağır adımlarla yürüdüm. Temkinli adımlarla yanına vardığımda boşluktan bakışlarını çekmedi. Yavaşça yanına çöktüm. Selim hala bana bakamıyordu. Elimi omzuna koydum. Selim derin bir nefes aldı ancak ağlamaya hazır olduğnu anlamıştım. Burada olmazdı, bir an önce işimi bitirmeli ve selimide alıp çıkmalıydım. Kulağına yaklaşıp kısık bir sesle "dayan selim, buradan ayrılınca istediğin gibi içini dök" dedim. Ardından tekrar doğrulup cesedin yanına gittim.
Vahşice katledilmişti. Bunu yapan bir insan olamaz gibiydi benim nazarım da. Ama bunu düşünmem bile kendimi kandırmamdan farksız. Paramparça olmuştu bedeni, hangi vicdan bunu yapardı ki.
Kafamdaki düşüncelerden soyutlanıp olay yeri, ceset, gözlemlerim ve şahsi fikirlerimi rapor ettim. Bunları yaparken soğukkanlı olmaya çalışsam da ellerim titriyordu.
Selim hala kendinde değildi. Dudakları bir şeyler fısıldıyor gibi oynuyordu. Bakışları tamamen boştu. Tekrar yanına gittim. Daha fazla burada kalamazdı. Elimi uzattım. "Hadi selim kalk işim bitti gidiyoruz." Elimi tutmasını bekledim. Ancak o beni duymadı. Omzuna hafifçe dokunduğum da ise ani bir şok dalgasıyla irkildi. Önce bana şaşkın şaşkın baktı sonra da ona kalkması için uzattığım elime. Sanki ona ait değilmiş gibiydi vicudu. Bu nedenden hareketleri yavaştı. Ağırlık kaldırır gibi titreyen elini zar zor uzattı. Elini sıkıca tutup kalkmasına yardım ettim.
Selimi kaldırdıktan hemen sonra elimi omzuna koyup yürümesine destek verdim. Arabaya geldiğimizde kapısını da ben açıp arabaya bindirdim. Son kes bowling salonuna baktım, hemen ardından sürücü koltuğna oturdum. Arabayı çalıştırmadan selime dönüp emliyet kemerini takmtım. "Seni eve bırakıp adliyeye gitmem lazım ama sonra yanına gelicem" dedim sakin bir sesle.
Selim'in gözleri büyüdü. Telaşla bana dönüp "olmaz, bu durumda tek kalamam" dedi. Gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Artık onun patlama noktası bu olmuştu. "Sende beni bırakıyosun, ali abi de beni bıraktı hepiniz gidin zaten" diye isyan etti.
Onu bu denli üzmüş olmak beni kahrediyodu. "Selim lütfen böyle yapma"
Selim elleriyle saçlarını çekiştirmeye başladı "Elem niye bu kadar bencilsin, niye sadece işine odaklısın. Çevrendekileri görmüyosun." Artık sükunetini koruyamıyordu. Sesi de ilk kez bu kadar yüksekti "Ali abi öldü. Ve işin en kötü yanı ney biliyo musun hepimiz ölücez"
Diyicek pek bir şey yoktu, sonuna kadar haklıydı. Ama onu şuan gerçeklerden uzaklaştırmam lazımdı. "Hiçbirimiz ölmicez selim duydun mu beni"
Histerik bir kahkahanın ardından ağlamaya devam etti. "Anlamıyorsun elem. Biz ölücez ve sen hala adliyeye gitme peşindesin. Olmicak yakalayamicaksınız o katili" sesi çattallaşmaya başladı "biz onu bulamadan hepimizi geberticek" bir an boşluğa odaklandı ve derin nefes aldı"tıpkı ali abi gibi"
Hiçbir şey söylemeden arabayı çalıştırdım. Selimi de yanımda götürerek ev yerine adliyeye sürdüm.
........
Adliyedeki işlerimiz oldukça fazla uzamıştı. Saatlerce aklımızda bir cenazeyle çalıştık. Aliabi ölmüştü ve bizim kimin yaptığı ile ilgili elimizde tek bir delil bile yoktu. Kamera kayıtları yoktu, hepsi sıprey siyah boyayla karalanmıştı. Bowling salonun kapalı olduğu bir saatte içeriye girilmiş ancak kapıda zorlama olmamıştı. Kameralar 24 saatten fazla o heldeydi ancak kimsenin umrumda dahi değildi.
İşim bitince ofisimde gözleri ağlamaktan şişen selimi de alıp arabaya bindik. Daha fazla burada kalamazdım.
Derin nefes alıp gözümü birkaç saniyeliğine kapattım. Selime baktığımda tepkisizliği ve o boşluktaki halini görünce gözlerim doldu. Aynı boşluk benim içimde de vardı. Bu hissi bastırabilirmişim gibi selime sıkıca sarıldım. Ona sarıldığım anda tekrar ağlamaya başladı.
