İçeriğe geç

NİHÂN

Bölüm 32 · 25 dk okuma

NİHÂN

Bölüm 32

31-GEÇMİŞTEN BİR DOST

**********

Hayaller bir anda nasıl yok olur? Planlar nasıl suya düşer? Anbean yaşadık. Gerçeğe karşı hazırlıksız yakalandık. Ne tepki vereceğimizi şaşırdık. Bu ani misafirlik hayallerimizi sarstı. Bu uğurda Cihangir'i afallattı. Cihangir içten içe söylendi, memnuniyetsizliğini gösterdi. Art arda sorular sıraladı, cevabını bekledi. Neden geldi? Niye habersiz geldi? Ne zaman gidecek? Beni bunun gibi birçok soruyla karşı karşıya getirdi. Suskun kaldığımı görünce seslendi.

"Zenan!"

"Bir şey demeyecek misin?" dediğinde cevaplarını bildiğim hâlde sessiz kaldım. Uygun ortamı aradım. Ama bir türlü bulamadım. Direkt söylemek yerine, alıştıra alıştıra söylemeye karar verdim. Laf kalabalığıyla Cihangir'i geçiştirdim.

"İlk misafirimiz ağabeyim oldu. Ne güzel oldu. Değil mi?" deyip gömleğinin yakalarını düzelttim. Siniri geçmedi. Aksine büyüdükçe büyüdü.

"Ciddi misin? Aniden haber vermeden geldi. Bu ne sorumsuzluk?"

"Sessiz ol. Duyacak."

Bir şey söylemeye hazırlanırken ona engel oldum. Parmağımı dudağına bastırıp konuştum.

"Daha fazla yalnız bırakamayız. Ayıp olacak."

Elinden sıkıca tuttum. Zoraki salona soktum. Bir süre yanlarında durdum. Bir sohbet ortamı oluşturdum. Daha sonra bir yolunu bulup onları yalnız bıraktım. Mutfağa girip ağabeyime tabak hazırladım. Gün tabağı gibi çeşit çeşit yiyecekler koydum. Yanına da demli bir çay doldurup tepsiye koydum. Vakit kaybetmeden salona geçtim. Ve anında gerilimli havanın şiddetine yakalandım. Duraksayıp ağabeyimle Cihangir'e baktım. Hayret ettim. Güzel bir ortam oluşturup gitmiştim. Hemen nasıl bozabilmişlerdi? Sessiz bir savaşa girişmişlerdi. Bakışları, tavırları ve sessizlikleri, bile can sıkıcıydı. Sanki telepati yoluyla iletişimi bulmuşlardı. Birbirlerini anlıyor gibilerdi. Bu durum daha fazla sürerse, kontrolden çıkacak gibiydi. Hemen olaya el atmak istedim. Gülümseyip onlara doğru yaklaştım. Ortama enerji katmaya çalıştım.

"Sohbetinize de hiç doyum olmuyor."

"Sorma! Sen de katılsana kardeşim."

Ağabeyimin sitemine karşı güldüm.

"Çok güzel bir tabak hazırladım. Kıymetini bil." deyip tabağı ağabeyime uzattım. Gergin havadan çıkıp gülümsedi.

"Ellerine sağlık. Nefis gözüküyor."

"Afiyet olsun." derken Cihangir ile göz göze geldim. Memnuniyetsizce önce bana sonra tabağa baktı. Bir süre tabakta oyalandı. Pek hayra alamet bir davranışta bulunmadı. Ağabeyimin her lokması, onu ayrı bir öfkeye sürükledi. Resmen önündeki yemeği kıskandı. Bir çocuk gibi davrandı. Her an, şikayete hazırlanacak gibi bir izlenim bıraktı. Sonunda dayanamayıp konuştu.

"Ben de istiyorum Zenan."

Şaşkınca ona baktım. Buna karşılık tekrar konuştu.

"Bana da bir tabak hazırlar mısın? Aynısından olursa süper olur."

