Okuldan içeri girdiğimde bahçede melisayla karşılaştım. Günaydınlaşıp sınıfa doğru çıktık.
Sınıftan içeri girdiğimizde yerlerimize oturduk ve birkaç dakika sonra eda geldi. Ardından da özgürler girdi içeri. Göz göze geldiğimizde gözlerimi kaçırdım.
Melisa omzuma vurdu. "Ne oldu dün?" Dedi imayla gülerek.o
Eda da ona katıldı. "Evet anlat bakalım. Grupta da bir şey anlatmadın zaten! Boşuna mı kurduk o grubu?"
Özgürler yerlerine geçince kızlara döndüm. "Yaklaşın anlatayım."
Aniden yaklaştılar ve kulaklarını ağzıma kadar getirdiler. Elimle onları ittirdim ve araya normal bir yakınlıkta mesafe koydum.
"Dün çağırdı beni işte gördünüz zaten sonra yürüyerek bahçeden dışarı çıktık ve bir arabaya yaslandı, öyle ayaküstü konuştuk işte." Dedim. Ardından aklıma abim gelince gülerek "yaslandığı araba abimin arbasıydı." Dememle onlarda güldüler.
"Üzüldüm şuan çocuğa," dedi eda gülerek.
"Abin ne dedi? Kızdı mı?" Dedi melisa gülmesinin arasından.
"Özgür bi çikolata vermişti bana..." dememle ikisi birden "ooo..." demeye başladılar.
"Saçmalamayın, kendisini affettirmek istiyor işte." Dedim geçiştirerek.
"Neyse devam et." Dedi melisa merakla.
"Öyle işte sonra abim gördü falan filan kulağını çekti özgürün." Dememle tekrar güldüler. Onlar gülünce ben de güldüm.
Zil çaldığında eda "en detayına kadar anlatıyorsun her şeyi ona göre," dedi.
"Aynen çıkışta gidelim geçen gittiğimiz kafeye otururuz orda." Dedi melisa
Eda ve ben onayladık ve yanıma gökmen oturunca ben de önüme döndüm. Hoca ders anlatırken ara sıra dersi kaynatmak isteyenler rastgele önemsiz soru soruyorlardı ama hoca hiç aldırış etmeden devam etmişti.
Okul çıkışı kafeye gidip oturduk ve kızlara her şeyi anlattım. İçeceklerimizi bitirip kalktık ve hesabı ödeyip kafeden çıktık. Kızlarla yollarımız ayrıldığında abimi aradım.
"Abi çıktım ben eve geçiyorum." Dedim.
"Niye şimdi arıyorsun beni!?" Dedi sinirle.
"Ne zaman arasaydım, eve gidince mi?" Dedim alayla.
"Sence ben ondan mı bahsediyorum egem!?" Dedi ses seviyesini biraz da olsa yükselterek.
"Gidiyorum eve. Hadi görüşürüz." Dedim ve telefonu kapatırken sadece öfkeli bir nefes verdiğini işittim.
Çocuk değildim artık. Sürekli beni koruması saçmaydı.
Eve geldiğimde anneme selam verip odama gittim ve üzerimi değiştim. Ardından annemin yanına gidip masayı kurmaya yardım ettim.
Yaklaşık bir saat sonra da abim gelmişti. O da üzerini değişip mutfağa geldi ve hep birlikte yemeğimizi yedik.
Sabah kalktığımda alnıma bakma gereksinimi duydum. Artık alnım eskisi gibi fazla mır değildi, yavaş yavaş geçiyordu morluğu ve ağrısı.
Kahvaltı yapmak için mutfağa girdiğimde annem beni bekliyormuş gibi "heh geldin mi?" Dedi.
Abim anneme dönüp "yeter artık! Şu kızına daha fazla keçiboynuzu pekmezi yedirip durma anne." Dedi.
Annem ona kaşlarını çatınca abim devam etti konuşmasına "zaten kendisi keçi bir de o pekmezi yiyince inadı katır inadını geçiyor."
"Sen beni nasıl da tanımışsın böyle? Ayıp gerçekten!" Dedim elimle bana bakan yüzünü diğer tarafa doğru ittirirken.
"Çok da doğru tanımışım, aferin bana!" Dedi böbürlenerek.
Annem önündeki pekmez kavanozuna bir yemek kaşığı daldırdı ve diğer elini de kaşığın altına doğru tutarak bana getirmeye yeltenmişti ki bir adım geri gittim. "Anne, abim çok haklı. Ben zaten inatçıyım bir de bunu yersem..." diyordum ki annem lafımı böldü.
"Gel şuraya da ye şunu! Eğer yere damlarsa halıyı baştan aşağı sana yıkattırırım ona göre!" Dediğinde korkuyla ona yaklaştım ve istemeyerek de olsa yemek zorunda kaldım.
"O alnındaki morluk nasıl geçiyor sanıyorsun? Tabiki de pekmez sayesinde." Dedi ve kavanozun kapağını kapatıp abime döndü. "Doktor değil misin sen? Şu kıza bir şeyler anlat da bilsin." Dedi annem bu sefer de abimi azarlayarak.
Pekmezi yavaş yavaş yuttuğumda abim konuştu. "Konu bana nerden geldi? En son keçiboynuzu falan diyorduk, devam edelim lütfen."
"Anne ya ağzımın tadı kaçtı yeminle!" Diye söylendim.
"Yemin etme, çarpılırsın. Otur şuraya yemeğini ye. Vaktin az kaldı." Dedi. Oturduğu yerden sandalyemi çekti. El mecbur gidip sandalyeye oturdum ve bir şeyler yemeye başladım.
Kahvaltımız bittiğinde ise abimle aşağıya indik ve arabaya bindik.
Okulun önüne geldiğimizde abim bana döndü. "Bugün nöbetim var tek gitme eve."
"Kimle gideceğim abi Allah aşkına!? Giderim eve ben, sıkıntı yok." Dedim.
"Sıkıntı var egem." Dedi benden sakin şekilde. "O adam tekrar karşına çıkarsa üstelik sen tekken, hiç iyi şeyler olmaz egem." Dedi. tam bir şey diyecektim ki kendisi konuştu. "Korkuyorum egem, tekrar sana bir şey yapmasından korkuyorum. Anlıyor musun beni güzelim?" Dedi çaresizce.
Ben de korkuyordum ama eğer bunu öğrenirse beni hiç rahat bırakmazdı. O yüzden belli etmemeye çalıştım.
"Anlıyorum abi," dediğimde çenemi tuttu "o zaman ona göre davran." Dedi kaşlarını çatarak.
Bir anı diğer anına uymuyordu.
"Tek gideceğim eve!" Diye inatla bağırdım ve arabdan indim.
O sabır dilenirken kapıyı sertçe kapattım. Yanında olduğum kapının camını aşağı indirdi. "İncinmesinin parasını sen vereceksin!" Diye bağırdı.
"Defol abi ya!" Dedim ben de ve okula doğru yürümeye başladım. O da gaza basıp gitti.
Okuldan içeri girdiğimde merdivene doğru yürüdüm. Kenarda asılan afişe baktığımda şok oldum.
Bu kadar kötü olduklarını düşünmemiştim...