Derin Karaca
Telefonumun alarmı ikinci kez çalmaya başladığında yüzümü yastığın içine gömdüm. “Beş dakika daha...” Mırıldanarak alarmı kapattım ama birkaç saniye sonra telefon yeniden titredi. Gözlerimi aralayıp ekrana baktım.
Üniversite Mezuniyet Komitesi WhatsApp Kanalı
Kaşlarımı hafifçe çattım. Bugün de ne oldu acaba? Bildirime dokundum.
Değerli öğrencilerimiz;
Mezuniyet törenimize yalnızca 1 hafta kaldı. Mezuniyet balomuza katılacak öğrencilerimizin hazırlıklarını tamamlamaları önemle rica olunur. Kıyafet, kuaför, fotoğraf çekimi ve diğer hazırlıklarınızı son günlere bırakmamanızı öneriyoruz. Hepinizi bu özel günümüzde görmekten mutluluk duyacağız.
Mesajı iki kez okudum. Sonra telefonu yavaşça göğsüme bıraktım. İstemsizce tavana baktım. “İnanamıyorum...” Daha dün gibi geliyordu.
İlk dersim, yurda yerleşmem ve Aras. Dudaklarımın kenarı istemsizce yukarı kıvrıldı. Telefonumun şeffaf kılıfının arasına sıkıştırdığım küçük fotoğrafa gözüm ilişti. O gün çekilmişti. İkimiz de kahkahalar atıyorduk. .
Parmağımı fotoğrafın üzerine usulca gezdirdim. Sonra sol elimin yüzük parmağına baktım. Boştu. İçimden küçük bir gülümseme geçti. “Bir gün...” Parmağımı havada hafifçe çevirdim. “Burada bir yüzük olacak.”
Bunu düşünmek bile kalbimi hızlandırmaya yetmişti.
Başımı iki yana sallayıp yatağımdan kalktum. “Dur bakalım Derin. Önce mezun ol.” Odanın aynasının karşısına geçtim. Kıvırcık saçlarım gece boyunca iyice kabarmıştı. Her zamanki gibi yalnızca uçlarını taramaya başladım. Çünkü dipten taramak tam bir felaketti. Lülelerim birkaç dakika içinde buluta dönerdi.
Tarağı yavaşça saçlarımın uçlarından geçirirken saçlarımın sırtımdan aşağı kaydığını hissettim. Aynaya biraz daha yaklaşıp saçlarımı arkaya attım.
“Bir dakika.” Elimle uçlarını tuttum. Sonra aşağı doğru baktım. “Bu kadar mı uzadı?” İlk kez gerçekten dikkat ediyordum. Eskiden kalçama kadar geliyordu. Şimdi ise kalçamın da altına taşmıştı. Yaklaşık yedi sekiz santim daha uzamıştı.
Kendi etrafımda hafifçe döndüm. Arkadan nasıl durduğunu görmek için aynaya eğildim. Kıvırcık saçlarımın uçları sırtımdan aşağı dökülüyor, sabah güneşi lülelerin arasına ince ince vuruyordu. İstemsizce gülümsedim. “Tam Rapunzel oldum.”
Ön taraftaki katlar bile uzamıştı. Yüzümü çevreleyen kıvırcık tutamlar neredeyse omuzlarımı geçmişti. Saçlarımı iki elimin arasına alıp hafifçe salladım. “...Ama.” Uçlarını parmaklarımın arasında çevirdim. Birkaç kırık gözüme çarptı. “Kırıkları aldırmanın zamanı geldi.” Bir an düşündüm. Bu kıvırcıklara kıyasım gelmiyordu ama zorunda gibi hissediyordum. “Zaten mezuniyet de yaklaşıyor. Hem biraz değişiklik olur.”
Kararımı vermiştim. Dolabı açıp gri eşofman altımı düzelttim. Üzerimde siyah, ince askılı atletim vardı. Sabah serinliği hâlâ hissedildiği için askılığın üzerinden açık renk, yumuşacık hırkamı alıp omuzlarıma geçirdim. Ama önce kahvaltı yapmam gerekiyordu. Aç karnına kuaföre gitmek istemiyordum.
Mutfağa geçip tost makinesini çalıştırdım. Ekmeklerin çıtır sesi mutfağı doldururken pencereden içeri giren sabah rüzgârı saçlarımı hafifçe savurdu. “Bugün güzel bir gün olacak.”
Tost makinesinin kapağını kaldırınca erimiş kaşarın kokusu bütün mutfağa yayıldı. Derin bir nefes çektim. “İşte bu...”
Tostumu tabağa alıp masaya oturdum. Bir yandan telefonumdan sosyal medyada gezinirken bir yandan da küçük lokmalar almaya başladım. Yurt bu saatte henüz tam olarak uyanmamıştı. Koridordan ara ara kapı sesleri geliyor, bir odadan saç kurutma makinesinin uğultusu duyuluyordu. Camdan içeri süzülen sabah güneşi masanın üzerine düşüyor, çay bardağımın kenarında küçük ışık oyunları oluşturuyordu.
Tostumun son lokmasını da bitirdikten sonra bardağımdaki suyu içtim. “Tamam.” Artık hazırdım. Odama dönüp aynanın karşısına geçtim. Saçlarımı tekrar arkama attım. Uzun kıvırcık lüleler sırtımdan aşağı şelale gibi dökülüyordu. Bir elimle uçlarını tuttum. “İki santim… En fazla iki buçuk.” Hafifçe gülümsedim. “Abartılacak bir şey değil.”
Kendi kendime konuşurken istemsizce gülümsedim. “Aras kesin fark etmez bile.” O an bunun ne kadar büyük bir yanılgı olduğunu bilmiyordum.
Dolabımın üzerinden çantamı aldım. Telefonumu, cüzdanımı ve anahtarımı içine attım. Son kez aynaya bakıp hırkamın kollarını dirseklerime kadar sıvadım. “Hazırsın Derin.”
Yurdun kapısından çıktığım anda sabahın serinliği yüzüme çarptı. Gökyüzü masmaviydi. Kampüsün ağaçları hafif hafif sallanıyor, kuşlar dalların arasında birbirlerini kovalıyordu. Kulaklığıma en sevdiğim şarkıyı açıp yürümeye başladım.
Yaklaşık on beş dakika sonra kampüsün hemen karşı sokağındaki kuaförün önüne geldim. “Tamam...” dedim heyecanla ve derin bir nefes aldım. Kapıyı açıp içeri girdim. İçerisi mis gibi şampuan ve saç bakım ürünleri kokuyordu. Fön makinelerinin uğultusu, makasların sesi ve hafif çalan müzik birbirine karışıyordu.
