Bu bölümde Nerissa ve Bora'ya daha çok yer verdim. Hatta çok çok yer verdim. Önceki bölümlerde daha çok Okyanus ve Bora ilişkisi ağırlıklıydı;) Okuduysanız fark etmişsinizdir ballarım. Gelişmelerin ağırlıklı ve fazla olduğu bölümlere ise yaklaşıyoruz... bu kadar spoi yeterliydi bencetrong>
İyi okumalar canlarımm
•••
Okul çıkışı yine ve yine provamız vardı. Hoca olmayacaktı ama bunu telafi edeceğini söylüyordu. Sıkıntı yoktu. Sonuç olarak keyfi değildi. Hocanın da işleri olabilirdi.
Bu da benim işime geliyordu zaten.
Müzik sınıfına Bora'dan önce gelmiştim. İçimde karnımı deli gibi ağrıtacak bir heyecan vardı. Bu hissi, yaşadığım heyecanı çok seviyordum. Enerjime enerji katıyordu. Bir gün bunları yaşamayı bırakır, bu duyguları hissetmezsem her şey kötüye giderdi.
Bu sefer sırada oturmak yerine kalkıp etrafı gezindim. Ardından elektro gitarlara baktım. Elektro gitar çalacaktım. Daha zamanım vardı lakin bir an önce öğrensem iyi olurdu.
Siyah elektro gitarı elime aldığımda ağırlığı ile yüzleştim. Tek elle taşıyamazdım. İki elimle tutup yana çevirdim, doğru pozisyona getirdiğimden emin olduğumda parmak uçlarımı gitarın kalın tellerinde gezdirdim. Ses çıkmıyordu. Elektroyu da penasız çalamazdım zaten.
Bildiğim bir notayı ince ince, yavaş yavaş çalmaya başladım. Şarkının ritmine ulaşıyordum lakin tiz ve uyumsuz bir ses çıkıyordu. Yine de hoşuma gitmişti. Klasik gitar çalabildiğimden zorlanmaya bilirdim. Ama pena ile çalacak olup parmaklarımı çok daha hızlı hareket ettirmek işin uzamasına sebep olabilirdi.
Çaldığım, çalmaya çalıştığım şarkı Yapma N'olursun'du. Dolu Kadehi Ters Tut'a aitti.
Şarkının sözlerini mırıldanmaya başladım. "Ananas gibi, ahududu gibi. Ama daha çok avokado gibi tabi." Çok net söylemiyordum ancak sınıfın sessizliğinden net duyuluyordu. Bir şeyleri yapamayıp yapmaya çalışmak bile enerjimi arttırdı. Çalmaya birkaç saniye daha devam ettim. Çalmayı bıraktığımda ise Elektro gitarı eski yerine bıraktım. Yüzümdeki gülümseme arttıkça artıyordu.
Kapıya arkam hafif dönük olan bedenimden ötürü arkamı göremiyordum. Bir çift göz sanki beni izliyormuş gibi hissettim. Elektro gitarı bırakır bırakmaz kapıya doğru döndüm ve gördüğüm manzara karşısında donakaldım. Bora yüzündeki içten gülümseme ile bana bakıyordu.
Hangi ara gelmişti? Sesini dahi duymamıştım. Yalnızca hissetmiştim.
Yüksek ihtimalle şuan rüyadaydım ve yine aynı şey yaşanacaktı. Karanlık neredeydi? Beni tekrardan içine çekecek miydi?
Yavaşça yutkundum. Yüzümdeki gülümseme silinirken istemsizce, aklıma gelen rüya yüzünden ciddileştim. "Ne zamandır oradasın?" dedim. Sesim birazcık titremişti. Yutkundum. Titremese çok daha iyi hissedebilirdim.
"Şarkıyı söylemeye başladığından beri."
Soğuk kanlı olmaya çalışırken başımı aşağı yukarı salladım. "Elektro çalabiliyor muyum diye denemek istedim." dedim gözlerinin içine bakarken. Sağ elini siyah pantolonunun sağ, ön cebine attı. Bana doğru adımladı. Çenesi dikti. Adem elması bakış açıma girerken neden bu kadar içten gülümseyip titrememe neden olduğunu düşünmeden edemedim.
