İçeriğe geç

NİHÂN

Bölüm 45 · 24 dk okuma

NİHÂN

Bölüm 45

44-İYİ Kİ DOĞDUN CİHANGİR

Herkese merhaba. Beklenen bölüm geldi. Umarım seveceğiniz bir bölüm olmuştur. Sonunda Cihangir'e kızmak serbesttir. Emeğe saygı diyerek oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın. Bol bol yorum bekliyorum.

Instagram Hesabı: Kalemimdenhayaller

( Güncel paylaşımlar için hesabıma beklerim.)

Bölüm sonunda buluşalım.♥️

********

Telefonumun ekranına bakıp gülümsedim. Bugünün tarihini ayrı bir sevdim. Çünkü bugün o büyük gündü. Sevdiğim adamın doğum günüydü. Benim de en mutlu günümdü. Akşamı düşündükçe heyecanlanıyor. Duygularımı zirvede yaşıyordum. İstemsizce tebessüm ediyor. Arada bir Cihangir'e yakalanıyordum. Ciddi ciddi ne yapıyordum? Resmen yengem gibi davranıyordum. Oysa onunla ne çok dalga geçmiştim? Her yıl abartılı bir şey yapmasını eleştirmiştim. Neden bu kadar çok heyecanlısın diye karşısında alay etmiştim. Şimdi de ondan farksız değildim. Delicesine heyecanlıydım. Belki de onunla bu kadar çok dalga geçmenin bedelini ödüyordum. Normalde doğum günlerinin üzerine bu kadar düşülmesini sevmezdim. Ama konu Cihangir olunca her şey değişiyordu. Onun için en güzelini yapmak istiyor. Unutamayacağı bir doğum günü yaşatmak istiyordum. Tabii yengem kadar abartmayacaktım. Herkesi bir araya toplamayacaktım. En özelinden bir doğum günü olacaktı. Sadece o ve ben... Tam da Cihangir'in dilediği gibi... Gülümseyip bakışlarımı ona çevirdim. İşe gitmek için hazırlanıyordu. Lanet olsun ki çok yakışıklı gözüküyordu. Ona baktıkça bakasım geliyordu. Bir de o beyaz gömleği giymesi yok muydu? Bir insana bu kadar mı çok yakışır dedirtiyordu. Acaba o da bu durumun farkında mıydı? Çok geçmeden cevabımı aldım. Çapkınca gülümsedi. Farkında olduğunu gösterdi. İyice bir poz kesti. Hâlâ onu izlediğimi görünce daha çok hoşuna gitti. Hesap sorarcasına bir bakış attı. Hemen ardından göz kırptı. Hiç anlamamış gibi yaptım.

"Ne oldu?" deyip saf ayağına yattım.

"Sanki bu soruyu ben sormalıyım." dediğinde güldüm. Suskunluğumu koruyup konuyu kapatmayı düşündüm. Ama Cihangir izin vermedi. Bakışlarını üzerimden çekmedi. İnadına köşeye sıkıştırmaya devam etti. Bu hâlim ona keyif verdi.

"Fark etmedim sanma." deyip meydan okumayı sürdürdü.

"Neyi?"

Hevesle cevap verdi.

"Bilmiyormuş gibi yapma Zenan. İkimiz de farkındayız. Bu aralar beni izlemeyi alışkanlık hâline getirdin."

Alaylı hâlinden taviz vermedi. Sırıtıp beni izledi. Umursamaz bir tavra bürünüp omuz silktim. Sanki umurumda değilmiş gibi davrandım. Bakışlarımı kaçırdım. Ona istediğini vermedim.

"Öylesine dalmışım. Sen de hemen de üstüne alınmışsın." dedim. Alayla güldüğünü işittim. Hazır eline bir koz geçmişti ya...Uzatmadan durmayacaktı. Klasik Cihangir yine aynı şeyi yapacaktı. Bu bakışları ve bu tavırları da tam olarak bunun alametiydi. İstediğini almak için meydan okuyan bir adamın alametiydi.

"Bana pek öyle gelmedi. Bak bak doyamadın gibi geldi."

"Çok ukalasın." deyip güldüm. İyice yanıma yaklaştı.

"Biraz daha bakmak istersen oyalanabilirim. Ceketimi yavaş yavaş giyebilirim." dedi. Bu haylazlık bile ona ayrı bir yakıştı. Bu hâline de ayrı bir düştüm. Ama bunu ona belli etmek istemedim. Yani öyle yapmayı umdum. Aklımı çelen numaralarına karşı meydan okudum.

"Saçmalama istersen. İyice bir havalara girdin." deyip geçiştirdim. O da inadına laflarını esirgemedi.

"Bakarken öyle demiyordun karıcığım. Sanki üzerime atlayacakmış gibi bakıyordun. Geçen günlerde yediğin tatlıya bakar gibi bakıyordun. Böyle iştahlı iştahlı..."

"İftira!" deyip hızla karşı çıktım.

"Hatta şimdi de öyle bakıyorsun. Resmen gözlerinden kalp çıkıyor. Gerçekten üzerime falan mı atlamak istiyorsun? Tadıma mı bakmak istiyorsun?" dediğinde sahte bir kızgınlıkla bağırdım.

"Cihangir!"

Kollarını iki yana açıp konuştu.

"Seni bu istekten mahrum bırakamam. Gel atla. Bekliyorum."

Şaşkınca ona baktım. Gerçekten kollarını açmış bekliyordu. Kollarının arasına atlayacağımı sanıyordu. Öyle kendinden emin duruyordu ki... Havasından geçilmiyordu. Şeytan kalk atla derken, aklım akşamı bekle diyordu. Açıkçası mantığım daha baskın geliyordu. Hem yapmam gereken bir sürü iş vardı. Şimdi Cihangir'e istediğini verirsem planım sekteye uğrayabilirdi. Bunu göze alamazdım. Hiç istemesem de teklifini geri çevirmek zorundaydım.

"Çok beklersin!" deyip yastığımı alıp yüzüne doğru fırlattım. Yastığı sıkıca tutup sarıldı.

