Cuma günü geldiğinde Gökçe kendini garip hissediyordu.
Sabahtan beri derslere odaklanamıyordu.
Sürekli aynı şeyi düşünüyordu.
Kütüphane.
Ve Göktuğ.
Dersler sonunda bitti.
Öğrenciler okuldan çıkarken Gökçe temizlik malzemelerini aldı.
Kütüphaneye doğru yürüdü.
Kapıyı açtığında onu gördü.
Göktuğ her zamanki yerinde oturuyordu.
Önünde kitaplar vardı.
Ama bu kez ders çalışmıyordu.
Boş boş pencereye bakıyordu.
Gökçe içeri girince başını çevirdi.
"Merhaba."
Gökçe şaşırdı.
İlk kez biri ona önce selam vermişti.
"Merhaba."
Göktuğ karşısındaki sandalyeyi gösterdi.
"Biraz oturmak ister misin?"
Gökçe tereddüt etti.
Temizlik işi vardı.
Ama birkaç dakika oturmanın sorun olmayacağını düşündü.
Sessizce sandalyeye geçti.
İlk birkaç dakika ikisi de konuşmadı.
Sonunda Göktuğ kitabını kapattı.
"Hiç arkadaşın var mı?"
Soru beklenmedikti.
Gökçe gözlerini masaya çevirdi.
"Yok."
"Benim de yok."
Gökçe başını kaldırdı.
İlk kez ortak bir şeyleri olduğunu fark etmişti.
---
Bir süre sonra konuşmaya başladılar.
Önce okuldan.
Sonra öğretmenlerden.
Sonra yavaş yavaş hayatlarından...
Göktuğ yüzündeki sakin ifadeyle konuşuyordu.
Ama gözlerinde sakladığı bir yorgunluk vardı.
Gökçe bunu fark etmişti.
"Sen hiç ailenden bahsetmiyorsun."
Göktuğ'un yüzü bir an durgunlaştı.
Pencereye baktı.
"Çünkü anlatacak pek bir şey yok."
Sessizlik oldu.
Sonra devam etti.
"Babamı hiç tanımadım."
Gökçe dikkatle dinliyordu.
"Annemi de çok küçükken kaybettim."
Bu sözleri söylerken sesi değişmedi.
Ama gözleri her şeyi anlatıyordu.
Gökçe ne diyeceğini bilemedi.
Çünkü aynı acıyı o da taşıyordu.
Başını eğdi.
"Ben de annemi ve babamı kaybettim."
Göktuğ ona baktı.
İlk kez gerçekten şaşırmıştı.
İkisi de birkaç saniye konuşamadı.
Çünkü bazen bazı yaralar kelimelerden daha büyüktü.
---
O gün kütüphaneden çıkarlarken yağmur yoktu.
Gökyüzü açıktı.
Okulun bahçesinde yürürken Göktuğ aniden durdu.
"Demek yalnız değilmişim."
Gökçe ona baktı.
"Ne konuda?"
Göktuğ hafifçe gülümsedi.
"Geçmişi ağır olan tek kişi ben değilmişim."
Gökçe de istemeden gülümsedi.
Belki de ilk kez biri onun acısını anlamıştı.
Anlatmadan.
Açıklamadan.
Sadece hissederek.
Ve o günün sonunda ikisi de fark etti ki...
Bazı insanlar hayatımıza tesadüfen girmez.
Bazıları, tam ihtiyacımız olduğu anda karşımıza çıkar.