"Seni elektroya çalıştırmak çok isterdim ama bir ay sonra yarışmamız var."
Alt dudağımı dişlerimin arasına alıp kemirmeye başladığımda stres oldum. Bir gün öncesinde gayet mutluydum. Liya ile birlikte dans bile etmiştik. Hem planlarım vardı. Yarışma da kimliğimi Bora'ya açıklamak gibi...
"Hâlâ daha olumsuz mu düşünüyorsun?" Diye çekingen bir tavırla sordum.
Bir şey söylemeden omzuna taktığı gitar çantasını ona en yakın sıranın üzerine bıraktı. Siyah çantanın, siyah fermuarını açarken damarlı eline gitti bakışlarım. Çantayı komple açtığında ise lacivert elektro gitarı görmek oldukça iyi hissettirdi. Çok güzel bir rengi vardı. Fazla havalı ve çekici duruyordu.
Elektro gitara mı yükselmiştim az önce?
"Ciddi çalışmamız lazım." Dedi, ona katılıyordum. Gerçekten ciddi olmamız lazımdı. İşi ciddiye almak gibi.
"Katılıyorum."
"Bu sefer elektroyu oturarak değil de ayakta çalacağım. Sahne de ayakta çalacağım çünkü." Bana açıklama yapıyordu, bu hoşuma gidiyordu.
Onaylayan bir mırıltı çıkardım.
"Hoca ile dün konuştum. Yarınki çalışmamızda bize eşlik edecek ve sahnede neler yapıp yapmayacağımızı bize anlatacak."
Kaşlarım havalandı. "Ekstra başka bir şey mi yapacağız yoksa?"
"Galiba."
O amfinin olduğu yere giderken kabloları ayarlıyordu. Ben ise çantama doğru ilerleyip suyumu elime aldım. Boğazımın kuru olmasını istemezdim. Çünkü öyle kötü etkileniyordum. Ondan dolayı su içmek iyi geliyordu. Birkaç yudum su içtikten sonra boğazımı temizledim. Rahat mıyım değil miyim onu çözmeye çalıştım.
Rahattım. Hatta hiç olmadığım kadar.
"Okyanus," diye bana seslenen Bora'ya çevirdim bedenimi.
Kaşlarım havaya kalkarken arkası bana dönüktü. Geniş sırtıyla bakışmıştım. "Efendim."
"Sen Eflin'i daha önceden tanıyor musun"
Yüzüm ekşidi. Bunu neden merak ediyordu tahmin edebiliyordum doğrusu. O Eflin denen ucubenin Bora'ya karşı beni kötülediğini ya da benden bahsettiği aşikârdı.
"Evet de neden sordun?" dedim ciddiyetle. Ona karşı ilk defa bu kadar tavırlıydım.
"Bugün senin hakkında birkaç bir şey dedi." Bana doğru döndü. Amfi ile olan işi bitmiş olmalıydı. Elektro gitarını eline aldığında tam olarak kendi alacağı pozisyona geçmemişti.
Dudaklarımı büzüm başımı aşağı yukarı salladım ve birkaç adım atarak onun karşısına geldim. Aynı zaman da tahtanın da önüne gelmiştim. "Mesela neler dedi?"
"Kötü bir insan olduğundan bahsetti."
Bunu önceden tahmin ettiğim için ve tahminim doğru çıktığı için güldüm. "Şaşırmadım."
Dudağının kenarı usulca kıvrıldı. Gözleri kısılırken bakışlarını gözlerimden çekip elektro gitarına odaklandı. Parmakları teker teker elektronun tellerinde gidip gelirken konuştu. "Aranızda yaşadığınız şeyi merak etmiyorum. Merak ettiğim tek bir şey var o da sana yaptığı şey karşısında sessiz kalmamış olman."
Kaşlarım çatıldı. Bu bir nevi soru cümlesiydi. Gözlerimi kısma sırası bendeydi. Titremeye başladım. Titrememi sesime yansıtmadan konuştum. "Bana bir şey yaptığından eminsin. O zaman olayı öğrenmişsin." İçimi kaplayan huzursuzluk tuhaf bir şekilde arttı. Eflin gidipte Bora'ya, Okyanus seni seviyor dememişti demi?
"Hayır olayı öğrenmedim. Onu tanımıyorum."