Aradan yaklaşık beş altı dakika geçti. Nefesi düzene girmeye başlamıştı. Selimi omuzlarından tutarak hafifçe kendimden uzaklaştırdım. Gözlerinin içine bakmaya çalışsam da o bakışlarını hep boşluğa çeviriyodu. "Daha iyi misin?" Sesim o kadar kısıktı ki fısıldamaya eş değerdi.
Selim hala sesini çıkarıcak cesareti kendinde bulamadığından başını olumlu anlamda sallamakla yetindi. Hafifçe tebessüm ettim. Henüz arabayı çalıştırmadan selime döndüm. "Eve gitmiceksin artık" selim anlamsız ve şaşkın gözlerini bana dikti.
"Yani en azı-" sözüm cama sertçe tıklanmasıyla bölündü. Bu ani beklenmedik ses ikimizde irkilmesine sebep oldu. Cama baktığımda bir adamın eğlip camı açmamı işaret ettiğni gördüm.
Sinirle camı açtım. "Beyefendi size görgü kurallarını öğretmediler mi bu şekilde bir arabanın camına vuramazsınız" dedim sert bir sesle.
Adam mahcup görünerek "rahatsızlık verdiğim için üzgünüm. " Dedi kahvenin en koyu tonunda olan gözlerini yere eğerek. "Arabam şurada" diyip çaprazımızda ki siyah lüks arabayı işaret etti. "Bir tanıdığmı beklerken gözüme şey çarptı..." Kafamı hafifçe yana yatırıp cevap bekler gibi baktım. "Aracınızdan benzin akıyo."
Hemen selime dönüp "çabuk araban in " dedim. Telaşla arabadan indikten sonra Selimide kolundan çekip oradan uzaklaştırdım. Arabanın altına baktığım da gerçekten de benzin akıyordu. Ve artık emindim ki hedef bendim"Bu nasıl olur daha bir hafta önce tüm bakımlarını yaptırdım" diye kendi kendime söylendim. Adama baktım. Onun da hayretle etrafa baktığnı gördüm "uyardığnız için teşekkürler " dedim kısaca.
Etrafa bakınırken güvenlik kulübesi gözüme çarptı. Koşarak kulubeye gittim. Kapıyı çalamadan açtım. İçerideki aptal güvenlik nerdeydi. Burdan bir şey çıkmayacağnı anlayıp adliyeye koştum.
İçeriye telaşla girdiğimde güvenliklerden biri yanıma geldi. "Sayın savcım bir sorun mu var"
"Var" dedim sinirle."otoparkın güvenliği nerede" tam bunları söylerken güvenlik eli karnında yürüyerek yanımıza geldi. Bu durum iyice karmaşık bir hal almıştı. "Neyiniz var sizin" diyebildim sadece.
Güvenliğin alnından boncuk boncuk terler akıyordu. Zorlukla konuşarak "sayın savcım çok özür dilerim inanın karnım öyle bir bozuldu ki yerimde duramadım." Şüpheyle bakmaya devam ettim. "Savcım lütfen öyle bakmayın yıllardır buradayım bir kere bile böyle bir şey yaşanmadı."
Diğer güvenliğe dönüp "bana kamera kayıtları lazım " dedim sakin kalmaya çalışarak. Güvenlik başını sallayıp telsizinden emir verdi. Otopark güvenliği ise bir sandalye bulup oturmuştu. "Kulübe boş kaldı biriniz gitsin." Dedim ortaya. Neyseki orta yaşlarda erkek bir güvenlik koşarak oraya gitmişti.bende o sırada oturan güvenliğin yanına gittim.
"Daha iyi misiniz"
"Nezekatiniz için çok saulun."
"Arabamın yakıt hortumu kesilmiş "
Güvenlik şoka girmişti, gözleri irice açıldı "bu nasıl mümkün olabilir sizin arabanız, sürekli kontrolden geçirilir"
Ellerimi nereye koyucağmı bilemeyerek kendi etrafımda sağa sola dönüp durdum. Sakinliğmi korumaya çalışıyordum ancak her saniye beni daha da belirsizliğe sürüklüyor-
du. Etrafa öylece boş boş bakarken telaşlı bir ses bana doğru yaklaştı "savcım bunu görmeniz lazım" arkamı döndüğümde kamera odasında çalışan münevveri gördüm.
........
"Sayın savcım bunun nasıl olduğu hakkında hiçbir bulguya raslayamadık kameranın kör noktası bulunmuş ve otoparktaki iki kamera hariç hepsine siyah boya sıkılmış"
Telaşlı geçen birkaç dakikanın ardından kamera odasına gelmiştik. Otoparktaki çoğu kamera etkisiz hale getirilmişti. Sadece otoparkta değil adliyedeki bazıları ve adliyenin girişindeki bazı kameralar. Görüntülerde hiçbir şey yoktu hepsinin bir kör noktası bulunmuş veya yönleri değiştirilmişti.
"Boyaların nasıl bir şekilde olduğna baktınız mı."
Münevver başını salladı. Kamera kayıtlarından birini geri sardı. "Bakın burada bir el uzanıp merceğe sıprey boyayı sıkıyo."
Bunlar adliyenin içindekilerdi. Saatler önce boyanmıştı ve bu fark edilmemişti. "Peki siz bu sırada neredeydiniz." Dedim sert bir sesle.