Resepsiyondaki genç kadın beni görünce gülümsedi. “Hoş geldiniz.”
“Merhaba.”
“Randevunuz var mıydı?”
“Yok ama sadece kırıklarımı aldıracağım.”
Kadın başıyla onayladı. “Bade Hanım birazdan sizinle ilgilenebilir.”
“Tamamdır, teşekkür ederim.”
Bekleme koltuğuna oturdum. Tam o sırada içeriden otuzlu yaşlarının sonunda görünen, kumral saçlı bir kadın çıktı. Üzerindeki siyah önlüğü düzelterek bana gülümsedi. “Derin Hanım?”
Ayağa kalktım. “Benim.”
“Buyurun.”
Peşinden aynaların sıralandığı bölüme geçtim. Koltuğa oturur oturmaz saçlarımı arkama bıraktım. Kadın daha taramaya başlamadan gözleri büyüdü. “...Maşallah.”
İstemsizce gülümsedim. “Neye?”
“Elimi sürmeye kıyamadım.”
Şaşkınlıkla güldüm. “Gerçekten mi?”
“Elbette.” Saçlarımı avuçlarının arasına aldı. Lüleleri tek tek incelerken hayranlığını gizleyemiyordu. “Doğal mı bunlar?”
“Evet.”
“İnanılmaz.” Başını iki yana salladı. “Son zamanlarda herkes kıvırcık saçını düzleştirmek için geliyor.” “Lütfen...” Bir an durdu. “Sen sakın böyle bir şey yapma.”
Kaşlarımı kaldırdım. “Neden?”
“Çünkü bu lülelerin tamamen doğal.” Saçlarımın arasından ince bir tutam kaldırdı. “Bir kere yüksek ısıyla sürekli düzleştirmeye başlarsan saçın yanar, lüle formu bozulur. Eski haline dönmesi çok uzun sürer.”
İçim rahatlayarak başımı salladım. “Yok yok. Ben zaten düz saç sevmiyorum.”
Kadın gülümsedi. “İyi ki. Böyle saç herkese nasip olmuyor.” Sonra saç uçlarını dikkatlice incelemeye başladı. Parmakları birkaç noktada durdu. “Bak...” Aynadan bana gösterdi. “Şuralarda kırıklar oluşmaya başlamış.”
Başımı hafifçe eğdim. “Ben de o yüzden geldim zaten.”
“Elini korkak alıştırırsak...” dedi gülümseyerek. “Yarım santim bile yeter.”
Ben aynadaki yansımama baktım. Sonra saçlarımı elimle ölçtüm. “Yok.”
Kadın bana döndü. “Hı?”
“İki... hatta iki buçuk santim alalım.”
Bade Hanım'ın gözleri bir anda büyüdü. “Emin misin?”
“Evet.”
“Elin kadar saç gidecek.”
Gülümseyerek saçlarımı avuçladım. “Biliyorum. Biraz değişiklik istiyorum.”
Kadın birkaç saniye bana baktı. Sonra yumuşak bir gülümsemeyle başını salladı. “Peki… Madem kararın kesin, elimizden gelenin en güzelini yapalım.” Makasını eline alırken aynadan son kez bana baktı. “Hazır mısın?”
İçimde tatlı bir heyecan oluştu. Derin bir nefes alıp gülümsedim. “Hazırım.”
Saçlarımı ikiye ayırıp omuzlarımın önüne getirdi. Lüleler tek tek avuçlarının arasından kayıyordu. “Gerçekten çok sağlıklı.”
“Teşekkür ederim.”
“Bakımlarını sen mi yapıyorsun?”
“Evet.”
“Maşallah.”
Makasını eline aldı. “Hazırsan başlıyorum.”
Gülümsedim. “Başlayabiliriz.”
İlk makas sesi duyuldu. Küçücük bir tutam omzuma düştü. Garip bir histi. Sanki aylarca uzattığım saçım bana sessizce veda ediyordu. Bade Hanım dikkatle bütün uçları aynı hizaya getirmeye başladı. Her makas sesiyle birlikte yere minicik kıvırcık tutamlar düşüyordu. Yaklaşık on dakika sonra makası masaya bıraktı. “Tamam.”
Aynadan saçlarıma baktım. Gerçekten sadece uçları gitmişti. Uzunluğu neredeyse aynı görünüyordu. Tam teşekkür edecektim ki Bade Hanım saçlarımın ön tarafını eline aldı. Bir süre düşündükten sonra bana döndü. “Bir şey önerebilir miyim?”
“Elbette.”
“Ön taraflara çok hafif kat geçsek?”
Kaşlarımı kaldırdım. “Neden?”
“Saçların hem çok uzun hem de çok yoğun.” Öndeki kıvırcık tutamları hafifçe yukarı kaldırdı. “Bu ağırlık bütün lüleleri aşağı çekiyor. Bu yüzden ön taraf bazen biraz sönük duruyor.” Aynadan göstererek devam etti. “Eğer kıvırcık saça uygun, çok yumuşak geçişler yaparsak… Hem hacim kazanır, hem yüz hatların daha da ortaya çıkar.”
Ben bir anda gülmeye başladım. Bade Hanım şaşkınlıkla baktı. “N'oldu?”
“Ben de tam onu söyleyecektim.”
Gerçekten şaşırmıştı. “Ciddi misin?”
Başımı salladım. “Evet. Önleri biraz hareketlensin istiyordum.”
İkimiz de aynı anda gülmeye başladık. “Demek aynı şeyi düşünmüşüz.”
“Galiba öyle. Elin değmişken tam olsun.”
“Merak etme.” dedi göz kırparak. “Kıvırcık saçta kat demek, dümdüz saçtaki gibi kat kat görünmesi demek değildir. Sadece lülelerin daha canlı görünmesini sağlar.” Eliyle nasıl olacağını gösterdi. “Çok belli olmaz.”
Samimi bir şekilde gülümseyerek cevap verdim. “Zaten ben de öyle istiyorum.”
“Harika.” Tekrar makasını eline aldı. Bu kez yüzümü çevreleyen tutamları büyük bir özenle tek tek ayırdı. Her kıvrımı doğal hâlinde bırakarak minik dokunuşlar yaptı. Tam olması gerektiği kadar. Yaklaşık beş dakika sonra aynaya doğru döndü. “İşte… Şimdi sıra bakımda.” Koltuğun arkasını hafifçe geriye yatırdı. “Gel bakalım.”