"Beni tanıyor musun?"
"Yalnızca bir tahmin üzerine konuştum. Tepkini ölçmek için. O tahminim de doğru çıktı. Ve seni tanımıyorum ama...." Bakışlarını gitardan çekip benim mavi gözlerimle buluşturdu. "Tanıyabilirim."
"Ya olayı kendi bakış açımdan değerlendiriyorsam yine de ona suçlu diyebilecek misin?"
"Demeyeceğim çünkü olayı kendi bakış açından dahi değerlendirsen bir konu üzerinde çoğunluk hem fikirse o doğru olandır. Bak bakalım Eflin'in yanında doğru dürüst insan görebiliyor musun?" Kaşları havalandı. "Yanlış anlama onu yalnız diye yargılamıyorum. Sadece demek istediğim yalnızlığının yaptıklarından kaynaklı olabileceği. O açıdan değerlendir. Belki de yalnızlık kendi seçimidir. Ancak ben hiç öyle zannetmiyorum."
Ani bir şekilde vücudumda hissettiğim soğukluk donup kalmama neden oldu. Gözlerimi kırpıştırırken ne yapacağımı bilemedim. Bakışlarımı ondan kaçırıp bedenimi sıralara doğru çevirdim. Bakış açımda artık o yoktu. Susmam o anlık ona hak vermem anlamına geliyordu.
Çok net olmayan ama anlaşılan bir gülme sesi duydum. Duyduğum gibi gülmemek için kendimi zor tutsamda yanaklarımın kızardığını biliyordum. "Ne oldu?" Dedim istemsizce.
"Yanaklarını kızartacak derecede ne söylediğimi düşünmeye başladım. Bir kanıya varamayınca da..." omzunun üstünden bana bir bakış attı. Sırıtıyordu.
Bakışına gözlerimi kırpıştırarak cevap verdim.
Bora başlamamız gerektiğini anladığı an elektrodan Mey şarkısına giriş yaptı. Ben ise yalnızca zamanımı bekledim. Sözleri söylemeye başlamadan hemen önce boğazımı tekrardan temizledim. Sakin kaçmaya çalıştım. Hiçbir şeyin sesimi etkilemesine izin vermedim. Düzgün ve güzelce çalıştık. Provamı yaptım, yaptık. Gayet verimli bir vakit geçirerek ikimizin olduğu anılara bir yenisini daha ekledik.
•••
Yorgunluktan yatak döşek yatıyor olmam bitkin düştüğüm anlamına gelmezdi. Sadece çok hafif bacaklarımda bir ağrı, başımda da yine hafif olan bir zonklama vardı.
Yatakta o kadar iyi ve rahat bir şekilde yatıyordum ki bütün yorgunluğum çekilip atılıyormuş gibi hissediyordum. Eve geleli iki saat olmuş geldiğim gibi ise ders çalışıp verilen ödevleri halletmiştim. Rahattım. Lakin biraz daha ders çalışmam gerekiyordu.
Ama şuan değildi. Dinleniyordum. Kimse rahatımı bozamazdı.
Birazda Bora ile mesajlaşmak istiyordum. İstediğimi elde etmek için ilk adımı, ilk mesajı bugünlük ben yazdım.
Nerissa:
Selam, nasılsınnn?
🖤:
İyi, sen?
Nerissa:
İyiyim.
Nerissa:
Hadi birbirimizi daha iyi tanımak için sorular soralım. Fiziksel değil. Daha çok sevdiğimiz şeyler hakkında.
🖤:
Şuan müsait değilim.
Nerissa:
Müsait olduğunda istersen yazabilirsin, burada olacağım.
Suratım asık bir şekilde telefonu kapatıp kenara görmek istemediğim bir yere fırlatıp attım.
Gerçekten müsait olmayabilirdi. Ama içten içe bana soğuk yaptığını hissediyordum. Bir soğuk bir sıcak yapacak bir insan değildi lakin mesajlaşma da bunu yapıyordu. Eğer bu onun sahte bir bahanesiyse...
Moralimi bozmak istemedim. Gerçekten müsait olmadığını düşündüm. Yatmayı bırakıp ayaklandım. Çok azıcık dağınık olan odamı toparlayıp çeki düzen verdim. Etrafı toplama işleminde tabii ki boş durmadım ve Mey şarkısına çalıştım. Hem şarkı söyledim hem odamı toparladım.
