Akşam olmuştu. Aslı üzerindeki doktor önlüğünü çıkarırken odasına birden dalan Ayten ile korkup kaldı bir an. Ama sonra sabır çekerek önlüğünü çıkartıp askıya astı. Ama Ayten'in gülüşünden bir şeyler olduğunu anlamıştı. Ne oldu dercesine kafasını salladı. Ayten ise yüzündeki gülümsemeyi bozmadan cevap verdi.
"İkimiz nöbetteyiz."
Aslı kaşlarını kaldırarak Ayten'i inceledi. Şaka mı? diye anlamaya çalışıyordu. Çünkü dün kendisine zaten mesaj olarak atılmıştı. Ama şaka olmadığını anlayınca
"Senin için eziyet benim için bir şey fark etmiyor."diyerek önlüğünü geri üzerine aldı. İçten içe sevinçliydi. İçinden" Fatih'ten biraz daha ayrı duracam, ne güzel" dedi. Ayten için Aslı'nın hali normaldi. O çoğu nöbette zorluk çekmezdi. İkisi birlikte hastanenin çocuk acil bölüme gidip beklemeye başladılar. Ayten eline bir kitap alıp kendini ona kaptırmıştı. Aslı ise telefondan sıkılıp yoğunluğa baktı. Yoğunluk az olunca ve onlara bir çocuk gelmeyince 'hızlıca gidip gelirim' diye düşündü. Telefonunu masaya bırakıp hızlıca kantine indi. İki soda alıp çıktı. Geldiğinde Ayten hâla kafasını kaldırmamıştı kitaptan. Fark etmemişti bile Aslı'yı. Aslı çalan telefonu ile sodayı Ayten'e göstererek önüne koydu. Telefonu alıp yerine geçti. Fatih arıyordu. Tam açtığı sırada kapanması ile kaşlarını çattı Aslı. Ona söylemeyi unutmuştu nöbeti olduğunu. Anneleri biliyordu ama o bilmiyordu. Aslı gelen mesajlara baktığında bayağı bir mesaj vardı. Ama hepsi Fatih'tendi. Çoğunluğunda ise "Aslı ne oldu" yazıyordu. Bayağı da aramıştı.
Fatih hızla sürdüğü arabasını gelen bildirimler ile sağa çekti. Her şeyi teker teker açıklamıştı Aslı. Kimlerle kaldığına kadar yazmıştı her şeyi. Bir daha rahatsız etmesin diye mırıldanıp gelenlere odaklandı. Ayten'e göz ucuyla baktığında kitaptan ayrılıp onun da gelenlere baktığını gördü. Gelenler geniş bir aileydi. Önündeki çocukların hepsi kızamık olmuşa benziyordu. Çocukların hepsi muayene edilip ilaçları verildiğinde Aslı ve Ayten aynı anda yerlerine geçmişlerdi.
Saate baktıklarında sabah namazına az kaldığını görünce sırayla namazlarını kıldılar. Ve fazla hasta gelmediği için ikisi de birbirinden habersiz şükür namazı kılmışlardı.
Nöbet bitişinde masalarını toparlayıp her şeyi son kez kontrol ettikten sonra çıkmışlardı hastaneden. İkisi farklı taraflara gidecekleri için vedalaşıp ayrılmışlardı iki yöne.
Durağı görünce oraya doğru ilerledi. Arabasını aldığından beri dolmuşlara binmiyordu. 'özlemiş miyimdir ki?' diye geçirdi içinden. Zaten abisi getirecekti arabasını. Sadece birkaç gün binecekti dolmuşlara.
