İçeriğe geç

ÖLMEDEN 15 GÜN ÖNCE

Bölüm 1 · 7 dk okuma

ÖLMEDEN 15 GÜN ÖNCE

Bölüm 1

GİRİŞ

Şehirde ki herşey bir su gibi akıp gidiyordu. Durmaksızın devam eden arabaları, insanları izlemek insanının içinde tuhaf bir yalnızlığa neden oluyordu. Herkes kendi halinde akıllarında belki yapacakları işlerle, belki yarınla, belki de geçmişlerini düşünerek geçip gidiyolardı. Bazıları arkadaşlarıyla, aileleriyle yahut sevgilileriyle keyifli vakitler geçirp gülüşüyolardı. Kimisi bir tartışma içinde, kimisi de ölüm sesizliğiyle yollarına devam ediyorlardı.

Belkide içimdeki sıkıntı kışın getirdiği kasfetli havadandı. Peki neden insanların hayatlarını izleyerek, onlara imrenerek zamanımı ve aklımı bir uçuruma sürüklüyordum. Ya da içimdeki karartı insanların hayatlarıyla değil de kendi hayatımlan mı ilgiliydi?

Herşeyimi kaybettim... Elimde kalan tek şey bir can. Peki bu can hiçliğin içinde ne işe yarar?

Şuan da binanın en üst katın da yer alan evimin boydan boya camla kaplı kısmından dışarı bakıyordum. Elimde bir kadeh şarap ve yaktığımdan beri neredeyse bir iki nefes çekip varlığını bile unuttuğum sigaramı tutuyordum. İnsanların çoğuna göre sigara ve alkol ratlama sağlarmış. Buna inanarak ikisinide uzun zamandır kullanıyordum, ancak pek de bir etkisini gördüğüm söylenemez. Tek hissettiğim şey daha fazla uyuşukluktu. İyiye gitmesini beklerken tüm sıkıntılarımı daha kötü bir yere taşımıştı.

Ben düşüncelerimin esiri olmuşken aniden gelen telefon beynimde şimşekler çakmasına neden oldu. Selim arıyordu.

Selimle ünüversiyeden beri en yakın arkadaştık. Ben üniversite son sınıftayken o daha yeni başlamıştı. Tanışmamız tamamen tesadüf eseriydi. Onunlan tanıştığmız gün kütüphanede saatlerce çalışmış yorgun düşüncede kütüphanenin karşısındaki kafeye gitmiştim. Cebimde para olduğundan emin bir şekilde kafeye girip kasaya siparişimi vermiştim. Sıra ödemeye gelince öylece kaldım ve tam o sırada selim beni fark edip kasaya geldi. Orda barista olarak çalışıyordu. O zamanlarda onu tanımasamda o beni okul birinciliğinden anında tanıyıp benimle muhabbete dalmıştı. Paramı kaybettiğmi kahveyi daha sonra almak istediğmi söylesem de selim bir şekilde hallediceğni söyleyip beş dakika içinde siparişimi hiçbir karşılık beklemeden vermişti. Selim benim için çok iyi bir arkadaş olmuştu o günden sonra. Şimdilerde ise yanımda stajyer olarak görev alıyordu.

Telefonu ikinci çalışta açmak zorunda kaldım. "Efendim selim" dedim düz bir sesle.

"Elem, çok acil bir şekilde konumunu atacağım yere gelmen gerekiyor" dedi selim telaşlı ve yorgun bir biçimde.

"Olay nedir?" Dedim hemen telefonu bir kenara bırakıp hazırlanmaya başlarken.

"Bir kadın cesede bulundu... Ancak kadının cesedi içler acısı." Selim bunu söylerken görmesem de cesede bakıp midesi bulandığına emindim. Sözlerinden iğrendiği belli oluyordu.

"Olay yeri incelemeyi yönlendirin ben hemen geliyorum." Dedim ve telefonu kapattım. Hemen ardından üzerimi değiştirdim. Tam evden çıkacakken son bir kez şarap kadehine ve küllükteki sigara izmaritlerine baktım. Onlar sadece bir kalıntı değil benim için yaşadığım içsel çöküşüde temsil ediyordu. Daha fazla düşüncelere dalıp gitmeden kapıdan hızla çıktım.

