İçeriğe geç

Nine Roses~Hyunlix

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Nine Roses~Hyunlix

Bölüm 2

Who İs That Boy?

Felix:

Ders bittikten sonra Jisung ile çıkmıştık. Sonunda okul bitmişti.

-Ee Lixie okul bittiğine göre nereye gidiyoruz?

-Bilmiyorum ki. Abimlerin konuşayım sonra karar veririz.

-Doğru hadi bakalım.

Beraber sınıftan çıkmıştım ve abimlerle buluşmak için koridorda her zaman buluştuğumuz yere gelmiştik. Abimler gelince Chan hyung kocaman gülümsemiş ve omzuma kolunu atmıştı.

-Ee gençler planınız var mı?

-Valla Chan hyung Felix ile şöyle bir kafeye gideriz diye düşündük ama isterseniz siz de gelin.

-Ya da sizin daha iyi bir planınız varsa söyleyin hep beraber yapalım.

-Hyung ben eve gidiyorum, yapmam gereken ödevlerim var. Hadi görüşürüz.

Minho hyungum muhtemelen öğlen olanlardan dolayı çok üzülmüştü. Suratı bir karış bir halde bizden ayrılıp çıkışa doğru yürümüştü. Bizse arkasından öylece bakmıştık.

-Gençler sizinle gelmek isterdim ama bunun ne yapacağı belli olmaz. Onunla gitmem daha iyi olur siz gidin istediğiniz yere. Bir şey olursa biliyorsunuz hemen bir telefon ötenizdeyim.

-Bilmez miyiz Chan hyung mahallemizin süper kahramanı Chan olarak imdadımıza hep yetişirsin sen.

Jis'in dediğiyle hepimiz gülmüştük.

-E tabi. Neyse ben gidiyim şu bizim pisiyi yakalayayım hadi bay bay iyi eğlenceler size.

-Sağol hyung. Hadi gel Jisung bizde gidelim.

-Ayh Lix ne kadar unutgansın.

-Niye noldu?

-Hediyelerini almayacak mısın?

-Aynen Jis eve götüreyim Minho hyungum iyice deli olsun.

-Bir şey olmaaazz. Delirirse hop hemen alo Jisung gel Minmin hyungumu sakinleştir, ben uçarak gelirim.

-Alemsin Jisung cidden. Neyse alayım bari.

Hemen geriye dönüp çiçekleri almıştım ve sonrasında okuldan çıkmıştık. Yolda yürürken hala çiçekler hakkında konuşuyorduk. Biz kendi aramızda konuşurken birinin bizi izlediğini hissettim ve kafamı kaldırmamla yine kantinde gördüğümüz sarışın çocuğu görmüştüm. Cidden derdi neydi bunun? Neden bizi izliyordu?

-Jis yine o çocuk ve yine bizi izliyor.

-Evet fark ettim. Neyse önemli bir şey değildir takma çok.

-Tamam sen öyle diyorsan.

Sonunda hep geldiğimiz için içiyle dışıyla oldukça aşina olduğumuz o yere gelmiştik. Çok küçük ama çok güzel bir kafeydi burası. Sık sık gelirdik. Oturduktan sonra direkt gelen garsonla her zamanki siparişlerimizi vermiştik. Siparişlerin gelmesini beklerken Jisung'un biraz üzgün olduğunu fark etmiştim.

-Jis noldu birden? Niye yüzün düştü?

-Ya Felix, biliyorum kafanı çok şişirdim bu konularla ama cidden Minho hyung niye böyle davranıyor bana? Yani, bana sana yaklaştığı gibi yaklaşmadığı çok açık. Beni kıskanıyor, benim flörtlerime küçük de olsa karşılık veriyor, gizlice beni izlediğinin de farkındayım. Hatta galerisinde benim fotoğraflarımın olduğu bir klasörünün olduğunu bile. Ama ne zamanki ona neden böyle yaptığını ve neden hisslerime karşılık vermediğini sorsam saçmalamamam gerektiğini, beni senden farklı görmediğini söyleyip duruyor. Umudumu kaybetmemeye çalışıyorum ama canım yanıyor. Yine kafam sabahki olaya takıldı. Güya beni sevmiyor öyle mi? Hah! Gitsin duvarı kandırsın o kedi tipiyle.

-Jis ne diyeceğimi bende bilemiyorum artık. Ama biliyosun Minho hyungumdan bahsediyoruz, o bir şeyi sebepsiz yere yapmaz. Elbet bir bildiği vardır diye düşünüyorum. Ama seninde sabrının tükendiğinin ve artık canının daha çok yandığının farkındayım. Ben de üzülüyorum elbette. Ama Minho hyungumun bu konularda inat olduğunu biliyorsun.

-Yesinler inadını. Hele bir sevgili olalım burnundan fitil fitil getiricem bu günleri.

