Çantamı hızlıca alıp kapıyı çarparak evden çıktım. Annemle boş konular üzerine çok kavga ederdik. Bana babam öldükten sonra çok kötü davranmaya başlamıştı. Resmen kadının ruh hali çok kötüydü. Babam öleli 1 yıl oluyordu ve bir katil tarafından öldürülmüştü. Ve ben o katili bulmaya yemin etmiştim. Ama onu öldürmeyecektim. Aynı acıyı ona da yaşatacak bir hediye olarak verecektim aynı acıyı. Ama benden daha fazlasını yaşayacaktı.
Okula yarım saat geç kalmıştım. Sınıfa girmek için sınıf kapısını açtım. Ders çoktan başlamıştı.
İçeri girerek “ size de günaydın hocam” dedim ve sırama oturup kafamı sırama koydum. Dün çok çalışmıştım. Katile bir adım daha yaklaşmıştım. Eski okulunu bulmuştum ama o dün başka okula nakil olmuştu.
Hoca dersi bitirmiş sınıftan çıkmıştı
.
“Kumsal” dedi Kiraz “a” harfini uzatarak. Kiraz ve Eylül bu sınıfta tanıdığım en yakın arkadaşlarımdı. Öbürleri umurumda değildi. Eylül sınıfımızdaki Buğra’ya aşıktı.
Kafamı kaldırarak “efendim Kiraz” dedim.
“Okulumuza yeni bir yakışıklı çocuk gelmiş. 12. Sınıf diyorlardı.”
Gözlerimi irice açtım. Bir dakika aradığım katilde nakil olmamış mıydı? Sınıftan koşar adımlarla çıktım ve müdür odasının kapısının karşısında durdum. Tam kapıyı açacaktım içerden bir çocuk çıktı. Gözleri… Gözleri babamın gözlerine benziyordu. Benim babamınki gibi mavi gözleri vardı. Hayır kızım Kumsal bu mavi gözlerin sahibine aşık olamayız!
“Affadersiniz çıkabilir miyim?” dedi mavi gözlerin sahibi.
“A kızım Kumsal Deniz’e sınıfına kadar eşlik eder misin?” dedi okul müdürümüz Timur Ulusoy.
“He şey, tabii gel Deniz” Ah aptal Kumsal.
Birlikte müdür odasından çıktık.
“Sınıfın hangi şube?”
“12/C”
“Ne?” ne yani şimdi bunla aynı sınıfta mıydık?
“Ne oldu?” dedi Deniz.
“Ha? Şey bir şey yok.”
Sınıfa girdim ki ders çoktan başlamıştı. Ne ara teneffüs bitmişti.
“Size de merhaba hocam. Size yeni bir öğrenci getirdim.” Deyip sırama oturdum. Hoca yine abartılı şaşkın ifadesini yüzüne takmıştı. Ya sınıfa yeni gelecek bir öğrenciyi bilmiyordu, ya da benim ilk defa sınıfa bir öğrenci getirmeme şaşırmıştı.
Bence ikisi de. Son anda bir şey hatırlayıp sıramdan kalktım.
“A sizi yeni arkadaşımızla tanıştırmayı unuttum.” Tahtaya geçtim ki zaten Deniz çoktan içeri girmişti. Sınıfa dönmüştüm ki Deniz kolumdan tuttu.
“Ben kendimi tanıştırırım” dedi ve sınıfa döndü.
“Selam arkadaşlar ben Deniz Arsal, bu okula yeni nakil oldum” gülümseyip bana döndü. Ben hala ona bakıyordum. Kaşlarımı kaldırarak “öyle mi?” der gibi baktım. O da kafasını salladı. Bu çocuk böyleyse işimiz yaş.
Sınıfa dönüp “evet Deniz istediğin yere oturabilirsin” dedim ve yerime oturdum. Gözlerini sınıfta gezdirip benim önümde ki boş sırada durdu ve gelip oturdu. Onu dürttüm bana döndü.
“Hayırdır, oraya oturuyorsun?”
