Tuğçe
Sabah değişmeyen alarm sesi ile uyandım ve bugün ilk ders matematik olduğu için çok mutluydum.
Hemen lila renginde mini bir elbise giydim ve beyaz çanta aldım.
Makyajımı hafif yaptım ve far rengim pembe simli, glosum ise parlak bir şeydi. Ruj sürmedim çünkü ağır olmuştu.
Saçımı ise perçemlerimi dalgalı yapıp bıraktım.
Çıktım ve okula vardım. Yer olmadığı için en arka sıraya oturmak zorunda kaldım.
Yanımda da Yalçın vardı. Sırıtıyordu hayvan. Ben de ayağımla onun ayağına sertçe bastım. O da bacağını benim bacağıma sürttü.
Kısa bir içimde heyecan oldu ama 2 saniyede puf olup uçtu çünkü arkamdan yanında ki arkadaşına dedi ki "Gerizekalı ya hahahahaha." diye kıs kıs güldü.
Bozuldum ama neyse diyip önüme dönüp kollarımı göğsümde bağladım.
"Evet arkadaşlar diğer ders size matematik hakkında 3 ay sürecek bir ödev vereceğim. İki kişilik bir ödev. Şimdi süremiz kalmadığı için vermiyorum lakin herkes lütfen burada olsun. Kendinize iyi bakın." diyip çıktı Selma Hoca.
Selma Hoca gerçekten iyi bir hocaydı. Disiplinli lakin sert değildi. Sadece sorumluluk sahibi olmamızı isterdi ve fazla bağırmazdı.
Teneffüstü ve arkadaşlarımı bulup "Kantine inelim mi hiç yemedim yemek." desem de Ece "Kanka ben Turgay ile geziceğim. Hatta geldi aşkımm." diyip Turgay onu kucağına alıp öpmeye başladı. Kafamı çevirdim ve Nil'e baktım.
O ise ders çalışıyordu.
Ofladım ve kendim gittim. Giderken sert bir göğse çarptım. Ve kokusu gerçekten hoş bir kokuydu.
Kafamı kaldırdım ve bu kişinin Yalçın olduğunu fark ettim. O da alttan alttan hep olduğu gibi sırıtıyordu. Ofladım yana çekildim ama o da benimle beraber yana geldi. Önümü kapatıyordu aptal.
Onu sertçe göğsünden ittirdim ve bunu beklemediği geriye sendeledi.
Ben de gittim ve arkama baktığımda bana boş bakışlarla bakıyordu.
Kantinden papita çikolata ve didi limonlu soğuk çay alıp en arka masaya oturdum.
En arka masa bence huzur ve sessizlik için en iyi masaydı.
Yemeye başladım ve bir erkek gelip masama oturdu.
Kafamı iki yana ne anlamında salladım.
O da gülümseyerek "Şey... Beraber yiyelim mi?"
"Seni tanıyor muyum? Seni hiç görmedim de." diye sordum.
O da "Yani ben seni gördüm ama sen görmedin. Tanışmak istiyorum seninle eğer istersen. Belki arkadaş da oluruz."
Çocuk samimiydi. Evet, belki de arkadaş olabilirdik.
"Peki tamam." diyip kabul ettim.
O da 32 diş gülümsedi ve çayıyla beraber oturdu.
"Eee Tuğçe, yaşın kaç?"
Bir dakika! Benim ismimi nereden biliyordu bu?
"B-bir dakika! Benim ismimi nereden biliyorsun?
"E hep dedikoduların çıkıyor. Üniversitenin en popüler kızısın."
Ne? Ben hiç nedense dedikoduları duymamıştım. Allah aşkına benim ne konuşacılacak yanım vardı ki?
"Yani... Hiç duymadım bu dedikoduları. Peki, ne konuşuluyordu benim hakkımda?" diye sinsice ve merakla sordum.
"Yani her konuda. Güzelliğin, fiziğin, başarın, konuşman eh, bir de bir-iki kere kavga ettiğin için biliniyorsun. He, bir de Yalçın olayı var tabii ki."