Biz sohbet edip Jisung'un son dediğiyle gülüşürken sonunda siparişlerimiz geldi ve siparişlerimize gömüldük. Hızla ikimizde önümüzdekileri bitirnce yine sohbet etmiştik.

-Jis artık kalkalım mı? Ben hocanın haftanın başında verdiği yarına olan ödevini yapmadın daha.

-Benden geçirirsin akşama atarım. Ama evet kalksak iyi olur.

Sonrasından kalkmıştık ve eve doğru gitmeye başlamıştık. Kulaklıklarımın birini Jisung'a vermiştim diğerini de kendine takmıştım. Beraber müzik dinleyerek giderken Jisung'un bir süre sonra sürekli arkaya baktığını fark etmemle beraber kulaklığımı çıkarmıştım.

-Ne oldu Jis? Niye arkana bakıp duruyorsun?

-Felix sakın korkma ama arkamızda birisi var ve sanırım bizi takip ediyor.

-Ne?

-Evet biraz daha kalabalık yerlerden gidelim.

-Bizi takip ettiği ne malum?

-Bilmiyom anlarız şimdi. Bir şey çaktırma bir kaç yere girip çıkalım bakalım o da girip çıkacak mı. Eğer öyleyse abinleri arayalım.

-Tamam.

Sonra bir şey olmamış gibi bir süre daha ilerledik. Bir markete girdik, bir kıyafet mağazasına ve bir kitapçıya. Ve evet hepsinde de peşimizden girmiş, hatta neredeyse aynı reyonlarda durmuştu. Öyle olunca biz de bir köşeye geçtik ve ben hemen abimleri aramak için telefonumu çıkardım. Tam arayacakken telefonumun elimden alınmasıyla neye uğradığımı şaşırdım.

Ve evet tahmin edebileceğiniz gibi, bizi takip eden adam tam da karşımızda duruyordu. Jisung hemen önüme geçmişti. Gerçi bu bir işe yarayacak gibi değildi çünkü adam bizden oldukça büyük bir cüsseye sahipti. Biz öylece dururken adam konuşmaya başladı.

-Önüne geçmen bir işe yaramayacak, bunu bile bile neden duruyorsun ki?

-Kes sesini! Ne istiyorsun bizden!?

-Hmm gerçeği söylemek gerekirse gençler. Ben çok yalnız bir adamım ve beni eğlendirebilmesi için birilerini arıyorum ve siz bu iş için oldukça iyi görünüyorsunuz.

-Dalga mı geçiyorsun lan sen! Defol git!

-Bu cesur tavırların çok hoşuma gitti, sen daha iş görür gibisin.

Demişti çirkin bakışlarıyla Jisung'u süzerken.

-Ah her neyse, daha fazla bekleyemeyeceğim.

Demişti ve demesiyle Jisung'u ittirmiş ve beni yakamdan tutarak havaya kaldırmıştı. Kaldırmasıyla beni sağa doğru fırlatmıştı. Canımın acısıyla yerden bir süre kalkamazken kafamı kaldırdım ve Jisung'a doğru baktım. Adam Jisung'un üstüne çıkmış ve sanırım ona vurmaya çalışıyordu.

Bir şey yapmam gerekiyordu, bu yüzden acımı önemsemeyip hızla yerimden kalktım ve adamın üstüne atladım. Tabi ki bir şey ifade etmedi çünkü onu yere sermemle bu sefer onun beni altına alması bir olmuştu.

Ben yerde çırpınırken birden adamın üstümden çekilerek yere fırlatıldığını gördüm. Birisi adamı üstümden almış ve onu dövüyordu. Ani gelişen olayların şokuyla hemen kalktım ve Jisung'un yanına gittim. Burnundan kan geliyordu ve dudağı patlamıştı, canının yandığı belliydi.

-Jis iyi misin? Kalk hadi.

-Ah iyi gibiyim, sen iyi misin asıl?

-Beni boşver bir şey yapamadı zaten.

-Lix, adamı döven kim?

-Bilmiyorum.

Bir süre kahramanımızı sessizce yerde oturarak izlemiştik. Sonrasında bize bulaşan adam hızla kurtulup arkasına bakmadan koşmaya başlamıştı. Kahramanımız ise adamın arkasından bir küfür savurmuş ve bize dönmüştü. Gözleri bana bakınca durmuş ve sonra yerdeki çiçeğimi alıp yanıma gelmişti. Önümde eğilmiş ve çiçekleri bana uzatmıştı. Ne olduğunu anlamaya çalışırken çiçeklerimi aldım. Bir süre daha bana baktı ve sonrasında gülümseyerek kalktı ve gitti.

Arkasından şok içinde öylece kaldık.

Bölüm sonu

1 yorum