İçeriğe geç

NİHÂN

Bölüm 44 · 17 dk okuma

NİHÂN

Bölüm 44

43-KA�AMAK

Herkese merhaba. Yine yeni bölümle karşınızdayım. Baştan uyarıyorum. Bu bölüm sadece Zenan ve Cihangir içerir. Bol bol onlara yer ayırdım. Belki uzun bir bölüm olmadı. Ama güzel bir bölüm oldu gibi... Lütfen oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın. Bol bol yorum bekliyorum. Bölüm sonunda buluşalım.❤️

Güncel paylaşımlar için Instagram hesabıma beklerim.( kalemimdenhayaller)

********

Huzurun adı bu olsa gerekti. Masmavi deniz, yemyeşil alan ve insanın içini ısıtan bir hava... Tüm gerginliğimi ve tüm stresimi atabileceğim yer burasıydı. Cihangir'in deyimiyle geç çıkılmış bir balayıydı. Ne ara böyle bir şey ayarlamıştı? Ne ara bunu düşünmüştü? Hiçbir fikrim yoktu. Ama bir şikayetim de yoktu. Bu aralar, ondan gelen haberler ve jestler o kadar güzeldi ki...Bir hafta önce Ebru'nun hastaneye yatırıldığının haberini vermişti. Şimdi de güzel bir tatile çıkarmıştı. Şu an o kadar mutluydum ki keyfime diyecek yoktu. Temiz havayı içime çekip gülümsedim. Artık sadece aileme odaklanacaktım. Bu bir haftalık tatili, doya doya yaşayacaktım. Bütün bunları düşünerek rahatladım. Tam bu sırada, Cihangir'in nefesini ensemde hissettim. Huylanıp gülümsedim. Kollarıyla belimi sıkıca sarıp kendine doğru çekti. Ortada sınır denilen bir alan bırakmadı. Yakınlığıyla önce bir heyecan sonra bir sıcaklık bastırdı.

"Cihangir..."

"Güzelim..." diye karşılık verdi. Saçımı arkaya topladı. Yüzüme doğru yaklaşıp bir öpücük bıraktı. Bu pek doyurucu olmasa gerek, art arda öpücükleri sıraladı. Her bir noktada etkileyici bir iz bıraktı. İstemsizce gözlerimi kapattım. Arsızca atan kalbimin sesine kulak verdim. Sanırım bu hiç değişmeyecekti. Onun yakınlık kuran her hamlesi, kalbimi hep böyle dengesizleştirecekti. Arsız bir kadın haline dönüştürecekti. Sakalı tenime batarken huylanıp gülümsedim.

"Öpmelere doyamıyorsun." dediğimde güldüğünü işittim.

"Sana dair hiçbir şeye doyamıyorum." diye karşılık verdi. Parfümümü koklayıp derin bir iç çekti. Sanki dünyanın en güzel kokusunu kokluyormuş gibi hissettirdi.

"Anlamıyorum Zenan. Gerçekten düşünüp duruyorum."

"Neyi? diye sorup merakla gelecek cevabı bekledim.

Saçımla oynadı. Kışkırtıcı bir şekilde okşadı.

"Kokunu düşünüyorum. Resmen seninle özdeşleşti. Bir parfüm tenine bu kadar mı yakışır? Seninle bu kadar mı tamamlanır?" deyip dudağını boynumda gezdirdi. Elimde olmadan inledim. Hem eylemleriyle hem sözleriyle beni etkilemeye yemin etti.

"Bir parfüm olsan. Kesinlikle bu olurdun. Böyle etkin altına alıp yakıp geçerdin."

"Parfüme de bu kadar methiyeler düzeni ilk defa görüyorum." dedim. Sözlerim hoşuna gidercesine güldü.

"Konu sen olunca parfüm bile başka oluyor." dediğinde sertçe yutkundum. Bu adamın ağzı, kesinlikle iyi laf yapıyordu. Nerede ne söylemesi gerektiğini iyi biliyordu. Kalbimi de aklımı da çeliyordu. Ne zaman böyle konuşsa kendimizi yatakta buluyorduk. Bu da o anlardan biri gibi gözüküyordu. Öyle sıcak öyle ateşli bir an yaşanıyordu.

"Zenan..." deyip eliyle kolumu boydan boya okşadı. Hemen ardından dudaklarıyla bir tur attı. Dudaklarını hemen çekmedi. Bilerek bekletti.

"Geç kalacağız." diyerek onu durdurmak istedim. Cihangir'in umurunda bile olmadı. Andan kopamadı. Bir süre omzumda oyalandı.

