İçeriğe geç

𝐆ö𝐫 𝐁𝐞𝐧𝐢 𝐈𝐈 - 𝐊𝐚𝐥𝐛𝐢𝐧𝐝𝐞

Bölüm 1 · 20 dk okuma

𝐆ö𝐫 𝐁𝐞𝐧𝐢 𝐈𝐈 - 𝐊𝐚𝐥𝐛𝐢𝐧𝐝𝐞

Bölüm 1

ACELEYE GELME

Derin Karaca

Telefonumun alarmı henüz çalmamıştı. Yorganı biraz daha üzerime çekip yastığa sokuldum. Tam yeniden uykuya dalacakken kapım öyle bir açıldı ki yerimden sıçradım. “DERİİİİN!” Koridoru dolduran tanıdık sesle gözlerimi kocaman açtım. “Ben geldim kardeşiiim!”

“Öldüm ben!” Dedim bağıra bağıra. O sesi tanıyordum. Yorganı yüzümden indirip kapıya baktım. Elinde iki büyük valiz, omzunda sırt çantası, dağılmış saçları ve kocaman gülümsemesiyle odanın ortasında duruyordu İdil. Birkaç saniye sadece birbirimize baktık. Sonra aynı anda bağırdık.

“İDİİİL!”

“DERİİİN!”

Yataktan öyle hızlı fırladım ki neredeyse ayağım halıya takılıyordu. Koşarak ona sarıldım. İkimiz de kahkaha atıyorduk. “Kokunu özlemişim!”

“Ben de seni!” İdil beni sımsıkı sardı. “İki ay boyunca beni unuttun sandım.”

Hemen geri çekilip kaşlarımı çattım. “Ben mi seni unuttum? Beni iki ay yalnız bırakan kimdi acaba?”

İdil suçlu suçlu omuz silkti. “Annem bırakmadı ki Bir hafta diye gittim.” Dudaklarından bir kahkaha döküldü. “İki ay oldu.”

Kollarımı göğsümde birleştirdim. “Küstüm sana. Hiç konuşmayacağım.”

İdil dudaklarını büzdü. “Gerçekten mi?”

“Gerçekten.”

Bir saniye bile geçmeden gelip tekrar bana sarıldı. “Tamam. Barışalım.” Elleri sırtımı hafifçe sıvazladı. “Kardeşimi çok özledim.”

Kendimi tutamadım. Kahkaha atarak ona yeniden sarıldım. “Ben de seni çok özledim.”

Bir süre öylece kaldık. İki ay aslında çok uzun değildi. Ama onun yokluğunda oda fazlasıyla sessizleşmişti. Yatağı boş kalmıştı. Gece sohbetlerimiz bitmişti. Birlikte yaptığımız saçma şakalar bile eksik kalmıştı. Şimdi ise oda yeniden eski haline dönmüş gibiydi. İdil valizini yatağın yanına bıraktı. Derin bir nefes verdi. “Of… Eve gitmek güzel ama kendi yatağım gibisi yokmuş.”

Gülümseyerek yatağına oturdu. “Annen nasıl?”

“İyi, babam da iyi. Komşular da sana selam söyledi.”

“Bana mı?”

“Evet.”

“'O kıvırcık saçlı arkadaşın nasıl?' diye sordular.”

Kahkaha attım. “Benim adım tamamen silinmiş yani.”

“Artık kıvırcık saçlı kız oldun.”

“Buna da razıyım.”

İdil bir anda gözlerini kısmaya başladı. Şüpheli şüpheli bana bakıyordu. “Bir dakika… Neden öyle bakıyorsun?” Ayağa kalktı. Yavaş yavaş bana yaklaştı. “Sen değişmişsin.”

Kaşımı kaldırdım. “Nerem değişmiş?”

Etrafımda bir tur attı. Sonra tam karşıma geçti. “Bir gariplik var.”

“Saç mı?”

“Hayır...”

“Yüzün mü?”

“Yok...”

Bir an durdu. Sonra gözlerini iyice kıstı. “Sen… Bir şeye aşık olmuş gibisin.”

Olduğum yerde donup kaldım. “Ne?”

İdil bir anda iki yanağımdan tuttu. “Derin Karaca. Anlat bakalım, ben yokken neler oldu?”

Kalbim istemsizce hızlandı. Dudaklarımın kenarı yavaşça yukarı kıvrıldı. “Şey...”

İdil'in gözleri iyice büyüdü. “Yok artık… Derin.” Hemen yanıma geldi. “Sen gerçekten bir şey saklıyorsun.”

Utanarak saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdım. “Biraz...”

İdil yatağın üzerine zıplayıp bağdaş kurdu. Eliyle karşısını gösterdi. “Geç otur. Hiçbir detayı atlamadan anlatıyorsun. Çünkü senin şu gülümsemeni ben çocukluğundan beri tanıyorum.” Başını iki yana salladı ve kıkırdamaya başladı. “Bu normal gülümseme değil. Bu...” İki kaşını birden kaldırdı. “Sevgilisi olan kız gülümsemesi.”

İdil'in son cümlesiyle kulaklarımın nasıl kızardığını ben bile hissedebiliyordum. “Abartıyorsun.”

“Abartmıyorum.” Parmağını bana doğru uzattı. “Anlat.”

Derin bir nefes aldım. “Nereden başlayayım?”

İdil iki elini çırptı. “En başından! Çocuk kitabı anlatır gibi değil ama, hiçbir detayı atlama.” Dudağını masumca büzdü. “Tamam mı?”