Ayağa kalkıp yıkama bölümüne geçtim. Başımı siyah seramiğin üzerine yasladığım anda boynumun altına yumuşacık bir havlu yerleştirdi. “Su sıcaklığı iyi mi?”
İlk damlalar saçlarıma değdi. “Ilık… Tam istediğim gibi.”
Gülümsedi. “Harika.”
Ilık su uzun kıvırcık saçlarımın arasından süzülürken saçlarım ağırlaşmaya başladı. Parmak uçlarıyla saç diplerime nazik masajlar yapmaya başladı. Köpükler saçlarımın arasına yayıldıkça gözlerimi istemsizce kapattım.
Bade Hanım gülümsedi. “Kıvırcık saçın en önemli kısmı aslında yıkama ve nemlendirme. Çünkü kıvırcık saç düz saça göre çok daha kolay kurur.” Şampuanı duruladıktan sonra bu kez yoğun nem veren bir saç maskesi aldı. “Bunu birkaç dakika bekleteceğiz.” Kremi avuçlarına yayıp lülelerimin boylarına tek tek yedirirken gülümsedi. “Birazdan sana kıvırcık saçlar için çok güzel bir şekillendirici de göstereceğim. Bence saçların onu çok sevecek.”
Krem saçlarımda birkaç dakika beklerken Bade Hanım küçük bir tarak aldı. “Şimdi en önemli kısmı yapıyoruz.”
“Hı?”
“Kıvırcık saçın düğümünü asla kuruyken açmıyoruz.”
Başımı hafifçe çevirdim. “Ben de hep duşta açıyorum.”
“Doğrusunu yapıyormuşsun.” Gülümsedi. “Çünkü saç kremi lülelerin birbirine sürtünmesini azaltıyor.” Tarağı saçlarımdan geçirdi. “Böylece hem daha az kopuyor, hem de kıvrımlar bozulmuyor.” Parmaklarını saçlarımın arasına geçirerek önce uçlardan başladı. Tek bir teli bile çekmeden bütün düğümleri açtı. Ardından geniş dişli tarağı eline aldı.
“Bak. Biz yukarıdan aşağı inmiyoruz.” Eliyle gösterdi. “Önce uçlar… Sonra orta kısım. En son dipler.”
İzlerken istemsizce başımı salladım. “Ne kadar dikkat ediyorsunuz.”
“Kıvırcık saç biraz nazlıdır. Seversen sana dünyanın en güzel saçını verir. Ama kızdırırsan küser.”
İkimiz de güldük. Durulama zamanı gelince ılık su yeniden saçlarımdan aşağı süzüldü. Saç maskesi tamamen akınca saçlarım adeta ipek gibi olmuştu. Bade Hanım avuçlarına birkaç damla bakım yağı aldı. “Bunu diplere sürmüyoruz. Sadece boylara ve uçlara.” Yağı saçlarımın arasına nazikçe dağıttı. “Bu da kırıkları geciktiriyor.”
Ayağa kalkıp tekrar aynanın önündeki koltuğa geçtim. Omuzlarıma büyük, yumuşak bir havlu serdi. Saçlarımı havluyla sert sert ovalamak yerine avuçlarının arasında hafifçe sıktı. Saçlarımdaki fazla suyu aldıktan sonra küçük beyaz bir şişe çıkardı. Üzerinde Curl Defining Cream yazıyordu. Bunu bir yerde de görmüştüm ama almaya üşenmiştim.
Şişeyi bana uzattı. “Bunu daha önce kullandın mı?”
Başımı salladım. “Hayır.”
“Bence senin saçın buna bayılacak.” Avucuna fındık büyüklüğünde krem sıktı. “Azıcık bile yeter.” Kremi iki avucu arasında yaydıktan sonra saçlarımın uçlarından başlayarak yukarı doğru nazikçe sürdü. Ardından iki eliyle lülelerimi aşağıdan yukarı doğru sıkmaya başladı. Her hareketinde kıvrımlar biraz daha belirginleşiyordu.
Hayranlıkla aynaya baktım. “Bir dakika… Benim saçım böyle miydi?”
Bade Hanım kahkaha attı. “Evet. Sadece doğru ürünle buluşmamıştı.”
Vigoyu eline aldı ve fişe taktı. Sohbet ederken saçımı kuruttuk. Yaklaşık yirmi dakika sonra makineyi kapattı. Son kez saçlarımı elleriyle hafifçe kabarttı. “Tamam. Nefesini tut.”
Şaşkınlıkla aynaya baktım. Ve gerçekten nefesim kesildi. Lülelerim her zamankinden daha belirgindi. Öndeki hafif katlar yüzümü yumuşacık çerçeveliyor, saçlarım hâlâ kalçamın çok aşağısına kadar uzanıyordu. Sadece uçları daha dolgun, daha sağlıklı görünüyordu. İstemeden ayağa kalktım. Saçlarımı sağa doğru attım. Arkamı döndüm ve tekrar aynaya baktım.
“Bu gerçekten benim saçım mı?”
Bade Hanım gururla gülümsedi. “Evet ve inan bana saçın sadece iki buçuk santim kısaldı. Onun dışında hâlâ masal prensesi gibi.”
Aynanın karşısında kendi etrafımda bir tur daha döndüm. Saçlarım omuzlarımın üzerinden kayarak sırtıma döküldü. Eskisinden daha hafifti. Ama hâlâ inanılmaz uzundu. Elimi arkaya uzatıp uçlarını tuttum. “Gerçekten… Hiç pişman olmadım.”
Bade Hanım gülümsedi. “Olacağını da sanmıyordum. Çünkü uzunluğu neredeyse hiç değişmedi. Biz sadece yorgun kısmı aldık.”
Başımı salladım. “Bir de önleri gerçekten çok sevdim.” Yüzümü çevreleyen kıvırcık tutamları elimle hafifçe geriye attım. Eskisine göre daha hareketli duruyorlardı. Yüzüm de daha aydınlık görünüyordu.
Elif Hanım önlüğünü düzelterek çekmeceden aynı kremi çıkardı. “Bir şey göstereceğim.” Şişeyi önüme koydu. “Bugün saçına bunu kullandım.”
Kutuyu elime aldım. İnceleyerek çevirdim. “Bu kadar fark ettiriyor mu gerçekten?”
“Elbette.”
