İçeriğe geç

O BİR ZORBA

Bölüm 18 · 7 dk okuma

O BİR ZORBA

Bölüm 18

Ep.18 : Derin Düşünceler 😶‍🌫️

Leyladan

Uraz gitmişti.

Gitmesi için her şeyi yaptığımda gitmemişti ama tek bir sözümle gitmişti.

Bu kadar basit miydi yani?

Sevinmeden edemedim.

Ne yani, şimdi her şey bitmiş miydi? Uraz ve zorbalıkları ya da tacizleri yok muydu artık?

Sevinçle gülümsedim.

Gençleştim resmen bu kadar mı fark eder??

Heyecanla salona gittim.

Yoktu , gerçekten de gitmişti.

Masanın üzerindeki pizzaları görünce midem guruldamaya başladı.

Hızlıca kendi pizzamı yedim ve bitirdim.

Bu mutlu günü biraz ders çalışarak taçlandırmak adına odama gittim ve uyuyana kadar ders çalıştım.

Yatağa girdiğimde ise aklıma ertelediğim düşüncelerim takıldı.

Beynim benden bağımsız ismini zikretti.

Uraz..

Birden bire ne olmuştu da gitmeye karar vermişti.

Üzülmüş müydü o da benim gibi..

Gerçekten beni sevmiş olabilir miydi?

Olamazdı..

Benden nefret ederken beni sevmiş olamazdı.

Buna inanacak kadar şuursuz değildim.

Ve Uraz da nefretini unutup aşık olacak birisi değildi.

O benden sadece nefret ediyordu ve ben de ona elimden geldiğince direniyordum.

Bazen avazım çıktığınca bağırmak geliyor içimden. Neden ben diye. Ama biliyorum. Ezilen birisini ezmek her zaman kolaydır. Kimsesiz birisi en güçsüz olandır aslında.

Güç para demek değildir. Ya da güç , kuvvetten de doğmaz.

Gerçek güç ailedir, dostlarındır.

Gerçek güç sevgiden doğar. Güvenle yoğrulur , umutla harmanlanır..

Bende ne bir aile ne de sırtımı yaslayabilecek dostlar vardı.

Güçsüzdüm..

Gücümü alabileceğim hiçbir şey yoktu.

Ne bir insan , ne bir varlık..

Benim için çabalayan kimsem yoktu. Her zaman kendi kendimin her şeyi olmak zorundaydım ve bu çok kötüydü.

Ben yalnız bir kızdan ibarettim.

Yalnızlığım bazıları için zayıflıktı , güçsüzlüktü ve o bazıları bunu çok iyi kullanıyor , suistimal ediyordu.

Halbuki benim ona hiçbir zararım olmamıştı. Onun babası annemi almıştı ama ben onun yaptığı gibi ondan nefret etmemiştim.

Çünkü annemle evlenip hayatımı mahveden babasıydı. Onun hiçbir suçu yoktu.

Ama Uraz intikam istemişti.

Annem güçlüydü.

Çünkü yanında kocası vardı. Onu koşulsuz şartsız seven , iyi gününde de kötü gününde de yanında olacak ve annemin de aynı şekilde koşulsuz şartsız sevdiği uğruna kızını heba ettiği , terk ettiği o mükemmel kocası.

Uraz'ın anneme bırak eli , gözleri bile değemezdi.

Nasıl ki benim annem kocası için kızını harcamışsa , Levent Korkmaz da karısı için oğlunu harcardı.

Biz aynı insanların çocuklarıydık.

İkimiz de ailemizin gözünde bir hiçten ibarettik.

Ama aramızdaki tek fark Uraz'ın babası ne olursa olsun oğlunu bırakmamıştı.

Benim annem ise beni en başından beri istememiş ve fırsatını bulduğunda da terk etmişti.

Uraz da bu yalnızlığımı , kimsesizliğimi görmüştü.

Sessizdim ben. Çünkü bağırsam da sesimi kimse duymaz , kimse kulak asmazdı.

Bende yıllar arttıkça sessizleşmiş , iyice kabuğuma çekilmiştim.

Bu sessizliğim ilgisini çekmişti onun.

İntikam alacak bir kurban bulmuştu sonunda.

Hatırlıyorum da düğünden iki gün sonra annem beni eve geri yollamıştı.

" Levent böylesini uygun gördü" demişti.

Baş sallayarak onaylamıştım.

Sorun değildi o zamanlar. Annem mutluysa ben de mutluydum.

Uraz'ın arabasıyla gitmiştik.

O da gelmişti benimle..