Kahkaha attım. “Tamam.” Yatağın kenarına oturdum. Ellerimi dizlerimin üzerine koyup birkaç saniye sustum. Nedense anlatırken bile heyecanlanıyordum. “Şey… Ben...” Kekeliyordum. Nedense çok utanmıştım. “Aras'la sevgili oldum.”

İdil'in ağzı yavaşça açıldı. “Ne?”

Gülerek başımı salladım. “Evet.”

“Şaka yapıyorsun. Gerçekten mi?”

“Gerçekten.”

Bir anda yerinden fırladı. “DERİİİİN!” Kendini tekrar üzerime attı. Beni öyle sıkı sarıyordu ki nefes almakta zorlanmaya başladım.

“Boğuluyorum!”

Hemen geri çekildi. “Özür dilerim. Ama çok mutluyum!”

İkimiz de istemsizce gülmeye başladık. İdil heyecandan yerinde duramıyordu. “O nasıl oldu?” dedi heyecanla. Sonra sıraladı meraklı sorularını.

“Kim açıldı?”

“Ne zaman oldu?”

“İlk kim söyledi?”

“İlk öpücük oldu mu?”

Sorular peş peşe gelmeye başlamıştı. İki elimin arasına yüzümü alıp kahkaha attım. “Yavaş! Bir nefes al.”

İdil utangaçça gülümsedi. “Tamam. Anlat.”

Başımı hafifçe salladım. Son birkaç haftada yaşanan her şeyi tek tek anlatmaya başladım. İlk hislerimizi, birbirimize alışmamızı, beraber geçirdiğimiz günleri, saçımı kestirdiğim günü, onun saçını benim kesmemi…

İdil tek kelime etmeden dinliyordu. Bazen gözleri büyüyor, bazen kahkaha atıyor, bazen de eliyle ağzını kapatıyordu. En son öpücük oyunundan bahsedince dayanamadı. “Dur! Elini kaldır.”

Şaşkınlıkla baktım. “Neden?”

“Sen...” Gözlerini iyice kıstı. “Derin Karaca mısın gerçekten?”

Kıkırdadım. “Evet.”

“Yok. Benim tanıdığım Derin bunu yapamazdı.” Acımasızca bir kahkaha attı. “Koskoca öpücük oyunu oynuyorsunuz ha?”

Kulaklarım yine kızarmaya başlamıştı. “İdil… Sus.” Yastığı kaptığım gibi ona doğru fırlattım. “Kes sesini!”

Yastık yüzüne çarpınca kahkahası bütün odayı doldurdu. “Tamam tamam! Bir şey demiyorum.”

“Demesen iyi olur.”

“Peki...” Bana göz kırptı. “Aras'a enişte diyebilir miyim artık?”

Başımı iki yana sallayarak güldüm. “Daha dur, bir haftalık sevgiliyiz.”

“Ben şimdiden alışayım.” İkimiz de yeniden kahkahalara boğulduk. Tam o sırada İdil'in midesinden yüksek bir ses geldi. İdil utançla karnını tuttu. “Sanırım biri isyan ediyor.”

Kahkahamı tutamadım. “İki aydır annen sana yemek vermedi mi?”

“Verdi. Ama yol boyunca hiçbir şey yemedim.”

Dudaklarını büzdü. “Çok açım. Gerçekten.”

Başımı gülerek salladım. “Tamam. Kahvaltı hazırlayalım.”

İdil gözlerini ışıl ışıl açtı. “Sonra da...” Bana anlamlı anlamlı baktı. “Elbise bakmaya gideceğiz.”

Kalbim yine hızlandı. “Evet… Mezuniyete sadece iki gün kaldı.”

İdil bunu söyler söylemez yataktan öyle bir kalktı ki valizinin fermuarına ayağı takıldı. “Hop!” Kolundan tutup düşmesini son anda engelledim. Kahkahamı tutamadım.

“Daha mezun olmadan hastanelik olacaktın.”

İdil de gülmeye başladı. “Yol yorgunuyum. Elbise bakacağız diye heyecandan dengem kalmadı.”

“Önce kahvaltı.” dedim gülerken. “Sonra heyecan.”

Karnını tutup dramatik bir ses tonuyla konuştu. “Ben kahvaltı etmezsem elbise falan seçemem. Olduğum yere yığılırım.”

Kıkırdadım. “Gazetelere çıkarız. ‘Üniversite öğrencisi açlıktan butik ortasında bayıldı.’” Kahkaha atarak başımı iki yana salladım. “Tamam, tamam. Gel.”

Birlikte küçük mutfağa geçtik. Yurtta kalan birkaç kişi çoktan kahvaltısını yapıyordu. İçeri girdiğimizde birkaç tanesi İdil'i görünce gülümsedi. “Hoş geldin!”

“İdil döndü!”

İdil elini salladı. “Herkese günaydın! Ben geldim.” Bir kolunu omzuma attı. “Artık Derin'in başı yine belada.”

Ben de koluyla hafifçe ittim. “Çok komiksin.”

Mutfağın tezgâhına yöneldim. Dolaptan tost ekmeklerini çıkardım. İdil çoktan buzdolabının kapağını açmıştı.

“Kaşar var. Sucuk da var.”

“Harika.” diye mırıldandım. Her sabah tost yediğim yetmiyormuş gibi bu sabah da yiyecektim.

“Ben yapıyorum.”

Kaşımı kaldırdım. “Emin misin?”

“Tabii. İki ay annemin yanında kaldım. Aşçılık seviyem arttı.”

Kollarımı göğsümde birleştirip kenara çekildim. “Pekâlâ. Göster bakalım.”

