İçeriğe geç

Nothing New (Texting)

Bölüm 26 · 4 dk okuma

Nothing New (Texting)

Bölüm 26

26.🌙

🌙

***

Şimdiki zaman...

Kapı açıldı ve uzun zamandır tekrar görmekten deli gibi korktuğu o kişiyle göz göze geldi Mehir.

Aybora'nın yorgunluktan, uykusuzluktan ve daha nicesi olumsuz duygudan dolayı çöken gözleri yıllardır hasretiyle yanıp tutuştuğu ay parçasını bulunca parıldadı.

''Mehir...'' dedi yorgun sesiyle.

Mehir yutkundu. Buraya gelirken yolda binbir şey düşünüp nasıl davranması gerektiğini sorgulamıştı. Şimdi karşısında olan manzara ise zaten karışık olan aklını daha da karıştırmıştı.

Aybora'nın üzerinde bir beyaz tişört ve siyah bir eşofman altı vardı. Omuzları dünyaların yükünü taşıyormuşçasına çökmüştü. Göz bebekleri parlıyor olsa da gözaltı morlukları onun pek de iyi olmadığını belli ediyordu.

Zaten o kadar acıyı yaşayan biri ne kadar iyi olabilirdi ki?

Çok bitkin görünüyor olsa da yakışıklılığından bir şey kaybetmemişti. İlk tanıştıkları dönemden bile daha yakışıklı gibi gelmişti Mehir'e.

Aybora basit bir gülümseme kondurdu yüzüne. Karşılığında ise donuk bakışlar aldı sadece. Şu an Mehir'in orada olması bile ona yeterli geldiği için bu donuk bakışlar bile onu üzmemişti. ''Hoş geldin Mehir. Gel içeri.'' dedi yorgun çıkan sesiyle.

Mehir bakışlarını ondan kaçırıp içeri girdi. Aybora'yı takip ederek salona kadar ilerledi.

Ev mahvolmuştu. Her yer dağılmıştı. Masanın üzerinde dizilmiş ama hiçbiri açılmamış olan alkol şişleri vardı. Kanepenin üstünde ise yastık ve battaniye duruyordu.

Aybora, Mehir'in bakışlarının nereye takılı olduğunu fark ettiğinde içini bir utanç duygusu kapladı. Yalan söylemiş gibi görünüyor olmalıydı. Alkolü bıraktığını söylemişti ki gerçekten de bırakmıştı zaten.

Son yaşanan olaylardan sonra ise içmek ve aklını kurcalayan her şeyden kurtulmak istemişti. Belki Mehir ona geleceğini söylemeseydi yine bilincini yitirene kadar içecekti. Neyse ki kurtarıcı meleği onu yalnız bırakmamıştı.

Hızlı bir şekilde hareket edip tüm alkol şişelerini topladı. Mehir'le göz göze geldiğinde kızın gözlerindeki hayal kırıklığını görebilmişti.

Başını yere eğdi. ''İçmiyordum. İçmedim. Sadece...'' Tam açıklama yapacağı sırada Mehir sözünü kesti. ''Sormadım. Bana açıklama yapmak zorunda değilsin.'' dedi soğuk soğuk.

Yıllardır hasretiyle yanıp tutuştuğu bu sesin ilk defa bu kadar soğuk olmasıyla irkildi Aybora.

Dudaklarını birbirine bastırıp bir iç çekti. Sonra da o alkol şişelerini oldukları gibi çöpe atmaya gitti.

Bu sırada Mehir de salonu inceleme fırsatı yakalamıştı. İlk tanıştıkları ve sevgili oldukları dönemdeki evden tamamen farklıydı bu.

Daha küçük, daha minimal...

Tam bir öğrenci evi gibiydi. Zaten girişten de belli olmuştu. Aybora'nın ailesi bu kadar zenginken, ki kendisi de şirketin başına geçmek üzereyken onun böyle bir yerde yaşamasına birazcık şaşırmıştı Mehir.

Aybora tekrardan salona girdiğinde elinde bir sürahi ve bir su bardağı vardı. ''İçer misin?''

Mehir başını iki yana salladı. Mümkün olduğu kadar ona bakmamaya çalışıyordu.

Aybora elindekileri masaya bırakıp Mehir'in hemen yanına oturdu. Ne diyeceğini ne yapacağını bilemez bir haldeydi o da.

''Seni yeniden görmek çok güzel.'' dedi kısık bir sesle. Mehir sessizliğini korudu.

Aybora bir iç çekti. ''Yorgunum.'' Mehir'in bakışları onu buldu bu defa. ''Dinlenmeme izin verir misin?''

