Uraz'a az önce deneyelim demiştim ben öyle mi?
Hatta ve hatta öpüşmüştük.
Evet , Uraz Korkmaz ile ilk kez öpüşmüştüm.
Zira kendisi daha önce beni bir çok kez öpmüştü ama bu sefer en az onun kadar bende bu suça ortak olmuştum.
Pişmanlık hissediyor muydum?
Hissetmiyordum.
Bunu kabul ederken ne düşünmüştüm hiçbir fikrim yoktu.
Ne Uraz'a güveniyordum ne de sözlerine.
O zaman neden kabul etmiştim ki?
Söylediği iki güzel sözden etkilenip daha fazla söylemesi için mi yoksa ara sıra olan şefkatli diye nitelendirdiğim dokunuşları mı?
Ya da bazen konuşmadan bile değerli hissettiren bakışlarının daha fazlası için mi?
Uraz'ı merak etmiştim.
Bir sevgilisi olursa nasıl davranır diye..
Yalandan da olsa , birisini seviyormuş gibi yaparken nasıl göründüğü , karşı tarafa neler hissettirdiği...
Nefreti böylesine zor , büyük ve yaralayıcı olan birisinin sevgisinin ne kadar güçlü , iyileştirici ve merhametli olduğunu merak etmiştim.
Ve bunu öğrenecektim.
Ya canım yanacaktı , ya da Uraz'ın canı yanacaktı.
En nihayetinde günün sonunda sadece bir mutlu olacaktı.
Çünkü ikimizin bir ilişkide mutlu olacağına inancım yoktu.
Tek istediğim biraz değerli hissetmekdi..
Yalan da olsa..
" Ne düşünüyorsun öyle kara kara?"
" Bizi." dedim dürüstçe.
" Öpücüğümün etkisinden çıkamadın mı hala?" dedi sırıtarak ve elini belime attı.
Tam bir temas bağımlısıydı.
" Yaa sorma..Heyecandan tansiyonum düştü." dedim.
Çok düşünceli (!) yeni sevgilim Uraz bunu gerçek sandı.
" İyi misin sen?" dedi panikle.
" Evet, ya sen?" dedim.
Güldü. " Daha önce hiç böyle iyi hissetmemiştim." Gülümsedim.
Gülümserken " sana inanmıyorum" dedim.
O da tıpkı benim gibi gülümsedi.
" Ama bana bir gün inanacağına , inanıyorsun annesinin kızı" dedi.
Cevap vermedim.
Belimdeki elleri gevşedi ve bu sefer de parmaklarımı kavradı.
" Hadi gel"
" Nereye?"
" Zilin çalmasına daha on dakika var. Kantine gidiyoruz " dedi.
" Burçin?" dedim sorarcasına.
" Siktir et " dedi.
" Başka bir kız için de beni siktir eder misin Uraz?" dedim.
Afalladı.
" Başka bir kıza , sana baktığım gibi bakabilirsem şayet nefes aldığım son günüm olsun." dedi.
Belki de içinden tövbe ediyordur.
" Kanki!" Tam bir şey diyecektim gibi gelen sesle başımı çevirdim.
Uraz'ın çetesi yine masada oturmuş bize el ediyordu.
Uraz elini yine belime yerleştirdi ve masaya oturduk. İkimiz yanyana oturuyorduk.
" Bana da dağıt" dedi Uraz masada iskambil kartları karan Kerem'e.
Kerem kartları tam önüme koydu ve " kes" dedi. İskambil bilirdim.
Kitabını bile yazardım.
Kestim. Kerem geri alacakken kestiğim iki parçayı bütün edip bunu birkaç kez tekrarladım. Sonra ise kartları iyice karıştırdım.
" Ee , ne oynuyoruz?"
" Biz normalde çiftli pişti oynuyorduk ama senin oynayacağını düşünmemiştim" dedi.
" Peki o halde oynayın siz" dedim.
Dışlanmıştım resmen.
Telefonumu elime aldım ve biraz ona bakmaya başladım.
O sırada yukarıdan bir instagram bildirimi düşmüştü.
Kaan.KARA_17 sizi takip etmek istiyor.
Onaylasam mı , onaylamasam mı diye düşünürken Uraz'ın sesiyle ona döndüm.