"Hayaller senken hayatlar yastık oldu be güzelim." dedi. Yastığı burnunu götürüp kokladı.

"En azından kokunu alabildim. Bu da bir şey değil mi?"

"Şanslısın." dediğimde iç geçirdi.

"Sorma!" deyip yastığı yatağa fırlattı. Kollarını tekrardan iki yana açtı. Bana bakıp dudaklarını araladı.

"Hâlâ seni bekliyorum. Artık naz yapmayı bırakmalı. Kocanın kollarını atlamalısın."

Öyle bir bakıyordu ki yelkenleri indirmem an meselesiydi. Bu bakışlarıyla bile cayır cayır yakmayı başarıyordu. Hemen kollarını atlasam ne olurdu ki? İşlerimi biraz geç yapsam. Oluru yok muydu? Gerçeği idrak edince sıkıntıyla iç geçirdim. Oluru yoktu. Bir an önce Cihangir'i göndermeliydim. Sonra da işlerin başına geçmeliydim.

"İşe gitmen lazım. Geç kalacaksın." deyip bir şekilde onu geçiştirmek istedim. Ama işler planladığım gibi gitmedi. Yatağa kadar geldi. Hemen yanıma oturdu. İnadı tuttu.

"Ederim işine. Geç gitsem de bir şey olmaz." dedi. Gözlerindeki kararlılık beni korkuttu. Hızla bahanemin altına sığınmaya çalıştım.

"Bugün önemli bir toplantın falan yok mu? Sanki öyle diyordun." dediğimde hızla başını iki yana salladı.

"Öyle bir şey dediğimi hatırlamıyorum."

"O zaman bana öyle gelmiş."

"Aynen öyle." deyip güldü. Geceliğimin açıkta bıraktığı yerler ilgisini çekti. Elini sahiplenici bir şekilde bacağıma koyup okşadı. Bunu yaparken gözlerini gözlerimden ayırmadı.

"Şu an tek önemli bir şey var. O da sensin karıcığım." deyip yüzünü yüzüme doğru yaklaştırdı. Dudaklarımızı buluşturacakken tekrardan mantığım devreye girdi. Beni bu yoldan çevirdi. İç sesim de boş durmadı.

Kendine gel Zenan!

Yapacak bir sürü işin var.

Akşama odaklan.

Kendi kendimi gaza getirip hızla başımı diğer tarafa çevirdim. Bu hamlemle onu şaşırttım. Haklı olarak anlam veremedi. Dikkatle beni inceledi. Sorgularcasına adımı fısıldadı.

"Zenan..."

Saçmalamamak için sessiz kaldım. Düşünmek için kendime bir fırsat tanıdım.

"Naz mı yapıyoruz?"

Kendi kendine güldü.

"Anladım. Bu aralar pek nazlıyız."

Bir bu eksikti. Naz yaptığımı düşünüyordu. Bu da demek oluyordu ki üzerime daha çok düşecekti. Tamam normalde hoşuma gidebilirdi. Ama şu an olmazdı. Hemen evden gitmeliydi. Ama nasıl? Yaka paça evden çıkaracak değildim ya. Üstelik bu durumda... Bir eli bacağımda bir eli de yüzümdeydi. Mantığına isyan et dercesine bunu yapıyordu. Cihangir, her şeyi zorlaştırıyordu. Aklımla duygularım arasında bir iç savaş yaşatıyordu. Ne yapacaktım? Bilmiyordum. Bir ikilemde oradan oraya sürükleniyordum. Ben bunları yaşarken o saçımı okşayıp alayla konuştu.

"Nazlı karım benim..."

Parmağını dudağımda hissettiğimde hızla nefes alıp verdim. Yavaş yavaş gezdirdi. İsmimi fısıldayıp gülümsedi.

"Zenan..."

Bacağımdaki eli de boş durmadı. Sanki beni tutkunun ateşine atmaya ant içti. Öyle bir duruma geldim ki... Bir rüzgar essin de içimdeki yangını ferahlatsın istedim.

"Bence bu kadar naz yeter." dediğinde kendimi konuşmak için zorladım. Ama bu şartlarda saçmaladım.

"Cihangir ben aslında..."

Hızla sözümü kesti.

"Artık kendini bana bırak. O güzel dudaklarını benden kaçırma." dedi. Konuşmama fırsat tanımadan harekete geçti. Dudaklarımı dudaklarıyla örttü. Uzun süre, hasret kalmışçasına öptü. Aramızdaki tutku en üst sınıra çıktı. Durdurulması mümkün olmayan yere ulaştı. Ortada irade falan bırakmadı. Bir anda tüm ipler çözüldü. Kendimi ona karşılık verirken buldum. Tutkusuna ortak oldum. Dudaklarımız birbirinden ayrılırken boynuma yönlendi. Aynı etkiyi orada da bırakmak istedi. Cayır cayır yaktı. Kısıkça inledim. Arkama yaslanıp kendimi ona bıraktım. Tam o sırada telefonum dikkatimi çekti. Ekranı yanıp yanıp söndü. Bu durum, art arda yinelendi. Mesajlar birikti. Mekânın adını görünce heyecanlandım. Ne yapacağımı şaşırdım. Çaresizce adını fısıldadım.

"Cihangir..."

Başını kaldırmadan mırıldandı.

"Hımm..."

"Durmalıyız."

Sanki duvara konuşuyordum. Beni duymuyordu. Tüm ilgisi bedenimdeydi. Bir taraftan inliyor bir taraftan nefes nefese onunla konuşmaya çalışıyordum.

"C-Cihangir..."

"Güzelim..." diye fısıldadı.

"Artık durmalıyız." dediğimde duraksadı. Başını kaldırıp bana baktı.

"Neden?" diye sorguladı. Herhalde şaka yaptığımı falan düşündü. Devamını getirip güleceğimi sandı. Ama işler istediği gibi gitmedi. Derin bir iç çekti.

"Cevap vermeyecek misin?"