“Sanırım bunu alacağım.”
Hafifçe gülümsedi ve tavsiye vermeye başladı. “Elindeki ürün bitince kullanmaya başla. Her yıkamada çok fazla sürme, fındık kadar yeter.”
“Tamam.”
“Bir de...” Bana ciddi ciddi baktı. “Lütfen saçını her gün toplama.”
“Niye?”
“Bu kadar uzun saç sürekli aynı yerden bağlanınca kırılmaya başlar.” Kendi saçında örnek gösterdi. “Bazen açık bırak, bazen gevşek ör, bazen de yarım topla.”
Not alıyormuş gibi başımı salladım. “Tamamdır.”
“Ve sakın...” Parmağını bana doğru uzattı. “Islak saçla uyuma.”
Kahkaha attım. “Tamam söz.”
Kasaya doğru yürürken kremi de yanıma aldım. Kasadaki görevli barkodu okutup gülümsedi. “Yeni saçınıza çok yakışmış.”
“Teşekkür ederim.” Kartımı uzattım. Ödemeyi yaptıktan sonra küçük bir poşetin içine kremi koyup bana verdi.
“Güle güle kullanın.”
“Çok teşekkür ederim.” Kapıya kadar Vade Hanım da benimle birlikte geldi. Tam çıkacakken seslendi. “Derin.”
Arkamı döndüm. “Hı?”
“Bir şey söyleyeceğim.”
“Dinliyorum.”
“Bugün biri saçını fark etmezse...” Kahkaha atarak devam etti. “Üzülme. Çünkü kadınlar iki santimi hemen anlar. Erkekler bazen on santimi bile anlamıyor.”
Ben de gülmeye başladım. “Doğru söylüyorsunuz. Muhtemelen Aras da fark etmez.”
Bade Hanım omuz silkti. “Belki de eder. Belli olmaz.”
Gülümseyerek kapıyı açtım. “İnşallah.”
Dışarı adımımı attığım anda hafif bir rüzgâr esti. Yeni şekillendirilmiş kıvırcık saçlarım omuzlarımın üzerinde dans etti. Elimi istemsizce saçlarımın arasından geçirdim. Lüleler yumuşacıktı. Daha hafif, daha canlı ve daha belirgindiler. Poşeti koluma taktım ve derin bir nefes aldım.
“Tamam. Şimdi sıra...”
Telefonumu cebimden çıkardım
Parmaklarım hiç düşünmeden Aras’ın sohbetine gitti. Dudaklarımın kenarı istemsizce yukarı kıvrıldı. Yazmaya başladım.
Derin: Günaydın yakışıklım.
Birkaç saniye geçti. Telefonum hemen titredi.
Aras: Günaydın güzelim.
İstemsizce kıkırdadım.
Aras: Uyandığın an bana yazacağını biliyordum.
Gülümsemem biraz daha büyüdü. Parmaklarım yeniden ekrana dokundu.
Derin: Okul grubundan sana da mezuniyet mesajı geldi mi?
Karşı taraf Yazıyor… olmaya başladı. Yüzümdeki tebessüm arttı.
Aras: Evet, bana da geldi.
Hemen ardından ikinci mesaj düştü.
Aras: Bir hafta kalmış.
Üçüncü mesaj ise neredeyse hiç bekletmeden geldi.
Aras: Garip hissediyorum.
İçimden “Ben de…” diye geçirdim. Parmaklarım klavyenin üzerinde dolaştı.
Derin: Ben de.Daha dün tanışmışız gibi geliyor.
Bu kez cevap biraz daha uzun sürdü. Sonra ekran yeniden aydınlandı.
Aras: Daha dün bana küfreden kız şimdi mezun oluyor.
Kahkaha attım. Mesajı birkaç kez okudum. İçimde tarif edemediğim bir huzur yayıldı. Başımı eğip gülümsedim.
Derin: İyi ki konuşmuşuz o zaman.
Bu kez cevap beklediğimden de hızlı geldi.
Aras: İyi ki...
Mesajın ardından küçük bir kalp emojisi gönderdi. İstemsizce dudaklarımı birbirine bastırdım. Bu çocuğun beni utandırma konusunda ayrı bir yeteneği vardı. Bir süre telefona bakıp öylece gülümsedim. Sonra aklıma okulun gönderdiği mesaj geldi.
Derin: Bu arada mezuniyet için hazırlanman gerekiyor.
Derin: Takım elbisen hazır mı?
Yazıyor…
Aras: Hazır.
Aras: Ama asıl seni merak ediyorum.
Kaşımı kaldırdım.
Derin: Beni mi?
Aras: Elbiseni seçtin mi?
Aras: Topuklu ayakkabını aldın mı?
Aras: Saçını nasıl yapacağına karar verdin mi?
Mesajları okurken istemsizce saçlarımı omzumun üzerinden önüme aldım. Parmaklarım lülelerin arasında dolaştı. Yüzümde yaramaz bir gülümseme oluştu.
Derin: Belki küçük bir değişiklik yaptım.
Mesajı gönderdikten sonra ekrana bakıp kıkırdadım. Neredeyse anında cevap geldi.
Aras: Ne değişikliği?
Aras: Derin
Aras: Ne yaptın?
Gülmem büyüdü.
Derin: Şimdilik söylemiyorum.
Aras: Neden?
Derin: Çünkü sürpriz.
Telefon birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra Aras'tan tek bir mesaj geldi.
Aras: Hiç hoşuma gitmedi bu sürpriz kelimesi.
Kahkahamı tutamadım. Başımı iki yana salladım. “Birazdan öğrenince yüzünü görmeyi çok istiyorum...” diye mırıldandım. Oysa bilmediğim tek şey, birazdan göreceğim o yüz ifadesinin, hayal ettiğimden çok daha dramatik olacağıydı. Telefonumu çantama koyup kampüs yolunda yürümeye başladım.
Sabah güneşi ağaçların arasından süzülüyor, taş yolda küçük gölgeler oluşturuyordu. Rüzgâr estikçe yeni kesilmiş kıvırcık saçlarım omuzlarıma hafifçe çarpıyordu. İstemsizce gülümsedim. Gerçekten daha hafif hissediyordum.
Yurdun kapısından içeri girerken telefonum yeniden titredi. Çantamdan çıkarıp ekrana baktım.
Aras: Derin.
Arkasından ikinci mesaj geldi.
Aras: İçime hiç iyi şeyler doğmuyor.