İdil büyük bir özgüvenle tost makinesini açtı. Ekmeği koydu ve peyniri yerleştirdi. Ardından da sucuğu dizdi. Sonra kapağı kapatacağı sırada peynirin yarısı dışarı taştı. İkimiz de aynı anda aşağı baktık. Kahkahalarımız bütün mutfağı doldurdu.

“Şef Hanım. Bu muydu gelişen aşçılık?”

İdil burnunu kırıştırdı. “Sunumu biraz farklı. Modern sanat.”

“Anladım. Michelin yıldızı geliyor birazdan.”

“Kes.” Gülerek taşan peyniri düzelttik. Birkaç dakika sonra tostların mis gibi kokusu bütün mutfağı sardı. Masaya geçip karşılıklı oturduk. İdil ilk lokmasını alır almaz gözlerini kapattı. “Offf… Bunu özlemişim.”

“Neyi?”

“Seninle kahvaltı yapmayı.”

Gülümsedim. “Ben de.”

Bir süre sessizce yedik. Arada birbirimize bakıp gülümsüyor, sonra yeniden kahkahaya boğuluyorduk. İdil su bardağını masaya bıraktı. “Bu arada Can nasıl?”

Kıkırdadım. “İyidir.”

“Bana niye öyle baktın?”

“Hiç.”

“Hiç değil.”

“Anlat bakalım.”

“Birileriyle sık sık mesajlaşıyormuş.”

İdil'in yanakları hafifçe kızardı. “Arkadaşız.”

“Tabii, arkadaş. Sabah akşam mesajlaşan arkadaş.”

“Derin!”

“Tamam sustum.” İkimiz de yeniden gülmeye başladık. Tam o sırada telefonum masanın üzerinde titredi. Ekrana baktığım anda istemsizce gülümsedim. Aras yazmıştı. İdil bunu fark edince gözlerini devirdi.

“İşte başladı.”

“Ne başladı?”

“Şu sevgili gülümsemesi.”

Telefonu bana doğru itti. “Aç hadi. Yoksa bütün gün o ekrana bakacaksın.”

Gülerek ekranın kilidini açtım. Aras'tan gelen mesaj tam da beklediğim gibiydi.

Aras: Günaydın güzelim.

Daha ben cevap yazamadan ikinci mesaj geldi.

Aras: İdil geldi mi?

İstemsizce gülümsedim. “Bu çocuk...” diye mırıldandım.

İdil kaşlarını kaldırdı. “Ne yazmış enişte?”

Telefonumu elime aldım. Parmaklarım hızla ekranda dolaştı.

Derin: Geldi.

Derin: Hem de sabahın köründe baskın yaparak.

Mesajı gönderir göndermez cevap geldi.

Aras: Tahmin etmiştim.

Aras: O uyandırmıştır seni.

Kıkırdadım.

Derin: Kapıyı açar açmaz "Ben geldim kardeşim." diye bağırdı.

Aras: Hiç şaşırmadım.

Aras: İdil tam İdil'lik hareket.

Telefonuma bakarken yüzümde oluşan gülümsemeyi fark eden İdil, dirseğiyle koluma hafifçe vurdu. “Anlat bakalım. Ne konuşuyorsunuz?”

Telefonu biraz kendime çektim. “Hiç.”

İdil gözlerini kıstı. “Şu 'hiç' kelimesi var ya, insan en çok ona inanmıyor.”

Gülerek başımı salladım. “Gerçekten bir şey yok.”

“İyi madem. Ben de Can'a yazıyorum.” Telefonunu cebinden çıkarırken bana muzipçe baktı.

“Ne oldu?”

“Hiç.”

“Bak sen de aynı şeyi söyledin.”

“Çünkü gerçekten hiçbir şey yok.”

“Tabii tabii.” İkimiz de aynı anda telefonlarımıza döndük. İdil parmaklarını hızlıca ekranda gezdirmeye başladı. Ben de yeniden Aras'a yazdım.

Derin: Birazdan çıkıyoruz.

Derin: Elbise bakacağız.

Cevap neredeyse anında geldi.

Aras: Biz de hazırlanıyoruz.

Derin: Biz?

Aras: Can da geliyor.

İstemsizce gülümsedim.

Derin: Tahmin etmiştim.

Aras: Sizi yalnız bırakacağımızı mı sandın?

Tam o sırada karşımdan küçük bir ses geldi. “Gönderdim.”

Başımı kaldırdım. “Ne gönderdin?”

İdil telefonunu salladı. “Can'a. Birazdan hazır olsun diye yazdım.”

Gözlerimi devirdim. “Demek hiçbir şey yoktu?”

Omuz silkti. “Yoktu. Şimdi var.”

Kahkaham mutfağa yayıldı. “Yakalandın.”

“Sen de yakalandın.”

Bir an birbirimize baktık. Sonra aynı anda gülmeye başladık. Kahvaltımızı bitirdikten sonra tabaklarımızı lavaboya bıraktık. İdil ellerini birbirine vurdu. “Tamam. Şimdi operasyon başlıyor.”

“Ne operasyonu?”

“Bizi mezuniyetin en güzel kızları yapma operasyonu.”

“İlk durak...” Koluma girdi. “Elbise.”

“İkinci durak?” diye merakla sordum. Çünkü sesi başka bir şeyin daha olduğunu hissettiriyordu.

“Manikür.” Kahkahamız mutfağı doldurdu. İdil çantasını omzuna geçirirken bana döndü. “Bugün tek hedefimiz var.”

“Hedef?”

“Sen.”

“Nasıl yani?”

“Mezuniyet balosunda herkes seni konuşacak.”

Başımı iki yana salladım. “Abartıyorsun.”

“Hayır. Çünkü sen kendini hiç dışarıdan görmüyorsun.”

Yanaklarım hafifçe ısındı. “İdil...”