" Telefonunda benden daha çok ilgini çeken ne var acaba?"
" Önündeki kağıtlar benden daha çok ilgini çektiğinden beridir telefonum ilgimi daha çok çekiyor."
" Birileri kıskanmış gibi?" dedi önündeki oyuna odaklanırken.
" Birileri de kıskanmış gibi değil kıskanmış." dedim bende telefonuma bakarken.
" Oyun bitti " dedi birden başını kaldırarak.
" Sevgilim ilgisizlikten ölecek." dedi bana bakarken.
Utanmıştım.
Uraz'ın kulağına yaklaştım. Kimse bize bakmıyordu. Büyük ihtimalle alışık olmalılardı.
" Sınıfa mı gitsek?"
" Yalnız mı kalmak istiyorsun?"
" Belki de öyledir. Kim bilir?.."
Sadece ikimizin duyabileceği şekilde konuşuyorduk.
Şaşırdı.
" Beni şaşırtıyorsun , annesinin kızı.!"
" Bence artık bana böyle dememelisin."
" Neden , annesinin kızı?"
" Bana her baktığında annemi hatırlamanı istemiyorum. Bu bizi nefrete sürüklüyor."
" Sana her baktığımda hatırladığım tek şey bahçedeki öpüşmemiz."
" Uraz " dedim sonunu uzatarak. Utandırmaya bayılıyordu beni.
" Utanma güzelim, bu benim sevme şeklim."
Birden ayaklandı ve beni de elimden tuttu.
" Nereye?" dedi Efe.
" Sınıfa gidiyoruz biz. Bir şey olursa ara." dedi telefonunu göstererek.
Birlikte ayaklandık ve sınıfa doğru yürümeye başladık.
" Uraz?"
" Efendim"
" Sen dün nerde kaldın?"
" Senin aksine ben eve gittiğimde babam burda ne işin var diye azarlamıyor ve de annenin babamın seni istemediği gibi beni istememe lüksü yok. Yani anlayacağın , evimde kaldım."
" Anladım " dedim sadece.
Kırılmıştım.
Daha kötüsüyse , dedikleri doğruydu..
" O zaman o evinde kalmaya devam edersin bir zahmet."
" Kovulduğum eve geri dönmem , annesinin kızı."
" Seni kovmadım , babasının oğlu."
Durdu , sonra ise sırıtarak " sen benim seninle yaşamamı mı istiyorsun yoksa?"
Harbiden ya , neydi benim bu gereksiz sormalarım? Kes kesini otur işte.
" Yoo sadece insanları bir yerden kovmak huyum değil.."
" Leyla evinde sen rahat et diye kalmıyorum."
" Babamın evi demek istedin galiba?"
" Hayır , senin. Ve bunu daha fazla kurcalama."
" Tamam o zaman."
Sınıfa girdiğimizde Uraz sabah oturduğu yerde oturdu.
" Artık birlikte oturmuyor muyuz?"
" Özle biraz " dedi sırıtarak. Derdi neydi? Burçin denen o kızla mı oturacaktı gerçekten.
Peki öyle olsun.
Sırama oturdum ve zilin çalmasını bekledim.
O sırada yanıma birisi yaklaştı.
Bu Mertti.
" Selam"
" Selam.." dedim şaşkınca. Sınıfta kimse benimle konuşmuyordu normalde.
" Boş mu yanın?" dedi.
" Boş"
" İyi o zaman geliyorum."
Çantasını alıp yanıma geldi.
" Bu dersten nefret ediyorum ve arka sıra uyumak için mükemmel."
" Deme böyle , beni de yoldan çıkarıyorsun" dedim.
Güldü.
Ders başlamadan son kez Uraz'a baktığımda gözlerini dikmiş bize bakıyordu.
İkimiz gözgöze geldiğimizde birden ayaklandı. Sanırım yanıma gelecekti lakin hocanın sınıfa girmesiyle olduğu yerde kalakaldı.
Dersimiz Sosyal Etkinlik.
Evet bu derste çoğu kişi uyurdu çünkü hocamız çok soru soruyordu.
Ve kafa ütülüyordu.
Ve bir de kendi sorup kendi cevaplıyordu.
" Bu hafta değişik bir etkinlik yapacağız."