"Cihangir! Gerçekten geç kalacağız."

Saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdı.

"Ana kapıl Zenan. Seni sıkıntıya sokan düşünceleri de siktir et." dediğinde güldüm.

"Doğru dürüst konuş."

"Sen de rahat ol."

"Demesi kolay." dediğimde elini elbisemin eteğine getirdi. Bacaklarımı usul usul okşadı. Sanki aklımı çelmeye yemin etti. Bu da yetmiyormuş gibi irademi sınamak istedi.

"Aşağı inmeyelim. Biraz daha burada takılalım." dedi. Kalbim kal derken aklım Nefes dedi. İki arada bir derede kalmak neymiş yaşadım. Cihangir'in eli yavaş yavaş yukarı tırmanırken nefesimin kesileceğini sandım. İşte yine aynı şey yaşanıyordu. Cihangir büyüsünü kullanıyordu. Aklımla mantığımı yerle bir ediyordu.

"Çoktan hazırlandım. Akşama kadar sabretmen lazım." deyip onu yatıştırmaya çalıştım. Gülüp yüzünü yüzüme doğru yasladı. Sakalları yüzüme batarken elleri de harekete geçti. Kışkırtmaya devam etti. Okşayışlarıyla deli etti. İnleyişlerimi bastıramadım. Odada duyulan tek ses, benim sesim oldu. Cihangir, kendinden emin bir tavır takınıp konuştu.

"Akşama kadar bekleyemem Zenan. O kadar sabırlı olamam."

Elleri elbisemin askısına uzandı. Omzuma kadar indirdi. Okşayıp ürpertti.

"Ama Nefes..."

"Derya abla onunla ilgileniyor. Kızımız da uslu uslu duruyor."

Dudaklarının yönü omzuma çevrildi. Yakıcı bir etki bırakan öpücükler dizdi. Bildiğin alev saçtı. Olduğum yerde yakıp kavurdu. Boynumu da es geçmedi. Sanki her yere dudaklarının mührünü basmaya yemin etti.

"Bu da demek oluyor ki annesiyle babası doya doya vakit geçirebilir." deyip gülümsedi. Daha fazla bu ısrarlı davete karşı koyamadım. Aynı heyecana kapıldım. Yönümü ona doğru çevirdim. Arzudan parıldayan elalara baktım. Tutkunun bin bir tonuyla karşılaştım. Ona baktıkça uyarıldım. Kollarımı boynuna doladım. Dikkatle yüzüne baktım. Sonunda dayanamayıp gülüp göz kırptım.

"Hiçbir vakti kaçırmıyorsun kocacığım. Nedense hep sabırsız olan taraf sen oluyorsun."

Genişçe gülümsedi. Bakışları uzun uzun yüzümde gezindi.

" Ben de böyle bir adamım güzelim. Hem neden kaçırayım ? Böyle anları kaçırmak aptallık olur." deyip dudağıma baktı. Büyük bir aç gözlülükle bunu yaparken erken davranan taraf ben oldum. Hızla dudaklarını dudaklarımla örttüm. Memnuniyetle karşılık verdi. Üstünlüğü ele geçirmek için çaba verdi. Onunla baş edemedim. İpleri eline verdim. Sabırsızca ona ayak uydurmak istedim. Öpücük ilk başta yumuşakken sonradan sert tutkulu bir öpücük hâline geldi. Dudaklarım acıdan sızladı. Ama bu durum bana ayrı bir zevk verdi. Dil ve diş darbeleriyle kendimden geçtim. İnleyişlerimiz birbirine karışırken ağzıma kan tadı geldi. Kimin olduğu konusunda hiçbir fikrim olmadı. Hatta umurumda bile olmadı. Aksine bu durum hoşuma gitti. Daha da çok tutkuya büründüm. Belki de dudaklarım bu baskıdan şişecekti. Ama şimdi kimin umurundaydı ki? Tek isteğim, ana kapılıp ona karışmaktı. Dudaklarımız kısa bir anlığına birbirinden koptu. Nefes nefese ona bakarken bildiğin bakışlarıyla beni soydu. Öyle tutkulu öyle arsız baktı. İç çekip fısıldadı.

"Çok güzelsin Zenan. Öyle güzelsin ki... Sen adamda sabır falan bırakmazsın."

Dediğini yaptı. Sabırsızca dudaklarıma kapandı. Önceliği yalnız dudaklarım olmadı. Elleri arsızlıkta sınır tanımadı. Elbisemin fermuarına uzandı. Dokunduğu her yerde baş edilmeyecek bir etki bıraktı. Elbiseyi aynı sabırsızlıkla çıkarmaya çalıştı. Fermuar takılınca şaşkınca geri çekildi.