Kahkaha attım. Parmaklarım hızla ekrana dokundu.
Derin: Abartıyorsun.
Bu kez cevap gecikmedi.
Aras: Hayır.
Aras: Senin 'küçük değişiklik' dediğin şeylerden korkuyorum.
Alt dudağımı ısırarak gülmemi bastırmaya çalıştım.
Derin: Merak etme saçımı kazıtmadım.
Mesajı gönderdiğim anda telefon titredi.
Aras: DERİN?
Aras: Demek saçınla ilgili!
Gözlerimi kapatıp başımı iki yana salladım. “Eyvah...” İstemeden ağzımdan kaçırmıştım. Hemen yeni bir mesaj yazdım.
Derin: Ben öyle demedim.
Aras: Dedin.
Derin: Demedim.
Aras: Dedin.
İstemsizce kıkırdadım. Koridordan geçen iki kız bana dönüp gülümsedi. Ben de mahcup bir tebessümle telefonuma geri baktım.
Aras: Kaç santim?
Gözlerim büyüdü. “Bu nereden çıktı?”
Derin: Ne kaç santimi?
Aras: Saç.
Aras: Kaç santim gitti?
Kendi kendime mırıldandım. “Bu çocuk beni gerçekten fazla iyi tanıyor.” Cevap vermedim. Telefon yine titredi.
Aras: Derin?
Aras: Güzelim?
Aras: Cevap versene sevgiline.
Dudaklarımın kenarı yeniden yukarı kıvrıldı.
Derin: Merak et.
Yazıyor…
Aras: Buluşalım.
Kaşımı kaldırdım.
Derin: Şimdi mi?
Aras: Evet.
Aras: Seni çok özledim.
Kalbim yine o tanıdık ritimle hızlandı. Sabah birbirimizi görmemiştik ama bu çocuğun özlemesi için saatlerin geçmesine gerek olmuyordu. Ben de aynı hissi taşıyordum. Parmaklarım yavaşça ekrana dokundu.
Derin: Tamam. Nerede buluşuyoruz?
Aras: Kampüsün arka bahçesinde.
Aras: Her zamanki bankın yanında. On beş dakikaya oradayım.
Mesajı okurken istemsizce saçlarımı omzumun üzerinden önüme aldım. Parmaklarım lülelerin arasında dolaştı. “Bakalım...” diye fısıldadım. “İki santimi gerçekten fark edecek misin, Aras?”
Telefonu çantama koyup odama çıktım. Aynanın karşısında son kez durdum. Saçlarımı iki yana ayırdım. Öndeki yeni katlar yüzümü yumuşacık sarıyordu. Hırkamı çıkarıp dolaba astım. Bugün daha rahat olmak istediğim için açık mavi bir oversize gömlek giydim. Kollarını dirseklerime kadar kıvırdım. Ayağıma beyaz spor ayakkabılarımı geçirdim. Aynaya son kez baktım. “Tamam. Hazırım.”
Koridora çıktığım anda sabahın o tanıdık yurt telaşı başlamıştı. Bir odadan kahkaha sesleri geliyor, başka bir odada saç kurutma makinesi çalışıyordu. Merdivenlerden inerken elim yine istemsizce saçlarıma gitti. Parmaklarım lülelerin arasından kaydı. “Gerçekten iki santim...” Kendi kendime gülümsedim. “Bu kadar olay çıkacağını sanmıyorum.”
Yurdun kapısından çıktım. Hava, sabah olduğundan hâlâ serindi. Ağaçların yaprakları hafif rüzgârla birbirine çarpıyor, kampüsün taş yollarına küçük gölgeler düşüyordu. Adımlarımı kampüsün arka bahçesine doğru çevirdim. Yol boyunca birkaç arkadaşım selam verdi. Ben de gülümseyerek karşılık verdim.
Yaklaşık on dakika yürüdükten sonra her zamanki bankın olduğu patikaya girdim. Bankın hemen yanındaki yaşlı çınar ağacı yine gölgesini yere bırakmıştı. Henüz Aras gelmemişti. “Ben erken gelmişim.”
Banka oturdum. Telefonumu çıkarıp saate bakayım derken uzaktan koşar adımlarla gelen birini gördüm. Siyah tişörtlü, gri eşofmanlı ve yürürken bile gözlerini benden ayırmayan o çocuk. Aras. Beni gördüğü anda yüzüne kocaman bir gülümseme yerleşti. Ben de istemsizce ayağa kalktım.
Aramızdaki mesafe yavaş yavaş kapanıyordu. Yaklaştıkça yüzündeki ifade değişmeye başladı. Önce normal bir gülümsemeydi. Sonra kaşları hafifçe çatıldı, adımları yavaşladı. Bakışları yüzümden omuzlarıma, oradan da saçlarıma kaydı. Hiçbir şey söylemedi.
“Ne oldu?” dedim gülerek.
Cevap vermedi. Gözlerini saçlarımdan ayıramıyordu. İstemsizce güldüm. “Aras?”
Bir adım daha attı. Bu kez iyice yakınıma geldi. Başını hafifçe yana eğdi. “...Derin.”
“Hı?”
“Elini çekebilir misin?”
Şaşkınlıkla saçımı tuttuğum elim aşağı indi. “Niye?”
“Bir bakacağım.”
Gülmemi zor tuttum. “Buyur bakalım.”
Yavaşça arkamı döndüm. Uzun kıvırcık saçlarım sırtımdan aşağı döküldü. Rüzgâr lüleleri hafifçe savururken Aras'ın bakışları yalnızca saçlarımdaydı. Hiç konuşmuyordu. Sadece inceliyordu.
Birkaç saniye geçti. Sonra çok kısık bir sesle konuştu. “...Kestirdin.”
Arkamı dönüp ona baktım. “Evet, biraz.”
“Biraz mı?”
Başımı salladım. “İki... iki buçuk santim.”
O an yüzündeki ifade öyle dramatik bir hâl aldı ki, gülmemek için dudağımı ısırdım.
“Derin… İki buçuk santim mi?”
“Evet.”
“Gerçekten mi?”
“Evet.”
“Emin misin?”
Artık kahkahamı tutamıyordum. “Aras. Kuaför cetvelle ölçmedi ama aşağı yukarı o kadar.”
Hiç cevap vermeden derin bir nefes aldı. Sonra iki elini beline koydu. Gökyüzüne baktı.
“Ben… Bir dakika.” Kelimleri boğazına düğümlenmişti. “Bunu sindirmem lazım.”