Israrla bir yanıt vermemi bekledi. Ne diyecektim? Bu durumdan nasıl kurtulacaktım? Bilemedim. Düşünüp bir çıkış yolu aramaya çalıştım. Ama kahretsin! Yapamadım. Aklıma hiçbir şey gelmedi. Panikledim. Elaların merakından kaçındım. Cihangir'in o heyecanlı hâlinden eser kalmadı. Ciddileşti.

"Sen benden mi kaçıyorsun?" dediğinde göz göze geldik. Gerginliğini hissettirdi. Yanlış anlaşılmak istemedim. Zoraki gülümsedim.

"Saçmalama. Ne kaçması? Yok öyle bir şey."

"Kaçıyorsun Zenan."

"Nefes için demiştim. Şimdi uyanırsa... Biliyorsun ne zaman uyanacağı belli olmuyor." deyip elimi yüzüne götürdüm. Nazikçe okşadım. Gönlünü almak istercesine yanağına bir öpücük bıraktım.

"Senden asla kaçmam Cihangir. Sadece akşamı bekle."

Şüphelerini dağıtmakta pek başarı olamadım. Bakışlarındaki merak gitmedi. Derin bir iç çekti.

"Tamam. O zaman gideyim. Yoksa işler daha da zorlaşacak. Gitmem herkes için iyi olacak." deyip alnıma bir öpücük bıraktı. Kapıya yönelirken sesimi duyurmaya çalıştım.

"Seni seviyorum Cihangir."

Duraksayıp güldü.

"Ben de seni seviyorum güzelim." diyerek karşılık verdi. Son bir bakış atıp odadan çıktı. Cihangir, çıkar çıkmaz ayaklandım. Onun gidişini seyrettim. Sonrasında hemen harekete geçtim. Telefon görüşmelerinin ardından uyanan bebeğime yaklaştım.

"Günaydın bebeğim." deyip gülümsedim. Kucağıma alıp kokusunu içime çektim. Küçük öpücükler bıraktım.

"Bugün büyük gün kızım. Babanın doğum günü... İkimiz bir takım olup ona çok güzel bir doğum günü yapacağız. Anlaşıldı mı?"

Kendince bir şeyler mırıldandı. Bir kez daha öpüp gülümsedim.

"Her şey çok güzel olacak."



*********

Şu an, biri hislerimi sorsa tek bir cevap verirdim. O da büyük bir heyecan olurdu. Gerçekten öyle heyecanlıydım ki... Bir türlü üzerimden atamıyordum. Önümdekilere baktıkça iyice zirveye çıkıyor. Aptal aptal sırıtıyordum. Bir de bu yetmiyormuş gibi kalbim de iyice zıvanadan çıkıyordu. Delicesine atıyordu. Buna bir son vermek istedim. Derin bir nefes alıp verdim. Elimi kalbime götürdüm. Nefes alıp verişlerimi düzene sokmaya çalıştım. Kendi kendimi telkin ettim.

"Sakin ol." deyip kendime gelmeye çalıştım. Önümdeki fotoğrafları ayırıp masaya dizdim. Hepsi de birbirinden güzeldi. Kimisi Cihangir ve benim pozlarımdı kimisi ailecek olan pozlarımızdı. Daha fazla zaman kaybetmeden ilk fotoğrafı, albüm defterime yapıştırdım. Cihangir'in tek çekilmiş fotoğrafıydı. Yıllar öncesine ait olmalıydı. Parmağımla fotoğrafı okşadım. Gülüp not yerine yazdım.

Bu fotoğrafı nereden bulduğumu sorma. Çok hoşuma gittiği için burada bulunsun istedim. Sanırım burada lise yıllarındasın. O kadar tatlısın ki... Kilo bile sana ayrı bir yakışmış. Sormadan edemiyorum. Kim derdi ki? Bu çocuk büyüyecek de benim kalbimi çalacak. Hayatımın anlamı olacak. İşte hayat! Sen de bana hayatın en güzel sürprizisin Cihangir.

Hemen ardından nikâh gününden bir fotoğraf yapıştırdım. Sabırsızca duygularımı ortaya döktüm.

Bu fotoğrafa baktıkça buruk bir mutluluk hissediyorum. O gün, neler yaşadığımızı unutamıyorum. Senin bana sahip çıkışını ve ağabeyime karşı koruyuşunu hatırlıyorum. Ellerimi sımsıkı tutmuşsun Cihangir. Biz birbirimizi seviyoruz demiştin. O kadar çok hoşuma gitmişti ki... Gözlerimi senden alamamıştım. Çünkü gerçek olmasını çok ama çok istemiştim. Biliyorum. Nedenini soracaksın. Merak edeceksin. Ama artık itiraf edebilirim. Gururla söyleyebilirim. O zamanlar da seni seviyordum Cihangir. Hem de çok seviyordum.

Gözlerim doldu. O anları tekrar yaşar gibi oldum. Hiç kolay şeyler yaşamamıştık. Neyse ki o günler geride kalmıştı. Bundan sonrası için huzurlu bir hayatımız olacaktı. Tekrar fotoğraflarda göz gezdirdim. Hamilelikten bir fotoğrafı elime aldım. Son aylarda çekilmiş bir fotoğraftı. Cihangir ile poz vermiştik. İkimizin eli de göbeğimdeydi. Sabırsızca onu da yapıştırıp kalemi elime aldım.

Hazır mısın? Yine bir itiraf geliyor. Hamile olduğumu öğrendiğim ilk zamanlar bile senin iyi bir baba olacağını hissetmiştim. Neyse ki beni yanıltmadın. Aylar öncesinden bebek gelişim kitapları okuman ve ebeveynlik üzerine araştırmalar yapman, o kadar tatlıydı ki... Harika bir baba olacağın o zamanlardan belliydi. Bu fotoğrafın çekildiği zaman, bebeğimizin en hareketli olduğu zamanlardan biriydi. Sürekli tekme atıyor. Sen de sürekli onunla konuşuyor. Elimi karnıma götürüp okşuyordun. Bebeğimiz de sana tepki veriyordu. Uğruna annesine tekme atıyordu. Kesinlikle en huzurlu olduğum anlardan biriydi. Hem kendimi hem de bebeğimi şanslı hissediyordum. Ki öyle de oldu. Sen bizim en büyük şansımızsın. İyi ki sen Cihangir. İyi ki sen...

