Gelen bildirim sesiyle elimdeki telefona baktım.
Ukde: adlı kullanıcıdan yeni bir mesajınız var.
Ukde: Hazır mısın? Kapıdayız.
Ona hazır olduğumu ve birazdan orada olacağımı söyleyen bir mesaj atıp yatakta doğruldum. Düşünmekten beynim iflas etmişti. Ağrıyan başımı avuç içimle ovalayıp homurdandım. Elime ten rengi büyük bez çantamı alıp odamdan çıktım.
"Evet hazır mıyız?" dedi Ukde neşeyle. Küçük bir çocuk gibi ellerini birbirine çırpıp sevinçle gülümsedi. Bu hâline gülümseyerek baktım. Yirmi üç yaşına gelmiş bir yetişkin olsa da benim gözümde hâlen Alacakaranlık izleyen liseli kız olarak kalacaktı. Onu başımla onaylayıp Deniz'e baktım. Deniz'de bizi onaylayarak gaza bastı. Açık camdan saçlarımı dağıtan rüzgara baktım ve camdan elimi uzatarak hissetmeye çalıştım.
Arabanın durduğunu hissedince gözlerimi aralayıp kendimi dışarı attım. İleride küçük bir tekne vardı. Bizim teknemiz. Kızlardan önce koşarak oraya vardım.
Dar ve neredeyse paslanmış merdivenden zıplayarak indim ve tekneye adımımı attım. Pekala küçük bir tekneydi ama zaten üç kişi olacağımız için sorun olmazdı. Bu sırada kızlar da gelmişti. Ukde her zamanki tükenmeyen neşesiyle kaptanın yanına gitti. Yaklaşık olarak bir kaç dakika sonra ise tekne hareket etmeye başlamıştı. Biz ise çoktan yerleşmiştik.
"Heyecanlandım." dedi Ukde nefesini vererek. Gerilmişti.
"Sen hep heyecanlısın." dedim ona nazaran rahat bir sesle. Deniz ise sadece gözlerini devirdi. Ayağa kalkıp temkinli adımlarla teknenin önüne çıktım. Güneş gözlüğümü saçlarımın arasına yerleştirip dikkatle denize bakmaya başladım. Gittikçe koyulaşan rengi dışında pek bir şey yoktu. Tam gözlerimi sudan ayıracağım sırada neredeyse bir insan boyutunda bir şeyin geçtiğini hissettim. Hışımla gözlerimi çevirip tekrar baktım. Tekrar baktığımda ise bir şey yoktu. Hayal gücüm.
Elimle şakaklarımı ovdum. Migrenim tetiklenmişti. Yavaş adımlarla kızların yanında döndüm. Deniz bana baktı ve hiç bir şey söylemesem bile çantasındaki ağrıyan kesiciyi bana uzattı. Sadece gülümsemekle yetindim. Beni, ben daha bir şey söylemeden anlıyordu.
Tekne durdu ve ardından zincir sesleri gelmeye başladığında hepimiz birbirimize heyecanla baktık. İçimden bir ses denize girmemem gerektiğini söyleyip duruyordu. Tadımızı bozmamak için iç sesimi bir kenara attım ve ana odaklanmaya çalıştım.
Ukde üzerindeki her an yırtılacakmış enerjisi veren ince kumaşlı elbisesini çıkarıp denize atladı. Deniz ve ben ona nazaran yavaş hareketlerle üzerimizdekileri çıkarıp denize girdik.
Diğerlerinden biraz uzaklaşıp kafa dinlemeye karar verdim. Gerilmiş kollarımı sudan çıkartıp yüzerek ileriye gittim. Tekneden kaptanın açtığı müzik kulaklarımda yankılanıyordu. Gözlerimi kapattım ve kendimi suyun güvenilir kollarına bıraktım ardından melodiyi duymaya çalıştım.
"Eğer gidersen, kalacağım."
"Geri dönersen, burda olacağım."