Ben ise kollarımı göğsümde birleştirip gülüyordum. “Bade Hanım haklıymış.”
Aras kaşını kaldırdı. “Kim?”
“Kuafördeki Bade Hanım.”
“Ne dedi?”
“'Kadınlar iki santimi hemen anlar.' dedi. 'Erkekler bazen on santimi bile fark etmez.' dedi.”
Aras hiç düşünmeden cevap verdi. “Ben o erkeklerden değilim. Sen saçının bir milimini bile kessen fark ederim.”
O cümleyi söylerken sesi o kadar ciddi çıkmıştı kahkaham yavaş yavaş yerini sıcacık bir gülümsemeye bıraktı. Çünkü onu tanıyordum, biliyordum. Şimdi vereceği tepki, düşündüğümden çok daha büyük olacaktı. Hiç beklemediğim bir şey yaptı. Bir anda dizlerinin üzerine çöktü.
“Aras?”
Şaşkınlıkla ona baktım. Başını yavaşça bana yaklaştırdı. İki eli usulca belimin iki yanına yerleşti. Bir an sonra yanağını karnıma yasladı. Kolları belimi sararken başını hafifçe iki yana salladı. “Hayır...”
İstemsizce güldüm. “Ne hayırı?”
“Olmaz.”
“Ne olmaz?”
“Sen...” Sesi öyle üzgün çıkıyordu ki gülüp gülmemek arasında kaldım. “Sen o güzelim saçlarına nasıl kıydın güzelim?”
Başımı geriye atıp kahkaha attım. “Aras.”
“Yapma. Bak gerçekten yapma.” Başını karnımdan kaldırmadan konuşmaya devam etti. “Ben onların ucuna bile kıyamıyordum. Bir milimine bile...” Gözleri dolmuştu. Bir çocuk gibi giden saçlarıma mı ağlayacaktı? “Sen gitmişsin iki santim kestirmişsin.”
“İki buçuk.” diye düzelttim.
Başını kaldırıp bana baktı. Gözlerinin kenarı gerçekten dolmuştu. “Bir de düzeltiyor.”
Dudaklarımı birbirine bastırdım. “Aras...”
“Ben ciddiyim.” İç çekti. “Ben o saçların her hâlini seviyordum.” Dudaklarını büzdü. “Yine seviyorum. Ama...” Tekrar saçlarıma baktı. “Canım acıdı.”
O kadar ciddi söylüyordu ki bu kez kahkaham tamamen kayboldu. Yavaşça dizlerinin önüne çömeldim. Yüzünü iki elimin arasına aldım. “Bebeğim.”
“Hmm?” dedi en masum sesiyle.
“Toplasan bir parmak kadar gitti. Saçım hâlâ aynı uzunlukta. Hem uzuyor zaten.”
Aras gözlerini kapattı. “Biliyorum. Ama ben...” Bir damla yaş kirpiğinden süzülüp yanağına indi. Şaşkınlıkla gözlerim büyüdü.
“Aras.” Kahkaha atacak gibi oldum ama vazgeçtim. Parmağımla gözyaşını sildim. “Sen gerçekten saçım için mi ağlıyorsun?
Burnunu hafifçe çekti. “Evet. Çünkü o saçlar sana çok yakışıyor.” Bir yaş daha gözünden firar etti. “Ve ben...” Başını yeniden saçlarıma çevirdi. “Kıyamıyorum.”
İçim sıcacık oldu. Alnımı alnına yasladım. “Bir daha kestirmem.”
Başını hemen kaldırdı. “Gerçekten mi?”
Gülümseyerek omuz silktim. “En azından sana haber veririm.”
Bu kez istemsizce güldü. “Kalp krizi geçirmeyeyim diye mi?”
“Evet.” Kahkaham patladı. Aras da sonunda gülmeye başladı. Ayağa kalktıktan sonra saçlarımı iki eliyle usulca arkama attı. Lülelerin arasından parmaklarını dikkatlice geçirdi. Sanki dünyanın en değerli şeyiymiş gibi, en ufak bir teli bile incitmek istemiyordu.
“Yine çok güzelsin.” dedi usulca. “Her hâlinle güzelsin. Ben sadece...” Saçlarımın ucunu avucuna aldı. “Onları da seviyordum.”
Gülümseyerek göğsüne doğru bir adım attım. Kollarımı boynuna doladım. “Ben de seni seviyorum.”
Başını omzuma gömdü. “Bir daha korkutma beni. Tamam mı güzelim?”
“Tamam.”
“Bir daha iki santim bile kestireceksen önce bana söyle.”
Başımı kaldırıp gözlerinin içine baktım. “Peki. Şimdi sıra bende.”
Kaşını kaldırdı. “Neymiş o?”
Gözlerimde muzip bir parıltıyla saçlarını gösterdim. “Sen de yanları biraz geçiş yaptıracaksın.”
Aras'ın yüzündeki dramatik ifade bu kez yerini tatlı bir şaşkınlığa bıraktı. “...Ne?”
☾ ✦ ☽
Aras odasına uğrayıp tıraş makinesini, tarağı ve küçük bakım çantasını aldıktan sonra kimseye fark ettirmeden benimle birlikte kız yurdunun arka girişindeki misafir çalışma odasına geçti. Kapıyı usulca kilitledim. Arkamı dönüp ona baktım. “Elindekileri getir bakalım.”
Aras çantayı masanın üzerine bıraktı. “Son kez soruyorum. Emin misin?”
Kollarımı göğsümde birleştirip güldüm. “Sen benim saçıma karıştın. Şimdi sıra bende.”
Derin bir iç çekti. “Tamam güzelim… Ama önler uzun kalacak.”
“Elbette. Onlara dokunmam bile.” Kıkırdadım. “Elimden sadece yanlar ve ense geçecek.”
Aras rahat bir nefes verdi. “Tamam.”
Sandalyeyi ortaya çektim. “Otur bakalım.”
Aras uslu bir çocuk gibi gelip sandalyeye oturdu. Kahkahamı tutamadım. “Biraz önce benim saçım için ağlayan adam şimdi sessiz sessiz oturuyor.”
Başını bana çevirip sırıttı. “Çünkü sana güveniyorum.”
Kalbim eridi resmen. Boynuna havlu doladım. Uzun dalgalı saçlarını parmaklarımla geriye doğru taradım. “Çok güzel saçların var.”
Aras gülümsedi. “Seninkiler kadar değil.”