Nefes'in doğduğu andan da bir fotoğraf yapıştırdım. Nefes'i kucağımıza vermişlerdi. Ben ağlamaklı bir ifadeyle ona bakıyordum. O da gözleri dolu dolu bana bakıyordu. Sanki gözlerimizle anlaşıyorduk. Gülüp tekrar yazmaya başladım.

En mutlu olduğum an, bebeğimizi kucağımıza aldığımız an... Ben böyle güzel bir hissi hiçbir şeyde yaşamadım Cihangir. Meğer dünyanın en güzel hissi, annelik ve babalıkmış. Seninle yaşadığımız hiçbir şeyden pişman olmadım. İyi ki kızımız doğdu. İyi ki babası sen oldun. Geriye dönüp baktığımda hep senin için iyi ki diyeceğim. Bunun kıymetini bil. Seni seviyorum be adam. Gerçekten çok seviyorum. Bu arada asıl bombaya geliyorum. Hazır mısın? Senin için ikinci çocuğa da hazırım. Bu da benim sana sürprizim olsun. Böyle bir babaya nice güzel çocuklar doğsun.

Son fotoğrafı ikimizin romantik pozundan seçtim. Bu fotoğraf en sevdiğim pozlardan biri olabilirdi. Cihangir bana sıkıca sarılmıştı. İkimizde kameraya bakmak yerine gülerek birbirimize bakmıştık. Hevesle son cümlelerimi yazmaya başladım.

Bir aralar en dipteydim. Çaresizdim. Sonra sen geldin. Elimden sıkıca tuttun. Bana yeni bir hayat sundun. Sevmeyi sevilmeyi öğrettin. Geçmişi kapatmayı ve geleceğe odaklanmayı öğrettin. Senin sayende değiştim. Güçlendim. Hani derler ya bir adam geldi ve her şeyi değiştirdi. Aynısı sen de bana yaptın. Karanlığımı aydınlığa çevirdin. Bir ışık tuttun. Ben de bir umuda tutundum. İmkânsız sanılanı gerçekleştirdim. Seni hayatımın merkezine koydum. Kalbimin sesine karşılık buldum. Benim için o kadar önemlisin ki bunu kelimelerle ifade etmek mümkün olmaz. Gücü yetmez. Söylemekten bıkmayacağım tek bir konu var. O da benim sana olan sevgim. Yüzlerce kez yüzüne karşı da söyleyebilirim. Seni çok seviyorum Cihangir. Sana baktıkça iyi ki diyorum. İyi ki doğmuş. İyi ki hayatıma girmiş. İyi ki benim eşim olmuş. Hep böyle kalalım. Hep huzurlu olalım. Beraber nice yaşlar alalım. Olur mu?

Tebessüm edip yazdıklarımı inceledim. Düzeltilecek eklenecek bir şey göremedim. Albümü kapatırken annemin sesini duydum.

"Telefonun çalıyor kızım." deyip telefonu bana uzattı. Arayan kişiye baktığımda yengem olduğunu gördüm. Derin bir iç çektim. Telefonu kibarca ittirdim.

"Benim yerime sen konuşsan olmaz mı?"

Ayıplar gibi bana baktı.

"Olur mu öyle şey kızım? Açıp konuş."

"Çok işim var anne. Daha mekâna gideceğim. Yemek yapacağım. Şimdi yengem bir saat konuşur. Beni yavaşlatır." dediğimde güldü. İçten içe bana hak verdiğini hissettirdi. Maalesef yengem bazen hızını alamayabiliyordu. Konuşması uzadıkça uzuyordu. Şimdi bu konuşmanın ne yeri ne de zamanıydı.

"Müsait olunca aramasına geri dönerim." derken bir taraftan da eşyaları çantama yerleştirdim. Annem merakla beni izledi.

"Ne zaman çıkacaksın?

"Hemen şimdi. Daha fazla gecikemem." deyip ayağa kalktım. Yanağından öpüp sıkıca sarıldım.

" Her şey için teşekkür ederim. İyi ki varsın canım annem."

Saçımı okşayıp güldü.

"Deli kızım benim. Sen de iyi ki varsın."

"Bana şans dile. Ya da dua et. Yemeklerim güzel olsun. Cihangir çok sevsin." deyip kolları arasından ayrıldım. Elimden tutup durdurdu.

"Ben hemen bir şeyler yapardım Zenan. Sen de yorulmamış olurdun. Burada yapardık. Oraya götürürdün. Olmaz mı? " dediğinde hızla başımı iki yana salladım.

"Olmaz anne. Kendi ellerimle yapmak istiyorum. Bugün her şeyde emeğim geçsin istiyorum." dedikten sonra tekrar telefonum çaldı. Bu sefer Cihangir aradı. Hemen açtım.

"Alo canım..."

"Müsait miydin?"

"Evet. Ne oldu ki?"

"Seni almaya gelecektim." dediğinde afalladım. Heyecandan ne diyeceğimi şaşırdım.

"Neden?"

Güldü.

"Öğle yemeğine çıkaracaktım. Hazırlan. Hemen gelirim."

Telaşla sesimi yükselttim.

"Olmaz!"

Duraksadı. Aramızda bir sessizlik yaşandı. Bu kısa sürede hemen bir şeyler düşündüm.

"Annemin bugün günü var. Ona yardım ediyordum. Bir sürü misafir geldi. Şimdi gidersem olmaz." dediğimde annem hayretle bana baktı. Umursamadan başka tarafa döndüm. Hem ne yapabilirdim ki? Direkt gerçeği söyleyemezdim. Tamam büyük ihtimalle anlamış olabilirdi. Ama işin güzel yanı da bu olmalıydı. O da ben de bilmiyormuş gibi yapmalıydık. Konuşmayı akşama bırakmalıydık.

"Tamam canım. O zaman akşama görüşürüz." dediğinde rahat bir nefes alıp verdim.

"Görüşürüz." deyip telefonu kapattım. Anında annemin ayıplayan bakışlarına maruz kaldım.