Binanın kapısından çıkar çıkmaz vicudumu saran soğukla irkikdim. Hiç hoş bir his değildi bu. Daha fazla keskin soğa dayanamayıp arabaya giden adımlarımı hızlandırdım. Arabaya binince kendimi bir annenin kucağında olduğu kadar huzurlu hissettim. Derin bir nefes verdikten sonra selimin attığı konuma doğru sürdüm.

Yaklaşık yarım saat bir yolculuğun ardından hedifime ulaşınca bir saniye dahi beklemeden arabadan indim. Selim beni fark edince gözlerinin parladığnı net bir şekilde gördüm. O sırada iki polisle bir şeyler konuşuyordu. Konuşmasını bitirince tebessüm ederek yanıma geldi.

Bende ona zorda olsa karşılık verdim. Ancak neredeyse ağlayacaktım çünkü bulunduğmuz konum bir orman yolu olsa bile etrafı çürümüş et kokusu sarmıştı. "Selim ceset tam olarak nerede" dedim kendi etrafımda dönerek.

Selim bu sefer daha fazla güldü ve eliyle ormanın içini göstererek "biraz yürümemiz gerek" dedi.

Hiç istemesemde o yöne doğru yürüdüm. Ben yürüdükçe koku daha da baskın hale geliyo nefes almamı zorlaştırıyordu. Sonunda dayanamayıp elimle burnumu tıkadım. Birkaç dakikanın ardından olay yerine gelmiştik. Cesedin etrafı çevrilmiş olay yeri inceleme cesedin fotoğraflarını çekiyordu. Cebimden çıkardığım deri eldivenlerimi elime geçeridim. Ancak onun üzerinede plastik eldiven takmak mecburiyetinde kaldım. Şeridi kaldırıp cesedin yanına eğildim.

Cesedin bazı bölgelerinde yanık izi vardı. Çoğu yerlerinde de bıçak izi. Bu izlerin bazıları derin bazıları yüzeyseldi. Muhtemelen işkence amaçla yapılmış yaralardı bunlar. Cesedin saçları çok uzundu -çoğu yolunmuştu- yüzünde fazla bir iz yoktu şaşırtıcı bir şekilde. Yalnızca sol gözünün altında ufak bir morluk ve sağ elmacığında da kızarık vardı. Vicudu yavaşça şişmeye başlamıştı.

"Nasıl bu ceset fark edilmedi? Günlerdir kimse gelip geçmedi mi buradan?" Dedim şaşkın ve sinirli bir sesle. Bu korkunç bir cinayetti.

Bedenin sol kaval kemiği kırılmış, derisinden dışarı fırlamıştı. Parmaklarının çoğu da kesilmişti. Kesilen parmaklar ise cesedin başının yanında duruyordu. Kesilen parmaklarla bir üçgen şekli yapılmıştı. Bu katilin muhtemelen cinayeti öylesine işlemediğni gösteriyodu.

İç çekerek tam ayağa kalkacaktım ki cesedin göğüs bölgesine işlenmiş bir üçgen dövmesi gördüm. Kıyafetleri parçalanmış olduğu için herşeyiyle gözler önündeydi. Bu dövme de neyin nesiydi?

Hızla ayağa kalkıp cesedin yanından uzaklaştım. Bu kokuya ve görüntüye biraz daha maruz kalırsam kusucağımdan eminim. Bir memur yanıma yaklaştı ve elime kağıtlar tutuşturdu. İncelemelerim üzere kağıtları doldurup imzaladım.

Memura kağıtları geri uzatıtıktan sonra selim yanımda belirdi. "Bu normal bir cinayet değil! Adam bildiğin satanistmiş" dedi büyük bir hayretle.

"Katilin adam olduğnu nerden bildin" dedim arabaya doğru yürürken

"Genelde böyle cinayetlerin altından erkekler çıkıyo" bunu söylerken yüzünü buruşturdu. Açıkcası bu haline gülmeden edemedim.

İkimizde arabaya bindik. Henüz arabayı çalıştırmadan ona döndüm "eyer bu katili bulamazsak cinayetlerin devamı gelicek." Belkide sıradaki biz olucaktık. Bunu sesli söylesem selimin telaşlanıcağnı biliyordum. Ne kadar şuan da savcı stajyerliği yapsa da bu meslek için yeterince soğukkanlı değildi.

"Çok tuhaf geliyo" dedi selim bir noktaya dalarak. Kafamı ne? anlamında salladım. Uzunca nefesini vermesinin ardından "o kadın... Kim bilir hangi acılar çektirilerek öldü. Ve sen bunun devamının geleceğni de söylüyorsun. Bunu söylerken de sanki günlük bir olaydan bahsediyormuşcasına fazlasıyla rahatsın."