Makineyi çalıştırdığım anda odanın içine hafif bir vızıltı yayıldı. Başlığı kulağının altına yerleştirdim. “Hazır mısın?”
Gözlerini kapatıp başını hafifçe eğdi. “Hazırım kuaför hanım.”
“Şikâyet istemiyorum.”
“Etmem.”
Makineyi yavaşça ense kısmından yukarı doğru çıkardım. İlk tutamlar beyaz örtünün üzerine düştü. “Bak...” dedim gülerek. “Artık dönüş yok.”
Aras omuz silkti. “Sen yaptıysan pişman olmam.”
O cümleden sonra elim daha da hafifledi. Yanlara yumuşacık bir geçiş verdim. Enseyi temizledim. Kulağın etrafındaki fazlalıkları dikkatlice aldım. Sonra makineyi bırakıp makası elime aldım. Ön taraftaki uzun dalgalı saçlarını parmaklarımın arasına aldım. “Bunlara dokunmuyorum. Çünkü bunlar bana emanet.”
Aras gülümseyerek bana baktı. “İyi ki.”
Son olarak ince jiletimi çıkardım. Kaşına baktım. “Hazır mısın?”
“Neye?”
“Karizmaya.” Kıkırdayarak kaşının dış kısmına ince, tek bir çizik attım. Bir adım geri çekildim. “Tamam. Bitti.”
“Seni izlemeyi seviyorum.”
Kulaklarımın ısındığını hissettim. “Çok konuşma. Yoksa önden de keserim.”
Gözleri kocaman açıldı. “Hayır!”
Kahkaham odayı doldurdu. “Şaka yaptım.”
“Kalp krizi geçirttin.”
Tarağı elime aldım. Üst taraftaki dalgalı saçlarını hafifçe şekillendirdim. Ön perçemlerini biraz kaldırıp yana doğru bıraktım. Tam istediğim gibi olmuştu. Yanlar temizdi. Ense yumuşacık geçiş yapıyordu. Ön taraf ise uzun kalmıştı. Dalgalı saçları alnına doğru doğal bir şekilde düşüyordu. Son kez kaşındaki ince çizgiye baktım. “Tamamdır. Şimdi aynaya bakabilirsin.”
Aras ağır ağır ayağa kalktı. Aynanın karşısına geçti. İlk önce sadece birkaç saniye kendine baktı. Sonra kaşları yavaşça havaya kalktı. Başını sağa çevirdi, elini ensesine götürdü.
“...Vay.”
Gülümsememi tutamadım. “Beğenmedin mi?”
Bir kez daha aynaya baktı. Saçlarının arasından parmaklarını geçirdi. Yan profiline baktı. Sonra arkasını görmek için küçük aynayı eline aldı. Uzun uzun inceledi. En sonunda bana döndü. Gözlerinde şaşkınlık vardı. “Derin.”
“Hı?”
“Bu...” Bir adım bana yaklaştı. “Bu gerçekten ben miyim?”
Kıkırdadım. “Hayır. Komşunun oğlunu tıraş ettim.”
Burnunu kırıştırarak güldü. Şaka da olsa kıskanmış olmalıydı. “Dalga geçme. Ciddiyim.” Hafifçe gülümseyince ters gülüşü ortaya çıktı. “Hayatımda ilk defa biri saçımı tam istediğim gibi yaptı.”
Kalbim sıcacık oldu. “Gerçekten mi?”
“Gerçekten.” Hiç beklemediğim anda iki yanağımdan tuttu. Başparmakları yanaklarımın üzerinde usulca gezindi. Gözlerini gözlerime sabitledi. “Güzelim...”
“Hmm?”
“Sen kuaför olsan ben bir daha ömrüm boyunca başka yere gitmem.”
İstemsizce güldüm. “Abartıyorsun.”
“Hayır.” Tekrar aynaya döndü. “Şuna bak. Elimi bile sürmek istemiyorum bozulacak diye.”
“Sabitleyici bile sürmedim. Yine de böyle duruyor.” Kahkahamı tutamadım. “Çünkü saçın dalgalı. Elinle kurutsan bile güzel olur.”
Başını hayranlıkla salladı. “Sen bana yakışanı benden daha iyi biliyorsun galiba.”
Omuz silktim. “Çünkü sana bakmayı seviyorum.”
Aramızda minicik bir sessizlik oluştu. Sonra Aras yüzünde o tanıdık yaramaz gülümsemeyle bana yaklaştı. “Şimdi sıra bende.”
“Neyin sırası?”
“Ödülümün.”
Kaşımı kaldırdım. “Ne ödülü?”
“Bu kadar yakışıklı yaptıktan sonra...” Bir adım daha yaklaştı. “Kuaförümün ücretini ödemem lazım.”
Kahkahamı tutamadım. “Para mı vereceksin?”
Başını iki yana salladı. “Daha değerli bir şey.” Sözünü bitirir bitirmez belimden usulca çekip alnıma yumuşacık bir öpücük kondurdu. “Teşekkür ederim, güzelim.”
Alnımdaki öpücüğün sıcaklığı yüzüme yayılırken gülümsedim. “Bu kadar mı?”
Aras kaşını kaldırdı. “Neye göre?”
“Kuaför ücretine.”
Başını iki yana salladı. “Bence gayet iyi.”
“Hiç iyi değil.” Bir adım ona yaklaştım. Aramızdaki mesafe neredeyse tamamen kapanmıştı. Aras'ın gözleri istemsizce dudaklarıma indi. Sonra tekrar gözlerime baktı. Dudaklarımın kenarı kıvrıldı. “Başka bir fikrim var.”
“Ne fikri?” Cevap vermedim. Yavaşça yüzüne doğru eğildim. Burnumuz neredeyse birbirine değecekti. Aras'ın nefesi yanağıma hafifçe çarpıyordu. Gözlerini kırpmadan bana bakıyordu.
“Derin… Ne yapıyorsun?”
“Hiç.” Bir santim daha yaklaştım. Dudaklarımızın arasında yalnızca küçücük bir boşluk kalmıştı. Tam öpecekmişim gibi durup bekledim. Aras da kıpırdamıyordu, sadece gülümsüyordu.
“Yine mi?” diye fısıldadı.
Masum bir ifadeyle omuz silktim. “Belki.”
Aramızdaki sessizlik uzadıkça ikimizin de gülmemek için kendini tuttuğu belliydi. Aras hafifçe burnunu burnuma değdirdi. “Pes etmeyeceğim.”