"Aşk olsun Zenan. Niye yalan söylüyorsun? O da yetmiyor. Beni katıyorsun."

"Sanki büyük bir yalan söyledim. Pembe küçük bir yalan..."

"Yalanın pembesi küçüğü mü olur?" dediğinde duymazlıktan geldim.

"Bugünü bir atlatayım. Öyle kız"

"Ah! Ne deyim ki sana?" deyip güldü.

"Seni seviyorum annem."

"Ben de seni seviyorum deli kız."

Unutmadan aklımdaki şeyi hemen konuşmak istedim.

"Yengem tekrar seni ararsa planımı iyice bir anlatırsın. Önce ben, Cihangir ile baş başa yemek yiyorum. Sadece ikimiz . Tamam mı? Sakın bir çılgınlık yapıp onlar da gelmesin. İki saat bize izin versinler. Sonra ayarlanan mekâna gideriz."

"Tamam kızım. Kaç kere daha diyeceksin?"

"Ne yapayım anne? Korkuyorum. Bir aksilik çıksın istemiyorum. Yengeme şunu da söylemeyi unutma. Sadece ağabeyim ve o gelsin. Ayrıyeten başka insanları davet etmesin. Biz bize olacağız. Az ve öz..." dediğimde anlayışla başını salladı. Eşyalarımı alıp son kez ona baktım.

"Nefes sana emanet. Durmazsa beni ararsın. " deyip evden çıktım. Aceleyle beni bekleyen araca bindim. Şoförüm Necati amcaydı. Yıllarca Cihangir'in şirketinde çalışmıştı. Cihangir ona çok güvendiğinden buraya taşımıştı. Şimdi de benim görev ortağımdı. Cihangir'e hiçbir şey belli etmeden hareket ediyorduk. Gülüp ona baktım.

"Her şey konuştuğumuz gibi mi Necati amca?"

"Aynen öyle. Dediğiniz ne varsa yaptım. Hatta şimdi Anıl Bey ile konuştum. O da bir sonraki mekânı ayarlamış. Her şey yolundaymış. Size bunu iletmemi istedi."

"Güzel. Cihangir'in hiçbir şeyden haberi yok. Değil mi?" deyip şüpheli bir bakış attım.

"Merak etmeyin. Sizin yanınıza gelene kadar hiçbir şeyden haberi olmayacak."

" Teşekkür ederim." deyip arkama yaslandım. Yaklaşık yarım saatlik yolculuğun ardından ayarladığım mekâna geldik. Küçük samimi bir mekândı. Bugüne özel kiralanmıştı. Beğeniyle karşımdaki görüntüye bakıp dudaklarımı araladım.

"Çok güzel duruyor."

Necati amca, anahtarı bana uzatıp konuştu.

"Her şey istediğiniz gibi Zenan Hanım. İçeride her şey hazır. Kimse de yok."

Memnuniyetle tebessüm ettim.

"Teşekkür ederim Necati amca. Sen yine planımızı sürdürmeye devam et. Ben sana haber verince Cihangir'e konumu atarsın. Dediğim şeyi yaparsın."

"Siz nasıl isterseniz." deyip güldü. O hızla arabaya binip giderken, ben de hevesle tekrar karşı tarafa baktım. Şimdi içeriye girip Cihangir için hünerlerimi sergileyecektim. Marifetlerimi ortaya dökecektim. Bunun heyecanıyla sabırsızlandım. Hızla içeriye doğru adımımı attım. Etrafa bakıp ilk neyle başlayacağımı düşündüm. Önce buraları süsleyecek, sonra yemekleri yapacak ve en sonunda da kendimi hazırlayacaktım. Bunu birkaç saate yetiştirmek zorundaydım. Bu yüzden, ilk sıradakini yapmaya başladım. Hız kesmeden mekânı süsledim. Romantik bir ortam oluşturmak istedim. Masaya gerekli olan ne varsa koydum. Tam romantik bir masa oluşturdum. Ciddi ciddi, bunun hakkını verdim. Şık takımlar, mumlar ve kurumuş güller... Şimdiye kadar dalga geçtiğim ne varsa yapmıştım. Bu da onlardan biriydi. Büyük konuşmamın bedeliydi. Ama ne olursa olsun mutluydum. Ve artık anlamıştım. İnsan âşık olunca gözünü hiçbir şey görmüyordu. Her şeyi en zirvede yaşıyordu. Şimdi ben de en zirvedeydim ve şapşalca gülümsüyordum.

"İyice filmlerdeki romantik kadınlar gibi oldum." diye kendi kendime söylendim. Buradaki işimi halledip mutfağa geçtim. Menüm Cihangir'in en sevdiği yemeklerden oluşacaktı. Maalesef bir tek pastası hazır olacaktı. Çünkü bu konuda risk alacak kadar deneyimli değildim. Bir köşede bulduğum radyoyu elime alıp gülümsedim. Baya eski duruyordu. Çalıştırıp hareketli bir şarkı açtım. Kullanacağım malzemeleri çıkardım. Bir taraftan şarkıya eşlik ettim bir taraftan yemeğimi yapmaya çalıştım. Hepsini bir arada götürmek zor oldu. Çorbamın tadına bakıp keyifle gülümsedim. Tam ayarında olmuştu. Ocakta birkaç yemeğim daha vardı. Daha onlar pişecekti. Ekstra fırına verilecek olanlar da vardı. Bütün bunları düşünürken gözlerim duvardaki saate kaydı. Şaşkınlıkla geçen vakte baktım. Resmen zaman su gibi akıp geçmişti. Üç saatimi burada yemiştim. Fazlasıyla yavaştım. Böyle giderse Cihangir'i mutfakta karşılayacaktım. Hızlanıp fırına koyulacakları koydum. Ocakta olanları kısıp hazırlanmak için diğer odaya girdim. Odaya girer girmez ,anında bir enerjiyle doldum. Hevesle kırmızı elbiseme baktım. Uzun dar kesim bir elbiseydi. Göğüs dekoltesi ön plandaydı. Biraz cesur işiydi. Tam bugüne özeldi. Cihangir'in aklını başından alacak kadar güzeldi. Evet! Bu elbiseyle Cihangir'in aklını başından alacaktım. Hem de öyle böyle değil. Biraz da ben büyümü kullanacaktım. Sabırsızca o anları düşünüp harekete geçtim. Üzerimdekilerden kurtulup elbisenin içine girdim. Zar zor fermuarımı çekip aynadaki yansımama baktım. Heyecanla dudaklarımı araladım.