"Bu elbisenin neyi var?"

"Fermuarını mı bozdun?" diye sitemkar bir şekilde ona baktım. Sıkıntıyla iç geçirdi.

"Şansıma edeyim." deyip tekrar fermuara uzandı. Birkaç deneme yaptı. Ne yaptıysa başaramadı. Sonunda sinirlendi. Tüm öfkesiyle hareket etti. Fermuarımı sertçe indirdi. Ve peşinden yırtılma sesi geldi. Gözlerimi irice açtım. Ne yapacağımı şaşırdım. Telaşla konuştum.

"Sen benim elbisemi mi yırttın?"

"Küçük bir kaza diyelim." deyip sırıttı.

"En sevdiğim elbisemdi."

"Ben sana yenisini alırım. Hem de en güzelini alırım." deyip tekrar beni kendine doğru çekti. Kendince bir çocuğu kandırır gibi beni kandırmaya çalıştı. Öpmek için dudaklarıma uzandı. Elimle dudaklarıyla dudaklarım arasında bir engel oluşturdum.

"Bu ilk yırtışın değil. Geçen gün bir elbisem daha gitmişti. Unuttun mu? Hep böyle olmaz."

" Şimdi sırası mı? Onun da yenisini alırım. Hatta dolabını baştan aşağı dizerim. Yeter ki şimdi bu konuyu kapatalım."

"Hatırlatırım Cihangir."

Sabırsızlığı gözünden okundu.

"Hatırlat. Söz alacağım. Ama şimdi güzel anımıza mı dönsek? " dediğinde güldüm. Hesaplaşmayı sona bırakmaya karar verdim. Elbiseyi ayaklarımla ittirdim. Vakit kaybetmeden dudaklarıyla temas ettim. Tutkuyla öptüm. Cihangir hızla beni kucaklarken bacaklarımı beline doladım. Hem dudaklarımla hem bacaklarımla uğraştı. Elleri baştan aşağı bacaklarımda gezindi. Sadece tatlı bir okşayış olmadı. Etine dolgun yerleri de sıkmayı ihmal etmedi. Bu hamlesiyle inada çekip dudağını ısırdım. Gülüp bana baktı.

"Zenan... Vahşi karım benim."

Cevap vermeye fırsat bulamadan tekrar dudaklarıma yapıştı. Bir anda sırtım buz gibi olan duvarla buluştu. Ürperip inledim. Yavaşça benden koptu. Dağılmış hâlime bakıp keyifle seyretti. Bakışlarının son durağı dudaklarım oldu. Uzun uzun dudaklarıma baktı. Sanki eseriyle gurur duydu.

"Rujun mahvolmuş."

Ben de onun dudaklarına baktım.

"Sana da bulaşmış."

Gülüşü genişledi.

"Hımm... Bak sen! Öyle mi olmuş?"

"Bir ruju da sana sürmüş gibi olmuş."

Kulağıma yaklaşıp fısıldadı.

"Tadına bayıldım Zenan .Çilek tadını da senden almak başkaymış. Tadı öyle güzel ki... Hâlâ doyamadım."

"O zaman biraz daha bak." der demez, tekrar dudaklarıma yapıştı. Aç gözlülükle saldırdı. Tutkuyla yoğurup ezdi. Dudaklarımdan sonraki hedefi boynum oldu. Küçük ıslak öpücükler bıraktı. Emip diş darbeleri bıraktı.

"C- Cihangir..."

İnleyip gözlerimi kapattım. Saçını çekiştirip fısıldadım.

"Moraracak."

Sözlerimi duymazlıktan geldi. Aynı tatlı işkenceyi sürdürmeye devam etti. Dudaklarının yönü yavaş yavaş boynumdan göğsüme doğru indi. Başını göğsüme gömdüğünde belim bir yay gibi gerildi. Dudak ve diş darbelerini orada da devam ettirdi. İnleyişlerim sıklaştı. Nefes nefese kalırken beni yatağa doğru taşıdı. Usulca üzerine bıraktı. Hızla üzerindekilerden kurtulup benim gibi iç çamaşırıyla kaldı. Usulca onu yatakta bekledim. Fazla bekletmeden yanıma geldi. Çapkın bakışlarını vücudumda gezdirdi. Arsız arsız, uzun uzun bir bakış sergiledi. Aynı şey benim içinde geçerli oldu. Bakışlarım vücudunda gezindi. Yukarıdan aşağı doğru yavaş yavaş indi. Gördüğüm sertlikle heyecanlanırken alt dudağımı dişledim. Cihangir'in gülüşüyle bakış yönümü değiştirdim.