“Ben de.” Birbirimize öylece bakmaya devam ettik. Öpücük oyunu oynuyorduk. İkimizin de nefesi birbirine karışıyordu. En sonunda Aras'ın dudaklarının kenarı istemsizce yukarı kıvrıldı. Küçücük bir kahkaha kaçırdı.
“Dayanamıyorum.”
Ben de gülmeye başladım. “Pes ettin.”
“Hayır.”
“Ettin.”
“Etmedim.”
“Güldün.”
“Bu pes etmek sayılmaz.”
“Sayılır.” Kollarımı göğsümde birleştirip muzipçe gülümsedim. “O zaman cezanı biliyorsun.”
Aras derin bir iç çekiyormuş gibi yaptı. “Demek kaybettim…” Başını iki yana salladı. “Bu oyunda seni yenmek gerçekten imkânsız.” Bunu söylerken usulca yanağıma kısa bir öpücük kondurdu. “Şimdi tamam mı?”
Kıkırdadım. “Sanırım... bu kez kuaför ücretini ödemiş sayılırsın.”
Aras gülerek alnını alnıma yasladı. “Bir dahaki sefere yine ben kaybetmeye razıyım. Çünkü sonunda ödül yine sensin.”
Kalbim öyle hızlı atıyordu ki, sanki sessiz odanın içinde bile duyulacak gibiydi. Gözlerimin içine bakmaya devam etti. O bakışını seviyordum. İçinde acele yoktu, zorlama yoktu. Sadece huzur vardı. Dudaklarımın kenarı istemsizce yukarı kıvrıldı. “Bu sefer...” diye fısıldadım.
“Ne bu sefer?”
“Sanırım ikimiz de kazandık.”
Aras'ın gülümsemesi biraz daha büyüdü. “Bence de.” Elini usulca yanağıma koydu. Başparmağıyla yanağımı okşarken bana son kez sanki izin ister gibi baktı. Ben de küçücük bir baş hareketiyle gülümsedim. Aramızdaki son mesafeyi yavaşça kapattı. Dudaklarımız birkaç saniyeliğine yumuşacık bir öpücükte buluştu. Bilerek öpücüğü uzatıyordu ayrılmamak için. Nefesim bile yetmemişti. Zaten bir bakışı bile nefesimi kesmeye yetiyordu yakışıklının. Ayrıldığımızda ikimiz de istemsizce gülümsüyorduk. Alınlarımız yeniden birbirine yaslandı.
“Merhaba.” dedim kıkırdayarak.
Aras şaşkınlıkla güldü. “Az önce öpüştük.”
“Biliyorum.”
“O zaman neden merhaba?”
“Çünkü...” Omuz silktim. “Sana her seferinde yeniden aşık oluyormuşum gibi hissediyorum.”
Aras birkaç saniye bana baktı. Sonra gözlerini kapatıp güldü. “Derin.”
“Hı?”
“Sen böyle konuşunca elim ayağım birbirine dolaşıyor.”
Kıkırdayarak tişörtünün ters dönmüş yakasını düzelttim. “Yakışıklı olmuşsun.”
“Sen de çok güzelsin.” dedi ve kolları belime dolandı. Burnunu yine burnuma değdiriyormuş gibi yaptı ve kıkırdadı. “Bugünlük kuaför randevum da, ödülüm de mükemmeldi.” diyip dudağıma usul bir öpücük daha kondurdu.
Küçük bir kahkaha kaçtı dudaklarımdan. “Bir dakika.”
“Hı?”
“Sen ödül almaya mı geldin, yoksa saç kestirmeye mi?”
Omuz silkti. “İkisi de.”
“Hiç utanmıyorsun.”
“Senin yanında?”
Başını iki yana salladı. “Hiç.”
İstemsizce güldüm. Parmaklarım yeni kesilmiş saçlarının arasına usulca daldı. Yanlardaki yumuşacık geçişi hissederken gözlerim yeniden ona takıldı. “Gerçekten çok yakıştı.”
“Sen beğendiysen gerisinin önemi yok.”
“Ya ben beğenmeseydim?”
Hiç düşünmeden cevap verdi. “O zaman yine beğendirmeye çalışırdım.”
Gülerek göğsüne hafifçe vurdum. “Çok tatlısın.”
“Biliyorum.”
“Bir de mütevazı.”
“Orası da ayrı.”
İkimiz de aynı anda kahkahaya boğulduk. Odanın sessizliği bile gülüşlerimizle ısınmış gibiydi. Bir süre birbirimize hiçbir şey söylemeden baktık. Bazen konuşmaya gerçekten gerek kalmıyordu. Çünkü bir bakışımız bile birbirimizi anlamamıza yetiyordu. Elini usulca elimin içine aldı. Parmaklarımız birbirine geçti.
“Bir hafta sonra mezun oluyoruz.” dedi bu kez daha sakin bir sesle.
Başımı hafifçe salladım. “Evet… Garip geliyor.”
“Biraz. Mutlu musun?”
Gözlerim onun gözlerine takıldı. “Yanımda sen varken çok.”
Aras'ın yüzünde öyle huzurlu bir gülümseme belirdi ki, istemsizce ben de gülümsedim. “El ele mezun olacağız.”
dedi.
“Sonra...” diye mırıldanırken sözümü kesti.
“Sonrası da var. Ve ben bütün sonralarımda da senin olmanı istiyorum.”
Kalbim yine o tanıdık sıcaklıkla doldu. “Elimden geleni yaparım.” diye fısıldadım.
Aras başını hafifçe eğip alnıma son kez yumuşacık bir öpücük bıraktı. “Haydi. Yoksa gerçekten birileri bizi aramaya başlayacak.”
Kıkırdayarak kapıya yöneldim. “Suçlu sensin.”
“Neden?”
“Kuaför ücretini fazla uzattın.”
Arkamdan gelen kahkahası koridora taştı. Kapıyı usulca açıp dışarı çıktık. Yan yana yürürken parmaklarımız hâlâ birbirine kenetlenmişti. Kampüsün üzerine öğle güneşi yavaş yavaş yayılıyor, ağaçların arasından süzülen rüzgâr hem benim kıvırcık saçlarımla hem de Aras'ın yeni saçlarıyla oyun oynuyordu.
Belki mezuniyetimize yalnızca bir hafta kalmıştı. Ama onunla birlikte yaşayacağımız anılar daha yeni başlıyordu. Onun dediği gibi, ben de onun bütün sonları olmak istiyordum.
~DEVAM EDECEK…~