Ne? Gerçekten bu kadar konuşulduğumu bilmiyordum. Ben kendi halinde arkadaşlarımla dolaşan, ders çalışan bir kadındım. Öyle popülerlik için bir uğraşım olmamıştı.
"Hmm anladım peki ismin ne?"
"Beytullah. Tanıştığıma memnun oldum. Peki, iatediğin bir şey var mı? Sana ısmarlayım ben."
Aslında, kilo almamak için yanımda para fazla taşımak istemezdim.
"Yani ben kilo almamak için yanımda para taşımam ve de fazla yemem. Sağ ol." diyip gülümsedim.
O da "Ya Allah aşkına senin neyine zayıflamak? Çok zayıfsın kaç kilosun ki?"
"49 da yani bu yok, zayıflamam lazım."
"Oha! Çok zayıfsın zaten boyun da var. Bir dakika, boyun kaç?"
"1.73"
"Kalk kalk kalk. Hemen kilo alman lazım senin kızım! Hadi ben sana hamburger alıyorum bekle burada."
"Ben hamburger sevmem, bari nuggetburger söyle." dedim bıkkınlıkla.
O da kafasını salladı ve kantine gitti.
Kafamı oflayarak sağa çevirdiğimde yanımda bir varlık olan Yalçın gördüm.
"Yine ne var? Ben sana beni şal demedim mi?"
"Sen salaksın."
"Ya ne alaka Yalçın ne alaka?"
"O bozuntunun sana olan bakışlarını fark etmedim deme bana sakın. Çocuk sana aşık. Ve de o bayağı çapkın ve güzel bir kızı 4 günde bırakır. Üzülürsün diye söylüyorum."
"Merak etme Yalçın. Ben ona âşık olmadığım için sorun yok. O bana aşık olsa da ben değilim. Şimdi defol git hadi!"
"Peki, ama eğer üzülürsen bana gelme." diyip sırıtarak gitti.
Bu çocuk niye hep sırıtıyor? Acaba ağzımı bozuldu?
Beytullah geldi ve önüme yemeği koydu.
"Ye bakalım." dedi ve kendisi de köfte ekmek yemeye başladı.
Yedik ve yerken de konuştuk.
Gerçekten iyi bir çocuktu ve sevmiştim. Muhabbet onunla harikaydı! Spor hakkında, kıyafet hakkında, memleket hakkında, sonraki ödev hakkındaki tahminlerimizi ve espriler yapıp güldük.
Kafa çocuktu Beytullah.
Şimdi ders başlayacaktı o yüzden kalktık ve beraber gittik. Ben arkadaşlarımın yanına gidecektim ki, ben hep onlara gidiyorudum. Biraz da onların gelmesi lazımdı.
O yüzden Beytullah ile oturduk ve hocayı dinledik.
"Ödevimiz uzun ve bir proje. Çok da önemli. Bu ödev için Beytullah ile Sema'yı, Ece ile Berkan'ı, Fatma ile Aslan'ı ve son olarak... Yalçın ile Tuğçe ödevleri yapıyorsunuz en güzel şekilde. Bakın, güzel olmazsa hem sınavınıza, hem de projenize 0 girerim. Lakin güzel olursa, hem sınavınıza hem de projenize 100 girerim. 5 ay süreniz var."
Ben hala hocanın Yalçın ile Tuğçe dediği kısımdaydım. Sarhoş gibi olmuştum. Yalçın'a baktım ve ağzı penguen gibi açıktı. O da sarhoş gibiydi.
Kendimi sendeledim ve "Hocam ben itiraz ediyorum!" diye bağırdım. Yalçın da "Evet hocam ben de istemiyorum." diye karşı çıktı.
Selma Hoca ise "Size bu görevi verdiysem sorumluluğunuzu bileceksiniz! İtiraz yok." dedi itiraz istemeyen sesiyle.
"Hatta size ödev verdiklerim, bugünden başlasanız harika olur zira zor bir ödev. Evlerde de birlikte çalışın. Ders bitti gidebilirsiniz."
Evet, zor bir ödevdi ve evdeyken de onun yüzünü görwcektim okulda tahammül edemediğim yüzüne...
Bıkkınla nefes verdim ve cehennem günü başladı.