Yanında frenleyen araba ile dikkati ona yönelmişti. Simsiyah araba ona tanıdık gelmişti. Arabanın hemem arkasında bir araba daha frenledi. O sırada arabadan takım elbisesiyle Fatih Ağa indi. Dik bakışları korku saçıyordu. Ama Aslı'ya etki etmiyordu. Aslı içinden 'dizilerdeki karizmalara benzemiş' diye geçirdi. Fatih gür sesiyle "BİN ARABAYA" dedi Aslı'ya doğru. Aslı ne kadar direktmek istese de hem o bakışlarından dolayı hem de korumalardan dolayı sesini çıkartmadan sakince arabaya doğru yöneldi. Arka koltuğun kapısını açacakken kapılar kilitlenince açamadı. Fatih Ağa'ya doğru bakacakken Fatih Ağa'nın bindiğini gördü. Camlardaki filmlerden dolayı da göremiyordu onu. Ön koltuğun kapısına doğru yöneldiğinde kapıların kilitleri açılmıştı. Sakince bindi arabaya.
Fatih ona sinirliydi çünkü Miran Ağa'dan azar işitmişti. Karısından haberi olmadığı için. Hem de o azarı ağaların önünde işitmişti. Diğer ağaların rencide edici bakışları sinir etmişti onu. Aslı'nın suçuydu onun işittiği azar. Haber verseydi işitmeyecekti o bakışları görmeyecekti. Şu an ona bağırmak kızmak istiyordu. Ama bunu şu an arkasında babasının korumaları varken yapamazdı. Evde de yapamazdı. Onu bir yere götürmeliydi tek olabilecekleri bir yere...
Eve vardıklarında Aslı eve geldiklerinde herkesin haberi olduğu için sakin fakat sadece Fatih'in sinirli oluşunu görünce içi ne kadar rahat etse de tam olarak rahat edebilmiş değildi. Kavgayı sevmediği için rahat değildi. Onun bu sinirinin kavga çıkarak bir sinir olduğu belliydi ne olsa.
Kahvaltı yaparken arayan teyzesi ile akşam geleceklerini öğrenince sevinmişti Aslı. Aklından onlara hazırlayabileceği yiyecekleri geçiyordu.
Kahvaltıdan sonra yardımcılara yardım edip mutfağa geçmişti. Malzemeleri kontrol ediyordu. Birkaç eksik vardı. Kendi evinde olsa abisine söyler abisi hallederdi. Ama şimdi kendisinin gitmesi gerekecekti. Nöbetin yorgunluğu vardı hâla üzerinde markete kadar yürümeye üşendi bir an. Sonra mutfak kapısının önünden geçen Fatih'i gördü. Etrafını kontrol edip hemen yanına vardı.
"Fatih Ağa" diyerek seslendi. Fatih'in sabahki sinirini hafiflemişti. İçinden bir ses 'insan hali unatabilir' diye fısıldıyordu sürekli. Ne kadar kızmak istese de sakinlemişti.
"Efendim, noldu?" dedi başını elindeki telefondan kaldırarak. Aslı çekinse de söylecekti eninde sonunda.
"Pasta, kek falan yapacağım da malzeme eksik-"
"Tamam gidip alalım gel" demiş ve büyük kapıya doğru yönelmişti Fatih. Aslı ne kadar Fatih'in sözüne şaşırsa da Fatih de bir o kadar şaşkındı. Ama belli etmemek için Aslı'ya bakmıyordu bile. Aslı çantasını da alıp hemen yanına vardı Fatih'in arabasının.
Araba ilerken Aslı sessizliği bozarak aklındaki soruyu sordu.
"Bugün izinli misin?"
"Evet."
Cevabını almıştı ve yetmişti ona tekrar cama yöneldi. Sonrasında Fatih aklındaki soruyu sordu.
"Neden haber vermedin?"
"Unutmuşum, kusura bakma yoğundum."
Fatih'e de yetmişti aldığı cevap. Sakince konuşmuşlardı iksinin de beklediğinin aksine. İkisi de bu sakinliklerine tebessüm ettiler.
