Bölüm 16 – Gün Doğumu ve Gece Çığlıkları
Sabah…
Saat daha 05.30’du.
Burak usulca odamın kapısını tıklattı.
Zeytin bile uykusuzluktan homurdanarak battaniyeye gömülmüştü.
Ama Burak’ın gözleri parlıyordu.
"Hadi minik uykucu. Gün doğumuna geç kalacağız."
Sessizce giyindim. Birlikte deniz kıyısına yürüdük. Plaj bomboştu. Yalnızca biz, denizin sesi ve güneşin utangaç ışıkları…
Burak yan cebinden minik bir kutu çıkardı.
Açtığında içinde küçük, zarif bir deniz kabuğu kolye vardı.
Altında da küçük bir harf kazılıydı: M.
"Bunu, bu tatilin hatırası olarak veriyorum. Çünkü hayatıma girdiğin günden beri, her şey daha parlak."
Tüm kalbimle gülümsedim.
Ve boynuma kolyeyi taktığında Zeytin “miiiyav” diye aramıza girdi.
"Tamam kızım, seni unutmuyoruz." dedik, gülüştük.
O gün öğlen herkes denizdeydi. Akşam yemeğinden sonra Umut bir fikir attı ortaya:
"Korku oyunu oynayalım! Işıklar kapalı, herkes el feneriyle gezecek, otelin 2. katında 'hayalet' saklanacak!"
Melis kaşlarını kaldırdı:
"Umut… yemin ederim korkudan saçımı yolarım ama oynayalım."
Oyun başladı. Işıklar kapandı.
Mert karanlıkta yanlışlıkla temizlik arabasına çarptı ve "AAAA YÜRÜYEN DOLAP!" diye çığlık attı.
Arda sandalyeye takılıp yere düşerken,
Zeytin o sırada sessizce arkasından zıpladı:
"MİYYAAAAVVV!"
Arda:
"BU NE?! BU NE YAŞAAAMMM!"
O kadar çok bağırdı ki otel görevlisi geldi,
"Gençler iyi misiniz? Yangın falan mı çıktı?"
Herkes yere çöktü gülmekten.
Melis gözyaşlarını sildi. Umut’un omzuna yaslandı:
"Sadece senin yüzünden yaşıyorum ben bu çılgınlıkları."
Burak bana döndü:
"Korku oyununda bile romantizm yaşıyoruz, bizden dizi çıkar!"
Ve o gece...
Herkes uyumadan önce balkonlara çıktı.
Denizin kokusu, yıldızların parıltısı, kahkahaların yorgunluğu ve…
kalplerde hafif bir huzur.