Odamı hallettikten sonra ise ders çalışmak için çalışma masama geçtim. Yazılı sınavları da fazlasıyla yaklaşırken önceden çalışıp hazırlıklı olmayı seviyordum. Rahat ediyordum.
Fizik dersinde biraz sıkıntı yaşadığım için bugün onun üzerinde durmaya karar verdim. Anlamadığım konu varsa o konu hakkında konu anlatımı dinleyip sorular çözdüm. Not alarak çok daha iyi çalıştığımdan kaynaklı parmaklarım fazlasıyla yorulmuş ve ağrımıştı. Sanki biraz mola vermeli rahatlamalıydım.
Dönmeli olan sandalyemde oturduğum yerde dikleştim. Duruş bozukluğu nedeniyle belim fazlaca ağrımıştı. Boynumda aynı şekilde.
Yüzümü, keskin ağrıyla buruştururken kulağıma telefonumdan gelen titreme sesi ulaştı. Ders çalışırken şanslıydım ki telefonumun varlığını unutmuştum. Dikkatim dağılmamıştı.
Sandalyeyle birlikle bedenimi de yatağıma doğru çevirirken Bora'nın yazmış olma ihtimali karnımı ağrıttı. Heyecan yaptım. Hızla sandalyeden kalktım. Hızlı kalkmam yüzünden ayaklarım ilk yere bastığında başım döndü. Toparladım.
Yatağımın üzerindeki telefonu elime alıp kendimi yatağa attım. Gelen bildirime baktığımda ise gerçekten Bora'nın yazmış olduğunu gördüm. Neşeyle kıkırdadım.
Bildirime tıklayıp bana ne yazdığına baktım.
🖤:
Bana bir şey teklif etmiştin, hâlâ geçerli mi?
Nerissa:
Tekliften kastın birbirimizi tanımak için sorular sormamızsa evet, geçerli.
🖤:
Başka bir teklif olmadığına göre.
Nerissa:
Yok, başka ne olabilir ki???
Nerissa:
Sabır, sabır ve sabır. Sonuna kadar sabır.
🖤:
Hayır sabır kalmadı. Sen sabırlı olan birine sabırsızlığı öğrettin. Çok sağ ol.
Nerissa:
Üzgünüm...
🖤:
Bencede üzgün olmalısın, yaptığın şey çok büyük bir suç.
Şaka yaptığını anlıyordum. Yani şaka yapıyordu. Öyle değil mi?
Nerissa:
Hahahaha çok komik.
🖤:
O zaman gel karşılıklı gülelim.
Nerissa:
Sürem devam ediyor. O yüzden süremin bitmesini beklemeliyim.
🖤:
Niye? Sen her şeyi son dakika da mı yetiştirmeyi seviyorsun?
Nerissa:
Aynen, tam olarak öyle.
🖤:
Ya gecikirsen?
Nerissa:
Gecikmem, durupta süremin bitmesini beklerken çoğu şeyi ölçüp biçiyorum. Planım hazır. Her şeyim hazır. Bunun için o gün gerekli daha öncesi değil. Bundan eminim.
Hiçbir şey yazmamasının nedeni evde sinir krizleri geçiriyor olması olabilirdi. Tahminim öyleydi. Belkide artık umursamıyordu. Ekrana tip tip bakarak beni anlamaya çalışıyor anlayamıyordu. Bilemiyordum.
Daha fazla uzatmak istemedim. Direkt yazdım.
Nerissa:
Ben bildiğim şeyleri soracağım. Mecbur senin hakkında her şeyi biliyorum. Ancak benim verdiğim cevaplar senin için yararlı olabilir;)
Ekrana vatan gülüşümü atarken gayet keyiflendiğimi hissettim.
🖤:
Demek benim için yararlı olacak? Sevdim bunu.
🖤:
Sen mi başlarsın ben mi?
Nerissa:
Sen.
🖤:
Peki o zaman.
🖤:
En sevdiğin çiçek?
Ekrana bakarken kaşlarım çatıldı. Kısa bir an düşündüm. Sonra parmaklarım klavyede hızlıca harflere basmaya başladı.