"İşte bu!"

İstemsizce gülümsedim.

"Cihangir bayılacak." deyip elbisemi inceledim. Elbise bedenime tam oturmuştu. Dekoltesiyle duruşuyla mükemmel olmuştu. Uzun uzun kendime bakabilirdim. Ama sırası değildi. Bir an önce hazırlanmalıydım. Daha fazla gecikmem söz konusu bile olamazdı. Bunun bilinciyle hareket ettim. Hızla saçıma şekil verdim. Hafif dalgalı oldu. Arkaya atıp makyajıma geçtim. Siyah göz kalemi, hafif far ve yoğun rimelle göz makyajımı tamamladım. Son olarak ruja geçtim. Tercihimi Cihangir'in tatmayı en sevdiği rujdan yana kullandım. Birkaç kere dudaklarımda gezdirdim. Yine en sevdiği parfümü sıkıp takılarımı taktım. Haber vermek için telefonumu aradım. Yanımda bulamayınca mutfağa geçtim. Aceleyle elime aldım. Gördüğüm aramalarla heyecanlandım. Yedi cevapsız arama vardı. İkisi yengemden ikisi annemdendi. Son üç arama da Cihangir'dendi. Kime döneceğimi bilemedim. Sonunda bir karara varıp tercihimi Cihangir'den yana kullandım. Anında yanıtladı.

"Zenan.."

"Alo canım. Beni aramışsın."

"Evet aradım. Ama açmadın. Galiba meşgulsün."

Güldüm.

"Aynen öyleydim. Mutfaktan çıkamadım."

"Annenin günü bitmedi mi hâlâ? " dediğinde sesindeki ciddiyeti fark ettim. Ama üzerinde durmadım.

"Yani misafirlerin çoğu gitti. Azı kaldı."

"Sen de bugün epey yorulmuşsundur."

"Öyle oldu. Ama değdi."

"Hayırlı evlatsın."

Duraksayıp tekrar konuştu.

"Nefes nasıl?"

"Yine aynı babası. Derin bir uykuda." deyip zoraki gülümsedim. Karşılık vermedi. Sanki her geçen saniye ciddiyeti arttı.

"Seni ne zaman alayım?"

"Ben sana haber veririm."

"Tamamdır. Senden haber bekliyorum." deyip cevap vermeme fırsat tanımadan telefonu yüzüme kapattı. Öylece kalakaldım. Neye bu kadar sinirlenmişti? Anlam veremedim. Aceleyle Necati amcaya mesaj attım. Tam bu sırada dışarıdan bir ses duydum.

"Kimse yok mu?"

Ses yinelendi.

"Pardon! Buraya bakan yok mu?" dedi. Muhtemelen burayı açık sanan bir müşteri gelmişti. Merakla dışarıya çıktım. Bir taraftan da konuştum.

"Sanırım bir şeyler yemek için geldiniz. Ama maalesef bugün hizmet verilmiyor. Bugüne özel kapalı." deyip ilerlemeye devam ettim. Mekânın tam ortasında sesin sahibini gördüm. Gördüğüm kişiyle duraksadım. Şaşkınca ona baktım. Anlam veremedim. Saçmalıktı. Hem de büyük bir saçmalık...Gerçek olamazdı. Olmamalıydı. Dikkatle ona baktım. Benzerlik olmamasını diledim. Ama istediğimi alamadım. Ortada benzerlik falan yoktu. Bu oydu. Uzun zamandır yüzünü görmediğim Azat Kadirhan'dı. Vicdan azaplarımdan biri olan eski sevgilimdi. Şimdi bir kâbus gibi karşımdaydı. Gerçeğe rağmen kabul etmek istemedim. İnanmamak istercesine adını fısıldadım.

"Azat..."

Adını söylerken canım yandı. Eski kötü anılar canlandı. Aynı burukluğu onun sesinde de hissettim.

"Zenan..."

O da en az benim kadar şaşkındı. Koyu gözleri üzerimde geziniyor. Olup bitene anlam vermeye çalışıyordu. Böyle bir anın gerçekleştiğine inanmak istemiyordum. Neden şimdi? Neden böyle bir günde? Çıldıracak gibi oluyordum. Sonunda aramızdaki sessizliği bozacak hamleyi yaptı.

"Burada ne işin var?" diye sordu. Sinirden güldüm Bu soruyu benim sormam gerekiyordu. Onun değil.

"Asıl senin burada ne işin var? Neden buraya geldin?"

Elindeki çantayı gösterdi.

"İş yemeği vardı."

"Burada mı?" deyip etrafı gösterdim. Tereddüt bile etmeden baş onayı verdi.

"Yer değişikliği olduğuna dair mesaj aldım. Atılan konuma geldim." dediğinde başımdan aşağı kaynar sular döküldüğünü hissettim. Öylesine çaresiz hissettim.

"Bugün burayı ben kiraladım. Burada ne bir iş yemeği ne de bir toplantı var."

"Ama nasıl olur?"

Boğazım düğümlendi. Bu kadarı pes dedirtti. Sinirden ağlamamak için direndim. Neyin için düştüğümüzü anladım. Her şey planlanmıştı. Burada olduğum bilen biri, Azat'ı da buraya çekmişti. Bizi, romantik ortamda iğrenç bir şeyin içine düşürmek istemişti. Zorlukla konuşmaya çalıştım.

"Anlaşılan biri sana yalan söylemiş. Burada toplantı yok. Ya da adresi karıştırmış olmalısın. En kötüsü de saçma bir oyuna kurban gitmiş olma ihtimalin..."

Ceketinin cebinden telefonunu çıkardı. Hızla başını iki yana salladı.

