Tam o korktuğum an gerçekleşecekti ki annemle teyzem aşağıdan,
"Yemek hazır, hadi aşağı inin!"
diye seslenince hemen John'un kollarının arasından sıyrılıp aşağı indim.
Annem ve teyzem sofrada oturmuş bana bakıyordu. Annem bir kaşını kaldırıp beni baştan aşağı süzdü.
"Kızım, hani üzerini değiştirecektin? Ayrıca bu ne hâl? Suratın domates gibi olmuş."
Yutkundum ve yanağıma dokundum. Evet, az önce yaşananlardan sonra kıpkırmızı olmuştum.
"Aa... Ben John'a lavaboyu gösterirken unutmuşum. Hemen gidip üzerimi değiştireyim."
dedim ve koşarak merdivenlere yöneldim. Tam o sırada John merdivenlerden iniyordu. Göz göze gelince bana sırıtarak baktı ve mutfağa doğru ilerledi. Onu görmezden gelip odama çıktım, üzerimi değiştirdim ve birkaç dakika sonra tekrar aşağı indim.
John, annem ve teyzem masada yemek yiyordu. Teyzem sürekli John'a benim hakkımda sorular soruyordu. Derin bir nefes alıp masaya doğru yürüdüm.
"Afiyet olsun. Beni beklemeden başlamışsınız."
Nereye oturacağıma bakındım. Boş olan tek yer John'un yanıydı. Mecburen gidip yanına oturdum. Annem bana ve John'a bakıp sırıtırken teyzem gülümseyerek John'a döndü.
"Eee John, senin bir kız arkadaşın var mı?"
diye sordu.
John bıyık altından güldü. Dudağını hafifçe ısırıp bana baktı ve sırıtarak cevap verdi.
"Şu an yok... Ama ileride olabilir."
Bunu söylerken gözlerini üzerimden ayırmıyordu. Annemle teyzem kendi aralarında gülüşüp bana bakınca derin bir iç çektim.
"Tamam ama, çocuğu sorguya çekmeyi bırakın da yemeğimizi yiyelim."
dedim, sinirli bir ifadeyle ikisine de bakarak.
John, yemek boyunca bana sırıtarak bakmaya devam etti.
Yemek bitince masanın altında kolundan tuttum ve kendime doğru çektim.
"Yemeğini yedin, benimle de yeterince uğraştın. Artık gitsen iyi olur. Yoksa annemle teyzem sana soru sormaya devam edecek, John."
John, kolunu tutmam hoşuna gitmiş gibi görünüyordu. Dudağını ısırıp yüzüme doğru biraz daha yaklaştı.
"Ama ben bu gece birlikte bir şeyler yaparız sanmıştım."
dedi alaycı bir ses tonuyla.
İyice sinirlenmiştim. Kolunu biraz daha sıkıp kaşlarımı çattım.
"Sen gitmezsen ben de Daniel'in yanına giderim."
John'un yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu. Dişlerini sıktı, geri çekilip bardağından bir yudum su aldı. Huzursuz bakışlarla bana bakıyordu.
Ben de kollarımı göğsümde birleştirip sırıttım.
"Yoksa... Kıskandın mı, John?"
Hiçbir şey söylemedi. Sessizce sofradan kalkıp annemlerle tezgâhın yanına gitti.
"Elinize sağlık, yemek gerçekten çok güzeldi. Ama artık ben gideyim. Zaten halletmem gereken birkaç işim de var."
Annemle teyzem ne kadar kalması için ısrar etse de John kararından vazgeçmedi. Sonunda annem pes edip bana seslendi.
"Olivia kızım, hadi John'u uğurla. Eve gidecekmiş."
Masadan kalkıp John'la birlikte kapıya doğru yürüdüm.
John gülümseyerek bana baktı.
"Yarın görüşürüz... Oliviam."
Şaşkınlıkla arkasından baktım. Kapıyı kapatıp sırtımı kapıya yasladım.
"Oliviam mı?"
diye mırıldandım kendi kendime.
Dudaklarımın kenarı istemsizce yukarı kıvrıldı ama hemen kendimi toparlayıp başımı iki yana salladım.
"Yok artık... Kesin yine benimle dalga geçiyor."
Kapıdan ayrılıp salona doğru yürüdüm. Annemle teyzem mutfağı toplamaya başlamıştı. Daha içeri girer girmez ikisinin de bana anlamlı anlamlı baktığını fark ettim.
Annem sırıtarak,
"Eee?"
dedi.
Kaşlarımı çattım.
"Ne eee'si?"
Teyzem kıkırdadı.
"Çocuk giderken sana bayağı tatlı baktı."
Gözlerimi devirdim.
"Abartmayın ya. Öyle bir şey yok."