Nerissa:
Mavi ortanca.
Hiçbir şey yazmayıp mesajıma yalnızca siyah bir kalp attı. Ekrana bakarak gülümsedim. Sonra ise düşünmeye başladım. Ona ne sormalıydım? Diye düşünürken soracağım soru aklıma geldiği gibi soruyu hızla yazıp sordum.
Nerissa:
Kitap okur musun? Okursan hangi tür okursun?
Bu sorunum cevabını kesin bilmiyordum. Onu kitap okurken bir defa görmüştüm. Emin olmak ise iyi hissettirirdi. Ve ben sanırım kural ihlali yapmış iki soru birden sormuştum.
🖤:
Boş zaman buldukça okumaya çalışırım. Lakin bu sıralar farklı bir şey yapıp mavi gözlerin arasından derinliklerine inmeye ve orada gerçek seni okumakla uğraşıyorum.
Nerissa:
Aklını karıştıran insanların olduğunu biliyorum. Belki de söylediğim şeyi hedef değiştirmek için farklı söylemiş olabilirim ya da bir özelliğimi sana söylememem gibi. Söylemediğim bu özelliğim yüzünden de Nerissa'yı bilmeden, fark etmeden es geçmiş olabilirsin.
🖤:
Acımasızsın, deniz kızı.
Nerissa:
Değilim, Demirkan.
🖤:
Yaptığın şeyin sonunda rica ediyorum bir gerçeklik çıksın, yoksa büyük hak yemiş olursun.
Nerissa:
Güvensizliğini anlayabiliyorum. Ama benim sevgim yalan olamayacak kadar gerçek.
🖤:
Hislerime güvenmemin bedelisin.
Nerissa:
Hislerin kuvvetli o zaman.
🖤:
Fazlasıyla.
Son yazdığı mesajına kalp atıp tekrardan soru sormaya karar verdim. Bu soracağım soru bilgim dışındaydı. Merak ediyordum.
Nerissa:
Kardeşin var mı?
🖤:
Kız kardeşim var bir tane.
Nerissa:
Görümcemle tanışmak için sabırsızlanıyorum.
Son yazdığım mesajı gönderdikten sonra karşı taraftan -yani Bora'dan- ses seda çıkmamıştı. Mesajı tekrar okudum. Ve o an kafamı kırmamak için kendimi çok zor tuttum.
Nerissa:
Çok ani oldu. Farkındayım ileri gittim.
Utana sıkıla yazdığım mesajı hızla atıp ekranı kapattım. Yüzüm utançtan kızarmış ve ekşimişti. Kendimi öldürmek istiyordum. Tam bir aptaldım. Kafamı da kırma fikrine oldukça yakındım. Görümcem demekte neydi?! Daha bu yaşta! Ve çok kötü rezil bir tabirdi. Ağlamak istiyordum. Şuan dememeliydim.
Telefonum titredi. Anında gelen bildirime tıklayıp mesaja baktım.
🖤:
Sanki 'biraz' ciddi düşünüyorsun.
Nerissa:
Çok rezildi susar mısın?
🖤:
Niye rezil olsun ki? İki yıldır beni sevdiğine göre ciddi olduğun anlaşılıyor ama ben çok az anladım. Yani o kadar da istiyor gibi değilsin...
Nerissa:
Sarp.
🖤:
Buyur.
Nerissa:
Kes sesini.
🖤:
Utançtan ne hallere girdiğini görmek isterdim. Keşke görebilsem.
Nerissa:
Sen daha beni öğrenemeden ben göçüp gideceğim az kaldı. Duvara kafa atmamak için zor duruyorum.
🖤:
Saçma sapan konuşma deniz kızı. Kim olduğunu öğreneceğim.
Nerissa:
Söyleyeceğim.
🖤:
Şimdi söyle.
Nerissa:
Bora soru soruyor musun? Ben üst üste iki kez sordum çünkü, şimdi sen sor.
🖤:
Emredersiniz güzellik.
Ekrana gözümü kırparak baktığımda ciddi kalamadım. Otuz iki diş sırıtarak ve içimde kelebeklerin uçuşmasıyla soracağı soruyu bekledim.
🖤:
Müzikle uğraşıyorum demiştin. Neler yapıyorsun?