Vardıklarında Fatih etrafına bakındı. Etrafta bir kaç akrabasını gördü. Aslı'ya "Bekle bi' dakika" diyerek indi arabadan. Hemen Aslı'nın tarafını yönelip Aslı' nın kapısını açtı. Aslı ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordu. Sonra Fatih düğün günündeki gibi Aslı'ya elini uzattı. Aslı bu hareketi ile düğün gününe döndü bir an ve şaşkınlıkla düğün günündeki gibi tuttu Fatih'in elini. Aslı düğün gününü hatırlayınca o günkü gibi zorunlu hissettiği için tutmuştu Fatih'in elini.
Fatih elini uzattığında Aslı' nın terslemesini beklemişti ne kadar tutmasını istese de. İçinden tutması için rezil olmamak dua etmeye başlamışken Aslı'nın elini tutmasına şaşırmıştı.
İkisi de hallerine şaşkın ama belli etmemeye çalışarak markete ilerliyorlardı. Aslı etraftaki bakışların bazılarının üzerinlerinde olduğunu hissettikçe geriliyordu. Ve farketmeden Fatih'in elini sıkıyordu. Fatih Aslı'nın haline tebessüm ederek baş parmağı ile Aslı'nın elini okşamaya başladı. 'Yanındayım' dercesine... Aslı bu hareket ile sakinlemişti. Kendini Fatih Ağa'ya karşı rezil olmuş gibi hissediyordu. Hislerini dışarı vurmak istemeyerek markete girdi.
Aklındaki listeyi kontrol etti hemen. Pasta malzemelerinin bulunduğu reyona ilerledi. Arkasından Fatih de onu takip ediyordu sürüklediği market arabası ile Aslı aldıklarını koluna dizmeye başlarken koluna sığmamaya başladı aldıkları. Market arabası almak için arkasına dönüp adımlayınca Fatihteki market arabasına çarptı ve o sıra elindekilerin hepsi market arabasına düştü.
İkisi de bu hallerine gülmüşlerdi. Ama Aslı normalde de gülmeye meilli olduğu için Fatih'ten daga keyifli ve biraz daha uzun süreli gülmüştü. Fatih'in bakışları. gülmesi bitince hâla gülen Aslı'nın gülmesinde kalmıştı. Bir an içinden 'Ne kadar da güzel gülü-' diye düşünürken durdurmuştu kendini. Bunu düşünmek istemiyordu. Aslı'ya ısınmak istemediği için ciddileştirmişti kendini.
Aslı da Fatih Ağa'ya ısınmak istemediği için Fatih Ağa'nın ardından ciddileştirdi kendini.
Alışverişine devam etmeye başladı. Aklındaki liste bitince hazır çorbalara takıldı bakışları. Orada mercimek çorbasını da görünce teyzesinin ve kuzenlerinin de sevdiğini hatırladı. Evde malzemesi olup olmadığını hatırlamaya çalıştı. Sonrasında onun malzemesinin eksik olmadığını hatırladı ve market arabasını Fatih'ten alarak kasaya ilerledi. Market arabası neredeyse dolmuştu. Aslı kasaya market arabasını boşaltırken Fatih kasanın diğer tarafına geçerek kartı ile beklemeye başladı. Aslı market arabasını kenara koyarken cüzdanını çıkardı. Fatih'i kasanın ucunda görünce ters bir bakış attı. Fatih'in aldığı bir şey olmadığı için ona ödetmek istemiyordu. Hızlıca Fatih'in yanına geçti. Kasiyer post cihazına fiyatı girip uzatınca ikisi de aynı anda kartı uzattı. Bir kart üstte bir kart altta kalmıştı. Fatih'in kartı altta kalıp ödeme o karttan yapılınca Fatih Aslı'ya zafer gülümsemesi ile baktı. Aslı ise sinirle poşetleri almak için uzanırken Fatih çoktan almıştı poşetleri.
Fatih önden Aslı arkadan arabaya yürüyorlardı. Aslı içinden 'Gıcık ne olacak' gibi sözler söyleyerekten sinirini atıyordu. Bir an 'Gıcık' lafını dışından söyleyince Fatih onu duyaraktan Aslı'ya döndü. Aslı ise
"Gck market mi olurmuş gıcık gibi" dedi elindeki kapalı telefona bakarak.
