Uçak, NASA’nın Florida’daki devasa üssüne teker koyduğunda, Tom’un içindeki heyecan ve gerilim had safhadaydı. Kapı açılıp aşağı indiğinde karşısında yükselen STAR-LIGHT’ın heybeti nefesini kesti. Gümüş gövdesi, yaklaşan karanlığa inat parlıyordu.
Profesör Clark, Tom’u hangarın içindeki toplantı alanına doğru yönlendirdi. Üç kişilik ekip onları bekliyordu. Tom’un gözleri ekibin üzerindeydi ama birden, aralarındaki tanıdık bir silüeti fark edince adımları duraksadı.
Esmer tenli, yapılı adam; o sert ama güven veren çehresiyle karşısında duruyordu. Tom, şaşkınlık ve neşeyle dolu bir nida attı: "Ed? Ne yapıyorsun adamım!"
Tom, protokole falan aldırmadan esmer adama doğru atıldı ve ona sıkıca sarıldı. Yıllardır görmediği eski dostunu, o motor yağları ve uçak sesleri içindeki geçmişlerini kokluyordu sanki.
Edman Stewart, Tom’un bu ani sarılmasına şaşırsa da, o da pilotu sıkıca kucakladı. Yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi. Tom’un sırtına güçlüce vurduktan sonra geri çekildi ve pilotun sapsarı saçlarına bakarak:
"Unutmamışsın sarı çıyan," dedi, sesi hem alaycı hem de duygusaldı.
Tom, sapsarı saçlarını eliyle geriye iterek güldü. "Seni o uçak gemisinde motor yağları içinde bıraktıktan sonra NASA’nın baş mühendisi olacağını kim bilirdi?"
Edman: "Eee, 'sarı çıyan'ı solucan deliğinden kimse sağ çıkaramaz, benden başka. STAR-LIGHT’ı o canavarla (TON-618) yüzleşmesi için ben hazırladım."
Profesör Clark, bu samimi buluşmayı tebessümle izledi ama sonra ciddileşti: "Duygusallığı sonraya saklayın beyler. Diğer ekip üyelerini de tanıyın. Zaman daralıyor."
Profesör, önce biyolog Emily Dante’yi, sonra da torunu, astrofizikçi Isabel Clark’ı tanıttı. Tom, eski dostu Edman’ın yanındaki bu yeni ekibe ve STAR-LIGHT’a bakarken, bu imkansız görevin o kadar da imkansız olmadığını hissetti.
Profesör Clark, yanındaki genç kadını işaret etti. "Bay Brown, bu Emily Dante. Kendisi hem bir biyolog hem de uzman bir jeologdur. Gideceğimiz o yabancı galakside, ayak basacağımız toprağın bizi zehirleyip zehirlemeyeceğini ya da bulacağımız suyun içilebilir olup olmadığını o belirleyecek."
Emily, Tom’un sapsarı saçlarına ve kendine güvenen duruşuna hafif bir tebessümle baktı. "Memnun oldum Kaptan. Umarım pilotluğunuz, benim laboratuvar sonuçlarımı görecek kadar bizi hayatta tutar," dedi. Sesi sakin ama bir o kadar da otoriterdi.
Ardından Profesör, ekibin en genç ama en stratejik üyesine döndü. Sesindeki gurur bir anlığına hüzünle karıştı. "Ve bu da Isabel Clark... En iyi astrofizikçimiz ve aynı zamanda benim torunum."
Tom, Isabel’e baktığında genç kadının gözlerindeki o derin zekayı ve kararlılığı hemen fark etti. Profesör’ün, kendi kanından birini bu dönüşü olmayan yola, TON-618 gibi bir canavarın kucağına göndermesi, görevin ciddiyetini Tom’un iliklerine kadar hissettirdi.
Isabel: "Teorik olarak her şey hazır, Kaptan. Einstein’ın zaman kayması denklemlerini STAR-LIGHT’ın sistemlerine entegre ettim. Solucan deliğine girdiğimiz an, sadece uzayda değil, zamanda da yolculuk yapmaya başlayacağız. Sizin göreviniz bizi o kütleçekiminden sağ çıkarmak, benimki ise hangi yılda olduğumuzu hesaplamak."
Tom, ekibine baktı: Esmer ve sadık dostu Edman, keskin zekalı Emily ve zamanın anahtarını tutan Isabel. STAR-LIGHT’ın devasa gölgesinde el sıkıştılar.