"Bakıyorum da manzaran hoşuna gitti."

"Diyene bak."

"Ben inkar etmiyorum ki... Gururla söylüyorum." deyip ağırlığını üzerime vermeden yüzüme doğru eğildi. Kışkırtıcı bir şekilde fısıldadı.

"Senden gözümü alamıyorum Zenan."

Dudağıma bir öpücük bıraktı. Saçımı okşayıp gözlerimin içine baktı.

"Manzaramın tadını çıkarıyorum. Hatta artırıyorum. Daha çok keyfini sürmek için uğraşıyorum. " deyip ellerini sütyenimin kopçasına götürdü. Hızla çıkarıp odanın bir köşesine fırlattı. Karşısında savunmasız kalırken zerre gerilmedim. Onun yanında kendime hep olduğu gibi rahat hissettim. Kollarımı boynuna sarıp dudaklarına yapıştım. Kana kana öpmeye çalıştım. Bir taraftan karşılık verirken bir taraftan ellerini göğsüme götürdü. Elleriyle oynadı. Kimi zaman okşadı kimi zaman sıktı. Dudaklarımın arasından bir inleyiş firar etti. Ellerimi sırtına götürdüm. Anın heyecanıyla tırnağımı etine geçirdim. İnleyip dudaklarımdan koptu. Parıldayan gözlerini, gözlerime dikip konuştu.

"Anlaşılan sırtım yine senin tırnak izlerinle dolacak."

Gülüp cevap verdim.

"Öyle gözüküyor. Ama sen de pek şikayetçi durmuyorsun."

Başını iki yana salladı.

"Asla! Bu izleri taşımaktan gurur duyuyorum karıcığım." deyip tekrar ilgisini bedenime yöneltti. İç çamaşırım bacaklarımın arasından sıyrılıp giderken öpücükleri göğsümden aşağı doğru indi. Göbeğimde daireler çizdi. İstemsizce kasıldım. Dudaklarının yönü aşağı indi. Bir süre orada oyalandı. Daha fazla bu tatlı işkenceye dayanamadım.

"Cihangir!"

Başını oradan kaldırmadı. İnleyişimden zevk aldı.

"Lütfen!"

Başını kaldırıp bana baktı. Gülüp göz kırptı.

"Söyle güzelim."

"Oyalama beni." dediğimde çapkın bir gülüş sergiledi.

"Ne istiyorsun? Bir de senin o güzel ağzından duyayım."

"İstiyorum." dedim heyecanla. Ama Cihangir'in hâlâ bana bakıp beklediğini görünce sinirlendim.

"Seni istiyorum be adam." diye sesimi yükselttim. Cihangir memnuniyet içeren bir bakış attı.

"Nasıl istersen güzelim. Şimdi bu adam sana istediğin neyse verecek." deyip harekete geçti. Altımdaki baskısını hissettirdi. Sertçe içime girdi. İçimde hissettiğim sertlikle sesli bir şekilde inledim. O hareket ettikçe sırtını boydan boya çizdim. Ensesindeki saçı çekiştirdim. Gülüp konuştu.

"Vahşi kedim benim."

Yavaş yavaş sona gelirken aklıma gelen şeyle endişelendim. Hızla dile döktüm.

"Takmayı unuttun."

Sanki dediğim şey bir kulağından girip diğer kulağından çıktı. Nefes nefes üzerimden sıyrılıp yan tarafıma uzandı. Çarşafı üzerimize çekerken bana sarıldı. Küskünce ona baktım.

"Bilerek mi yaptın?"

Saçımdan öptü.

"Neyi güzelim?"

"Neyi olduğunu çok iyi biliyorsun. Her zaman kullandığın şeyi ne olduysa şimdi kullanmaz oldun."

Güldü.

"Unuttum. Sen birden sabırsızlanınca ben de sabırsızlandım. Anın heyecanıyla unutup gittim." dediğinde gözlerimi kısarak ona baktım.

"Tabii yersen!"

"Yeni çocuk fikri seni bu kadar çok mu korkutuyor?" dediğinde dik dik ona baktım. Bilerek yapmıştı. Yeni çocuğa hazırlık içinde burayı seçmişti. Şimdi de saf ayağına yatıyordu. Ama yemezlerdi. Bakışlarımı umursamadan elini karnıma götürüp okşadı.

"İkinci bebeğe karşı neden bu kadar katısın?"

"Değilim. Her şeyin bir zamanı var."