Nerissa:
Gitar çalıyorum. Piyona bilgim de çok az var, çalabilirim.
🖤:
Konum at geleyim, sen çal ben dinleyeyim.
Nerissa:
Hayııır Bora.
🖤:
En sevdiğin renk ne?
Nerissa:
Senin sevdiğinden.
🖤:
Mavi ve mavinin tonları?
Nerissa:
Hmm hmm
🖤:
Peki ya ben bok rengini seviyorum deseydim sende mi o rengi sevecektin?
Mesajı görür görmez kahkaha attım.
Nerissa:
Evet tabikiside. O da bir renktir.
🖤:
Hiç inandırıcı değildi.
Nerissa:
Bok rengini mi seviyorsun yoksa? Seviyorsan söyle. Utanmana gerek yok biz bizeyiz.
🖤:
Nereden bildin, bayılıyorum o renge.
Nerissa:
Tamam artık bende bayılıyorum.
🖤:
Deniz kızı.
Nerissa:
Efendim?
🖤:
Sus lütfen.
Nerissa:
Gidiyorum.
🖤:
Gel buraya daha sorularım bitmedi.
Ekrana dik dik bakarken anında yumuşamış olmam kaçınılmazdı.
Nerissa:
Ee geleyim bari.
🖤:
Ee gel bari.
Nerissa:
Hadi sorrrr!!!
🖤:
Saçların uzun mu kısa mı?
Nerissa:
BORA.
Nerissa:
Sus lütfen...
🖤:
Tripte atamıyorum ki.
Nerissa:
Mdlslslsllskskslslls
Neşeyle kıkırdadım. Yattığım yatakta kıpırdandım. Onunla yazışmak konuşmak fazlasıyla iyi geliyordu.
🖤:
Sence okyanuslar çok derin mi yoksa ulaşılabilir mi?
Sorduğu soruyla birlikte kaskatı kesilirken beynime kan sıçramış kadar oldum. Ne yapacağımı bilmiyordum ancak belli etmemem lazımdı. Şükretmeliydim ki bunu yüz yüze sormamıştı.
Nerissa:
Bence her ikisi de. İstersen ulaşırsın. İstemezsende fazla derin gelir.
🖤:
Ya fazla derinse.
Kötü hissetmeye başladım. Yani istemiyordu. Öyle mi anlamalıydım?
Nerissa:
Fazla olması istememen mi?
🖤:
Hayır, isteyememem.
Nerissa:
O da ne demek şimdi?
🖤:
Güvenemiyorum, istesemde isteyemiyorum. Engel olan şeyler var. Önüme engel diye çıkan bir çok düşüncenin de olduğu gibi.
Kaşlarım çatılırken artık gerçekten kötü hissetmeye başlamıştım. Önüme gelen perçemlerimi kulağımın arkasına sıkıştırırken telefona artık oldukça ciddi bakıyordum. Mutlu yada neşeli bakmamı gerektirecek hiçbir şey yaşanmıyordu.
Nerissa:
İnsalara güvenememen yaşadığın bir olaydan ötürü mü yoksa kendin mi güvenmekte zorlanıyorsun?
🖤:
Kendim güvenmekte zorlanıyorum.
Nerissa:
Ya güvenin kazanılırsa?
🖤:
O ihtimali düşünmedim.
Nerissa:
Yaşayarak anlarsın o vakit.
Nerissa:
Eğer gerçekten bir gün o güvenini kazanırsam neler yaşayacağımızı sen tahmin et.
🖤:
Tahmin etme kapasitem sınırlı. Sen açıklasana bi.
Nerissa:
Onunda zamanı gelir elbet.
🖤:
Niye her şeyin bir zamanı var? Zamana tüküreyim. Artık her şey anlık gelişsin. Sabretmek zorunda kalmayayım.
Nerissa:
Anlık gelişen her şey güzel olmaya da bilir. Bunu da düşünmek lazım. Eee ne demişler, sabreden derviş muradına ermiş.
🖤:
Ne alaka kdkdksl.
Nerissa:
Ne, ne alaka? Çok alaka dkdkdkldldlld.
•••
Bölümü nasıl buldunuzzzz??
Oy verip yorum yapmayı unutmayın!!!!!
;)
Bölüm 11
11. BÖLÜM
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.