Akşam olmuştu eve geleli yarım saat oldu. Bugünden ödeve başlayacaktık lakin hiç istemiyordum.
Yalçın ile kısa bir an konuşsuk ve benim evde yapma kararı aldık. Tabii bazen de onun evinde yapcaktık. Müsaitlik durumuna göreydi. Babam ile annemle konuştuğumda babam ne bok yaparsan yap derken annem tamam diyerek kabul etti.
Aslında insan böyle ailenin üstüne gelinmediğinde mutlu olur lakin yine de üstüne aile düşmezse... Olmuyordu işte beni düşünmelerini istiyorum beni.
O sırada kapı çaldı ve gelenin Yalçın olduğundan emindim. Oflayıp açtım ve beni görünce şaşırdı. Neden şaşırdı bilmiyordum ve ne var dercesine kafamı salladım. O da yutkundu ve boğazını temizleyip "Şey... Üstün şey yani. Offf bir şey yok saçmaladım." diyip parmaklarıyla kafasını kaşıdı.
Ben de kaşlarımı çattım ve üstüme baktım. Ah Tuğçe! Altımda civcivli pijama, üstümde yine civcivli üst vardı takım.
Ah rezil pekaze oldum. Aferin Tuğçe! Bakımsız olmaya devam et!
"Eee şey o zaman sen içeri geç ben üstümü değiştireyim. Ya da bir dakika! Ben her halimle güzelim sen kimsin de beni eleştiriyorsun?!"
"Yooo gayett çirkin ördek yavrusu olmuşsun. Bu ne hal?"
"Sanane! Zaten seninle zoraki bir şekilde ödev yapacağız. Hemen ödev yapalım da bitsin bu işkence." diye göz devirdim. İçeriye geçtik böylece.
Her şeyimi hazırladım. Defter, kalem vb.
Masay ikimiz de oturduk ve Yalçın "Müzik açar mısın? Beethoven müzisyeninden?"
"Hıhı. Tamam." diyip açtım zira ben de severdim müzik dinlemeyi. Beethoven açtım ve fikirler belirtmeye başladık.
7 saat aralıksız ders çalıştık hem birbirimizden, hen de dersten nefret ettik. Ama en sonunda zoraki bir biçimde çalıştık. Lakin ne kadar birbirimizden nefret etsek de o kadar öldürecek kadar değildi.
O telefona bakıp bir şeyler yaparken ben yemek yiyordum. Kuru fasulye ve pilav yiyordum zira en sevdiğim yemek buydu. Sonra bayağı bir merak ettim zira hep bakıyordu ve bildirim vardı. Aralıksız bakması canımı sıktı lakin merak etmemiş gibi yaptım. Sonra "Tuvalet nerede?"
"Bu odanın karşısında."
O da tamam diyip odadan gitti. Ben de telefona gözlerimle baktım uzaktan ve telefonda kapanmayan baktığı bir şey vardı. Ve nedense tersten yazılmış Tuğçe mi vardı? Evet Tuğçe yazıyordu! E benim adım olduğu için bakmalıydım. Hemen kapıya baktım ve hemen aynı anda telefona baktım.
Telefonda bir tablo vardı. İlgibç şeyler yazıyordu. Ve benim kızacağım tarzda.
Sesli bir şekilde "Tuğçe çalışkan bir kız onu geç. Matematiği işlemlerle yapıyor şekillerle değil. Gerekirse onu öldür. Ondan daha fazla çalış. Onu rezil et. Onu gebert zira o kötü." diye okurken elimle ağzımı kapatıp biraz ağladım. Gözyaşlarım istemsizce akıyordu.
Hayır, hayır bu kadar zalim olunmaz.
Yapma be Yalçın bu kadar da nefret etme.
Yutkundum ve boğazımı temizledim lakin gözyaşlarım akıyor, telefon ve elim titriyordu.
O sırada kapıdan Yakçın girdi ve benim bu halimi görünce "Ne old-" derken diyemedi zira telefonu ve beni fark etti. Yutkundu ve "E şey Tuğçe konuşalım yani konu far-"
"SİKTİR GİT YALÇIN EVİMDEN!" diye bağırdım lakin inşallah ailem duymazdı. Doğrusu kapılar ses geçirmezdi ve ailemin odası aşağıdaydı.
"Tuğçe dinle beni ba-"
"Yapçın ben senin nereni hangi attığın sikik yalanını dinleyeyim? Ya tamam, nefret ediyoruz birbirimizden lakin öldürecek kadar mı? Benim canım sana ne yaptı? Nefret et beni döv yap bir şeyler ama öldürmek ne demek? Ben de senden nefret ettim ama öldürecek kadar değil. Zaten o ondan daha fazla çalış konusunu değinmek istemiyorum! Senden utanıyorum ve tamam Yalçın biz artık birbirimizden sadece nefret edeceğiz ve ev harici görüşmeyelim. Nefretimiz içimizde kalsın. Bitti." diyip elimle kapıyı gösterdim. O da başı eğik çıktı. Bir zahmet başını eğsin benim psikolojimi bitirdi.
Ders programını hazırladım ve yatağa yatıp hayatımın bokluğunu düşündüm.
YALÇIN
Ne yaptıklarım aklıma gelince hak verdim ona. Zaten beni buna zorlayan da ailemdi. Beni he zaman o kızı geç falan diyip o kızdan beni nefret ettirdiler. Benim hatam var tabii ki lakin asıl olayın başlangıcı ailemdi. Sonra onu görüp tanıdığımda ben de nefret ettim. Lakin şu an gerçekten pişmandım.
Benim canım sana ne yaptı?
Senden utanıyorum!
Bitti.
Hep aklımdaydı dedikleri. Haksız tek bir kelimesi bile yoktu. Eve gelince ailem yoktu zira yemek yiyeceklerdi dışarıda. Ben odama baktığımda ona benzer motivasyon sandığım cümleler vardı.
Onu yen!
Onu gerekirse öldür arkandan iz bırakmadan!
Güzel olduğu bir şeyi değiştirmez!
Ondan daha fazla çalış ve onu rezil et.
Onu düşür!
O bir oruspu ve bir pislik bunu unutma!
Ve bunun gibi cümleler vardı odamda. İçim pişmanlıkla doldu ve gözyaşım aktı bir damla. Ve devamı geldi.
"AAAAAA" diye bağırıp o cümleleri çöpe attım. Ona ait her şeyi çöpe attım. Ve kendimden utandım. Haklıydı. Utançtım ben. Lakin bir sakince düşündüm ve şunu fark ettim. Ben ondan eskisi kadar nefret etmiyordum. Bugün bana çok samimi geldi. Belki de bana öyke gelmişti. Zaten telefonumda o eski düşüncelere bakıyordum. Ben neden böyle yaptın diye sorguluyordum kendimi. Oflafım ve "Bitmedi kızım. Affetireceğim kendimi. Bilmiyorum neden böyle olduğunu ama sen bitti dediğin için canım yanıyor. Çok yanıyor." diyip kendimi yatağa bırakıp ağladım.
Artık ondan nefret etmiyor, hatta artık ondan daha fazla ders çalışmaya uğraşmayacaktım. Ne gerek vardı? Kendi halinde kız işte. Belki de Tuğçe'nin bu mesajları okuması benim hatamı anlamama yardıme ettim
Teşekkürler Tuğçe. Teşekkürler...