"Bir bebeğimiz daha olsa güzel olmaz mı? Senden benden bir parça daha olsa... Yine burada can bulsa... Hem Nefes içinde iyi olur. Belki bir kız kardeşi belki de bir erkek kardeşi olur. Art arda küçük küçük çocuklar... Evde onların neşesi... Ne diyorsun? Oluru var mı?"

Konuşmasını hayretle dinledim. Bu adam bir iki çocukla yetinmezdi. Hayalleri çok büyüktü. Elini o fırsatı versem, çoktan futbol takımını kurardı. Onu yatıştırmak için sakince konuştum.

"Nefes daha çok küçük Cihangir."

Omuzdan öpüp konuştu.

"İşte ne güzel. Arkadaş gibi de olurlar."

Elimi yüzüne götürüp okşadım. Gülüp dudaklarımı araladım.

"Sen çoktan planını kurmuşsun. Ama şimdilik benim öyle bir planım yok. Nefes bir büyüsün. Beş yaşına falan gelsin. O zaman düşünürüz."

Memnuniyetsizce yüzüme baktı. Sözlerim hiç hoşuna gitmedi.

"Yine de erken konuşma karıcığım. Bazen planlar tutmaz. Sürprizler olur. Eee sürprize de git diyecek hâlin olmaz. Anlarsın ya."

İç çekip ayağa kalkacakken kolumdan tutup beni yatağa doğru geri çekti. Bir anda kendimi onun altında buldum.

"Nereye gidiyorsun?"

Elimle banyoyu gösterdiğimde güldü.

" Çok erken davranıyorsun güzelim. Sana hâlâ doyamadım."

Aynı şey benim içinde geçerliydi. Ama aklım Nefes'teydi. Ben konuşmadan cevabımı verdi.

"Durmuyor olsa Derya abla arardı. Bu demek oluyor ki hâlâ vaktimiz var." deyip doyumsuzca dudaklarıma yapıştı. Ortada irade falan kalmadı. Ben de en az onun kadar doyumsuz biri oldum. Hızla öpücüğüne karşılık verdim.



*********

Aynadaki yansımama bakıp kendimi inceledim. Çok fazla abartı bir şey yapmamıştım. Saçlarımı doğal bırakıp hafif bir makyaj yapmıştım. Üzerime bordo uzun bir elbise giyip takılarla tamamlamıştım. Bu görüntüden memnun kalıp gülümsedim. Arka tarafa dönüp Nefes ile ilgilenen Cihangir'e baktım. Nefes'i öpüp kokluyordu. Gülerek bir şeyler anlatıyordu. Merakla ne konuştuğuna dikkat kesildim.

"Sana kardeş gelsin mi kızım?"

"İster misin babacığım?"

Nefes'in ellerinden öpüp güldü.

"Ben de öyle düşünmüştüm."

Gözlerimi irice açtım. Adam resmen kafaya koymuştu. İlla ikinci çocuğu yapacaktı. Yine de duymamış gibi davrandım. Gülerek onlara baktım.

"Ben hazırım. Çıkalım mı?"

Beni baştan aşağı süzdü. Beğeni dolu bir bakış atıp güldü.

"Biz çoktandır hazırız annesi." deyip Nefes'i kucakladığı gibi ayağa kalktı. Bir eliyle Nefes'i tutup diğer elini bana uzattı.

"İkimizi de tutabilecek misin?"

"Sence? Duymamışım olayım." deyip elimden sıkıca tuttu. Odadan çıkıp en alt kata indik. Çıkışa ilerleyip önceden ayarlanmış arabaya bindik. Kızımı kucağıma alıp hafif bir öpücük bıraktım. Kokusuyla huzuru tattım. Parmağımı küçük eliyle sıkıca tuttu. Ağlayacak gibi oldu.

"Ne oldu bebeğim?"

Çok geçmeden feryat figan ağlamaya başladı. Bezini kontrol ettim. Hiçbir şey yoktu. Şüpheyle duraksadım.

"Acıkmış olamazsın değil mi? Daha yeni emzirdim."

Cihangir, gözünü yoldan ayırmadan cevap verdi.

"Bir dene istersen."

Mecbur emzirmeyi denedim. Nefes bu anı bekliyormuş gibi sabırsızca emmeye başladı. Gülüp başını okşadım.

"Seni obur..."

Cihangir bize bakıp güldü.

"Kızıma obur deme annesi. Ne yapsın doymamış."

"Bu doyumsuzluğuyla babasına çekmiş." deyip laf çarptım. Gülüp başını salladı. Gururla konuştu.

"Babasının kızı..."

