Pazartesi sabahı okul her zamankinden daha hareketliydi.
Koridorlarda öğrenciler telaşla sınıflarına giriyor, öğretmenler ders hazırlıkları yapıyordu.
Gökçe sınıfa girdiğinde Göktuğ'un sırası boştu.
Bir an duraksadı.
"Geç mi kaldı?" diye düşündü.
Ama ilk ders bitmesine rağmen Göktuğ hâlâ gelmemişti.
---
Öğle arasına kadar ondan hiçbir haber alamadı.
Merakı giderek arttı.
Kütüphaneye gitti.
Her zamanki masaları boştu.
Masanın üzerinde yalnızca küçük, katlanmış bir kâğıt vardı.
Üzerinde tek bir cümle yazıyordu:
> "Bugün gelemeyeceğim. Merak etme."
- Göktuğ
Gökçe notu eline aldı.
İçi yine de rahat etmemişti.
---
Dersler biter bitmez telefonuna bir mesaj geldi.
Göktuğ'dandı.
> "Hastanedeyim. Korkma, ben iyiyim."
Gökçe'nin kalbi hızlandı.
Hemen cevap yazdı.
> "Ne oldu?"
Birkaç dakika sonra cevap geldi.
> "Çalışırken elim kesildi. Doktor dikiş attı. Birkaç gün dinleneceğim."
Gökçe derin bir nefes aldı.
En azından durumu ciddi değildi.
---
Ertesi gün okul çıkışında Gökçe, Göktuğ'u görmek için evine uğramaya karar verdi.
Yanına birkaç portakal ve küçük bir "Geçmiş olsun" kartı aldı.
Kapıyı çaldı.
Bir süre sonra kapı açıldı.
Göktuğ'un sağ eli bandajlıydı.
Kapıda onu görünce şaşkınlıkla gülümsedi.
"Sen mi geldin?"
Gökçe utangaçça elindeki poşeti uzattı.
"Geçmiş olsun."
Göktuğ hediyeyi aldı.
"Teşekkür ederim."
---
İçeri geçtiler.
Ev küçüktü ama temizdi.
Kitaplarla dolu bir raf vardı.
Gökçe etrafına bakarken,
"Her şeyi tek başına mı yapıyorsun?"
diye sordu.
Göktuğ başını salladı.
"Evet."
Bir an sessizlik oldu.
Sonra Gökçe gülümseyerek,
"Elin iyileşene kadar okul çıkışlarında sana yardım edebilirim."
dedi.
Göktuğ önce şaşırdı.
Ardından yüzünde samimi bir tebessüm belirdi.
"Teşekkür ederim."
---
Gökçe evden ayrılırken hava kararmaya başlamıştı.
Yolda yürürken içinden bir şey geçti.
Artık Göktuğ sadece tanıdığı biri değildi.
Onun mutlu olmasını gerçekten istiyordu.
Ve Göktuğ da bunu hissediyordu.
İkisi de henüz söylemiyordu.
Ama kalpleri...
Yavaş yavaş aynı ritimde atmaya başlamıştı.