Uluslararası Tekstil Fuarı beklenenden çok daha büyüktü.
Dev salonun içinde dünyanın dört bir yanından gelen üreticiler stant açmıştı. İtalyan ipekleri, Fransız dantelleri, Japon kumaşları...
Lara gözlerini kocaman açmış etrafına bakıyordu.
"Ben burada yaşayabilirim."
Kerem yanında yürüyordu.
"Beni şaşırtmadı."
"Burada kumaş var."
"Evet."
"Çok kumaş var."
"Evet."
Lara dramatik bir şekilde döndü.
"Kerem, burada mutluyum."
Kerem güldü.
"İlk kez benim yanımda mutlu olduğunu duyuyorum."
Lara hemen kendini düzeltti.
"Ben kumaşlarla mutluyum."
"Acı verici ama kabul edeceğim."
---
Öte yanda İpek ve Ege, İtalyan bir üreticinin standındaydı.
Üretici heyecanla yeni koleksiyonunu gösteriyordu.
İpek kumaşlardan birini eline aldı.
"Bu inanılmaz."
Ege ona baktı.
"Kumaşlar hakkında konuşurken çok heyecanlanıyorsunuz."
İpek gülümsedi.
"Çünkü seviyorum."
"Fark ettim."
İpek birkaç saniye sustu.
"Peki siz? Şirket dışında sevdiğiniz bir şey var mı?"
Ege düşünmeye başladı.
Uzun uzun düşündü.
İpek şaşkınlıkla güldü.
"Bu kadar zor bir soru değildi."
Ege hafifçe gülümsedi.
"Sanırım uzun zamandır kendime bunu sormadım."
İpek onu ilk kez bu kadar samimi görüyordu.
Tam o sırada Meral Hanım'ın sesi duyuldu.
"İpek! Ege Bey! Buraya gelir misiniz?"
---
Grup tekrar bir araya geldiğinde Mert'in elinde kalın bir katalog vardı.
"Sanırım koleksiyonun ana kumaşını buldum."
Meral Hanım şüpheli görünüyordu.
"Önce görelim."
Mert kumaşı masanın üzerine serdi.
Herkes birkaç saniye sessiz kaldı.
Kumaş gerçekten çok güzeldi.
Klasik çizgileri modern detaylarla birleştiren özel dokulu koyu lacivert bir kumaştı.
Meral Hanım istemeden de olsa etkilendi.
"Fena değil."
Mert kaşını kaldırdı.
"'Fena değil' mi?"
"Benim için büyük iltifat."
Mert gülümsedi.
"Teşekkür ederim."
Lara hemen İpek'e eğildi.
"Flörtleşiyorlar."
"Kesinlikle."
"Ve ikisi de farkında değil."
---
Öğle saatlerine doğru grup fuarın restoran bölümüne geçti.
Meral Hanım ve Mert üreticilerle görüşmek için kısa süreliğine ayrıldılar.
Geriye dört genç kalmıştı.
Kerem masaya otururken gülümsedi.
"Sonunda biraz huzur."
Ege sakin bir şekilde kahvesini aldı.
"Katılıyorum."
Lara şaşkınlıkla ikisine baktı.
"Şok oldum."
"Neye?" diye sordu Kerem.
"Siz ikinizin aynı konuda anlaşmasına."
Kerem dramatik bir şekilde iç çekti.
"Ben aslında çok uyumlu bir insanım."
"Evet." dedi Ege. "Değilsin."
"Bak, yine başladı."
İpek gülerken garson siparişleri getirdi.
Ancak tam o sırada garsonun ayağı kaydı.
Bütün içecekler masaya döküldü.
Ve en büyük felaket...
Koleksiyon için seçtikleri kumaş örneklerinin üzerine.
"Hayır!"
Lara sandalyesinden fırladı.
Meral Hanım ve Mert de gürültüyü duyup geri geldiler.
Meral Hanım kumaşlara bakınca yüzü bembeyaz oldu.
"Bu mümkün değil..."
Kumaş örneklerinin çoğu mahvolmuştu.
Mert hemen garsona döndü.
"İyi misiniz?"
Genç garson son derece paniklemiş görünüyordu.
"Çok özür dilerim efendim, ben—"
Mert bir anda sustu.
Garsonun cebinden yere düşen kartı görmüştü.
Yerde duran kartta gümüş renkli zarif bir logo vardı.
Atelier Vesper.
Mert'in yüzündeki ifade anında değişti.
Meral Hanım da logoyu görünce donup kaldı.
"Bu..."
Lara şaşkınlıkla sordu:
"Atelier Vesper da kim?"
Meral Hanım ağır bir nefes verdi.
"Sektörün en büyük yatırım şirketlerinden biri tarafından desteklenen yeni bir moda evi."
Mert'in çenesi gerildi.
"Ve son aylarda hem Maison Noir'ın hem de Maison D'Elior'un müşterilerini çalmaya çalışıyorlar."
Ege kaşlarını çattı.
"Yani ortak bir düşmanımız var."
"Görünüşe göre öyle." dedi Mert.
Tam o sırada genç garson panikle etrafına baktı.
Ve aniden koşmaya başladı.
"Dur!" diye bağırdı Kerem.
Kerem ve Ege aynı anda adamın peşinden koştu.
Lara da refleksle birkaç adım attı ama İpek onu kolundan tuttu.
"Nereye gidiyorsun?"
"Merak ettim!"
"Sen koşamazsın."
"Neden?"
"Topuklu ayakkabı giyiyorsun."
Lara ayağına baktı.
"... Haklısın."
Yaklaşık beş dakika sonra Ege ve Kerem geri döndü.
"Nerede?" diye sordu İpek.
Kerem sinirle saçlarını geriye itti.
"Kaçtı."
Ege sert bir ifadeyle ekledi:
"Profesyonel birine benziyordu."
Masada sessizlik oluştu.
İpek yavaşça sordu:
"Bu... bir kaza değil miydi?"
Meral Hanım ve Mert birbirlerine baktılar.
Sonra Meral Hanım ağır bir sesle konuştu.
"Hayır."
Mert başını salladı.
"Bu bir uyarıydı."
Lara kollarını göğsünde birleştirdi.
"Harika."
Kerem kaşlarını çattı.
"Birileri ortak koleksiyonu istemiyor."
Ege ise sakin ama sert bir sesle konuştu:
"O zaman koleksiyonu bitirmemiz gerekiyor."
İpek ona baktı.
"Evet."
Meral Hanım derin bir nefes aldı.
"Artık çok daha dikkatli olacağız."
Ancak grubun fark etmediği bir şey vardı.
Salonun üst katındaki balkondan biri onları izliyordu.
Ve gülümsüyordu.