Nefes doyunca rahatladı. Uslu bebek moduna geri döndü. Çok geçmeden güzel bir mekâna geldik. Bizim gibi ailelerin olduğu güzel bir yerdi. Gereksiz pahalı soğuk mekânlardan biri değildi. Sıcak samimi bir ortamı vardı. Cam kenarı güzel manzaralı masaya geçip karşılıklı oturduk. Yemeklerimizi söylerken Cihangir'in telefonu çaldı. Merakla arayan kişiye baktım. Demir yazısını görünce gülesim geldi. Bu aralar pek sıkı fıkılardı. Sürekli bir konuşma halindelerdi. Bu değişim şaşırılmayacak gibi değildi. Ne ara bu duruma gelmişlerdi? Gerçekten bilmek istiyordum. Konuşmaları biter bitmez, gözlerinin içine baktım. Gülüp sorgularcasına onu süzdüm.

"Kiminle konuştun?" dediğimde umursamaz bir tavra büründü.

"Önemli değil."

"Emin misin? Sanki Demir'in ismini gördüm."

Zoraki güldü.

"Dikkatin karşısında hayran kaldım karıcığım."

"Sonuçta kocamsın. İnsan merak ediyor. Kim arıyor? Kiminle konuşuyor?" deyip alayla göz kırptım. Ardından konuşmamı sürdürdüm.

"Bu aralar pek samimi gibisiniz. Yoksa benden habersiz kankalık durumu falan mı var?"

Suratını astı. Hatta buruşturdu.

"Saçmalama Zenan. Ne alaka? Ben ve Demir kanka olacak. İmkânsız."

Onun aksine daha çok güldüm. Cihangir yine büyük konuşma tavrına geçmişti. Ne zaman böyle konuşsa, o dediği imkânsızın da imkânsızı bir ihtimali gerçekleştirmişti. Sanki yine o anlardan biri yaşanıyor gibiydi.

"Bu an bana tanıdık gibi geldi. Bir aralar bana da imkânsız diyordun. Hayatta olmayacak bir ihtimal gözüyle bakıyordun. Büyük konuşup duruyordun. Ama şimdi olana bak." dediğimde güldü.

"Demir ile kendini bir tutma Zenan. Sen nerede? O nerede? Hem büyük falan da konuşmuyorum. Şimdi daha önemli şeye odaklanalım. Örneğin yemeğimiz gibi..." deyip tabağı önüme ittirdi. Onu daha fazla zorlamadım. Yemeğimden bir çatal aldım. Beğeniyle mırıldandım. Gülüp kucağıma baktı.

"Nefes uyudu."

Şaşkınlıkla kucağımdaki kızıma baktım. Nefes keyfine düşkün bir bebekti. Hem obur hem de uykucuydu. Tam babasıydı.

"Uykucu prenses..." deyip bebek arabasına yatırdım. Bu sırada Cihangir'in bakışını fark ettim. Bir şey diyecekmiş gibi hevesle bakıyordu. Arkama yaslanıp ona baktım.

"Bir şey mi diyeceksin?"

"Düşünüyorum da..."

"Neyi?"

Bakışları Nefes'e kaydı.

"Nefes'e bakıyorum da... Ne kadar uslu bir bebek değil mi? Bebek yorar derler. Ama bizi pek yormadı. Öyle uykusunda öyle yemeğinde benim kızım. Başka bir derdi yok."

Lafın nereye gideceğini hissettim. Akıllı adamdı. Önce ortamı hazırlıyor. Sonra konuya giriş yapıyordu.

"Öyle gözüküyor. Ama belli de olmaz. Birkaç aya hırçınlaşabilir. O usluluktan eser kalamayabilir." dediğimde onaylamazcasına başını iki yana salladı.

"Bence öyle olmaz. Böyle gider."

"Bakalım. Göreceğiz." deyip konuyu kapatmaya çalıştım. Ama Cihangir ısrarla devam etti.

"İkinci bebeği düşünmek için geç kalmayalım. Yaşları yakın olsun."

Bıkkınca iç geçirdim.

"Yine aynı konuya geldik. Bunu konuşmuştuk."

"Ama konuyu tam kapatmamıştık. İlla şimdi hemen çocuk olsun demiyorum ki... Aralarını çok bekletmeden bir tane daha yapalım diyorum. Bir sene sonra..." deyip gözlerimin içine baktı. Başımı hızla iki yana salladım.

"İki sene sonra?"

Tekrar başımı iki yana salladım.

Suratını asıp devam etti.

"Üç sene sonra?"

Duraksadım. Açıkçası bilemedim. Ama Cihangir'i gıcık etmek hoşuma gittiği için onay vermedim.

