Gökçe ve Göktuğ, avukat Elif Hanım'ın ofisinden sessizce ayrıldılar.
İkisi de konuşmuyordu.
Gökçe, babasının bıraktığı kutuyu sımsıkı tutuyordu.
Sanki bırakırsa onu bir kez daha kaybedecekti.
---
Akşam olduğunda odasına geçti.
Kutuyu masanın üzerine koydu.
İçindeki eşyaları tek tek yeniden inceledi.
Tam kutuyu kapatacakken, alt kısmında ince bir bölme olduğunu fark etti.
Merakla kapağı kaldırdı.
İçeride katlanmış küçük bir kâğıt vardı.
Titreyen elleriyle açtı.
Bu kez babasının değil, annesinin el yazısıydı.
> "Canım kızım...
Eğer bu satırları okuyorsan, seni büyüyemeden bırakmak zorunda kaldığım için çok üzgünüm. Ama bil ki seni her zaman çok sevdim.
Hayat bazen insanı çok zor sınar. Ne olursa olsun kalbindeki iyiliği kaybetme. Bir gün seni gerçekten anlayacak insanlar çıkacak karşına. O günü sakın kaybetme."
Gökçe'nin gözlerinden yaşlar süzüldü.
Mektubu göğsüne bastırdı.
İlk kez annesinin ona seslendiğini hissediyordu.
---
Ertesi gün okulda Göktuğ onu kütüphanede bekliyordu.
"Görüşme nasıl geçti?"
Gökçe çantasından mektubu çıkardı.
"Annem de bana bir mektup bırakmış."
Göktuğ sessizce dinledi.
Gökçe mektubun son cümlesini okudu.
> "Bir gün seni gerçekten anlayacak insanlar çıkacak karşına. O günü sakın kaybetme."
Göktuğ'un gözleri bir an duraksadı.
"Hikâyenin adı gibi..."
Gökçe hafifçe gülümsedi.
"Evet."
---
Tam o sırada rehber öğretmen kütüphaneye girdi.
"Çocuklar, sizinle konuşmam gereken bir konu var."
İkisi de ayağa kalktı.
"Bu yılın sonunda başarılı öğrenciler için şehir dışındaki bir okuldan burs imkânı var."
Gökçe şaşkınlıkla baktı.
"Burs mu?"
"Evet. Başvurmak ister misiniz?"
Göktuğ hiç düşünmeden cevap verdi.
"İsterim."
Ama Gökçe sessiz kaldı.
Çünkü aklında tek bir soru vardı.
"Akrabalarım buna izin verir mi?"
Göktuğ onun yüzündeki endişeyi fark etti.
Koridora çıktıklarında sakin bir sesle konuştu.
"Henüz hiçbir şey belli değil."
Gökçe ona baktı.
"Ya gidersem?"
Göktuğ gülümsedi.
"O zaman hayallerine bir adım daha yaklaşmış olursun."
Gökçe ilk kez o ihtimali gerçekten düşündü.
Belki...
Hayatı değişebilirdi.
Belki...
"O günü kaybetmek" yerine, onu yeniden kazanabilirdi.