Şaşkınlığım ikiye katlandı. Biraz önce iş yerinde yemişti. Acıkmış olamazdı. Yani bu kadar çabuk olamazdı. Bu yaptığı koca bir inattı. Başka bir açıklaması olamazdı.

"Biraz önce yemiştin."

"Acıktım Zenan." derken sesi oldukça net çıktı. Gülmemek için kendimi zor tuttum. O kadar komikti ki... Karşımda Cihangir değil de kıskanç bir çocuk var gibiydi. Gülersem onu öfkelendirecek, ağabeyimi de keyiflendirecektim. Bu riski almak istemedim. Hislerimi içimde tuttum. Ciddiyetle buluştum.

"Tamam. Hemen geliyorum." deyip mutfağa yöneldim. Kalan iki böreği de tabağa koyup tıpkı ağabeyiminki gibi bir tabak hazırladım. Olay yerine gidip Cihangir'e uzattım. Memnuniyetle kabul etti. Karşısına geçip dikkatle onu izledim. Sırf ağabeyime inat zorla yedi. Tabağın hepsini bitirdi. Ve bu işlem saniyeler içinde gerçekleşti. Bu sırada, ağabeyim kulağıma doğru eğildi. Fısıldar bir tonda konuştu.

"Şuna bak! Kocaman adam ama çocuk gibi. Hiç yakışıyor mu?"

"Anlamadım." deyip saf ayağına yattım. Derin bir iç çekti.

"Börekleri diyorum. Sırf bana inat yedi."

"Saçmalama! Yok öyle bir şey."

Gülüp tekrar konuştu.

"Sen öyle san. Böreği öyle bir sahiplenmiş ki Zenan bana yaptı deyip durdu. Yediğim lokmaları kıskandı."

"Yok artık! Çocuk gibi kavga mı ettiniz?"

"Kavga değil de laf dalaşı diyelim. Görmeyeli iyi kinlenmiş. Hakkını yemeyeyim." dediğinde içimden sabır diledim. Ağabeyim durmadı. Israrla konuştu.

"Cihangir aşırı gıcık. Öyle böyle değil. Bence annesine çekmiş. O kadın da bir gıcıktı. Annesine bak oğlunu al."

Usulca cevap verdim.

"Ağabey! Sırası değil. Bunu başka zaman konuşuruz."

Bir taraftan da Cihangir'i kontrol ettim. Gözlerini bizden ayırmadığını gördüm. Hızla gözlerimi kaçırdım. Ağabeyimin duyacağı bir ses tonuyla konuştum.

"Bu konuyu burada kapatalım. Ayıp oluyor."

"Sıkıntı oluyorsa yüzüne de söylerim."

"Sakın! Lütfen!" derken Cihangir ile göz göze geldim. Kısık gözlerle bizi süzdü. Yarı öfkeyle yarı şüpheyle konuştu.

"Ne konuşuyorsunuz? Fısır fısır...Bir bitiremediniz."

Benim yerime ağabeyim cevap verdi.

"Özel Cihangir. Kardeşler arasında."

"Nedense benim hakkımda konuşuyormuşsunuz gibi geldi." dediğinde ağabeyim keyifle baş onayı verdi. Resmen hoşuna gitti. Sırıtıp cevap verdi.

"Evet Cihangir. Tabii ki senin hakkında konuşuyoruz. Başka kimin hakkında konuşacağız ki?"

"Ağabey!" diye uyardım. Ama bana mısın demedi.

"Ne var Zenan? Doğrucuyum. Ne olduysa onu söylüyorum."

Cihangir, sinirle güldü. Ağabeyim de ona inat güldü. Şaşkınlıkla bir ağabeyime bir Cihangir'e baktım. Bildiğin kahkahalarını yarıştırdılar. Kocaman insanlar, gözümün önünde çocuksulaştılar. Nereye kadar sürecek diye beklerken Cihangir aniden sustu. Gülmeyi kesip ciddiyete büründü. Tabağını sertçe sehpaya bıraktı. Dik dik ağabeyime baktı.

