Bölüm 8: Yağmurlu Bir Gece, Tuğçe’nin Odası ve Tam Hakimiyet
AVM’nin teras katındaki o devasa kaosun, Ulaş’ın sızlanmalarının ve Nur’un Swaglys ile olan flörtünün ardından en sonunda herkes evlerine dağılmıştı. Berk taksiye binerken hâlâ "Cildim nemini kaybetti!" diye söyleniyor, Ulaş ise yaşadığı travmadan sonra fırından sıcak börek alıp eve kapanacağını söylüyordu.
Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Gökyüzü aniden ağırlaşmış, ince ince başlayan yağmur yerini bardaktan boşanırcasına yağan bir fırtınaya bırakmıştı.
Sokak lambalarının sarı ışıkları ıslak asfaltı parlatırken ben ev yerine kendimi Tuğçe’nin kapısının önünde buldum. Kalbim öyle hızlı ve ritmik atıyordu ki, göğsümü delip geçecek gibiydi. Zili çalmaya bile gerek duymadan telefonumu çıkardım.
ÇAĞLA: "Aşağıdayım zorba. Kapıyı açacak mısın yoksa ıslanıp kapında mı yatayım?"
İki saniye geçmeden ekran ışıldadı:
TUĞÇE: "Aşağıda ne işin var ? Kapı açık, çabuk yukarı çık."
Kapı Aralığındaki Ateş ve Rol Değişimi
Asansörle dördüncü kata çıktığımda Tuğçe dairenin kapısına dayanmış beni bekliyordu. Üzerinde bol, gri bir eşofman altı ve siyah, salaş bir tişört vardı. Saçları yeni duştan çıkmış gibi nemliydi, evden yayılan o oda parfümü ve Tuğçe’nin kendi baş döndürücü kokusu koridoru kaplamıştı.
Beni görür görmez koyu gözlerini süzdü, dudaklarında o bildik, insanı yoldan çıkaran piç gülüşü belirdi.
"Kendi ayağınla tuzağa geldin yani?" dedi, sesini tehlikeli bir fısıltı seviyesine düşürerek.
Hiç cevap vermedim. Bu sefer onun o havalı, her şeyi kontrol eden tavırlarına alan bırakmaya hiç niyetim yoktu. İçeri adım atar atmaz arkamdaki kapıyı kendim kapattım, anahtarı sertçe çevirip kilitledim. Tuğçe daha ne olduğunu anlayamadan belinden tuttuğum gibi onu arkasındaki duvara yasladım.
Tuğçe’nin koyu gözleri şaşkınlıkla açıldı, dudakları hafifçe aralandı. O her zamanki "zorba kraliçe" duruşu bir anda yerini derin bir merak ve arzuya bıraktı.
"Bu gece tuzak da benim, kural da benim zorba," dedim, sesimi onun kulağının dibine kadar düşürerek.
Tuğçe alçak ve boğuk bir sesle kıkırdadı. O ses doğrudan ruhuma işledi amk. "Bak sen..." diye fısıldadı, ellerini belime koyup. "Sakar kraliçemiz ipleri ele almaya karar vermiş."
"Çok bile bekledim," dedim ve elinden tutup onu koridorun sonındaki loş odasına doğru çektim.
Yatakta Tam Baskı ve Ağır Hakimiyet
Odasının perdesi açıktı; dışarıda yağmur camları döverken, odanın içindeki mum ışığı duvarlara kıvrılan gölgeler düşürüyordu. Tuğçe’yi yatağın kenarına ittim. Kendisi yatağa sırtüstü düşerken hiç vakit kaybetmeden üzerine çıktım, bacaklarımın arasına onu aldım.
Tuğçe yatakta yatarken başını yastığa gömdü, gözlerini üzerimden bir an bile ayırmadan bakıyordu. Elleri refleksle kalçalarıma gitti ama iki bileğini birden yakalayıp yatağın başlığına doğru bastırdım. Tamamen üzerine kapandım, vücudumun bütün ağırlığını onun üzerine bıraktım.
"Kımıldama," dedim gözlerinin içine bakarak. Sesi kendimden beklemediğim kadar soğukkanlı, baskın ve seksi çıkmıştı. "Bütün gün gruptakilere racon kestin, beni sokak ortasında flörtlerinle darladın. Şimdi sıra bende."
Tuğçe’nin nefesi anında kesildi, göğsü hızlı hızlı inip kalkmaya başladı. Dudaklarında o tehlikeli, boyun eğmiş tebessüm belirdi. "Emriniz olur, majesteleri... N'apacakmışsın bakalım?"