Etkinlik mi? Bir de başımıza bunu çıkartma ya.
"Herkes birlikte vakit geçirecek."
" Nasıl yani?" dedi Burçin denen kız.
" Susup , konuşmama izin verirsen anlatacağım." dedi hoca.
Gülmek istedim.
Bu nedense hoşuma gitmişti.
O sırada gözlerim yeniden Uraz'a kaydı.
Burçin denen kıza çok yakın oturuyordu.
' uzaklaş' dedim dudaklarımı oynatarak.
Anladı , bal gibi de anladı.
Sırıttı. Hayvan!
" Bir şey mi dedin?" dedi yanımdaki Mert fısıldayarak.
" Yoo" dedim gülümseyerek.
Gözlerimi yeniden Uraz'a değdirdiğimde sinirle ' gülme' dedi dudaklarını oynatarak. Sonra ise telefonuma bir mesaj geldi.
Uraz:
Benden başkasına gülme..
Siz:
Niye kıskandın mı?
Uraz:
Kıskandım.
Yaşadığım şaşkınlıkla telefonu kapadım ve Uraz'a çevirdim bakışlarımı..
Hâlâ sinirliydi.
Yanındaki kızı işaret ettim dudaklarımı oynatarak ' bende kıskandım' dedim. Kötü hissettirmişti ve sanırım kıskançlık buna deniliyordu.
Zaferle gülümsedi.
Telefonuma yeni bir mesaj geldi.
Uraz:
Seviyorsun işte , kabul et!
Siz:
Sevmiyorum!!
Uraz:
Ama seveceksin..
Siz:
Bakarız 😉
Sohbet duvarından çıktım.
Hocayı dinlemeye devam ettim.
" Ne kadar tanıyorum?"
Hepimiz dikkat kesilmiş hocayı dinliyorduk.
" Hepinizin bu sınıfta en çok tanıdığı insan sıra arkadaşı doğru mu?"
Herkesten onaylar mırıltılar yükseliyordu.
" Bu yüzden bunu sıra arkadaşınızla yapacaksınız. Birlikte vakit geçirin ve tanıdığınız bir insanı birdaha tanımaya çalışın. Belki yanlış ya da eksik tanışmışsınızdır. Daha sonra da beşer dakikalık sunumlar halinde sizin gözünüzden arkadaşınızı dinleyeceğiz. Bunun için size bir hafta veriyorum."
Daha sonra ise hoca yine saçma sapan sorularını sorup kendi kendine cevapladı.
Zilin çalmasıyla Uraz yanıma geldi.
" Gel benimle."
Mert çoktan sırasına gitmişti.
Elimden tuttu ve beni sürüklemeye başladı.
" Birdaha hiçbir erkekle bir metreden yakın olmayacaksın." dedi arka bahçeye geldiğimizde.
" O zaman sen de o Burçin denen kızın yanında oturmayacaksın." dedim.
" Kabul " dedi başını sallayarak.
Daha sonra ise iyice yaklaştı artık nefesini kulaklarımda hissediyordum.
" Demek beni kıskandın?"
" Sanırım yaşadığım şeye kıskançlık deniyor.."
" Daha önce hiçkimseyi kıskanmadın mı?"
" Şimdiye kadar kıskandığım tek insan annemdi. Senden ve babandan deli gibi kıskanıyordum. Ama karşı cins olarak kıskanmak daha betermiş.. Bu çok rahatsız edici. Lütfen birdaha tekrarlama."
" Devam et konuşmaya , gururum okşanıyor." dedi sırıtarak.
" Gururun okşansın diye demedim.. Bu benim karakterimle ilgili.. Sevgilim bir başkası olsa da rahatsız olurdum. Ve merak ettiğin şey eğer bu kıskançlığın sana özel mi olduğuysa bil diye söylüyorum, sana özel olsaydı dersin başında bırak o sıraya ellerin ve vücudunu değdirmeyi , gözlerini bile değdiremezdin.
" Beni tam da tarif ettiğin gibi kıskanacaksın güzelim."
" Bunun için daha kırk fırın ekmek yemen lazım yalnız."
" İşin sonunda isteklerim olacaksa o kırk fırını ikiye bile katlarım ben. Sen rahat ol."