"Bu açık sözlülüğünü devam ettirmeni bekliyorum Civan. Ne konuştuğunu söyle de bileyim."

Ağabeyim de ciddiyete döndü. Aynı inatla Cihangir'e baktı. Bir tatsızlık çıkmasın diye kendimi ortaya attım. Sesimi yükseltip konuştum.

"Size çok önemli bir şey soracağım."

Hem ağabeyimin hem de Cihangir'in bakışları üzerimde toplandı.

"Ne oldu?"

"Hayırdır?"

Ne diyeceğime planlayamadım. Aklıma gelen ilk saçmalığa koştum.

"Saçımı kestireyim diyorum. Ya da boyatayım diyorum. Ne dersiniz?"

O an bana öyle bir baktılar ki... Sanki aynı hisleri yaşadılar. Ağabeyim dik dik bakarken Cihangir kendi tutamayıp güldü.

"Ciddi ciddi bize bu soruyu mu soruyorsun?"

"Evet ağabey. Düşünceni merak ediyor olamaz mıyım?"

"Doğumdan sonra biraz kestirip boyatmak istiyorum. Ama hangi renk?" deyip saçımı ellerim arasına alıp inceledim. Bu sefer konuşan kişi Cihangir oldu.

"Bence boyatmana hiç gerek yok. Bu hâli güzel."

Şaşırtacak bir gelişme yaşandı. Ağabeyimden de bir destek geldi.

"Aynen öyle. Doğallık her zaman iyidir."

"Ama yengem yaptırınca hiç böyle demiyorsun. Çok güzel olmuşlar havada uçuyor."

"Zenan!"

"Kararımı verdim. Sarıya boyatacağım." dediğimde ağabeyim yüzünü buruşturdu. Cihangir de aniden bir öksürük krizine girdi.

"Saçmalama Zenan. Olmaz. Hiç deneme bile."

"Neden ağabey? Gayet güzel olurum."

"Sen öyle san. Kızım sen bir kere esmersin. Hiç sarı saç yakışır mı? Yakışsa Allah öyle yaratırdı." dediğinde gülmemek için kendimi zor tuttum. Ciddiymişim gibi davranmaya devam ettim.

"Sence Cihangir? Civciv sarısı yapayım diyorum."

Cihangir'in gözlerindeki korkuyu gördüm. Telaşlandı. Gerçekten yapacağımı sandı.

"Civan doğru söylüyor. Doğal hâli en güzeli."

"Madem sarıyı beğenmediniz o zaman kızıl yapayım. Aralara attırayım."

Ağabeyim hemen söze karıştı.

"İlla boyatmak zorunda mısın?"

Yalandan yüzümü astım. Sesimi titrettim.

"Hiçbir şeyi yakıştırmıyorsun ağabey. Bana çirkin mi demek istiyorsun? Ben çirkin miyim?"

"Hayır! Ağzımdan öyle bir şey mi çıktı?"

"Lafı oraya getirmeye çalıştın. Hatta yüzünü bile buruşturdun." deyip ellerimle yüzümü kapattım. Gülmemek için savaştım.

"Öyle bir şey demedim. Şu an abartıyorsun."

Cihangir uyarıcı bir tonda sesini yükseltti.

"Civan!"

"Gerçekten ağlıyor mu? Gerçi ne diye şaşırıyorsam. Börek yapamadığı içinde ağlıyordu."

"Hamile hormonları işte. Ne diye uzatıyorsun? Hem senin daha tecrübeli olman gerekmez mi?"

Omuzlarımı sarsıp iç çektim. Birinin önüme geldiğini hissettim. Saçlarımı okşayıp konuştu.

"Civan öyle demek istemedi. Kimse sana çirkin demedi. Diyemez de..."