Arabada ikimiz de arkaya oturduğumuzda ilk kez gülerek bakmıştı bana.

Halbuki diğer günler mimiği bile oynamaz sadece dik dik bakmakla yetinirdi.

Anneme söylediğimde ise gülerek " saçmalama" demiş ve geçiştirmişti.

İlk kez o gün yüzünü yüzüme yaklaştırmış ve " hayatını mahvedeceğim annesinin kızı!" demişti.

Bezgin ve yılmış bir tonla " hangi hayat? Annemin baban için bana siktiri çektiği ve köpek gibi sokağa atıldığım mı?" demiştim.

" Annen babamla evlenerek annemin hatırasını yerle bir etti. Onlara dokunamıyorum ve bu yüzden seninle oynayacağım , istenmeyen." demişti.

Şaşkınlıkla gözlerim açılmış ve " sen manyaksın" diye isyan etmiştim.

Ama o sadece kahkaha atmış ve yol ilerledikçe daha da keyiflenmişti.

Eve gelip arabadan indiğimde ise " bu günü ve bu konuşmayı asla unutma annesinin kızı" diye bağırmış ve sonra da gitmişti.

Ve ben bu konuşmayı asla unutmamıştım.

Ve ne kadar nefret etsem de kendisi bana güzel bir şey de öğretmişti.

Güç senin içindedir. Kimsesiz olmak bile bir güçtür. Çünkü zaafların yoktur. Zaafları olmayan insan güçlüdür. Yeter ki gücünü nasıl kullanman gerektiğini bil. Böylelikle günün birinde kimse canını yakamaz. Çünkü artık ne yaşarsan yaşa , canın yanmıyordur.

Bir sürü şey yaşamıştım.

Ve gittikçe daha da güçleniyordum.

Uraz'ın beni taciz ettiğini cümle alem biliyordu ama kimse yardım etmiyordu.

Ama hepsi benden güçlüydü öyle mi?

Güldüm.

Uraz'ın bana zarar verdiğini bilen annem beni onunla aynı okul aynı sınıfa yazdırmıştı.

Aynı sırada oturuyorduk hatta.

Polise gitsem.. kanıtım yoktu , şahidim yoktu. Herkes aleyhime konuşabilirdi. Çünkü Uraz istediği her şeyi yaptırıyordu. Arkamda , önümde, yanımda kimse yoktu.

Ve ben bu yalnızlık çukurundan bir türlü çıkıp mutlak gücüme ve kendime olan güvenime ulaşamıyordum.

Özgüvensiz olmak istemiyordum ama hayat beni buna adeta zorluyordu.

Ne olursa olsun yaşamaya çalıştıkça her şey daha da zor daha da karmaşık geliyordu.

Bana yaşattığı her şeye rağmen Uraz'ın tek bir sözü kafamı bu kadar karıştırmamalıydı.

Bu olmamalıydı..

Olamazdı.

Uraz Korkmaz benim için bir hiçten ibaretti ve öyle kalmalıydı.

Gözlerimi kapatarak uyumaya çalıştım.

Ama sadece çalıştım.

Çünkü gözlerimi her kapattığımda yaşadıklarım gözümün önüne geliyordu ve bu çok acıydı.

Sabaha karşı gözlerim artık kan çanağı olmaya başlamıştı.

Uykum vardı uyumak istiyordum ama gözümü her kapattığımda Uraz'ı görmek kabustu.

Bu yüzden uyumamak daha cazip gelmişti.

Üstümü giyinip okula gittim.

İlk ders dindi.

Belki derste uyurdum.

Sınıfa girdiğimde Uraz başka bir sırada oturuyordu.

Gerçekten mi?

Güne güzel başlamıştım.

Ona sadece bir saniye bakıp sırama oturdum ve direkt kafamı yaslayarak gözlerimi kapadım.

Çok uykum vardı.

Öğretmenler zili çaldığında mecburen kalkmak zorunda kaldım.

" Selamün aleyküm"

" Aleyküm selam"

Oturun emriyle kalktığım sırama geri çökmüştüm.

Ve gözlerim benden bağımsız tekrar kapanmıştı.

Yine bir zil sesiyle tekrar uyanmıştım.

Öğretmenler zilinin sesiydi bu.

" Ne ara teneffüs oldu da ikinci derse girdik" diye mırıldadım.

Uraz olmayınca tenefüs olduğunu bile fark etmemiştim.

Çünkü zil çalınca kolumdan sürükleyip zorla ya kantine ya da arka bahçeye götüren kimse yoktu.

Aslında bu durumdan hoşnuttum. Sakin hayatımı seviyordum.

