Uçağın kalkmasına daha bir saat vardı. Bu yüzden bir cafede oturmaya karar verdim, şansıma yanımda çocuklu bir aile vardı. Çayımdan bir yudum aldım ve yeni telefonumun ayarlarını yapmaya başladım. Eskisi şuanda çöpteydi. Evden çıkarken yanıma kıredi kartı dışında, hiç bir şey almamıştım. O yüzden hızlıca mazaları gezip bir kaç parça şey, valiz, diş fırçası, tarak vb. Şeyler almıştım. Ha, bir de telefon. Uçağın kalkmasına 10 dakka kala tuvalete gittim. Aynadan dudağımdaki yaraya baktım, çok belli olmasada hala acıyordu. Sonra perçemlerimi geri atıp - uzaktan bile fazlasıyla belli olan - alnımdaki yaraya baktım. Tam yarama dokunacaktımki arkamdaki kabinin kapısı açıldı. Hemen perçemlerimle yaramı kapatıp tuvaletten çıktım.
Uçakta koltuğumu ararken yanımdaki kişinin kim olcağı hakkında hiç bir fikrim yoktu. Ama sonra o gözleri gördüm. Güneş vurduğunda bal rengi, gölgede açık yeşil, arada sıradada ela ve koyu yeşil renklerine bürünen o gözü unutamazdım. Yanına gittiğimde onu baştan aşağı süzdüm. Kestane rengi saçlarını at kuyruğu yapmıştı. Üstünde beyaz bir krop, altındada siyahımsı bir ispanyol paça kot vardı. Güneş bir gözüne vurduğundan tek gözü bal rengi, diğer gözü ela rengindeydi. "Ela" diye seslendim yanına otururken. Önce beni baştan aşağı süzdü daha sonra beni hatırladı ve adımı söyledi "Sema" adımı söylerken gözleri sevinçle parlıyordu. Bir anda bir el gözlerimi kapattı, arkamdan bir bir ses " Bil bakalım ben kimim?" Bu hayatta unutamayacağım şeyler arasında bu seste vardı. Bu ses onca yıldan sonra hiç değişmemişti. Yani belki biraz kalınlaşmış olabilirdi. Arkamdaki kişinin o olduğunu bildiğimden hiç düşünmeden aklıma geleni söyledim. " Eğer ellerini çekmezsen bu sorunun cevabını sen de hatırlayamayacaksın Behlül." Behlül hemen elerini çekti ve arkamı dönüp ona baktım. Tahminim doğruydu ama Behlül'ün sakalı bırak bıyığı bile yoktu. Ben Behlül'ü hep sakalla hayal etmiştim. Şimdi onunla nasıl dalga geçecektim ben. Onca yıldan sonra tek değişen şey kıvırcık saçlarıydı. Saçları eskiden koyu kahveydi şimdi daha da koyulaşmıştı. Onun dışında değişen birşey yoktu. Belki ona kara marul diye lakap takabilirdim. Ben bunları düşünürken Behlül'ün yanındaki, koyuya kaçan sarı saçlara sahip. Mavi gözlü, çilli bir çocuk bana elini uzattı. " Ben Mete" dedi . Tam elini sıkıp, adımı söyleyecekken. Önümüzde oturan siyah saçlı, kahverengi gözlü çocuk Mert'in gözüne telefonunu sokup "Merve ben den ayrıldı." Diye feryat etti.