"C-Cihangir..." deyip fısıldaşmalarını dinledim. Cihangir fısır fısır ağabeyime kızıyordu. Arada bana doğru dönüp güzel şeyler söylüyordu. Gülme krizine girmemek için en kritik savaşımı veriyordum.

"Evet Zenan. Cihangir doğru söylüyor. Lütfen artık ağlama. Bana suçluluk duygusu yaşatma." diyen ağabeyime daha fazla dayanamadım. Ellerimi yüzümden çekip kahkaha attım. Onlara bir şok daha yaşattım. Yüzlerine baktıkça gülesim geldi. Kendimi durduramadım. Ağabeyim şaşkınlıkla konuştu.

"Bu da ne demek oluyor?"

Cevabı benim yerime Cihangir verdi.

"Hanımefendi bize şaka yapmış demek oluyor."

"Vay be! Ne usta oyuncuymuşsun."

"Kusura bakmayın. Ama çok komiktiniz. Hemen inandınız."

Cihangir, onaylamaz bir bakış atıp yerine geçti. Ağabeyim de ondan eksik kalmadı.

"Şaka yaptım. Siz neden gülmüyorsunuz?"

"Çünkü hiç komik değildi. Ne zaman ciddisin? Ne zaman şakacısın? Anlayamıyorum."

"Tamam bir daha yapmam." deyip uysal bir tavra geçtim.

"En iyisi olur."

"Bence de..."

Biraz önce kavga eden adamlar, şimdi de bana karşı bir olmuşlardı. Artık neye şaşıracağımı bilemiyordum. Dengeler hemen değişiveriyordu. Bir anda düşman bir anda dost oluveriyorlardı. Sessizce onları izlerken telefonum titredi. Merakla gelen mesaja baktım.

Civan ne zaman gidecek? Gitmeye hiç niyeti yok gibi.

Okuduktan sonra Cihangir'e baktım. Gözüyle telefonu işaret etti. Cevap yazmamı istedi. Zoraki bir şeyler yazdım.

Daha yeni geldi. Hemen gidecek değil ya...

Bu işin mesajla çözülmeyeceğini anladım. Aceleyle ayağa kalktım. Tabakları alıp Cihangir'e yaklaştım.

"Bana yardım eder misin? Mutfakta birkaç iş var. Beraber bitirelim."

Ağabeyim ,Cihangir'den önce davrandı.

"Ben yaparım kardeşim. Zaten bu sabah epey yoruldun."

Cihangir, iç çekip ayaklandı.

"Ben yaparım Civan. Sen misafirsin. Dinlenmene bak." deyip önden önden ilerledi. Mutfağa girdiğinde bir duraksayış gösterdi.

"Her yer pırıl pırıl Zenan."

İyice etrafı süzdü. Son durağı gözlerim oldu.

"Burada yapılacak pek bir iş yok gibi." dediğinde gülümseyip baş onayı verdim.

"Seni bilerek buraya getirdim. Çünkü konuşmamız gereken bir konu var."

"Hayırdır?" dediğinde bu haberi ona nasıl vereceğimi düşündüm. Her adımı dikkatle geçmeye çalıştım. Tebessüm edip Cihangir'e yaklaştım. Sevimli gözükmeyi umarak ellerimi omzuna koydum. Nazikçe okşadım. Konuşmaya girmek için hazırlandım. Tam bu sırada, beni afallatacak bir harekette bulundu. Ezbere bildiğim o çapkın gülüşünü yaptı. Beni benden aldı.

"Sanırım anladım."

"Neyi?" dediğimde kollarıyla belimi sardı. Beni iyice kendine doğru çekti. Dip dibe getirdi. Dikkatle yüzümü inceledi. Gözlerim ve dudaklarım arasında gidip geldi. En çok ilgiyi dudağıma gösterdi. Israrla oradan ayrılmadı. Telaştan ne yapacağımı şaşırttı.

"Neden öyle bakıyorsun?"

Sorum onu iyice gülümsetti. Saçımı okşayıp kışkırtmaya devam etti.