Münevver mahcup bir şekilde başını önüne eğdi. Hafif ağlamaklı bir tonda "ali abiyi son bir kez görmek istedik ve bende dahil çoğu kişi bir iki saatliğne gittik. Geldiğimizde yeni bir kamera için birini çağısak da yetişemedik" dedi.
Münevverin her kelimesi bende öfke duygusu uyandırıyordu. "Bana veya başka bir savcıya bu niye belirtilmedi." Artık sükunetimi korumadan doğruca bağırıyordum. Bir elimi belime koyup diğeriyle şakaklarımı ovdum.
"Halledicektik ama... Ve... Ve bir şey olucağnı düşünemedik... Çok üzgünüm" gözleri doldu. Bu tavırları içimde onu parçalama isteği uyandırıyordu.
"Benim arabamın yakıt hortumu kesilmiş biri aracımın içinde patlayıp ölmemi bekle- miş. O adam beni uyarmasa selimle şu an küllerimizi topluyodunuz." Kelimeleri ard arda nefes almadan teleffuz ediyordum."hadi herşey tamam ben bir şekilde ölmedim ve bunun suçlusunu aramak istedim bu seferde kimin olduğnu bulamıyorum sizin ihmalleriniz yüzünden." Meslek hayatım boyunca hiç bu kadar bir öfke duymamıştım, Kimseye saygısızlık yapmamıştım, ama şuan onlar kameraların bu halde olduğnu bildirseydi belki katili bulmuş ve tehlikeyi ortadan kaldırmış olucaktık.
Burdan da bir şey çıkmıyacağnı anlayınca kimseye bir şey demeden odadan çıktım. O an aklıma bir şey dank etti. Selim aşağıda tekti. Bunun düsüncesiyle otoparka koşmaya başladım. Koşarken çoğu kişi garipseyen görzlerle bakıyodu. Kimseyi umursamadım. Aklımdaki tek şey selimin iyi olup olmadığıydı.
Otoparka girince selimi bıraktığım yere baktım ancak selim orada değildi. "Selim" dedim bağırarak. Onu bıraktığım yere gidince otlarda bir şey aradığnı gördüm. Kalbimi tutarak nefesimi düzene sokmaya çalıştım. "Lanet olsun selim sen neredesin" dedim sesim titrerken.
Selim dikkat kestiği yerden vazgeçip bana döndü. "Buradan bir ses geldi. Sanki bir sıprey şişesi gibi." Ayağa kalktığında neredeyse ağlamak üzere olduğumdan selimi kendime çekip sıkıca sarıldım.
Vicudumun her zerresi titrerken zorlukla konuşup "eve gidiyoruz" dedim.
.......
Selim eve gelir gelmez ağlamaya başlamıştı ben ise sıcak bir kahve yapıyordum. Arabam adliye otoparkında kalmıştı. Daha doğrusu şuan tamire götürülmüştü. Eve taksiyle gelmiştik. Yol boyunca bedenim zangır zangır titremişti. Şuan da hala devam etsede evde olmanın rahatlığıyla biraz sakinleşmiştim. Daha üstümü dahi değiştirmemiştim. Kahvemin içine biraz vodka kattım. Rahatlamama yardımcı olucaktı.
Kahveler hazır olunca salona doğru yürüdüm. Selim en son salonda oturup hüngür hüngür ağlıyordu. Bıraktığım gibi de duruyordu. Kahveleri önüne koydum. "Sen kahveni iç bende bi üstümü değiştiriyim" beyaz kupayı onun önüne ittim.
Sadece başını salladı. Ağlaması sesiz hıçkırıklara dönüşmüştü.
Hafifçe gülümsedim ve eğilim alnından öptüm. Saçlarını karıştırdığım da o da hafifçe gülümsedi. İç çekerek arkamı döndüğüm ve yatak odasına ilerledim. Odaya girince gözlerimin karanlığa alışmasını beklemeden ışığı açtım. Ancak ışığı açmamla yatağın üstündeki dehşet verici şeyleru görmem bir oldu. Bu korkunç bir rüya olmalıydı.
Yatağımın tam ortasında bitmiş sıprey şişeleri vardı. Şişeler üçgen şeklinde dizilmişti. Ortasında bir makas vardı. Yaklaştıkça benzin kokusu almaya başladım. Bu koku makastan geliyodu. Buraya kadar gelmişti. Evime gitmişti. Avıyla oynuyordu resmen.
Yüksek bir çığlık attım. Sesimi duyunca selim koşarak yanıma geldi. Bu manzara karşısında onunda dili tutulmuştu. Tekrar ve daha yükek sesle ağlamaya başladı.
O sırada sıprey kutularının birinin altına yerleştirilmiş bir not gözüme ilişti. Titreyen elimi uzatıp notu aldım.
Birileri kendini çok zeki sanıyo ama yalnızca aptal bir savcı. Beni aramayı bırak zamanını kısaltıyorsun. Güzelliğne hürmeten ceza vemicem. Dolu dolu yaşa 14 günün kaldı
