İçeriğe geç

Nine Roses~Hyunlix

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Nine Roses~Hyunlix

Bölüm 1

The First Gifts

Felix:

Bizimkilerle beraber dersten çıkmıştık. Öğle arası olduğu için hepimiz çantalarımızı bırakıp kafeteryaya oturmaya gidecektik. Size biraz kendimden bahsedecek olursam. Ben Lee Felix, üç tane erkek çocuğu olan bir ailenin en küçük çocuğuyum. Büyük abim Chan ve küçük abim Minho bana çok değer verirler, bazen gereğinden fazla korumacı olabiliyorlar, ama bu onlara olan sevgimi asla değiştiremez.

Lise iki öğrencisiyim ve sıradan düz bir hayatım, arkadaşlarım var. İleride ana okulu öğretmeni olmak gibi bir hayalim var. Neyse, çok gevezelik ettim bizimkilere geri dönmeliyim.

-Felix nerelere daldın öyle abicim?

-Ha, hiç öyle dalmışım Minmin hyung.

-İyi bakalım öyle olsun.

Sonrasında dolapların önüne gelmiştik sonunda. Dolabımı açtığımda tam direkt çantamı koyacakken gördüklerimle ellerim havada kaldı. Ağzım "o" şeklini almıştı. Çantamı yere bırakıp dolabıma baktığımda dolabımda en sevdiğim çikolatayı gördüm ve bir buket. Dokuz tane beyaz gülden oluşan bir buket. Çiçeğin üzerine baktım belki isim vardır diye, ama onun yerine bir sakız falı buldum. Üzerinde şöyle yazıyordu:

Biri var size gelecek

Bu uzun boylu bir erkek

Falda iki şey görünür

Bir çikolata bir çiçek

Fala öylece bakakalmış, kimin getirdiğini düşünürken arkadan gelen el ile irkilmeme engel olamadım. Bu Chan hyungumdu.

-O ne Feelbok?

-Bilmiyorum, birisi dolabıma bunları bırakmış.

-Hani bakayım.

Chan ve Minho hyung aynı anda elimdekilere bakmaya başlamıştı. O sırada arkadan bizim şebeğimiz geldi.

-Oo Lixie pixie'ye bak sen, kendine gizli aşık bulmuşsun.

-Jisung dalga geçme.

-Kim olabilir ki bu?

-Bilmiyorum Chan hyung, bilsem zaten gider konuşurdum o kişiyle.

-Hayır benim daha merak ettiğim şey dolabını nasıl açtığı?

-Pf Minho hyung ondan kolayı mı var? Nöbetçi öğrencilere tüm dolapların anahtarları veriliyor arama yapılırken, nöbetçi öğrenciyim diye girip almıştır anahtarı.

-Bakıyorum da baya tecrübelisin Jis, hayırdır sende mi böyle aşk notları bırakıyosun birilerinin dolaplarına?

-Ay kıskanma şapşik ben sana sadık bi sincabım merak etme.

Diyerek Minmin hyunga öpücük atmıştı. Cidden bu ikisinin bahaneyle flört edişini izlemekten sıkılmıştım. İkisine de göz devirip çiçeklere bakmaya başlamıştım. Çok güzellerdi, ama acaba neden dokuz tane? Neden özellikle dokuz beyaz gül? Bunları düşünmekten vazgeçip çikolatayla çiçeği aldım ve çantamı koyup dolabı kapattım.

-Her neyse, bu kişi her kimse bana kendisini tam anlamıyla göstermeden bir şey yapamam. Bu yüzden şimdilik sadece hediyelerimin keyfini çıkaracağım. Hadi gelin kantine inelim artık. Kurt gibi acıktım!

-Burda kurt olan benim Feelbok. Rol çalma.

-Peki dedoş.

-Ayy Felix kim acaba?

-Kim olduğunu bilmiyorum ama onu öldürebileceğimi biliyorum.

-Hey Minho hyung bir sakin olur musun? Sonuçta gelip de taciz etmedi, sadece sevdiği birine hediye göndermiş. Bunda abartılacak bir şey yok.

-Ne yani Jis sana da birisi böyle yok çiçeklermiş yok çikolatalarmış getirse kabul mu edeceksin. Hemde o kişiyi hiç tanımadan!?

-Evet? Sonuçta çok tatlı bir jest bence, suç değil bir şey değil.

-Saçmalık.

-Sen odun olduğun için anlamazsın tabi, seven insanların böyle şeyler yapmaları çok normal.

Evet, Jis bunu bilerek söylemişti. Minmin hyunguma laf sokabilmek için. Bir yıldır Minho hyungdan hoşlanıyordu, hatta açılmıştı bile. Ama Minmin hyung ona bir cevap dahi vermemişti. Bir kaç hafta sonra da ona bilerek "kardeş" muamelesi yapmıştı. Ama garip bir şekilde birileri Jisung ile ilgilendiğinde aşırı derecede kıskançlık yapıyordu. Sorduğumuzda "Jisung benim kardeşim, Felix neyse aynen öyle benim için. Kardeşimi tabi elin adamına karşı koruyacağım. Felix'e de aynısını yapıyorum." diyerek geçiştiriyordu. Jis de üzülüyor ama bir şey de diyemiyordu, sonuçta bu gizli yollardan teklifine verilmiş bir "Hayır." cevabıydı.