"Bence sebebini çok iyi biliyorsun."

"Cihangir!"

"Baş başa kalmak istemiyor muydun? O yüzden buraya gelmedik mi?" dediğinde gözlerimi irice açtım. Şuna bak! Ne anlamıştı? Konuşmak için çağırmıştım. Ama o farklı anlamlara çekmişti. Şayet ikinci seçenek olsa bile onu buraya mı çağırırdım? Ağabeyim birkaç oda ilerideydi. Bunu rağmen gözümü mü karartırdım? Gayet masumane bir niyetteyken, şu anda tehlikeli sulardaydım. Cihangir'in tutku dolu daveti, aklımı karıştırırken kendime gelmeye çalıştım. Ama Cihangir asla boş durmadı. Bakışlarıyla delip geçti. Aklımı karıştırmaya devam etti.

"Bana cevap ver Zenan. İstediğin bu değil miydi? Baş başa kalmak istemiyor muydun?"

Heyecanla yutkundum. Ne diyeceğimi şaşırdım.

"Hayır! Yani evet."

İkilemde kalmam umurunda olmadı. Cevabımdan memnun kaldı. Genişçe sırıttı.

"Ben de yalnız kalalım istiyorum Zenan." deyip mesafe sınırlarını aştı. Yüzünü yüzüme doğru yaklaştırdı. Kışkırtıcı bir şekilde fısıldadı.

"Sadece sen ve ben olalım istiyorum."

Dudaklarıma kapanacakken ona engel olmaya çalıştım. Heyecanla konuşmaya çalıştım.

"Ağabeyim hakkında konuşsak..."

Sözlerim üzerine duraksadı. Ciddi misin dercesine baktı. Hemen ardından dudaklarını araladı.

"Şu an mı? Hiç konuşmasak daha iyi."

"Ama Cihangir..."

Cümlemi tamamlamama izin vermedi. Hızla dudaklarıma kapandı. Karşılık vermem için zorladı. Dayanamadım. İrademi yok sayıp ona kapıldım. Dudaklarımı aralayıp ona ayak uydurmaya çalıştım. Nazik başlayan öpücük git gide sertleşti. Dudaklarım sızlattı. Hem acıttı hem yaktı. Elleri de boş durmadı. Beni zora düşürmek için her türlü hamleyi yaptı. Kısıkça inledim. Zamanı ve mekânı es geçtim. Dudaklarım, onun gücü altında ezilirken daha fazla pasif kalamadım. Alt dudağını dişlerim arasına aldım. Hafifçe ısırdım. İnleyip geri çekildi. Parmağını kanattığım yere koyup gülümsedi.

"Vahşi bir kedi olma yolundasın Zenan."

"Cihangir biz..."

Çok konuşma dercesine tekrar dudaklarımı kavradı. Her şeyin dozunu daha da artırdı. Gerçek ve tutku arasında çok ince bir çizgi bıraktı. Tam ortada kaldım. İhtimaller arasında kaldım. Ya nasıl bir koşulda olduğumu hatırlayıp ona göre davranacaktım ya da günaha davet eden tutkuya kapılacaktım. Ağabeyim aklıma gelince kendime geldim. Aniden dudaklarından çekildim. Nefesimi kontrol altına almaya çalışıp Cihangir'e baktım. Yüzümü okşayıp adımı fısıldadı.

"Zenan..."

Öyle güzel söyledi ki... Hem tutkuyu hem de sevgiyi yakaladım. Onun gibi fısıldadım.

"Cihangir..."

"Söyle güzelim." dediğinde aptal bir gülümsemeyle kaldım. Kalbimi o kelimeye bıraktım. Heyecanla sorguladım. Bir kez daha söylesin istedim. Hep onun güzeli olarak kalmak istedim. Cihangir'in beni beklediğini fark edince asıl olaya döndüm.

"Ağabeyim hakkında konuşmalıyız. Şimdi..."

Beni susturup kendince tamamlamak istedi.