"Konum tam burası." deyip etrafa baktı. Sıkıntıyla iç geçirdi.

"Aptal bir oyuna mı geldik diyorsun?"

"Tam olarak öyle oldu. Aptal iğrenç bir oyuna geldik."

Gözlerini kıstı. Şüpheyle sordu.

"Kim? Kim yapar ki böyle bir şeyi?"

Aklımdan bir sürü isim geçti. Ebru mu? Ama hastaneydi. Gökçe? O da son günlerde pişman gibiydi. Cihangir'in annesi? Bu kadar kendinden geçmiş olabilir miydi? Her bir ihtimal midemi bulandırdı. İğrençlerdi. Her kim yaptıysa dünyanın en iğrenç insanıydı. Ona istediğini vermeyecektim.

"Artık çıkabilir misin? Ortam yanlış anlaşılmayı çok müsait." dediğimde Azat anlayışla başını salladı.

"Kusura bakma. Bir şeyi bozma niyetinde değildim." dedi.

"Biliyorum. Sen de kusura bakma. Yanlış anlama. Buraya gelmende en ufak bir rolüm yok." deyip kapıyı açıp kenara çekildim. Gitmesini bekledim. Bu sırada girişte merdivenlerin orada duran kişiyi fark ettim. Bu kadarı da olmaz dedim. Çok fazlaydı. Bu kadarıyla da sınanamazdım. Bana da yazık değil miydi? Ama Cihangir bana her zaman inanırdı. Sözlerime güvenirdi. Peki neden şimdi hep baktığı gibi bakmıyordu? Neden o gözlerde öfke görüyordum? Neden acı görüyordum? Neden karşımda yıkılmış bir adam görüyordum? Bugünü böyle planlamamıştım ki... Cihangir'in kollarına atlayacak. Sıkıca sarılacaktım. O da onun için yaptıklarımı görünce çok mutlu olacaktı. Böylesine acı çekmeyecekti.

"Cihangir..." deyip gözlerinin içine baktım. Hâlâ kendimi açıklayabilirdim. Zaten anlatınca inanırdı. Hep olduğu gibi güvenirdi. Şimdi yine aynı şey yaşanacaktı. Hevesle ona doğru birkaç adım attım. Başını onaylamaz bir şekilde sallayıp arkasına döndü. Benden kaçar gibi başka yöne gitti. Telaşla peşinden gittim. Hızı karşısında mücadele edemedim. Ayağımdaki topukluları çıkarıp yalın ayak peşinden koştum.

"Cihangir! Dur!"

Güç bela ona yetiştim. Sıkıca kolundan tutup durdurdum. Elimden kurtulup bana döndü. Öfkeyle beni baştan aşağı süzdü.

"Ne kadar aptalmışım?"

Sinirden güldü.

"Aptal adamın tekiymişim. Değil mi Zenan? Cihangir koca bir aptalmış!"

"Öyle deme. Beni dinle."

Öfkesi sesine de yansıdı.

"Konuşacak ne bıraktın ki Zenan? Her şeyi gördüm."

Bir süreden sonra ben de sakin kalamadım.

"Ne diyorsun sen ya ? Neyi gördün?"

"Bir de soruyor musun?"

"Ne yapmışım Cihangir ben? Ne yapmışım da neyi görmüşsün?"

Yüzüme karşı bağırdı.

"Azat ile seni gördüm. Sizi gördüm!"

Korktuğum başıma geliyordu. Yanlış anlıyordu. Dinlemeden yargılıyordu.

"Sana her şeyi anlatacağım. Göründüğü gibi değil. Önce bir açıklamasını dinle. Sonra ne diyeceksen de."

"Hep öyle derler. Göründüğü gibi değil!" deyip önümüzdeki çöp kovasına tekme attı. Çöpler gürültülü bir şekilde yere düştü. İstemsizce titredim. Cihangir bağırmaya devam etti.

"Sabahtan bir gariplik olduğunu anladım. Beni evden göndermeye çalışman, annemin günü var yalanı ve bu da yetmiyormuş telefonlarımı açmaman... Göz göre göre kandırdın beni Zenan. Sonra da süslenip Azat ile buluştun."

"İşleri düzeltmeyecek boyutlara getirme. Her şeyin bir açıklaması var. Beni dinle." deyip tıpkı onun gibi bağırdım.

"Hiçbir açıklama seni kurtaramaz."

"Cihangir! Lütfen!"

"Seni dinlesem ne olacak? Hiçbir şey! Olanlar da belli. Gördüğüm de belli." dediğinde kalbim çok feci acıdı. Sanki orada bir şeyler koptu. Buna rağmen çabaladım.

"Bize oyun oynandı. Anlamıyor musun? Göz göre göre bir oyunun içine çekildik. Ben delirdim mi? Niye Azat ile buluşayım? Sence bu mantıklı mı?"

Elini sinirle saçları arasından geçirdi. Derin derin nefes alıp verdi.

"Hep oyunlar da bize oynanıyor Zenan! Yok öyle bir şey. Oyunların altına sığınma. Keşke yalan olsaydı. Keşke bunların hepsi bir kâbus olsaydı. Ama gerçek. Sen bebeğini bırakıp buraya geldin. Azat ile buluşmaya geldin. Herkese yalan söyledin." dediğinde acıyla sarsıldım. Durmadı. Devam etti.

"Değiştin sanmıştım. Allah beni kahretsin! Gerçekten inanmıştım."

Sözleri bir bıçak darbesi gibi işledi. Kalbimin her bir köşesini altüst etti. Acıyla ona baktım.

"Değiştim. Bunu sen de biliyorsun. En iyi sen biliyorsun."

Gözleri dolu dolu bana baktı.