Bu konuşmalardan sonra Minmin hyung sinirle önden gitmeye başlamıştı. Chan hyung da arkasından gitmişti. Bizde Jisung ile arkadan gidip onların oturduğu masaya oturmuştuk. Jisung'un da Minmin hyungumun da moralleri çok bozuk gibi duruyorlardı.

-Ee hadi kalk Minho gidip yemek alalım. Böyle oturmaya mı geldik.

Demişti Chan hyungum ortamı dağıtmak için. Minmin hyung hiç bir şey demeden kalkmıştı ve gitmişlerdi. Bizde Jis ile baş başa kalmıştık. Sonrasında Jisung bana dönüp konuşmaya başladı.

-Ayy Lix onu bunu boşver de çiçekler çok güzel yaa. Ne olurdu senin bu abin bu kadar öküz olmasaydı?

-Hahaha napalım Jis herkes aynı olamıyor. Ama umudunu yitirme seni sözde "kardeşi" olarak görüyor bence.

-Aman bakma benim üzüldüğüme sen, ben bilmiyorum eninde sonunda benim olacak o abin. Öyle ya da böyle sizin ailenin damadıyım. İster beş yıl sonra ister on beş yıl sonra.

Gülüşmüştük bu dediğiyle.

-Eminim ki olacak. Bu arada gerçekten çok güzel. Bir de en sevdiğim çiçek beyaz gül. Ama acaba neden dokuz tane. Bir deste değil.

-Aa evet cidden. Hiç dikkat etmemiştim. Valla ne anlama geliyor bilmiyorum ama belli ki seni tanıyan biri. Seni tanımayan birisi olsa en sevdiğin çikolatayı ya da en sevdiğin çiçeği denk getiremezdi.

-Evet bende öyle düşünüyorum.

Sonrasında mis gibi kokan çiçekleri kokladım derince. Ve gülümsedim onlara bakarken. Sonrasında Jisung'un yanıma yaklaştığını fark edince ona kulak kabarttım.

-Pşt Lix. Şu çaprazdaki masada oturan sarışın çocuk oturduğumuzdan beri seni kesiyor haberin olsun. Çaktırmadan bak.

Sonrasında etrafa bakıyormuş gibi yaparak ona bakmıştım, o an göz göze gelmiştik. Ben ona hafifçe gülümsedim ama o birden kafasını masaya gömdü. Şok olmuş bir şekilde Jisung ile birbirimize bakakaldık.

-Garipti. Ama neyse.

-Evet öyleydi. Ah sonunda geldiniz Chan hyung açlıktan senin gibi bir kurt olacaktım.

-Sincaplar ne zamandan beri kurta dönebiliyorlardı ya?

Demişti Chan hyungum gülerek. Biz de gülmüş ve yemeğimize başlamıştık.

-Chan hyung sen ne düşünüyorsun bu çiçek ve çikolata konusunda? Pek bir sessiz kaldın.

-Lix ben senin abinim. Sana ne yapıp ne yapmayacağını elbette söyleyemem, ama çocukla tanışırsan hemen bize kim olduğunu söyle lütfen. Eğer tanıdığım ve güvenmediğim biriyse çıkmanı ya da takılmanı istemem. Ama eğer iyi biriyse özgürsün çıkıp çıkmayacağın konusunda. Ama bir yanlışını görürsem oyunu bozarım biliyorsun zaten.

-Ah Chan hyung fazla haşmetlisin düştüm.

Diyip üzerime doğru bayılma taklidi yapmıştı Jis. Hepimiz gülmüş ve sonrasında yemeğe devam etmiştik. Yemek bittikten sonra biraz daha sohbet ettik ve zil çalmıştı.

-Hadi bakalım doğru sınıflara.

-Hyung daha yeni zil çaldı gideriz birazdan.

-Minho bir kez daha derse alınmamak ve yok yazılmak mı istiyorsun? Devamsızlığından haberin var mı?

-Hallederiz. Nasılsa referansım en iyisi.

Demişti bize göz kırpıp hafif sırıtarak.

-He tabi. Eşek, senin arkanı toparlamaya çalışayım derken beni de öğretmenlerle papaz yapma da.

-Tamam annee. Hadi ben kaçtım gençler teneffüste görüşürüz.

-Hadi Lix biz de gidelim.

-Tamamdır bekle.

Çiçeğimi ve çikolatamı alıp Chan hyunga el sallamış ve hızlıca Jisung ile sınıfa çıkıp oturmuştuk.

-Ders ne Lixie pixie?

-Imm Fizik olması lazım.

-Iııyyyyyyyyyy!

Jisung oflarken dersin hocası gelmiş ve ders başlamıştı. Tabi ki benim için hiç ders gibi gelmemişti çünkü sadece çiçekleri, çikolatayı. Daha doğrusu bunları bırakan anonim kişinin kim olabileceğini düşünmüştüm.

Bu platforma ilk defa geldim. Bu da buradaki ilk kitabım olacak, umarım beğenirsiniz. Birazcık uzun olmuş olabilir...

Bölüm sonu

2 yorum