Fatih önüne dönerek arabaya doğru ilerledi. Arabanın bagajına poşetleri koyarak şöför koltuğuna ilerledi. O sırada mahalle gazetecilerinden, dedikoducularından biri ile gözgöze geldi. Hemen Aslı'ya baktı. Daha binmediğini görünce "Bi' dakika" diyerek hemen Aslı'nın yanına gitti. Fatih, Aslı'nın kapısını açınca şaşkınlıkla bindi arabaya. 'Bir haller var bunda' diye geçirdi içinden Aslı, Fatih kendi tarafına geçerken.
Aslı eve gittikleri gibi hemen inmişti arabadan Fatih'i beklemeden. Poşetleri alıp kapıya ilerledi. Kapıyı onu gören korumalar açınca neredeyse koşarak eve girdi. Yemek yapmayı özlemişti. Mesleğinden dolayı neredeyse birkaç aydır yemek yapamıyordu. Hemen mercimek çorbasını pişirmeye koyuldu. Bütün yemekleri bitirince bir kaç adım gerileyip eserlerine baktı. Ve sonrasında saatine bakınca 3 saatin ne çabuk geçtiğini düşündü. Sonra hemen kadayıf ve kakaolu puding yapamaya başladı. Kuzeni kakao sevmediği için bir kaç tabak da meyveli puding yaptı onun için. Tatlıları dolaba yerleştirirken telefonun çalması ile masadan telefonu alırken bir şaşkınlıkla yerine çakıldı. Kapıya yaslanan Fatih'i görünce şaşırmıştı. Ne zamandır burada diye düşünürken Fatih gözleriyle telefonu işaret edince hemen telefonu açtı.
"Efendim Efem"
"..."
"Tamam geleyim hemen kapıya. "
Telefonu kapatınca üzerindeki mutfak önlüğünü çıkarıp yemek üzerini düzelti. Telefonu açtığında oluşan tebessüm hâla dudaklarındaydı. Fatih'in bakışları Aslı'nın tebessümünde takılmıştı.
Aslı kapıya yöneldince Fatih de onu takip etti. Aklında" Efe'sini ne kadar özlediyse tebessümü hâla var. "diye geçiriyordu. Kapı açılınca içeriye 6-7 yaşlarında bir erkek çocuğu fırlayıp Aslı'ya koştu. Fatih şaşkınlıkla onları izliyordu. Aslı gülerken hemen kucağına aldı küçük çocuğu etrafında döndürüp öpücüklere boğdu.
" Hoşgeldin Efem" diyerek sıkıca sarıldı.
Fatih "E-Efe bu muymuş?" diye mırıldandı. İçten içe kıskanmıştı onları. Ama sonrasında aklında "Kucağına yakışıyor bebek." diye bir düşünce dolanmaya başladı. Fatih bunu düşünmek istemiyordu ama bunu düşünmek onu az da olsa mutlu ediyordu.
Herkes selamlaştıktan sonra herkes yemek masasına geçti. Efe, Fatih'in yerine geçmişti. Fatih ise mecburen kendi yerinin yanına geçti. Efe, Aslı ve Fatih'in arasında oturuyordu.
Asel Hanım ve Mirza Ağa birbirlerine bakıp ima ediyorlardı. Fatih onların birbirlerine baktığını görünce gözlerini kısıp ne ima ettiklerini anlamaya çalışıyordu. Aslında tahmin ediyordu ama doğru olmasını istemiyordu. Tam olarak anlamayınca bakışlarını masaya çevirdi. Masada hepsi Aslı'nın ellerinden olan çeşit çeşit yemek ve tatlılar vardı. Bir an elinde bir şey hissedince eline baktı. Efe onun eliyle oynamaya başlamıştı. Efe için onun eli kocamandı. Efe Fatih'in elini masaya koyup damarlarıyla oynamaya başlamıştı. Aslı onları görünce kıkırdadı. Fatih'e o ses çok tatlı gelmişti. İçinden bir daha o şekilde gülmesini istedi ama sonra bu fikri saçma bulup yemeğine odaklandı.