“İstediğim yere oturabileceğimi söyledin” deyip arkasına döndü. Sakin olmalıyım…
Dersler çok hızlı geçmişti. Hoca son dersi bitirerek sınıftan çıktı. Kızlarla da yemek yemeye bir yerlere gitmiştik. Bir tatili hak ediyordum. Gecelerce çok çalışıyordum. Katile adım adım yaklaşıyordum. Bu Deniz denen çocuğu da araştırmalıydım…
“Ve onu bir kızla sarılırken gördüm yaa” Kiraz yine Buğra’yı anlatıyordu. Bir türlü
hislerini anlatamıyordu.
“Belki arkadaşıdır nerde biliyorsun Kiraz?” dedi Eylül, haklıydı da.
“Neyse ne o ona sarıldı mı? Sarıldı. O yüzden Buğra benim için bitmiştir.” Aynen Kiraz’cım.
“Boş verinde, Kumsal yeni gelen çocukla bir ilişkiniz mi var? Sen sınıfa bir erkekle gelmezdin. Ne oluyoruz?” dedi Eylül. Konu yine bana çekilmişti.
“Bir şey olduğumuz yok Eylül. Müdür istedi bende getirdim.”
Kiraz “hadi orda-“
Deniz gelmişti. Hem de Buğra ve Aykan’la. Bir dakika bunlar ne zaman arkadaş olmuştu?
“O Buğra mı yoksa ben mi yanlış görüyorum.” Kiraz yine saçmalıyordu. Bu çocukta ne buluyorsa?
Masadan bir hışımla kalktım.
“Hadi kızlar gidelim artık.” Dedim daha fazla dayanamayarak. Çünkü bu Kiraz bizi rezil edebilirdi.
“Ama sipariş verdik Kumsal otur oturduğun yerde.” Dedi Eylül. Ah sanırım birazdan olacakları düşünemiyor.
Kiraz bir keresinde Buğra’nın yanına gitmiş. Ona aptal aptal şeyler söylemişti. E garibim Buğra ‘da ne yapsın, kim bir aptalı anlayabilir ki? Kiraz’ı tek başına bırakmış. O günün gecesinde boştan yere depresyon gecesi yapmıştı Kiraz. Hem de Eylül ve beni çağırarak.
Dişlerimin arasından “Eylül ben bir şey diyorsam sebebi vardır de mi? Ben hallederim yemekleri. Başka yerde yeriz. Hem de ben ısmarlarım “ dedim.
Kiraz hala Buğra’ya bakıyordu. Buğralarda bize bakıyordu. Eylül yerinden kalktı ve Kiraz’ı kolundan tutup dışarı çıktı.
Kasaya gidip “affadersiniz bakabilir misiniz?” dedim kasaya doğru.
Uzun boylu, yaklaşık 20li yaşlarda bir genç çocuk yanıma geldi.
“Evet efendim bir şeye ihtiyacınız var mı?”
“Ha evet, bizim servis ettiğimiz yemekleri 5. Masaya servis edebilir misiniz? Ha bir de ödemeyi onlar yapacak. Onlara bir sürpriz yapmak istiyorum ve bir not kağıdı alabilir miyim?” dedim çocuğa.
“E şey tabi ki efendim” dedi çocuk bana bir not kağıdı vererek.
Notu yazıp çocuğa vererek dışarı çıktım. 5. Masa Buğraların masasıydı. Demek takip ediyorlar onlara bir ders lazımdı.
“Ödemeyi yaptın mı?” dedi Eylül.
“Hı hı. Kızlar hadi herkes evine gitsin.” Dedim ve onları bırakıp evin yolunu tuttum. Bugün Deniz’i araştırmalıydım. En önemlisi de eski okulunu.
Duş alarak yatağıma yattım.
Sabah olmuştu ve ben yine kahvaltı etmemiştim. Kahvaltılardan nefret ederdim.
Ve evet geç kalmıştım. Ama bu sefer 1 ders geç kalmıştım. Hep yarım saat geç kalırdım. Ne oldu bana?
Sınıftan içeri girdim ki Aykan ve Buğra önümü kesti.
“Ne oluyor?” dedim. Buğra ile birkaç konuştuğumuz vardır. Ama Aykan ne alaka?
“Bu ne Kumsal?” dedi Buğra elindeki not kağıdını bana uzatarak. Elinde ki not kağıdını alıp okudum.
“Merhaba ben Kumsal. Görünüşe göre fakir olduğunuzu sandım da bizim masadaki yemekleri size servis ettirdik. Teşekküre gerek yok, afiyet olsun.”
A sanırım biraz kızmışlar..