İçeriğe geç

Nyctophilia

Bölüm 3 · 3 dk okuma

Nyctophilia

Bölüm 3

Tanımıyor belki ama...

Araba durduğunda bu sapığın fena derecede zengin olduğunu fark ettim. Çünkü önünde durduğumuz ev- düzeltiyorum villa, oldukça ihtişamlı görünüyordu. Arabadan tek tek indiler. Hani leydisiydim? Kapımı açıp beni indirmeyecek miydi? Bi dakika ben niye bunu düşünüyorum?! İyice delirdim.

Tam bunları düşünürken kapıyı açtı.

-İnmeyi düşünüyor musunuz bayan Do-dohe?

Bu sarı saçlı çilli çocuktu.

-Emrendesiniz BAY sarı çiyan (!)

Ben inerken kendi kendine fıdıldadığını duydum.

-Seksi ama gıcık, bayıldım...

Yanlış duymuşumdur umarım.

Kapıda iki görevli vardı. Hyunjin ve sarı saçlı çocuk iki yanımda, sapık bozuntuysa önümde bir manken misali yürüyordu. Bir an çekici geldi ama ben neden bu çocuk hakkında böyle düşüyorum. O bir sapık ve ben burdan kaçacağım, nokta.

Korumalar kapıyı açtı. Evin kapısına doğru yürüdük. Eve girerken içeriden renkli ışıklar ve müzik sesi geliyordu. Burası ev değil disko falan mıydı? Çok fazla ses geliyordu. Acaba evde kaç kişi var. Kapıyı kısa saçlı, 'bıktım hayattan' bakışlı bir çocuk çıktı.

-Minho hyung ben bunları boğazlamadan şunlara birazcık ciddi olmalarını söyler misin? Sen gidince evi pavyona çeviriyorlar da.

Hyunjin hemen atladı.

-Ooo gençler bensiz partimi olur:))

Kapıdan hemen içeri atladı ve elinde içki dolu bardaklar olan tepsiyi taşıyan garsondan bir bardak aldı, çapkın bir şekilde sırıttı ve eğlenen çocukların arasına karıştı.

Kapıdaki çocuk 'bundan adam olmaz' anlamında kafasını sallayıp göz devirdi.

Bizim yakışıklı sapık, nam-ı diğer Minho kapıdaki çocuğun omzuna hafifçe vurup,

-Tamam ben hallederim, dedi

İçeri girdik. O an kapıdaki çocuğun çok haklı olduğunu fark ettim. Ev gerçekten pavyona dönmüştü. Minho alışmış gibi görünüyordu. Oda da ben dahil toplam dokuz kişiydik.

Minho iki kere ellerini çırptı. Müzik sesi durdu. Herkes sessizleşti. Yukarı kattan kaslı olduğu o böl tişörtten bile belli olan, büyük ihtimalle hepsinden büyük olan biri iniyordu. İnerken konuşmaya başladı.

-Arkadaşlar bugün sizi biriyle tanıştıracağım, Bu Kim Do-dohe dünkü toplantıdan dolayı detaya girmeyeceğim. Patron yarım saate burda ve bu demek oluyor ki eğer yarım saate kadar bu ev temizlenmezse hepiniz ceza alacaksınız. O yüzden hemen başlayın. Patron geldikten sonra sorularınızı konuşuruz.

-İyi ama ben açım.

Kaslı ama kısa bir çocuk söylemişti bunu.

-Sen herzaman açsın!

Sarı saçlı çocuk konuşmuştu.

-Bak civciv g*tünü keserim bana bulaşma!

-Ne küfrediyom be!

-Sanane y*rram sen çok mu meleksin?!

-Annem bana iyi biri olmayı aşıladı, sizinki size şerefsiz olmayı aşıladıysa benim suçum ne?

Kavga ediyor gibi değil saha çok 1. Sınıf laf dalaşı gibiydi.

-Beni çıldırtmayın valla bir tane daha doğururum ha? Ayrıca Changbin'cim ben yemek hazırlayacağım camış çocuğum.

Kaslı çocuğun gözleri parladı ama ordan gamzeli bir çocuk atladı.

-Zaten yeni bir çocuğun var hyung, dedi

Bunu derken bana bakmıştı. Ben. Yeni. Çocuk. Wtf?!

-Jeogjin bi' sus evladım, SUS!

-Bir dakika ne!?

Hyunjin atladı.

-Eee prenses bak şimdi bu biraz karışık bir durum ve bizi aşıyor. O yüzden patron gelsin topluca konuşalım, daha doğru olur.

Kafam karışmıştı ama üstelemedim, zaten gidicem dedim kendi kendime. " Zaten gidicem..."

YARIM SAAT SONRA...

Şirketler arası kavgaymış... S*kimde bile değil! Ben niye kurban oluyorum buna? Ayrıca ben boşuna mı 6 sene eğitim aldım!? Birde sizin köleniz olmamı istiyorsunuz!

Büyük ihtimal nöbet geçiriyordum. Ama umrumda değildi... Bu evden kaçmam lazımdı. Onların kölesi olamazdım. Şirketimi satamazdım. İmkansız. Neden ben?

-Bak Do-dohe, o şirketin en yetenekli öğrencisi sensin, peki açıkla bana o 'satmak istemediğin' şirketin kaç yaşında çıkış yapmana izin verdi?! 6 sene! ALTI! Senin gibi yetenekli bir öğrenci en fazla 16 yaşında çıkış yapmalıydı. Seni harcadılar. Yasaklar koydular. Beni ise dolandırıp meydan okumaya kalktılar ve alabileceğim zaferin en büyüğü için bana sen lazımsın. O zaman tekrar soruyorum, ya benim erkek grubumun tek kız üyesi olup yeteneğini tüm insanlara gösterir, güzel maaşlarla, güzelce yaşarsın. Yada o Yg denen çöplükte harap olur gidersin. Seçim senin. Yarına kadar süren var.

Ayağa kalktığı gibi herkes kalktı. Ben hariç selam verildi ve 'Patron' yani JYP dışarı çıktı çıktığı gibi kendimi koltuğa attım ama hala nöbet geçiriyordum. Ellerim inanılmaz derece titremeye ve ağlamaya başladım. Boynunda kulaklık olan ve masum bakışlı bir çocuk yanıma koştu.

-Şey.. E- iyimisin?

Cevap veremedim. Nefesim güçleşiyordu. Elimin titrediğini fark etti. Sanki bu olayı bin kere yaşamış adına bir profesyonellikle konuştu.

-Felix koş bak odamda komidinin üzerinde emavi beyaz haplar var bir bardak suyla birlikte getir!

Telaşlanmıştı. Daha tanımadan bu kadar düşünmesi garipti. Ancak hoşuma gitmişti. Sarı saçlı çilli çocuğun adının felix olduğunu öğrenmiştim. Ben bunları düşünürken bilincim yavaş yavaş kapandı...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.