Annem kollarını göğsünde birleştirip gülümsemeye devam etti.
"Olivia, biz de genç olduk. Merak etme, anlıyoruz."
Yanaklarımın yeniden ısındığını hissedince derin bir nefes aldım.
"Of anne, gerçekten hiçbir şey yok!"
diyerek hızla odama çıktım.
Kapıyı kapatır kapatmaz kendimi yatağın üzerine bıraktım.
Tam o sırada telefonum titreşti.
Ekrana baktığım an kalbim bir anlığına duracak gibi oldu.
John.
Mesajı açtım.
John: "Eve vardım."
Mesaja birkaç saniye baktım.
Sadece bunu yazmıştı.
Parmaklarımı ekranın üzerinde gezdirdim.
Olivia: "İyi."
Mesajı gönderir göndermez kendi kendime söylendim.
"Daha uzun bir şey yazsaydım sanki."
Aradan birkaç saniye geçti.
Telefonum yeniden titreşti.
John: "Bu kadar mı?"
İstemsizce gülümsedim.
Olivia: "Ne yazmamı bekliyordun?"
John'un yazıyor kısmı birkaç saniye boyunca kaybolup tekrar belirdi.
Sonunda mesaj geldi.
John: "Mesela... 'Beni özledin mi?' diye sorabilirdin."
Kahkaha atmamak için dudaklarımı birbirine bastırdım.
Telefon ekranına bakıp gözlerimi devirdim.
Olivia:"Hayal kurmaya devam et, John."
Mesajı gönderir göndermez cevap geldi.
John:"Peki. Ama bugün Daniel'in adını özellikle söyledin."
Gülümsemem bir anda silindi.
Telefonu biraz daha sıkı tuttum.
Olivia:"Ne olmuş?"
John:"Hiç."
Olivia:"Madem hiç, neden yazdın?"
Karşı taraftan birkaç saniye cevap gelmedi.
Sonra yeni bir mesaj düştü.
John:"Çünkü hoşuma gitmedi."
Kalbim istemsizce hızlandı.
Ekrana birkaç saniye boyunca bakakaldım.
Olivia:"Kıskandın yani?"
Bu kez cevap biraz gecikti.
John:"Belki."
Mesajı görünce nefesim boğazımda düğümlendi.
John'un bunu gerçekten yazmasını beklemiyordum.
Tam ne cevap vereceğimi düşünürken yeni bir mesaj geldi.
John:"Ama Daniel kısmını boş ver."
John:"Asıl merak ettiğim şey başka."
Kaşlarımı çattım.
Olivia:"Ne?"
John:"Ben sana Oliviam dedim."
Yüzüm yine ısınmaya başladı.
Olivia:"Fark ettim."
John:"Kızmadın."
Olivia:"Kızmam mı gerekiyordu?"
John:"Bilmiyorum."
John:"Ama hoşuna gitti galiba:)"
Telefonu yüzüme düşürmemek için zor tuttum.
Bu çocuk bazen gerçekten sinir bozucuydu.
Ama aynı zamanda...
Biraz fazla tatlıydı.
Telefonun ekranına birkaç saniye daha baktım. Ne yazacağımı düşünürken John'dan yeni bir mesaj geldi.
John: "Neyse..."
Ardından bir mesaj daha düştü.
John: "İyi geceler, Oliviam."
İstemsizce gülümsedim.
Parmaklarım ekranın üzerinde dolaştı.
Olivia: "İyi geceler, John."
Mesajı gönderdikten sonra telefonu komodinin üzerine bıraktım ve yatağıma uzandım.
Tavana dalıp derin bir nefes verdim.
Bugün olanlar gözümün önünden tek tek geçmeye başladı.
Denizde bana attığı bakışlar...
Evde sürekli beni sinirlendirmesi...
Masanın altında bana yaklaşması...
Ve en sonunda...
"Oliviam."
Bu kelime, nedense zihnimden çıkmıyordu.
Başımı yastığa biraz daha gömdüm.
"Neden durup dururken bana öyle seslendi ki?"
diye mırıldandım kendi kendime.
Dudaklarımın kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştuğunu fark edince hemen yüzümü yastığa çevirdim.
"Yok canım... Kesin yine benimle uğraşmak için yaptı."
desem de buna kendim bile tam olarak inanamıyordum.
Gözlerimi kapattım.
John'un yeşil gözleri ve yüzündeki o kendinden emin gülümseme, istemesem de aklımdan çıkmıyordu.
Bir süre sonra düşünceler birbirine karıştı.
Yavaş yavaş göz kapaklarım ağırlaştı ve farkında olmadan derin bir uykuya daldım.
BÖLÜM SONU...









