Yağmur gece boyunca dinmemişti.
Ertesi sabah okul bahçesi ıslaktı.
Gökçe okulun kapısından içeri girerken derin bir nefes aldı.
Bugün nedense içinde kötü bir his vardı.
Sebebini bilmiyordu.
---
İlk dersin ardından zil çaldı.
Gökçe dolabından kitabını alırken arkasından sert bir ses duydu.
"Gökçe!"
Arkasını döndü.
Karşısında akrabalarından biri vardı.
Yüzündeki sert ifade hiç değişmemişti.
"Okul çıkışı hemen eve geleceksin. Sakın oyalanma."
Gökçe başını eğdi.
"Tamam."
Adam hiçbir şey söylemeden uzaklaştı.
Bu konuşmayı uzaktan gören Göktuğ, Gökçe'nin yüzünün bir anda solduğunu fark etti.
---
Öğle arasında kütüphanede buluştular.
Göktuğ kitabını kapattı.
"Sabah kimdi o?"
Gökçe birkaç saniye sustu.
"Amcam."
"Canını sıkan bir şey mi söyledi?"
Gökçe cevap vermedi.
Sessizliği her şeyi anlatıyordu.
Göktuğ daha fazla üstelemedi.
"Anlatmak istersen dinlerim."
Gökçe hafifçe gülümsedi.
"Teşekkür ederim."
---
Okul çıkışı Gökçe hızlı adımlarla eve döndü.
Kapıyı açar açmaz amcasının sesi duyuldu.
"Neredeydin sen?"
"Okuldaydım."
"Yalan söyleme!"
Adam sertçe masaya vurdu.
Gökçe korkuyla geri çekildi.
"Ben gerçekten okuldaydım."
Amcası bir süre ona sert sert baktı.
Sonra odasına gitmesini söyledi.
Gökçe tek kelime etmeden odasına geçti.
Kapıyı kapattığında gözlerinden yaşlar süzüldü.
Yatağına oturup sessizce ağladı.
---
Ertesi sabah gözleri şişmiş halde okula geldi.
Göktuğ onu görünce bir şeylerin yolunda gitmediğini hemen anladı.
"Gökçe..."
Gökçe başını kaldırdı.
"İyiyim."
Göktuğ bu kez hiçbir şey söylemedi.
Sadece çantasından küçük bir not defteri çıkarıp ona uzattı.
"Bu ne?"
"İçine ne hissediyorsan yaz."
Gökçe şaşkınlıkla defteri aldı.
"Bazen söyleyemediğimiz şeyleri yazmak daha kolaydır."
Gökçe defteri göğsüne bastırdı.
"Teşekkür ederim."
Göktuğ hafifçe gülümsedi.
"Yalnız değilsin."
Bu iki kelime...
Gökçe'nin uzun zamandır duymaya en çok ihtiyaç duyduğu sözlerdi.
Ve belki de ilk kez gerçekten buna inanmak istiyordu.