"Olmaz." dedim. Kaşlarını hafifçe çattı. İstediğini elde edemeyen bir çocuk gibi küskünce davrandı.

"Son teklifim dört yıl... Yukarısına çıkmam. Ama aşağısına inmek istersen de seve seve kabul ederim."

Bu hâli çok hoşuma gitti. Elimi ona doğru uzatıp gülümsedim.

"Ne sen üzül ne de ben üzüleyim. Üç yıla anlaşalım."

Asık suratı anında düzeldi. Keyifle elimi tutup öptü.

"Anlaştık güzelim. Hayat bir sürpriz yapmazsa üç yıl." derken gözleri parıldadı. Sürprizi kim kime yapıyor görecekti. Üç yıl sonunda anlayacaktı. Tabii bunu ona belli etmedim. Elimi çekip yemeğime geri döndüm. Keyifle yemeğimi bitirip içeceğimden bir yudum aldım. Aklıma gelen fikirle heyecanlandım. Hemen ona sordum.

"Fotoğrafa ne dersin?"

Bu durumu pek sevmese de benim için kabul etti. Garsonu çağırıp fotoğraf çekmesini istedi. Son pozlarını yanıma geçerek verdi. Kolunu belimi sarıp samimi bir hava oluşturdu. Ortaya birbirinden güzel pozlar çıktı. Bakışlarım uyuyan kızımıza kaydı.

"Keşke Nefes de uyanık olsaydı."

"Onunla da özel fotoğraf çektiririz."

Tekrar karşıma geçip oturdu. Ben de fotoğraflara bakıp hangisini seçeceğime karar vermek istedim. Ama işin sonu yine hüsran oldu. Bir türlü seçemedim. Fotoğrafları Cihangir'e gösterdim. Hepsine güzel dedi. Sanki geçiştiriyormuş gibi geldi. Küskünce ona baktım.

"İyi ki bir şey sordum Cihangir. Çok yardımcı oldun."

Klasik erkek cevabını verdi.

"Hepsi güzel duruyor. Hem hepsi aynı değil mi?"

"Sence hepsi aynı mı?"

"Değil mi?"

Gülüp pes ettim.

"Tamam. Sormadım say."

"Ne yaptım şimdi? Bir şey demesem suç olacaktı. Konuştum yine suç oldu."

Dudak büküp onaylamaz bir şekilde onu süzdüm. Gülüp gamzelerini sundu.

"Tatlı yiyelim. Tatlı konuşalım."

Elini elimin üstüne koyup okşadı.

"Senin şu sevdiğin tatlıdan da varmış. Bol çikolatalı..." deyip gönlümü almaya çalıştı. İrademi sınamak istercesine devam etti.

"Çok güzel duruyor. Çikolatanın akışkanına baksana." deyip yan masayı gösterdi. O an tatlıyla yüz yüze geldim. Bir de bu duruma adamın iştahı eklenince dayanamadım.

"Çok güzel..."

Heyecanla yutkundum.

"Hayran kalınası..." dediğimde küçük bir kahkaha attı.

"Bana bile böyle bakmadın Zenan. Bildiğin tatlıya aşk dolu bakışlar atıyorsun."

"Ama çok güzel. Görmüyor musun?"

Derin bir iç çekti.

" Bir tatlıya imreneceğim aklıma gelmezdi." deyip tatlıyı sipariş etti. Sabırsızca tatlıyı bekledim. Tatlı masaya konulduğu an çocuk gibi davrandım. Hızla bir çatal alıp dudaklarımın arasına götürdüm. İştahla yedim.

"Çok güzel."

Konu en sevdiğim tatlı olunca bir ara kendimi kaybettim. Derin bir sessizliğe kapıldım. Hevesle yemeye devam ettim. Cihangir gülünce kendime geldim.

"Sen de yer misin?"

Bana doğru yaklaştı. Şaşkınca duraksadım. Ne yapacağına baktım. Parmağını dudağımda gezdirdi.

"Çikolata bulaşmış."

Utanmadan edemedim. Yerken çocuk gibi kendimden geçmiştim. Peçete almak için uzandım. Ama hemen engel oldu.

"Ben hallederim." deyip parmağını tekrar dudağımda gezdirdi. Hemen ardından parmağını dudaklarının arasına götürdü.

"Ne yapıyorsun?"

"Tadına bakıyorum."

"Tabaktan bakmak varken..."

Çapkınca sırıttı.

"Böylesi daha güzel."

Dudaklarıma bakıp iç geçirdi.

" Aslında bizzat dudaklar aracılığıyla bakmak isterdim de ortam müsait değil." dediğinde güldüm.