“Gerçek bu.” Koluma girdi. “Şimdi acele et. Yoksa butikte istediğimiz elbiseleri başkaları alır.”

Telefonum yeniden titredi. Ekrana baktım.

Aras: Hazır mısınız?

Derin: Beş dakikaya çıkıyoruz.

Aras: Biz de kampüs kapısına doğru geliyoruz.

Can hazırlanırken on dakikadır aynaya bakıyor. İstemsizce güldüm.

Derin: Ona söyle.

Derin: İdil zaten beklemekten sıkıldı.

Aras: Can'a söyledim.

Aras: Dinlemedi.

Bu kez kahkahamı tutamadım. İdil merakla bana baktı. “Ne oldu?”

Telefonumu ona uzattım. Can'la ilgili mesajı okuyunca o da gülmeye başladı. “Tam Can. Kesin parfüm seçiyordur.”

Ben de başımı salladım. “Bence de.”

Tam o sırada telefonum yeniden titredi.

Aras: Bu arada

Derin: Ne oldu?

Aras: Sana bir şey söyleyeceğim.

Derin: Hii

Aras: Ne giyersen giy

Aras: Bence hepsinde çok güzel olacaksın.

Mesajı okuyunca istemsizce durdum. Dudaklarımın kenarı yavaşça yukarı kıvrıldı. İdil yüzüme baktı. “Ayyy… Elbise daha alınmadan çocuk iltifatlara başlamış.”

Telefonumu göğsüme bastırıp utangaçça güldüm. “Biraz öyle oldu.”

İdil omzuma hafifçe vurdu. “Ben sana demiştim. O çocuk sana gerçekten âşık.”

Yanaklarımdaki sıcaklığın arttığını hissederek telefonuma son bir mesaj yazdım.

Derin: Bunu elbiseleri denedikten sonra tekrar söyle.

Aras: Eminim fikrim değişmeyecek.

Telefonun ekranını kapattım. Kalbim yine aynı tanıdık heyecanla çarpmaya başlamıştı. İdil kapıyı açarken bana baktı. “Hazır mısın kardeşim?”

Derin bir nefes alıp gülümsedim. “Hazırım.”

Birlikte yurttan çıkıp kampüs kapısına doğru yürümeye başladık. Uzaktan iki tanıdık siluet bize doğru yaklaşıyordu. Aras ve Can, tam da söz verdikleri gibi bizi bekliyorlardı.

Can her zamanki gibi ellerini cebine sokmuş, rahat adımlarla yürüyordu. Aras ise gözlerini bir an bile üzerimden çekmiyordu. Bize yaklaştıkça bakışları önce yüzümde, sonra saçlarımda birkaç saniye dolaştı. İçimden sessizce güldüm. Sonra kendi kendime mırıldandım. “Bu sefer ağlamayacak herhalde.”

Yanımıza geldiklerinde Can ilk konuşan oldu. “Günaydın hanımlar.”

İdil kollarını göğsünde birleştirdi. “Günaydın beyefendi. Hazırsanız alışveriş turu başlasın.”

Can başını salladı. “Ben hazırım ama cüzdanım hazır değil.”

Hepimiz aynı anda güldük. Aras ise hiçbir şey söylemeden yanıma geldi. “Günaydın güzelim.”

“Günaydın.”

Hiç çekinmeden elimi tuttu. Parmaklarımız yine birbirine kenetlendi. “Saçına baktım.”

İstemsizce güldüm. “Bu sefer ağlamayacaksın değil mi?”

Dudaklarını büzdü. “İki gündür travmasını yaşıyorum.”

“Aras.”

“Efendim?”

“Abartıyorsun.”

“Hayır. Saçımdan iki santim gitti Derin.”

Başımı iki yana sallayarak güldüm. “Benim saçımdı.”

“Saçımızdı.”

“Ne?” diye şaşkınlıkla sordum.

“Artık senin saçların da benim sorumluluğum.”

Can yüksek sesle öksürür gibi yaptı. “Biz hâlâ buradayız.”

İdil kahkahasını tutamadı. “Çocuk resmen saçlara velayet istedi.”

Aras omuz silkti. “İstiyorum zaten. Bir daha kestirmeden önce bana haber verecek.”

Gülmekten başımı omzuna yasladım. “Tamam tamam. Söz. Bir daha önce sana söyleyeceğim.”

Ancak o zaman rahatlamış gibi başını salladı. “İşte şimdi içim rahat.”

Can ikimize bakıp iç çekti. “Biz elbise almaya mı gidiyoruz? Yoksa saç velayeti davasına mı?”

İdil koluna hafifçe vurdu. “Kes sesini.”

“Hadi. Geç kalıyoruz.”

Dördümüz birlikte kampüs kapısından çıkıp butiklerin bulunduğu sokağa doğru yürümeye başladık. Yol boyunca Can ile İdil kendi aralarında atışıyor, ben de ara ara onlara gülüyordum. Aras ise elimi hiç bırakmıyordu. Bir ara bana eğildi. “Küçük bir ricam var.”

“Hı?”

“Elbise denerken ne olursa olsun son kararı sen ver.”

Kaşlarımı kaldırdım. “Karışmayacak mısın?”

“Karışacağım.”

Şaşkınlıkla güldüm. “Nasıl yani?”

“Elbise çok açıksa söylerim. Çünkü kıskanırım.” Dudağını masumca büzdü. “Yakışmazsa söylerim. Çünkü dürüstüm.” Başparmağıyla elimin üstünü okşadı. “En sonunda hangisinde kendini mutlu hissediyorsan onu alacağız.”

Kalbim yine yumuşacık oldu. “Tamam. Anlaştık.”