Selimin bu söyledikleri kendimi kötü hissetme me neden oldu. Dışardan bakınca o kadar mı duygusuzdum. "Yıllar oldu selim. Yıllardır bu işi yapıyorum. Sende alışırsın"

Selim histerik bir kahkahanın ardından gözlerimin içine acıyla baktı. "Cinayetlere alışacak kadar kötü bir halde olduğmuzu fark etmek eve gidince depresyona girmeme neden olacak."

Haklılık payı oldukça fazla olsa da bu konu hakkında tek kelime edemedim. Tekrar yola dönüp arabayı çalıştırdım.

.......

Yol boyunca selimle neredeyse hiç konuşmamıştık. Onu evine bırakıp kendim de eve dönmüştüm. Eve geldiğimde o kederli halim geri dönmüştü. Anlamsızca içimden ağlamak gelirken şuan yapabildiğim tek şey yatağıma uzanıp tavanı izlemekti. Ne uyuyabiliyordum ne de kafamın içindeki sese dur diyebiliyordum. Anlamsız düşünceler beynimde yuva yapmıştı. Geçmiş, şuan, gelecek, yapılacaklar, pişmanlıklar... Gün boyu işte yorulmadığım kadar uzanırken yoruluyordum.

Ruhum bedenime dar gelince yatakta doğrulup gözlerimi ovuşturdum. Sanki birini görmek ister gibi çevreme bakındım. Kimse yoktu, yalnızdım, muhtemelen de hiç olmayacaklardı. Yataktan kalktım. Zemine değen ayaklarım uyuşmuş gibiydi. Bir ruh gibi hissediyordum. Yatağmın hemen karşısında bulunan büyük camdan şehir manzarasını izlemeye başladım.

Çoktan geceyarısı olmuştu bile. Etrafta neredeyse kimse yoktu. Yerler ıslaktı. Yağmurun yağdığnı nasıl duymamıştım. O kadar dalmıstım ki o sırada canımı alsalar bile fark etmezdim.

Odağımı dağıtarak mutfağa doğru ilerledim. Mutfağa girince köşede bulunan mini bardan bir tane birayı alıp bardağa dahi koymadan solana gittim. Camın karşısındaki deri koltuğa yayıldıktan sonra birayı açıp bir yudum aldım. Çok fazla alkol alıp kendimi kaybetmek istemiyordum bu yüzden bira ideal bir seçenekti.

Ancak kafamdakiler bir türlü dinmeyince şişeyi kafama dikip tek yudumda bitirdim. Şişeyi indirince nefes nefese kalmıştım. Biten şişeye baktım. Yaptığım sanki çok büyük bir şeymiş gibi gülümsedim, ardından kahkaha atmaya başladım.

Delirmiş gibi kahkahama devam ederken aniden kapının çalmasıyla sustum. Tüylerimin ürpermesiyle ilk önce dona kaldım. Yavaşça yerimden kalkıp kapıya doğru ağır adımlarla ilerledim. "Kim o?" Duvardaki saate baktığım da saat 02:47 di. Ses gelmedi. Kapının deliğinden baktığım da sadece sensörlü ışık yanıyordu ancak kimse yoktu.

Yandaki ayakkabılığın üzerinde duran vazoyu aldım. Bir elimde vazo varken kapıyı temkinli bir şekilde açtım. Gerçekten de kimse yoktu. Kapıyı tam kapatacakken yerde kırmızı bir kutu fark ettim. Eğilip kutuyu aldım ve içeri girdim. Vazoyu bir kenara bırakıp kapıyı kilitledim. Kutuyu koltuğa bıraktım. İlk önce dışardan inceledim. Açmakta bir sıkıntı olmadığnı düşünerek kapağı araladım.

Kapağı tamamen açtığımda ise büyük bir şok yaşadım. Kutunun içinde tam ortada siyah gül onun yanında da bir not vardı. Küçük kağıdı elime aldım ve notu okumamla damarlarımdaki kanın çekildiğni hissetmem bir oldu.

Notta bu davayı üstlenerek hikayeni yazdın savcı hanım. Cesedi gören herkes gibi seninde fazla zamanın kalmadı. 15gün... 15 gün sonra sende çürümeye başlıcaksın

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.