Yemek sonrasında herkes çok beğendiğini söylerken Fatih bir tek kelime bile etmemişti. Aslı bir anlık Fatih'e baksa da sonra ondan çok şey beklediğini düşünürerek masayı toplayanlara yardım etmek için masadan kalktı.
Masayı topladıktan sonra herkes sohbete dalarken Aslı ve Efe oyuna başlamışlardı. Fatih de onlara dalmıştı. 'Aslı'ya gerçekten yakışıyor.' diye düşündü bir an. Sonra "Saçmalama" diye mırıldanarak sohbete döndü.
Aslı'nın Teyzesi Nuriye o sırada Fatih'e dik dik bakışlar atıyordu. Çünkü hâla annesinin seçtiği adayın Aslı'ya daha çok yakıştığını ve Aslı'yı daha çok mutlu edeceğini düşünüyordu. Sırf bu yüzden Fatih'ten bakışlarını geldiğinden beri ayırmamıştı. Aslı'nın onun sayesinde bir kere güldüğünü bile görmemişti. Aslı'nın masada kıkırdayışını saymıyordu. Sonra Efe uyumaya başlayınca hemen ayaklandı ve artık gitmeleri gerektiğini söyledi. Sonra hızlıca Aslı'nın yanına varıp Aslı'ya sıkıca sarıldı. Sırf Aslı için ve Fatih'e bakmak için gelmişti konağa.
Konaktan çıkıp kendi arabasına bindi ve sokaktan çıkıncaya kadar sürdü. Sokak bitişince artık konağı göremeyince annesini aradı ve adayın Fatih'ten kat kat iyi olduğuna karar verdiğini söyledi.
Aslı üzerini değiştirip yatmaya hazırlanırken koltuğuna bakındı onun burada olması onu rahatlatıyordu. Yatmadan önce biraz Kuran okumaya karar verip kıyafet odasına girdi ve kimse olmadığı için sesli bir şekilde okumaya başladı. Fatih uykulu bir şekilde kapıyı açtı. O kadar yavaş açmıştı ki ses bile çıkmamıştı. Aslı'nın sesini duyunca mest olmuştu. Ruhu dinleniyordu resmen onun sesiyle.
Kapının yanına oturdu. Sakince dinlemeye başladı.
Aslı okumasını bitirince Kuran'ı yerine koyup kapıyı açtı. Ama kapının önünde uyuyan bir Fatih'i beklemiyordu. Yanına oturup omzunu işaret parmağı ile dürtmeye başladı. Fatih "Omzumu deştin omzumu" diyerek omzunu ovalayarak uyandı.
Aslı onun uyanmasıyla dediğini umursamayarak ayağa kalktı. "Orada uyumasaymışsın" diye mırıldandı.
Onu duyan Fatih sırıtarak ayaklandı yatağa geçti. Aslı'nın koltuğa yatması içine sinmese de bir şey diyemiyordu.
Aslı bugün gerçekten de bayâ yorulmuştu. Tam yatacakken çalan telefonu ile doğruldu.
Kuzeni arıyordu. Aceleyle açtı. Bu saate normal değildi ne olsa.
"Efendim."
"Aslı rahatsız ettik kusura bakma ama bizim kız uyuyamadı karın ağrısından, bir de istifra ediyor yiyemiyor bir şey böyle de olunca da hastaneye gidelim dedik sen hastanedeysen oraya gelelim dedim."
"Sen onu bizim hastaneye getir ben bir bakayım"
Aslı aceleye koltuktan kalktı daha başörtüsünü çıkarmadığı için hemen üzerine bir yelek alıp kapıya yöneldi. O sırada tam kapıyı açacakken Fatih kapıyı açıp Aslı'dan önce çıkınca Aslı şaşırsa da hemen o da çıktı arkasından. Fatih şöför tarafına geçerken Aslı'nın kapısını açık bırakarak kendi tarafına geçti aceleyle Aslı arabaya binence Fatih
"Kim için gidiyoruz hastaneye, kime ne oldu ki?"