Aras gülümsedi. “Bir de...”

“Ne?”

“Bana göre sen çöp poşeti giysen bile güzel olursun.”

Kahkaham sokağa yayıldı. “Ne romantik cümle ama.”

“Gerçek.”

Can hemen araya girdi. “Tamam Romeo. Elbise mağazası şurada.” Dayanamayıp kahkaha attı. “Romantizmi içeride de yaparsınız.”

Hepimiz gülerek başımızı kaldırdık. Karşımızda büyük cam vitrinli, ışıl ışıl bir butik duruyordu. Vitrindeki uzun mezuniyet elbiseleri sabah güneşinde parlıyor, içerideki mankenler adeta baloya davet ediyordu. İdil heyecanla kolumu sıktı.

“İşte geldik!”

Ben de vitrine bakıp derin bir nefes aldım. “Tamam… Bakalım bugün beni hangi elbise bulacak.”

Can kapıyı açıp abartılı bir reverans yaptı. “Buyurun hanımefendiler.”

İdil de eteğini tutuyormuş gibi yapıp eğildi.“Teşekkür ederim beyefendi.”

Tam içeri girecekken Aras kolumu usulca çekti. “Bir dakika.”

Merakla ona döndüm.“Ne oldu?”

Gözlerinde yine o yaramaz ifade vardı. “Bir şey deneyeceğim.”

“Ne?”

Hiç cevap vermeden bir adım geri çekildi. Sonra sağ elini kalbinin üzerine koyup dizlerinden hafifçe eğildi. “Leydim...”

Kahkahamı zor tuttum.“Efendim?”

Başını kaldırıp bana baktı. “Balkona çıkar mısınız?”

Kaşlarımı kaldırdım. “Hangi balkon?”

“Fark etmez. Hayalimde var.”

Can bir an durup Aras'a baktı. “Başlıyor...”

İdil ise çoktan gülmeye başlamıştı. Aras hiç bozuntuya vermeden konuşmaya devam etti. “Ey güzel Juliet… Elini bana uzatır mısın?”

Kahkahalarımı bastırmaya çalışarak elimi uzattım. “Buyurun Romeo.”

Elimi iki eli arasına aldı. “Senin uğruna ailemle savaşırım.”

Can hemen araya girdi. “Bir dakika.Hangi aile?”

Aras omuz silkti. “Bilmiyorum.Rol gereği.”

İdil gülmekten gözlerini siliyordu.“Allah'ım bunlar gerçekten başladı.”

Ben de oyuna devam ettim. “Peki Romeo… Benim için ne yaparsın?”

Aras hiç düşünmeden cevap verdi. “Dünyanın bütün çiçeklerini toplarım.Yetmezse bütün kitapçıları gezerim.” Elimi okşamaya başladı. “Yetmezse Porsche'yi bile satarım.”

Gözlerimi kocaman açtım. “Daha almadın ki.”

Can kahkaha attı. “Adam gelecekteki arabasını bile feda etti.”

İdil alkış tutmaya başladı. “Gerçek aşk budur.”

Ben gülerek Aras'ın yanına yaklaştım. “Peki Romeo. Ya ben Juliet olmak istemiyorsam?”

Aras birkaç saniye düşündü. Sonra omuz silkip gülümsedi. “O zaman beraber mutlu sonu olan kendi hikâyemizi yazarız.”

Kalbim yine sıcacık olmuştu. Gözlerinin içine bakarak gülümsedim. “Bu cevap diğerinden daha güzel oldu.”

Aras göz kırptı. “Çünkü bizim hikâyemiz Romeo ve Juliet gibi bitmeyecek. El ele yaşlanacağız.”

Can hemen ellerini birbirine vurdu. “Tamam! Romantik tiyatro sona ermiştir.” Boğazını temizledi. “Elbise bakmaya geçebilir miyiz artık?”

İdil başını sallayarak güldü. “Evet. Yoksa bunlar ikinci perdeye geçecek.”

İdil koluma girip beni içeri çekti. “Hazırsın değil mi?”

“Sanırım.”

“Sanırım değil. Bugün mezuniyet elbisesini buluyoruz.”

Derin bir nefes aldım. “Tamam.”

Butiğin içi oldukça genişti. Tavan boyunca uzanan sıcak sarı ışıklar elbiselerin üzerine yumuşak bir şekilde vuruyordu. Bir tarafta uzun abiyeler, diğer tarafta kısa mezuniyet elbiseleri… Pastel tonlardan koyu renklere kadar onlarca model sıralanmıştı. İçeriye girer girmez genç bir kadın gülümseyerek yanımıza geldi. “Hoş geldiniz.”

“Merhaba.”

“Mezuniyet için mi bakıyorsunuz?”

Başımı salladım. “Evet.”

Kadın gülümseyerek etrafı gösterdi. “Tam doğru yerdesiniz. İstediğiniz modeli deneyebilirsiniz.” Sıcak bir tebessüm etti. “Yardıma ihtiyacınız olursa ben buradayım.”

“Teşekkür ederiz.”

Kadın uzaklaşınca İdil kollarını sıvadı. “Tamam. Operasyon başlıyor.”

Can kahkaha attı. “Yine operasyon.”

İdil omuz silkti. “Büyük işler büyük isim ister.”

Aras eğilip kulağıma fısıldadı. “Bence haklı.”

Gülümseyip dirseğimle hafifçe koluna vurdum. “Taraf değiştirme.”

“Değiştirmedim. Hayatta kalmaya çalışıyorum.”

Can başını salladı. “Seni anlıyorum kardeşim.”