Tam altımdan ışık hızında bir şey geçtiğini hissedince parmaklarımın ucuna kadar ürperdim. Gözlerimi korkuyla açıp diğerlerinin yanına yüzmeye çalıştım. Boşunaydı. Ayak bileğimin üzerinde keskin bir acı hissedince ağzımdan istem dışı bir inilti kaçtı.
Dişlerimi sıkıp daha hızlı yüzmeye çalıştım. Dişlerimin acımaya başladığını hissettiğimde acıyla yüzümü buruşturdum. Tekneye çıkıp kendimi bıraktım ve acıyan bileğime kısık gözlerle baktım. Tam damarımın üzerinden yaralanmıştım ve kan fışkırıyordu. Gözlerim kararırken bir kaç ses ve Ukde'nin çığlığını duydum.
Karanlığa gömülmeden önce gördüğüm son şey ise Deniz'in bana endişeyle bakan yüzüydü.
☙
Ayak bileğimden hissettiğim yoğun acıyla göz kapaklarımı yavaşça açtım. Bileğime bakıp yüzümü buruşturdum. Bez parçasıyla sarmışlardı. Hala teknedeydik. Kendimi zorlayarak ayağa kalktım. İç güdüm beni denize itiyordu. Başımı sallayıp bu düşünceden kurtuldum. Tetiklenen migrenim yüzünden ağrıyan başımı duvarlara vurmaktan son anda vazgeçip Deniz'in çantasını açtım. İçinden bir ağrıyan kesici alıp su olmadan yutkunup, yuttmaya çalıştım.
Kızların yanına gittiğimde Ukde endişeyle oturmuş dolu gözlerle etrafa bakıyordu. "Deniz nerede?" dedim. Geldiğimi fark etmemiş olmalı ki sıçrayıp bana baktı. Korkudan kocaman olmuş gözleri beni görünce yumuşadı ve kollarını boynuma sardı. "İyisin." Bunu kendi söylemek ister gibiydi.
"Deniz nerede?" dedim tekrar.
Sorumu umursamadı. "Senin için çok endişelendim. Aslında-" sözünü tamamlamasına izin vermeyerek kollarından tuttum ve beni anlamasını bekledim. "O denize girmek istediğini söyledi ve gitti. Başka hiç bir şey söylemedi ama yaklaşık yarım saattir yok. Onu aradık ama bulamadık. Yakınlarda bir kıyı var. Muhtemelen orada diye düşündük." dedi ve derin bir nefes verdi. Endişeyle birlikte kalbim korkuyla atmaya başladı. Tanrım, nasıl bu kadar vurdumduymaz olabiliyordu?
"Pekala," dedim. "Ben etrafa bir bakıp geliyorum."
Gözleri kocaman oldu ve minik, kalp şeklinde dolgun dudakları aralandı. "Bu halde tek başına mı?" Başımı salladım.
"Tek başına gidemezsin."
"Senden izin istemiyorum."
"Hayır beni yanlış anladın." dedi. "Bende seninle geliyorum."
Gülümsedim. Yalnız olmadığımı hissettiren bir kaç andan biriydi bu sadece. Ayağıma deniz tuzundan yanmaması için poşet geçirip sıkıca bağladıktan emin olduktan sonra denize girdik. Beraber kıyıya kadar yüzdük. Kıyıya varınca poşeti çıkarıp bir kenara koydum. Uçmaması için ise üzerine büyük bir taş parçasını da yerleştirdim.
İleride ağaçların arasında siyah saçlı bir kız vardı. Deniz. Yanına koşarak vardık. Bacağını tutmuş, yüzünü buruşturmuştu. Okyanus mavisi gözlerine baktım. Mavileri göz yaşları yüzünden parlıyordu. Ellerimi yanaklarıına koyup yüzünü kendime çevirdim. "Ne oldu?" dedim panikle ona bakarak. "Bileğim burkuldu."
Ukde nefesini tutmuş bana bakarak konuştu. "Ona bir bandaj getir."
