İçeriğe geç

Okyanus Ve Kül

Bölüm 2 · 2 dk okuma

Okyanus Ve Kül

Bölüm 2

Sessiz Yas

Köyün üstüne ağır bir sessizlik çökmüştü. Zelal Hanım’ın ölüm haberi, dağlardan yankı gibi yayıldı. Kadınlar ağladı, erkekler sustu. Çünkü burada erkeklerin ağlaması ayıptı; ama herkes biliyordu ki Azad Barzanî’nin içi paramparça olmuştu. Avluda odun ateşi yanıyor, kadınlar başlarına siyah örtüler çekmiş, Kur’an okuyordu. Evin içi acının kokusuyla doluydu — lohusa yatağından gelen kan, tütsü, gözyaşı, sabah ezanının yankısıyla karışmıştı. Zelal’in üç oğlu, annelerinin beyaz kefenine sessizce bakıyorlardı. Nevroz elini yumruk yapmıştı, gözyaşlarını gizliyordu. Adar küçük kardeşini sarmalıyor, Baran sadece sessizce toprağa bakıyordu. Henüz anlamıyorlardı ölümü, ama evin içindeki boşluk, her nefeste onları sıkıştırıyordu. Azad, avlunun köşesinde diz çökmüş, başını ellerinin arasına almıştı. Gözleri kızarmış, dudakları çatlamıştı. “Zelal’im…” dedi fısıltıyla, “ben seni dağlara sığdıramadım, toprağa nasıl koyarım?” Kimse o gün onunla konuşmaya cesaret edemedi. Oysa içeride, beşiğin içinde minicik bir bebek nefes alıyordu. Avjin… Annesinin ardından gelen sessizlikte ağlamayı bile bırakmıştı. Sanki o da biliyordu, annesi artık kokusuz bir rüzgârdı. Ebe kadın sessizce beşiğe yaklaştı, üzerini örttü. “Bu çocuk anasının canıyla geldi,” dedi fısıltıyla. “Ama belki bir gün anasının adını yaşatır.” Günler geçti. Yas evi, insanların uğrak yeri oldu. Kadınlar taziyeye geldi, dua etti, gitti. Ama Azad hiçbirine bakmadı. Gece olunca, odasının köşesinde, Zelal’in yazmasını elinde tutar, gözlerini kapatırdı. Yazmanın içinde hâlâ onun kokusu vardı. “Sen kız istedin, Rabbim verdi. Ama seni aldı…” diye söylenirdi her seferinde. Her sabah Azad, Avjin’in beşiğine yaklaşır, onu izlerdi. Küçük elleri havada titrer, dudakları emme refleksiyle arardı annesini. Azad’ın içi parçalanırdı. “Ben seni hem anan, hem baban olacağım,” dedi bir sabah. Ama gözlerinin derininde bir korku vardı: Ya Zelal gibi bu kız da bir gün sevgisiyle canını yakarsa? Köyde artık herkes Avjin’i “anasız doğan kız” diye anıyordu. Bazısı “uğursuz” derdi, bazısı “kaderin yükü”. Ama Azad, her duyduğunda yumruğunu sıkardı. “Uğursuz değil,” derdi dişlerinin arasından, “o benim Zelal’imin emaneti.” Ve o günden sonra, Azad’ın kalbi bir mezar gibi sessizleşti. Konaktaki çocuk gülüşleri azaldı, müzik sustu, kahkaha unutuldu. Yalnızca bir bebek ağlaması yankılanıyordu geceleri — bir annenin yerine, bir babanın içindeki ölü sessizliği dolduruyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.