İkimiz de güldük. İdil çoktan askılıkların arasında kaybolmuştu. Ben de yavaşça elbiseleri incelemeye başladım.Parmaklarım kumaşların üzerinde dolaşırken bir elbise dikkatimi çekti. Lacivertti, ince askılıydı. Oldukça zarif görünüyordu. Elime alıp önüme tuttum. “Bu nasıl?”

Aras bana baktı. “Bir dene. Üzerinde görelim.”

Görevli kadın gülümseyerek kabini gösterdi. “İsterseniz şurada deneyebilirsiniz.”

Başımı sallayıp kabine girdim. Perdeyi kapattım. Elbiseyi dikkatlice üzerime geçirdim. Birkaç dakika sonra derin bir nefes alıp perdeyi araladım. “Hazırım...”

Üçünün de bakışları aynı anda bana döndü. Aras birkaç saniye hiç konuşmadı. Yüzünde hafif bir gülümseme oluştu. “Çok güzelsin.”

İstemsizce utandım. “Gerçekten mi?”

“Evet.” Sonra gözleri yavaşça aşağı indi. Elbisenin etek kısmına baktı. Kaşları hafifçe çatıldı. “Güzelim...”

“Hı?”

“Alınmazsan elbise biraz kısa gibi.”

Şaşkınlıkla aşağı baktım. Önden çok belli olmuyordu. Ama arkamı aynaya döndüğüm anda...

Gözlerim büyüdü. “Bir dakika...” Etek neredeyse kalçamın oldukça yukarısında kalıyordu. “Bu gerçekten çok kısa.” İstemsizce eteği biraz aşağı çekmeye çalıştım. Olmuyordu.

İdil de başını hafifçe eğdi. “Bence de. Sen rahat edemezsin bunun içinde.”

Can gülümseyerek konuştu. “Mezuniyet boyunca eteği çekiştirirsin.”

Aras başını salladı. “Aynen öyle. Ben sana karışmak istemem ama rahat hissetmeyeceğin belli oluyor.”

Bir kez daha aynaya baktım. Sonra başımı iki yana salladım. “Yok ben bunu alamam. Çok güzel ama bana göre değil.”

Görevli kadın anlayışla gülümsedi. “Hiç sorun değil. Başka modellere bakalım.”

Kabine geri girerken Aras'ın sesi geldi. “Güzelim.”

Durdum ve arkamı döndüm. Kalbim istemsizce kırılsa da cidden de giyemeyeceğim bir elbiseydi. Küçük bir “Hı” sesiyle cevap verdim.

“Merak etme.” Dudaklarım istemsizce yukarı kıvrıldı. “Bulacağız. Birlikte.”

Kabinin perdesini araladığımda bu kez üzerimde bembeyaz, kabarık etekli elbise vardı. Omuzlarımdan zarif askılar geçiyor, göğüs kısmı tam üzerime oturuyordu. Daha aynaya tam bakamadan İdil'in sesi geldi. “Çık artık!”

Derin bir nefes alıp perdeyi tamamen açtım. İlk olarak Aras'ın gözleri bana çevrildi. Birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. Başını hafifçe yana eğdi. Sonra bana doğru birkaç adım attı. Etrafımda yavaşça bir tur attı. İncelemeye başlamıştı.

“Ee?” dedim merakla. “Nasıl?”

Aras çenesini kaşıdı. “Şey...”

İdil hemen araya girdi. “Bak bak, yorum geliyor.”

Can da kollarını bağlayıp gülümseyerek bekliyordu. Aras sonunda konuştu. “Güzel olmuşsun, çok tatlı olmuşsun.”

Dudaklarımın kenarı kıvrıldı. “Ama?”

“Bir ama var.”

Kahkahamı bastırdım. “Biliyordum.”

Aras elini belime doğru uzatıp mesafeyi bozmadan gösterdi. “Güzelim…” Sanki kelimeleri nasıl seçeceğini düşünüyordu. “Bu elbise seni olduğundan biraz daha tombul göstermiş.”

Kaşımı kaldırdım. “Cidden mi?”

Başını salladı. “Evet. Bak mesela...” dedi dikkatlice. “Şuralar...” diyerek eteğin iki yanını gösterdi. “Çok kabarık olduğu için göbüşünü olduğundan daha geniş göstermiş.” Küçük bir kahkaha attı. “Yanakların bile daha dolgun görünmüş.”

İdil kahkaha attı. “Yanaklarla elbisenin ne alakası var?”

Aras omuz silkti. “Bilmiyorum ama öyle duruyor.”

Can gülmesini tutamayınca başını çevirdi. “Abi sen iltifat etmeye çalışırken bile değişiksin.”

Aras hiç bozulmadan devam etti. “Tatlı durmuşsun. Gerçekten.” İki yanağımı tuttu ve okşamaya başladı. “Böyle pamuk şeker gibi olmuşsun.”

İstemsizce güldüm. “Pamuk şeker mi?”

“Evet. Gelip sarılasım geliyor.”

İdil kahkahayı bastı. “Allah aşkına şu benzetmelere bak.”

Aras bana yeniden döndü. “Ama elbise senin belini tamamen kapatmış.” Sözleriyle birlikte ellerini havada bel hizasında gezdirdi. “Senin en güzel yanlarından biri belinin inceliği. Bu model onu tamamen gizlemiş.”

Ben de aynaya doğru döndüm. Kendime dikkatlice baktım. Gerçekten de etek kısmı o kadar kabarıktı ki vücudumun dengesi değişmiş görünüyordu. Belim neredeyse seçilmiyordu. Birkaç saniye sessiz kaldım. Sonra kendi kendime gülümsedim. “Galiba haklısın.”