Başımla onu onaylayıp koşarak denize girdim. Yüzerken bez parçasının içinden tuzlu su girdiğini hissedince acıyla inledim. Poşeti unutmuştum. Daha hızlı yüzmeye çalışırken ayağıma bir şey takıldı. Bir el. Bir el ayak bileğimi kendine çekerek beni suyun içine çekti. Boğuluyordum. Gözlerim yanıyordu. Gözlerim kararıyordu. Panik içinde karanlığa gömülürken elimden bir şey gelmiyordu.
☙
Gözlerimi açınca denizin altında olduğumuzu fark ettim. Yanımda biri vardı. Korkuyla yanımdaki karartıya baktım ve gözlerimi kocaman açtım. "Hayır," diye fısıldadım korkuyla. "Hayır hayır hayır, olamaz."
Parıltılı pullarla kaplanmış derisi olan bir adam duruyordu karşımda. Kendimi koruma güdüsüyle ellerimi kendime sardım. Suda nefes alıyordu. Bende alıyordum. Suda nefes alıyorduk! Gözlerimi ondan asla ayırmıyor korkuyla kesik kesik nefes alıyordum. Kalbim yerinden çıkacaktı. Gözlerimi yumdum ve bunun bir kabus olmasını dileyerek tekrar açtım. Değildi. Hâlâ bana gözlerini dikmiş sakince bakıyordu. Ben ise onun aksine korkuyla etrafıma bakıyordum.
Yanıma yaklaşınca çığlık atıp kaçtım. "Sakin ol," dedi kalın ve tok sesiyle. "Sana zarar vermeyeceğim. Sadece yardım edeceğim."
Kaşlarımı çatıp "Yardıma ihtiyacım yok!" dedim avazım çıktığı kadar bağırarak. Vardı. Hemde çok vardı. "Git."
Dolan gözlerimi kırpıştırıp tekrar konuştum fısıldayarak "Lütfen," dedim. "Git." Sakince bana bakıp ellerini kaldırdı. "Bir şey yapmayacağım sana." dedi. "Sadece kendine bir bak."
Bu sefer sözlerini dinledim ve gözlerimi üstüme çevirdim. Ayak bileğimdeki iz sol bacağımın her yerini kaplamıştı ve belime kadar uzanıyordu. Parlak beyaz ize dokundum. Tenimin üzerinde çakmakla yakıyorlarmış gibi hissettim. Acıyla çığlık atıp elimi izden sanki ateşe dokunmuşum gibi çektim. Sanki etim lime lime ediliyor gibi hissetmiştim.
Gözlerimi kapatıp sakinleşmeye çalıştım. Biraz daha sakinleştiğimi hissedince gözlerimi açıp karşımdaki şeye baktım. "Sen nesin?" dedim. Güldü.
"Ne olduğumu boş ver. Ben Baran," dedi ve elini uzattı. "Baran Aksoy. Seni bulunduğun durumdan biraz olsun kurtarmak için burdayım." Elini tutmadım. Fazla rahattı ve bu beni rahatsız ediyordu.
"Seni kim gönderdi ve üzerimdeki iz neden var?" Merak ettiğim çok soru vardı ama ağırdan alacaktım. Korkuyla nefesimi verip ona baktım. Madem yardım etmek istiyordu pekala o zaman sorularımı cevaplayacaktı.
"Kimse göndermedi. Kendim istediğim için buradayım ve... Üzgünüm," dedi sıkıntıyla. "Artık masum değilsin."
"M- Masum değilim derken ne demek istiyorsun?" dedim kekeleyerek. Kekelediğim için kendimden nefret ettim. Güçlü bir imaj vermeye çalışırken kekelemem hiç yardımcı olmuyordu. "Arkadaşlarım nerede?" dedim bu sefer, sesimin titrememesi için dişlerimi sıkarak.
"Bilmiyorum."
Gözlerimi kapatıp biraz bekledim ve tekrar açtım. Olayları sindirmeye çalışıyordum ama hiç bir şey anlamıyordum. "Pekala bana nasıl yardım edeceksin?"
"Acının azalmasında yardım edebilirim sadece. Başka yolu yok. Kurtulamazsın." dedi kadife gibi sesiyle.
"Neyden kurtulamam?" dedim merakla.
"Ona dönüşmekten."
**