Diye sordu. Aslı hemen ardından cevap verdi.
"Kuzenim Sıla aradı. Çocuğu bazı apandisit belirtileri gösteriyor. Çocuğu hastaneden nefret eder. Ben olunca kolay ikna olduğundan dolayı beni aradı Sıla. Eğer apandisit ise amilyata alınması gerekir o yüzden direkt bana gelmelerini istedim."
Aslı cümleleri arka arkaya hızlıca söylerken telefondan hastanenin hemşirelerini aradı. Hastanın bilgilerini verip"... Bu hasta gelince bana yönlendirilmesini istiyorum." dedi.
Hastaneye geldikleri gibi hemşirelerle ile konuştu. Sıla'nın çocuğu Ayşe daha gelmemişti. Odasına geçerken Oğuz'u arıyordu.
"Oğuz abi amilyatın falan var mı?"
"Yok Aslı, eve gidiyordum hastaneden çıkacaktım şimdi, noldu?"
"A-abi amilyat olma ihtimali olan bir hastam gelecek yanıma gelebilir misin sen de bir bak amilyat olacak olursa sana emanet ederim."
"Tamam abim odanda mısın sen geleyim hemen."
"Tamam abi."
Diyip kapattı ve odasına girdi. Girdiği gibi üzerindeki yeleği çıkardı. Onun yerine doktor önlüğünü giydi.
Oğuz geldikten hemen sonra ona da anlatmıştı belirtileri ve kuzenin çocuğu olduğunu.
"Abi o benim yiğenim sayılır ben de küçükken apandisit oldum anlatmıştım sana, o o daha minnacık nasıl dayansın o kadar ağrıya?"
Oğuz dokunmak istedi o an eli tam Aslı'nın omzuna gittiğinde Aslı'nın hassasiyetini hatırlayıp geri çekti elini.
Aslı bir zaman sonra kendini toparladı ve beklemeye başladı.
İçeriye Sıla girdiği an Aslı'nın bakışları Sıla'nın elinden tutan 8-9 yaşlarındaki Ayşe'ye kaydı.
Ayşe ona doğru yürürler Aslı elleriyle yatağı gösterdi ona. Ayşe karnını tutuyordu. Ayşe'ye uzanmasını söyledi ve kontrollerini yaptı. Tahlil, röntgen ve tomografi istedi hemen. Emin olmak istiyordu.
Sonuçlar birkaç saate çıkacağı için beklemeye koyuldu. Sılalara da dinlenebileceklerini söyledi. Fatih Aslı'ya hiç bir laf etmiyordu geldiklerinden beri rahat olsun diye. Ama Sılalar dinlenmeye gidince Fatih Aslı'nın önüne, Oğuz'un karşısına oturdu.
"Aslı sen de çok yoruldun uyuyabilirsen uyu istersen. Stres yapma artık. Stres bir işe yaramıyor senin şu an işine yarayacak tek şey uyku. Dinlenmen lazım dinlen hadi."
diyip kolunu Aslının yanına doğru uzattı. Aslı onu haklı buldu ve stresini önemsemeye çalışarak Fatih'in kolunun yanına kollarını koyarak kendine rahat bir yastık yaptı. Kolları onun kollarına temas ederken Aslı heyecan yapsa da önemsemeye çalışarak dinlenmeye çalıştı.
Sonuçlar çıktığında Oğuz hemen bakıp amilyathaneye almalarını söyleyerek kendi de amilyata hazırlanmak için odadan çıktı. Bu sırada Fatih Aslı'nın uyanmaması için kolunu hareket bile ettirmiyordu.
Aslı uyandığında Ayşe amilyattan çıkmıştı. Aslı ve Fatih konağa gidiyorlardı. Aslı Fatih'i uyandırmadığı için azarlarken Fatih uykusu olduğu için tek bir laf bile etmiyordu.