Mehir kaşlarını çattı. Tam 'Bana ne?' tarzında bir şey diyecekti ki Aybora uzanır pozisyona gelip başını dizlerine yasladı. Gözlerini sıkı sıkı kapattı.

''Konuşacağımız, özür dileyeceğim ve telafi etmek için deli gibi çalışacağım çok şey var. Biliyorum ama yalvarıyorum sadece birkaç saatliğine öylece dinlenmeme izin ver.''

Mehir ne yapacağını bilemiyordu. Onu ittirmesi gerekiyordu belki de ama o ses tonundaki çaresizlik ve yardım dileniyormuş gibi çıkan sessiz çığlıkları da duymazdan gelemiyordu.

Dahası onu da anlıyordu.

Bir şey demeden arkasına yaslandı. Aybora bunun bir kabul olduğunu anlamıştı. Gözlerini sıkı sıkı kapatmaya devam ederken Mehir'in iyileştirici varlığıyla dinlendi.

Uzun zamandır tek ihtiyacı olan buydu işte.

'Keşke daha önce düşünseydim, keşke daha akıllıca kararlar alsaydım.' diye düşünmeden edemedi ki zaten bu tarz düşünceler yıllardır zihnini terk etmiyorlardı.

Aybora yavaş yavaş uykuya dalarken Mehir içindeki dürtüye daha fazla karşı çıkamadı ve Aybora'nın yüzüne baktı.

Saçları dağınıktı. İfadesi ise az önceye kadar yumuşamıştı. Rahatlamış gibi görünüyordu ki zaten uyumuştu. Dudakları üzgünmüş gibi hafifçe aşağıya doğru sarkmıştı.

Dağılmış haline rağmen yakışıklıydı ama yine de yorgunluğu gizlenemez bir haldeydi. Çok acı çekmişti ve Mehir bunu görebiliyordu.

Her şeye rağmen şu an yaşadığı tüm acıyı alıp, söküp atmak istedi. Bu acının ne kadar dayanılmaz olduğunu en iyi o biliyordu nasıl olsa.

Yavaş yavaş yumuşadığını hissediyordu ona baktıkça. Oysa onu suçlamak ona daha iyi geliyordu. Şimdi aklında 'Acaba bir sebebi var mıydı?' gibisinden sorular dolaşıyordu.

Sanki yaptığı şeyin ağırlığını hafifletmek istiyordu. Belki de yapmamalıydı, affetmemeliydi, suçlamaya devam etmeliydi ama yapamayacak gibiydi.

Ayrı kaldıkları senelerde birçok şey yaşanmıştı. Belli ki Aybora da çok zor dönemlerden geçmişti. Onun da yükü ağırdı.

Her şeye rağmen Mehir bazı şeyleri unutabileceğini düşünmüyordu. Ayrıldıkları günün ertesinde bir başkasıyla nişanlanması gibi...

Gözlerinin dolmaya başladığını hissettiği an bakışlarını tavana dikti.

Neden yapmıştı ona bunu? Madem seviyordu, madem gerçekten değer veriyordu onu böyle bir ihanete nasıl layık görebilmişti ki?

Mehir düşüncelerinin arasında kaybolurken birden Aybora kıpırdanmaya başladı. Sonra kesik kesik nefes alıp vermeye başladı.

Yüzü acı çekiyormuş gibi buruşup duruyordu. Sayıklamaya başladığı an ise Mehir onun kabus gördüğünü anlayabilmişti.

Onu uyandırmalı mıydı? Bilememişti ama belli ki günlerdir doğru düzgün uyuyamıyordu. Bu yüzden onu uyandırmadan bir elini saçlarının arasına daldırdı.

Sakince saçlarını okşarken ''Şşş, sadece bir kabus. Her şey yolunda.'' gibisinden rahatlatıcı sözler fısıldamaya başladı.

Saniyeler içinde Aybora rahatlarken Mehir'in diğer eline uzanıp tuttu. Uyuduğu için bu tamamen refleksle olmuştu. Buna rağmen Mehir'in kalbine bir hançer saplanmış gibi oldu.

Birleşen ellerine kaydı bakışları. Uzun zamandır bu eller birbirlerine değmiyorlardı.

Dürüst olmak gerekirse Mehir, Aybora'nın ellerinin sıcaklığını özlemişti. Kafasındaki her şeyi bırakarak Aybora'nın elini tutmaya devam etti.

Gecenin geri kalanında ise Aybora'nın sayıklamaları eşliğinde uykuya daldı.

''Ay parçası... Ay parçam... Sevgilim...''

Bölüm sonu

1 yorum