İdil yanıma geldi. “Ben de aynı şeyi diyecektim. Elbise güzel ama senlik değil.”

Başımı salladım. “Ben de içime sinmedi zaten.”

Aras rahat bir nefes verdi. “Ben de kırılmandan korkuyordum.”

Gülümseyerek ona baktım. “Hayır. Beni üzmek için söylemediğini biliyorum. Sadece yakışanı seçmemi istiyorsun.”

Aras'ın yüzünde sıcacık bir gülümseme oluştu. “Aynen öyle güzelim. Ben seni zaten güzel buluyorum.” Elini uzatıp saçlarımı okşamaya başladı. “Ama mezuniyet gününde sen kendini de güzel hissetmelisin.”

Kalbim yine yumuşacık oldu. “Tamam. Eliyoruz bunu.” Elbisenin eteğini iki elimle hafifçe kaldırıp kabine doğru yürüdüm.

Kabinin perdesini bir kez daha araladım.Bu kez üzerimde son elbise vardı. Diğerlerinden tamamen farklıydı. Kumaşı bileklerime kadar uzanıyordu. Dizimin biraz üzerinden başlayan ince yırtmaç yürüdükçe kendini belli ediyor, ama asla rahatsız edecek kadar açılmıyordu.

İncecik askıları omuzlarıma zarifçe oturmuştu. Krem rengi kumaşın üzerinde dağılmış mavi çiçekler, aralarındaki yumuşak yeşil yapraklar ve belli belirsiz sarı dokunuşlar… Hepsi birlikte sanki baharın kendisi gibiydi. En sevdiğim detaysa arkasıydı. Belime kadar uzanan açık sırtında ince bağcıklar sırtımda çapraz şekilde duruyordu.

Ne fazla gösterişliydi, ne de sıradan. Tam bendi. Derin bir nefes aldım. Sonra perdeyi açtım. “Hazırım.” Dışarı adımımı attığım anda konuşan kimse olmadı. Kaşlarımı hafifçe çattım. “Ne oldu?”

İlk konuşan Can oldu. “Ben...” Başını iki yana salladı. “Hiçbir şey demeyeceğim.”

İdil'in ağzı yavaşça açık kaldı. “Derin… Sen elbiseyi değil, resmen tabloyu giymişsin.”

İstemsizce utandım. “Abartmayın.”

Tam o sırada gözlerim Aras'a kaydı. Bana bakıyordu. Ama öyle böyle değil, sanki gözlerini kırpmayı bile unutmuştu.

Başımı hafifçe eğdim. “Bir şey söylesene.”

Hâlâ konuşmuyordu. Yavaş adımlarla bana doğru yürüdü. Tam karşıma geldi. Gözleri baştan aşağı üzerimde dolaştı. Sonra tekrar gözlerime baktı. “Güzelim...” Sesi neredeyse fısıltı gibiydi. “Bunu elbette alıyoruz.”

İstemsizce güldüm. “Daha fikrimi bile söylemedim.”

“Gerek yok.”

“Neden?”

“Çünkü… Sen aynaya bakarken elbiseyi değerlendirdin. Ben sana baktım.” Kalbim yine saçma sapan hızlanmaya başladı. Aras başını hafifçe iki yana salladı. “Belini o kadar güzel göstermiş ki, elbise sana dikilmiş gibi duruyor.” Bir adım geri çekilip tekrar baktı.“Omuzların çok zarif durmuş.”

Utangaç bir gülümsemeyle sustu. “Ne?”

“Gözlerimi senden alamıyorum.”

İdil hemen boğazını temizledi. “Öhö. Biz hâlâ buradayız.”

Can da gülmeye başladı. “Arkadaşım nefes al biraz.”

Aras utanıp ense kökünü kaşıdı. “Aldım. Biraz geç oldu ama aldım.”

Kahkahamız bütün butiğe yayıldı. Ben tekrar aynaya döndüm. Bu kez kendime daha dikkatli baktım. Haklıydı. Elbise vücudumu olduğundan farklı göstermiyordu. Olduğum gibi, en doğal hâlimle yansıtıyordu. İnce belim belirginleşmişti. Kumaş üzerime tam oturmuştu. Yürüdüğümde dizimdeki küçük yırtmaç zarifçe hareket ediyordu. Kendi kendime gülümsedim. “Tamam. Ben de buna bayıldım.”

Aras hiç vakit kaybetmeden görevliye döndü. “Bunun fiyatı ne kadar?”

Görevli etikete baktı. “Bin yedi yüz seksen lira.”

Ben daha “Bir düşüneyim.” bile diyemeden Aras cüzdanını çıkardı. İçinden kredi kartını alıp görevliye uzattı. “Bunu alıyoruz.”

Gözlerim kocaman açıldı. “Aras.”

Bana döndü. “Hı?”

“Dur bir.” dedim aceleyle.

“Ne oldu?”

“Ben daha karar verdim ama parasını ben öderim.” Elim istemsizce elbiseyi süzdü.

Başını kararlı bir şekilde iki yana salladı. “Hayır. Mezuniyetinde seni ilk kez böyle göreceğim. Buna benim de küçük bir katkım olsun istiyorum.” Önümde neredeyse diz çökecekti. “Lütfen güzelim… İzin ver.”

O kadar içtendi ki itiraz edecek tek kelime bulamadım. Sadece gülümseyebildim. “Teşekkür ederim.”

Aras da aynı sıcak gülümsemeyle bana baktı. “Rica ederim. Şimdi sıra başka bir şeyde.”

Kaşımı kaldırdım. “Neymiş o?”

Yüzünde yine o yaramaz ifade belirdi. “Haydi. Elbiseyi çıkar.”

