Konuşma bittikten sonra apar topar başkomiser Eymenin arabasına binmiştik. Ön koltutaki pencereden yolu seyrederken bu sefer nasıl bir manzarayla karşılaşacağımı düşünüyordum. Başkomiserin kabataslak anlattığına göre şah damarı kesilmiş ve yanında bulunan kalemde yazan isim ise ünlü iş kadını olan Ezgi SOLMAZ'a aitti. Birden aklıma önceki vakalarda kullanılan araçlar geldi. Hepsi birbiriyle alakalıydı. Bir dakika bunu nasıl gözden kaçırabilmiştim. Şimdi düşününce mantıklı geliyordu. İlk vakada kurbanın yanında Japon katanası vardı. Bu katana aslında bizi sonraki kurbana götürüyordu. Bu da demekti ki kalemin sahibi bir sonraki kurbandı. Seri katilimiz o kadar titizdi di bize bıraktığı ipuçlarıyla bizimle oynuyordu.
Düşüncelerimi bölen şeyse başkomiser Eymenin bana laf atmasıydı.
"Nereye daldın öyle"
"Şeyy hiçç"
"Yapma kandıramazsın beni. Çaslışma arkadaşımı nasıl çözemem değil mi bayan dedektif?"
"Pekala, sence de bu biraz garip değil mi?"
"Ney ne garip değil mi?"
"Bu cinayetler"
"Nasıl yani?"
"Şöyle düşün geçmiş kayıtlara da baktım şimdiki kayıtlara da çoğu şey birbiriyle uyuşuyordu. Mesela ilk cesette bulduğumuz delil müzeden kaçırılan ve karaborsaya satılan katanaydı. Bunu kaçıran kişiyse 3 gün sonra yani dün öldürülen şuan yolda olduğumuz kişiyle aynı."
"Hımm"
"Şöyle düşün ya yeni kurbanımız kalemin sahibiyse. Yani bir ekip gönderip Ezgi SOLMAZLA komuşalım bence"
"Tamam anladım bir ekip göndeririz"
Bu konuşma sonrasında ikimiz de yola odaklandık tek bir kelime konuşmadık. Olay yerine vardığımızda kurbanın cesedini kaldırıyorlardı. Açıkçası iğrenç görüntüyü görmemek biraz da olsa midemi yerinde tutmuştu. Merakla yerde ikinci yaprağı boyanmış yedi yapraklı bir nilüfer çiçeği aradım.
Meraklı bakışlarımı gören başkomiser Eymen
"Nilüfer çiçeğini burada bulamazsın."
"Peki nerede?"
"Çatıda"
"Ne?"
"Çatıda" Önceki dediği şeyi tam anlayamamıştım ancak yine söyleyince yukarı bakmayı akıl edebilmiştim. Kafamı yukarı doğru kaldırdığımda tepedeki kanlarla bakışıyordum.
Nasıl yani bu kadın çılgın mıydı? Nilüfer çiçeğini nasıl da oraya çizmişti. Yine başkomisere döndüm.
"Parmak izi var mı?" ciddili ciddili sorduğumu anlayınca yarım bir gülümsemeyle
"Sence?"
Sorumun cevabını aslında ikimiz de biliyorduk ama dile getiremiyorduk. Anladığımı belirterek kafamı salladım. Yavaşça merdivenlerden yukarı çıktık. Birden başım dönmeye başladı.
Binanın çatısına tamamen çıkınca gördüğüm manzarayı garipsemedim. Birden aklıma kesik kesik anılar gelmeye başlamıştı.
***
"Sen öldürdün onu sen..."
* Bir kız çocuğu yerde yatıyordu ortalık kan gölüne dönmüştü. Olayları idrak etmeye başlayınca kendine gelmiş hatta kafasını hafif kaldırmış amcasına bakıyordu. Az önce şahit olduğu manzara karmakarışıktı. Babası sandığı kişi ona yaklaşmıştı. Ayrıca ondan faydalanmıştı. Amcasıysa onu adamlarına yakalatmış ve alt bölgesine bir el ateş etmişti.
Ateş sesi depoda yankılanmasıyla çocuğunun kafasına ağrı girmesi bir oldu. Ağrısı çok şiddetlenince elleriyle kafasına vurmaya başladı. Sanki kafası yarılıyor ve içinde olması gerek organlar dışarı çıkıyor gibiydi. Sanki beyni akıyor bu ortamı bulandırıyordu.
Amcası dönüp onu gördüğünde bir anlığına ona acımıştı. Hemen yanına ilerledi ona arkadan sarıldı ve sakinleşmesini bekledi. Kızın kendine zarar vermesi biraz daha azalınca ona seslenmeye başladı.
"....... kendine gel benimle kal"
"...... sana diyorum benimle kal"
"BENİMLE KAL"
"BENİmle kal"
"...kal"
****
"Almina"
Birden aklıma gelen anıyla yüzümü buruşturdum. Unutmak istediğim geçmiş karşıma çıkmıştı yine. Yine aynı kabus, yine aynı rüya...
"Almina"
"ALMİNA KEMDİNE GEL SANA SESLENİYORUM"
Gözlerimi açmam ile kapatmam bir olmuştu. Işık çok güçlü geliyordu.
"Bana ne oldu?"
"Bayıldım, kabus görüyor gibiydin, ne gördün?"
Hatırlayamıyorum. Hatırlayamıyordum aklımda sadece tek soru vardı.
İntihar mı yoksa cinayet mi?