"Sana bu zamana kadar yaptığın her şeyin bedelini ödeteceğim," diye fısıldadım.
Eğilip doğrudan dudaklarına kapandım. Bu sefer öpücüğü başlatan, derinleştiren ve ağır ağır yöneten tamamen bendim. Tuğçe’nin alt dudağını dişlerimin arasında hafifçe çekip bıraktım, ardından dilimi dudaklarının arasına kaydırdım. Ağzından kaçan o boğuk iniltiyi duymak beni daha da hırslandırdı. Bileklerini bıraktığım an elleri panikle tişörtümün altına girdi, sırtımı tırnaklarıyla kazır gibi kendine çekti.
Tene İşleyen Yakıcı Temaslar
Hiç acele etmedim. Dudaklarımı dudaklarından ayırıp çene hattına, oradan da boynunun en hassas, nabzının attığı o sıcak noktaya indirdim. Sıcak, ıslak ve ağır öpücüklerimi boynunda gezdirirken dişlerimi hafifçe tenine bastırdım.
Tuğçe başını geriye doğru attı, sırtı kavis alarak yataktan hafifçe havalandı. "Çağla..." dedi, sesi ilk defa bu kadar çaresiz, boğuk ve arzu doluydu. "Aklımı başımdan alıyorsun amk..."
"Alayım zaten," dedim, dudaklarımı köprücük kemiğinin üzerinde gezdirerek. "Bütün gün 'Seni şöyle öpeceğim, böyle yapacağım' diye fısıldayıp duruyordun. Şimdi konuşma sırası değil zorba."
Elimi tişörtünün altından içeri soktum. Sıcak, pürüzsüz karnında, belinin kıvrımlarında parmaklarımı sertçe gezdirip onu tamamen altımda sabitledim. Tuğçe üzerimde hafifçe kıvrandıkça baskımı daha da artırdım. Yüzümü tekrar yüzüne yaklaştırdım, nefeslerimiz alev alev birbirine karışıyordu.
"Kiminmişsin sen?" diye sordum, gözlerinin tam içine bakarak, omuzlarına bastırıp.
Tuğçe ellerini enseme kenetledi, beni kendine doğru sertçe çekti. Koyu gözleri gecenin karanlığında alev alev yanıyordu.
"Seninim," dedi hiç tereddüt etmeden, sesi fısıltıdan da öte bir tutkuyla. "Baştan beri seninim sakar. Sadece senin."
Eğilip bu sefer daha sert, daha yakıcı ve derin bir öpücükle onu tamamen teslim aldım. Bedenlerimizin teması ve üzerindeki hakimiyetim odadaki sıcaklığı katbekat artırdı.
Gece Yarısı ve Tam Teslimiyet
Saatler nasıl geçti anlamadık. Yatakta terli ve nefes nefese, bu sefer yan yana birbirimize kenetlenmiş halde yattığımızda dışarıdaki fırtına hâlâ tüm şiddetiyle devam ediyordu.
Tuğçe başını benim göğsüme yaslamıştı. Ben bir bacağımı onun bacağının üzerine atmış, elimle saçlarını okşarken diğer elimle belini sımsıkı sarıyordum. O her zamanki cool, ulaşılmaz ve millete posta koyan duruşundan eser yoktu; tamamen bana sığınmış, göğsümün hızlı ritmini dinliyordu.
"Bana bak," dedi Tuğçe, başını kaldırıp çenesini göğsüme dayayarak. Dudaklarında o çok sevdiğim tatlı, mağlup olmuş gülüş vardı. "İpleri eline alınca fena tehlikeli oluyormuşsun sen."
"Daha yeni başladım zorba," dedim gülümsayarak. Eğilip burnunun ucuna ve dudaklarına küçük öpücükler kondurdum. "Bundan sonra kontrolün kimde olduğunu unutmazsın artık."
Tuğçe hafifçe güldü, kolunu belime daha da sıkı doladı. "Seve seve teslim olurum kraliçem."
Dışarıda yağmur camları döverken, içerideki o tutkulu yangın yerini derin, huzurlu bir sıcaklığa bıraktı. Tuğçe’nin nefesi göğsümde düzene girerken, bu gecenin ve birbirimize olan tutkumuzun geri dönülmez bir boyuta geçtiğini ikimiz de çok iyi biliyorduk.
COK UTANIOM AMIK AGLUCAM ON YILL BOLUM ATMAMAYI DUSUNUYORUM