Şaşkınlıkla gözlerimi açtım. “Ne?”

Arkasından kıkırdayarak ekledi. “Yurda gideceğiz ya, pislenmesin.”

Can kahkahaya boğuldu. İdil ise koluyla Aras'a hafifçe vurdu. “Bir cümleyi biraz daha dikkatli kursan keşke.”

Aras ne dediğini birkaç saniye sonra anlayınca iki eliyle yüzünü kapattı. “Ben… Öyle demek istemedim.”

Ben de gülmekten kendimi tutamadım. “Biliyorum. Zaten senin cümlelerin bazen senden hızlı koşuyor.”

Butiğin kapısından çıktığımızda elimdeki elbise poşetine bir kez daha baktım. İstemsizce gülümsedim. “Gerçekten bunu ben mi giyeceğim?”

İdil koluma girdi. “Evet. Hem de iki gün sonra.”

Derin bir nefes verdim. “İnanamıyorum.”

Aras yanıma yaklaşıp poşeti elimden aldı. “Bunu ben taşırım.”

“Taşırım ben.”

“Biliyorum. Ama bugün prenses muamelesi göreceksin.”

Gözlerimi devirdim. “Bir elbise aldık diye hemen prenses oldum yani?”

Can kahkaha attı. “Aras'ın gözünde zaten öylesin.”

Aras hiç düşünmeden başını salladı. “Doğru.”

İdil dirseğiyle bana hafifçe vurdu. “Bak bak… Çocuk utanmadan kabul ediyor.”

Yanaklarım yine ısındı. “Kesin artık.”

☾ ✦ ☽

Butiğin kapısından çıkıp yurda döndüğümüzde ilk yaptığım şey elimdeki poşeti yatağımın üzerine bırakmak oldu. İçinden elbiseyi dikkatlice çıkardım. Parmaklarım kumaşın üzerinde yavaşça dolaştı. “Gerçekten çok güzelsin…”

Kendi kendime gülümsedim. Askılığı dolabımdan çıkarıp elbiseyi dikkatlice üzerine geçirdim. En ufak bir kırışıklık bile olmasını istemiyordum. Dolabın kapağını açıp en güvenli yere astım. Birkaç adım geriye çekildim ve uzun uzun baktım. İçim kıpır kıpır olmuştu.

İdil yanıma geldi. “Elbisene bakıp durmayı bırak da biraz dinlen.”

Kafamı ona çevirdim. “Çok heyecanlıyım.”

“Belli oluyor.” Gülerek dolabın kapağını kapattı. “İki gündür doğru düzgün uyumadın zaten.”

Haklıydı. Son birkaç gündür mezuniyet telaşı, sınavların bitmesi, hazırlıklar… Hepsi üst üste gelmişti. Kendimi yatağın üzerine bıraktım. “Beş dakika uzanacağım.”

İdil kahkaha attı. “Senin beş dakikan iki saat sürüyor.”

“Elimde değil…” Yastığa başımı koyar koymaz göz kapaklarım ağırlaştı. “Beni uyandır…”

“Tamam tamam.”

Üzerime ince battaniyeyi çekip gözlerimi kapattım. Telefonum komodinin üzerinde sessizce duruyordu. Uyku ile uyanıklık arasında gidip gelirken tlefonum titremeye başladı. Kaşlarımı çattım. Bir elimle komodini yokladım. Telefonu güçlükle bulup kulağıma götürdüm. “Efendim…”

Karşı taraftan tanıdık bir ses geldi. “Uyuyordun galiba.”

Gözlerimi açmaya çalıştım. “Yoo…” Bir esneme tuttu. “Hiç…”

Aras güldü. “Güzelim. Sesin uykudan çatlamış.”

Battaniyeyi biraz daha üzerime çektim. “Hayır…” Bir kez daha esnedim. “Ben… gayet… şeyim…” Ne diyeceğimi bile unutmuştum.

Aras'ın kahkahası telefondan taşıp odama kadar geldi. “Gayet ne?”

Birkaç saniye sustum. Gerçekten düşündüm. “Şey… Uyanığım.”

“Buna sen de inanmadın.”

Gözlerimi sıkıca kapattım. “Biraz, azıcık, minicik… Uyuyordum.”

“Ben de öyle tahmin ettim.”

Burnumu yastığa gömdüm. “Beni niye aradın…” Sesim iyice peltekleşmişti.

“Özledim.”

Dudaklarım istemsizce yukarı kıvrıldı. “Daha…” Esnedim. “Bir saat önce beraberdik.”

“Yine özledim.”

Kıkırdamaya çalıştım ama uykudan çıkan sesim daha çok mırıldanmaya benziyordu. “Sen… Biraz garipsin.”

“Biliyorum. Senin garibinim.”

Yastığa daha da gömüldüm. “Romantik.. olma…” Başımı yastığa gömdüm. “Uyuyacağım…”

Aras gülmeye devam etti. “Tamam, uyu ama bir şey diyeceğim.”

“Hımm?”

“Elbiseyi düşünmeyi bırak. Çünkü içinde zaten çok güzel görüneceksin.”

Gözlerim tamamen kapanmıştı. Dudaklarımda küçücük bir gülümseme oluştu. “Teşekkür…” Kelimenin devamı esnememin arasında kayboldu.

Aras yumuşak bir sesle güldü. “Uyu güzelim. Rüyanda beni gör.”

Mırıldandım. “Zaten… Hep… Seni…” Son kelimem iyice kısıldı. Telefon hâlâ kulağımdayken uykunun sıcaklığına yeniden teslim oldum.

Karşı taraftan gelen son şey, Aras'ın fısıltısı oldu. “İyi uykular, Derin…”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.