Ama sanki bir şeyler eksik gibiydi.

Uraz'ın zorbalıklarından nefret ettiğim doğru. Ve tacizlerinden de hep rahatsız oldum. Ama sanki.. ağzından çıkan her bir cümle beni özel kılıyordu.

Özellikle de sevgilim demesi.

Sevgiye açtım. Çok açtım hemde. Ve Uraz bazen bu sözleriyle bana çok aç bir insana mükellef bir sofra görmüş gibi hissettiriyordu. Sonra ise o sofrada asla yerin olmayacağını...

Umut ettiriyor sonra ise yok ediyordu ve ben bunu şuan fark etmiştim.

Bir iyiydi bir kötüydü.

Hatta iki , üç ve dört kötüydü.

Ama bazen iyiydi.

Zaten kafamı karıştıran da bu iyilikleri değil miydi sanki?

İkinci derste bittiğinde kantine inip su almaya karar verdim.

Sırada beklerken birisi beni ittirerek sıramı çalmıştı.

" Hey , o benim sıram" dedim.

Arkasını döndü. Bu Urazdı.

" Bir şey mi dedin?"

" Uraz!" dedim dayanamıyormuş gibi.

" Zorbalık yapmaya son vereceğini söylemiştin."

" Dedim ki artık seninle uğraşmayacağım. Seninle hiçbir bağım yok.. Okuldaki herhangi bir kızdan ibaretsin Leyla."

Bana Leyla demişti.

Oysa hep annesinin kızı derdi.

Çok nadiren Leyla derdi.

Ve bana Leyla demişti.

Tekrar bana baktı.

" Yaptığım şey sana özel değil. Mesela şimdi de önümdeki kızın sırasını kaynatıcam ve sonra onun önündeki , önündeki ve önündekini." dedi daha sonra ise dediklerini uyguladı ve en öne geçip iki tane kaşarlı tost söyledi.

Onların her zamanki masasına baktığımda yine çete vardı ve yanlarında da bir kız.

Benim günlerdir oturduğum yere oturmuştu.

Yani Uraz'ın tam yanına.

Ve Uraz da iki tost söylemişti.

Yani bu demek oluyor ki -

Uraz sıradan geçip giderken gözleri baktığım noktaya kitlendi ve neye baktığımı anladı.

" Burçin" dediğinde bakışlarımı yavaşça ona çevirdim.

" Takılıyoruz" dedi.

Sonra ise gitmek için adım attı.

" Hani beni seviyordun?" dedim. Sadece merak etmiştim. Yoksa duyguları umrumda değildi. Ama seviyorum dedikten sonra bu kadar hızla başkasına bakması yalan söylediğini gösterirdi ve ben yalanını ortaya çıkarmak istemiştim.

" O dündü" dedi sıkılmış gibi. " ve dün dünde kaldı güzelim. Ben ise bugündeyim." dedi. Daha sonra ise sol gözünü kırparak yanımdan uzaklaştı.

Dün öylece dünde kalabiliyor muydu?

Yani benim için de başka ve güzel yepyeni bir hayat olabilir miydi?

Yüreğim birden umutla doldu.

Uraz Korkmaz beni ikinci kez umutlandırıyordu.

Ona inandım çünkü çaresizdim.

Sevilmek isteyen bir zavallıydım.

Eğer bugünü yaşamak beni sevgiye ulaştıracaksa çabalayacaktım.

Urazdan kurtulmuştum , artık bir umudum vardı.

Her şey çok güzel olacaktı , inanıyorum...

Bu bölüm biraz Leyla'nın düşünceleri tarzında oldu. Fazla diyalog yoktu ama biraz da Leylayı tanıyın istedim.

Çünkü Urazın isteklerini ve amacını az çok biliyoruz. Ama Leyla hakkında bir bilgimiz yoktu.

Bunun için bu bölüm biraz böyle oldu. Ama bir sonraki bölüm yine bol diyaloglu ve atarlı olacak.

Leylayı artık dişi bir aslan olarak görmek isteyen kaç kişiyiz?

Bir de Leyla aslında çok güçlü birisi zaten. Ama farkında değil.. Çünkü çocukluğundan beri inandığı tek bir şey var ,

o da yalnızlığın güçsüzlük olduğu. Tek başına bir şeylere dur demenin yetersiz olduğunu düşünüyor.

Ama bir şeyleri değiştirmenin en önemli adımı o değişimi ilk kendinde uygulamaktır.

Ve Leyla artık değişimin ta kendisi olacak.

Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.

Oy ve yorumlarınızı bekliyorum ❤️❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.