" Benlik bir sorun yok. Kabul etmemin tek nedeni neler yapabileceğini görmek."
" Görmekten ziyade hissedeceksin annesinin kızı ve bağımlısı olacaksın."
" Ne gibi?"
" Mesela yapacaklarımdan ilki dudaklarımı dudaklarına alıştırmak."
Yavaşça dudaklarıma değdirdi dudaklarını.
Gülerek geri çekildi.
" Hergün bir doz , sakinleştirici gibi düşün."
" Sonra seni evden alıp okula okuldan alıp eve götüreceğim. Bunu da ilgili bir sevgili olma adımım say."
" Ve üçüncü olarak her yerde ve her zaman ellerim vücuduna ait bir yerde duracak mutlaka. Bunu da sahiplenici erkek tutumu olarak nitelendirebilirsin."
Ellerini belime sardı.
" Temas bağımlısısın değil mi?"
" Sadece senin tenine.."
Beni bir kere daha öpmeye kalktı.
" Hani sadece bir dozdu?" dedim kendimi geri çekerek.
" Ben ne kadar istiyorsam artar o sayı."
Tekrar dudaklarını değdirip geri çekti.
Beni öpmesi hoşuma gidiyordu. Ama dokunuşlarına alışmak istemiyordum.
Alışıp alışıp bir gün ortada kalmak istemiyordum.
" Dudaklarımdan öpme." dedim.
Orada izleri oluşsun istemiyordum. Sanki çoktan oluşmamış gibi.
Bu sefer de dudakları yanağını buldu.
" Uraz yeter öpme."
" Neden?" dedi usulca.
" Daralıyorum." dedim hızlıca.
Geri çekildi.
" Sana dokunmam seni rahatsız mı ediyor Leyla?"
" Evet" dedim hızlıca ve ekledim. " Yani dokunmana alıştım ama öpüşlerin kötü hissettiriyor.. Senden emin olamazken seni öpmek yanlış geliyor."
" O zaman Efeden ne farkın kalıyor amına koyayım?" dedi hiddetle.
" Eğer seni öpmüyorsam neden sevgilimsin?"
Hayvandı işte. Malın biriydi bu.
" Uraz ya neden böylesin sen?"
" Şimdi benim neden böyle olduğumu mu konuşacağız? Senin için düzelmeye değişmeye çalışıyorum ama sen de hiçbir çaba hiçbir icraat yok. Seni seviyorum dedim ama kimse vazgeçilmez değil. Ben böyle şeylere gelemem."
" Uraz ben ne dedim şimdi?"
" Yok öpme yok dokunma. Bana kendimi tacizci bir sapık gibi hissettiriyorsun , annesinin kızı! Asıl ben senin bu hareketlerinden rahatsız oluyorum."
" Çünkü bana sormadan öpüyorsun!"
" Çünkü sevgililer böyle yapar da ondan."
" Hiçbir sevgili senin kadar zorba değildir."
" Düzelmeye çalışıyorum görmüyor musun?"
" Yeteri kadar çabalamıyorsun Uraz!"
" Belki de seni o kadar üstün bir çabama değecek kadar layık görmüyorumdur?" dedi sinirle.
Gözlerindeki saf nefreti görmemek imkansızdı.
" Beni gerçekten sevdiğine emin misin sen?" dedim.
" Emin olmadığım hiçbir şey yapmam!" dedi.
" O zaman göster" dedim.
" Bırakmıyorsun ki" dedi kızarak.
" Öpmeden göster" dedim.
" Ben dokunmadan sevmek nasıl olur bilmem" dedi , isyan eder gibi.
"Öğren o zaman " dedim.
" Öğret o zaman" dedi.
" Ben sevmeyi bile bilmiyorum ki" dedim.
Sakin kalmaya çalışır gibi başını iki elinin arasına aldı.
" Tamam sakin olalım. Birbirimizi kırmayalım. Ben deneyeceğim."
" Neyi?"
" Seni sevmeyi.. yüzünü , dudaklarını ya da kokunu değil de sadece seni sevmeyi. Seni sen olduğun için sevmeyi deneyeceğim."
" Peki o zaman bende denerim."
" Neyi?"
" Seni , sana rağmen sevebilmeyi..."