"Yanılmışım. Hem de çok büyük yanılmışım. Karşımda yine eski Zenan var." dedi. Beni bitirdi. Yaşadığım her şeyi sorgulattı. Bir insan kaç kez aynı cehennemi yaşar? Kaç kez aynı yerden aynı acıyla yanar? Cevabı bendeydi. Defalarca kez aynı acıyı yaşayan bendeydi. Geçmişim, geleceğimin önünde en büyük engeldi. Beni mahveden bugünümü kirletendi. Ne kadar kaçarsam kaçayım beni içine hapsedendi. Yine aynı yerde aynı konumdaydım. Yaşattığımın bin katını yaşamaktaydım. Anlamıştım. Her şey burada başlamıştı. Burada sona erecekti. Kötülükle başlayan hikâyem ibretle sona erecekti. Ama bu sefer suçsuzdum. Yanlış hiçbir şey yapmamıştım. Bir insanın kalbini kırmamıştım. Sadece iyi bir şey yapmak istemiştim. Ama onu bile becerememiştim. Zar zor Cihangir'in yanına yaklaşıp gözlerinin içine baktım. Kendimi ona hatırlatmak istedim. Son bir umutla bunu yapmak istedim.

"C-Cihangir..."

Öfke, hüzün ve nefret... Bakışlarıyla bir bir yansıttı. Beni baştan aşağı süzdü. Tiksinerek yaptığı şey dayanacak güç bırakmadı. Öfkeyle bağırdı.

"Huylu huyundan vazgeçmiyor. Sen de vazgeçemedin Zenan."

Güçsüzce konuştum.

"Ben hiçbir şey yapmadım. Yemin ederim kötü bir şey yapmadım."

Başını iki yana salladı. Çöp kovasına art arda tekme atmaya devam etti. Orayı yerle bir etti. Etraf cam kırıklarıyla doldu. Cam kırığını değil de sanki kalbimin parçalarını görür gibi oldum. Dayanamayıp güçsüzce yere çöktüm. Sürekli aynı şeyleri fısıldadım.

"Kötü bir şey yapmadım."

"Seni üzecek hiçbir şey yapmadım."

Nefes nefese kalmış bir vaziyette bana döndü.

"Sen hiç değişmedin. Değişmişsin gibi gösterdin. Ama hep aynı kaldın. Sen yine o Zenan'sın. Gaddarsın. Zalimsin. Bencilsin."

Gözyaşlarımı durduramadım. Acı içinde kaldım. Sevdiğim ne varsa kaybetmenin ağırlığıyla sınandım. Ayağa kalkıp ona ulaşmaya çalıştım. Yüzünü avuçlarım arasına aldım. Gözlerinin içine baktım. Sevdiğim adamı bulup çıkarmaya çalıştım. Elimi ittirip benden uzaklaştı. Bir yabancı gibi davrandı.

"Sen benim başıma gelmiş en kötü şeysin Zenan. Keşke seni hiç tanımasaydım." deyip beni en savunmasız yerimden vurdu. O an beni öldürdü. İnancımı da umudumu da öldürdü. Ortada ne yaşanmışlık bıraktı ne de bir gelecek bıraktı. Sadece büyük bir acı bıraktı. Bir insan acısına rağmen güler mi? Ben güldüm. İçim acıya acıya güldüm.

"Vay be! Senden bunları da mı duyacaktım? Böyle iğrenç laflara da mı maruz kalacaktım?"

Gözyaşlarımı sildim. Dik dik gözlerinin içine baktım. Ben hiçbir şey yapmamıştım. Başım dik alnım açıktı. Utanacak biri varsa ben değildim Cihangir'di. Bunun hırsıyla konuştum.

"Bu laflar çok ağır. Çok acımasızca. Sen zaten bana inanmamışsın. Bize inanmamışsın ki... İçten içe hep benden şüphe etmişsin. Böylelikle açığa çıkardın. Bana da gerçeği gösterdin. Haddimi bildirdin. Teşekkür ederim Cihangir. Beni bir rüyadan uyandırdığın için sana çok teşekkür ederim."

Parmağımdaki yüzüğe baktım. Ne umutlarla takmıştım. Ne hayaller kurmuştum. Ama artık bunların hiçbir önemi kalmamıştı. Cihangir tüm duygularımı kesip atmıştı. Geriye kurtarılacak hiçbir şey bırakmamıştı. Yüzüğümü yavaşça çıkardım.

"Aferin sana Cihangir. Herkesten koruduğumuz yuvayı tek bir hamlede yıktın. Şimdi anneciğinin yanına koş. Tam ona layık bir evlat ol."

Elini alıp yüzüğü zorla avucuna sıkıştırdım. Bakışları yüzüğe kaydı.

"Her şey bitti. Bu işin asla bir dönüşü olmayacak. Bir daha Zenan ve Cihangir'in esamesi okunmayacak."

Öfkesiyle göz göze gelince tekrar konuştum.

"Pişman olacaksın. Ama iş işten geçmiş olacak. Hiçbir faydası olmayacak."

Arkamı dönüp çekip gidecekken vazgeçtim. Bir şey söyleyip öyle gitmek istedim. Ona doğru dönüp gözlerinin içine baka baka bağırdım.

"Bu arada unutmadan... İyi ki doğdun Cihangir! Bugünü asla unutma. Bu doğum gününü daima hatırla."

Ondan gelecek cevaba gücüm olmadığından hızla önüme döndüm. Nereye gittiğimi bilmeden yürüdüm. Taşlar ayağıma battı. Belki de kanadı. Ama onun acısı bile kalbimdeki acı kadar koymadı. Ne kadar yürüdüm? Bilemedim. Ayaklarımda derman kalmayınca bir ağacın altına sığındım. Yere çöküp hıçkıra hıçkıra ağladım. İçimde tuttuğum ne kadar acı varsa dışarıya bıraktım. Acının tam ortasına da bir yemin bıraktım.

"Bugünü asla unutmayacağım. Kimseye de unutturmayacağım. Bu da size yeminim olsun."

Gözyaşlarımı silip kendime gelmeye çalıştım. Tekrar ayağa kalkmak için çabaladım. Hızla dudaklarımı araladım.

"Madem bu kadar çok istediniz. Sizin istediğiniz gibi olsun. Eski Zenan geri dönsün. Ortalığı yıkıp döksün."



-Bölüm Sonu-

Bölüm nasıldı?

Bol bol yorum ♥️

Yeni bölümde görüşünceye kadar sağlıcakla kalın. Sevgiyle kalın. 💜

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.