"Laflara bak. Çok fenasın Cihangir."

"Öyleyimdir." dedi gururla.

"Şansına küs kocacığım. Dediğin gibi ortam müsait değil."

"Neyse artık buradan çıkınca hallederiz."

"O zaman çıkalım mı?" dediğimde gözleri parladı.

"Cidden mi? Tatlını bitirmeyecek misin?"

Hızla başımı iki yana salladım.

"Çok doydum. Hem Nefes de burada uyumasın. Otelde rahat rahat uyusun." deyip ayaklandım. Cihangir hesabı öderken ben de Nefes'i kucakladım. Uyanmasın diye usul usul hareket ettim. Kısa süren yolculuğun ardından otele vardık. Odaya girer girmez Nefes'i yatırdım. Sonra da üzerimdekileri çıkardım. Elime gelen ilk geceliği giydim. Aynadaki yansımama bakınca emin olamadım. Fazla cüretkar geldi. Hem sırttan hem göğüsten dekoltesi vardı. Kumaşı da rahatsız ediciydi. Başka bir gecelik bakarken odanın kapısı açıldı. İçeriye Cihangir geldi. Beni baştan aşağı süzdü. Islık çalıp güldü. Karşısında çok güzel bir manzara varmış gibi seyretti.

"Demek beyaz..."

Adım adım yanıma yaklaştı.

"Çok yakışmış."

"Şimdi çıkaracaktım."

"Sakın! Üzerinde kalsın." deyip engel oldu. Gözleri dudaklarıma kaydığında tekrar konuştu.

"Sonraya bırakılan bir öpme meselesi vardı."

" Zaten hiç unutmazsın." deyip ona takıldım.

"Asla! Bence şimdi tam zamanı." dediğinde onu kışkırtacak hamleyi yaptım. Yüzünü avuçlarımın arasına aldım. Usulca okşadım. Ondan önce davranıp dudaklarını dudaklarımla örttüm. Anında karşılık vermeye başladı. Sanki uzun süre hasret kalmış gibi öptü. Bu durum telefon çalana kadar sürdü. Birbirimizden ayrılıp sesin geldiği yere baktık. Cihangir'inki çalıyordu. Bıkkınca telefonuna uzandı. Arayan kişiye baktı.

"Gökçe arıyor."

Kızgınlığımı saklamaya çalıştım.

"Sonra ararsın."

Meşgule attı. Ama telefon tekrar çaldı. Gönlümü almak istercesine bana baktı.

"Önemli olabilir. Normalde bu saatte aramaz." deyip telefonu açtı. Konuşma ilerledikçe suratı asıldı. Bana bakıp fısıldadı.

"Hemen geliyorum." deyip odadan çıktı. İçimden sabır dileyerek yatağa geçtim. Bir süre Cihangir'i bekledim. Ama beyefendi gelmek bilmedi. Ne konuştuklarını delicesine merak ettim. Konuş konuş bitirememişlerdi. Sinirle gülüp söylendim.

"Bu geceki şansını kaybettin kocacığım."

Maalesef Cihangir bu gece için şansına küsecekti. Daha fazla onu bekleyemeyecektim. Gözlerimi kapatıp uyumaya çalıştım. Bunu yaparken de bu aralar en çok düşündüğüm şeyi düşündüm. Yani Cihangir'in doğum gününü düşündüm .Gelecek haftaydı. Mardin'de ona unutamayacağı bir doğum günü yapacaktım. Her şey istediği gibi özel olacaktı. Güzel hayallere dalıp tebessüm ettim. Bu doğum günü ilişkimiz için daha güzel bir boyut açacaktı. Her şey çok güzel olacaktı. Sabırsızca o günün gelmesini isterken odanın kapısı açıldı. Ayak sesleri en yakınıma kadar geldi. Cihangir hayal kırıklığıyla fısıldadı.

"Uyumuş olamazsın be Zenan."

İnadına gözlerimi açmadım. Nefesini yakınlarda hissettim. Uyku numaramdan geri dönmedim.

"Alacağın olsun Zenan. Sabah hesaplaşırız." deyip alnıma öpücük bıraktı. Gülmemek için kendimi zor tuttum. Hak etmişti. Karısını bekletmenin cezasını çekecekti. Bu işler böyleydi. Her şey zamanında güzeldi.



-Bölüm Sonu-

Bölüm nasıldı? Bol bol yorum ♥️

Umarım seveceğiniz bir bölüm olmuştur. Gelecek bölüm o alıntı geliyor. Herkes hazır mı?🥺Yeni bölümde görüşünceye kadar sağlıcakla kalın. Sevgiyle kalın.❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.