"Bence de gönderelim. Baş başa kalalım."

Şeytana uyup bu fikre kapılmak istedim. Ama yapamadım. İçimdeki isteği yok saymak zorunda kaldım.

"Saçmalama Cihangir! Ne göndermesi?"

"Bunu demeyecek miydin?"

"Asla!" dediğimde suratını astı.

"Tamam dinliyorum." deyip suskunca beni bekledi. Vakit kaybetmeden konuştum.

"Ağabeyim bugün pek gergin. Fark ettin mi?"

Alayla güldü.

"Her zamanki hâli Zenan."

"Hayır. Bugün çok mutsuz. Çok keyifsiz. Belli etmiyor. Ama biliyorum."

"Hayırdır? Bir sorunu mu var?" dediğinde istediğim noktaya ulaştım. Konuşmayı buradan ilerlettim.

"Yengemle kavga etmişler. Öyle küçük bir kavga değil. Her ne olduysa ağabeyim evden öylece çıkmış."

Cihangir, sorgularcasına kaşının tekini yukarı kaldırdı. Gözlerini kısıp dudaklarını araladı.

"Evi terk etmediğini söyle."

Kendi söylediğine kendi güldü. Kendince bir cevap verdi.

" Terk edip buraya kaçacak hâli yok ya..."

Sessizliğim onu ürküttü. Gülmeyi kesip ciddileşti.

"Şaka yaptığını söyle Zenan. Kocaman adamın bize kaçmadığını söyle."

"Üzgünüm Cihangir." dediğimde öylece kaldı. Dünyanın en kötü haberini almış gibi davrandı. Bakışları, hüznü ve öfkesi... Beni benden aldı. Hayretler içinde bıraktı. Sonuçta konu ağabeyimdi. Bu kadar abartı tepki vermemeliydi. Bunun kırgınlığıyla kolları arasından ayrıldım.

"Bu gece bizim misafirimiz olacak. Lütfen misafirperver ol." dediğimde yüzünü astı.

"Otele neden gitmemiş ki?"

"Çünkü otelleri sevmiyor Cihangir. Kardeşinin evi varken buraya gelmek istemiş. Bu seni rahatsız mı etti?"

Sesim sert ve kırgın çıktı. Cihangir'in bakışları üzerimde dolandı. Küskünce ona baktım.

"Ağabeyim ile gerginliğiniz hiç bitmedi. Biliyorum. Ama o da benim canım. Şu an zor durumda ve bana ihtiyacı var. Benim için çaba gösteremez misin?" derken aklıma onun için yaptıklarım geldi. Annesinin davranışlarına rağmen onun için çabalamıştım. Ondan da aynı hassasiyeti göstermesini istiyordum. Ağabeyimle iyi olsun istiyordum. Bir şekilde aralarını düzeltmek istiyordum. Merakla ona bakarken ufak bir tebessüm etti. İç geçirip baş onayı verdi.

"Tamam. Haklısın." dedi. Her hâlinden zoraki olduğu belli olan bu konuşmayı ilerletti.

" Civan, tabii ki kardeşinin evinde kalabilir."

"Bunu içinden gelerek mi söylüyorsun? Yoksa mecburiyetten mi söylüyorsun?"

"Hiç o konulara girmeyelim. Sonuca bakalım." deyip hızla dolaba yöneldi. Merakla ne yapacağını bekledim. Dolabın içine bakıp dikkatle göz gezdirdi. Sonunda isteğine ulaşmanın mutluluğuyla gülümsedi. Meyvelerin olduğu raftan birkaç meyve alıp tabağa doldurdu.

"Ne yapıyorsun?"

"Sen ne istiyorsan onu yapıyorum."

"Ama canım meyve istemedi ki..." dediğimde gülmeye devam edip yanağımdan sıktı.

"İstediğin gibi misafirperverliğimi sergiliyorum. Bir misafire ne ikram edilmesi gerekiyorsa onu ikram ediyorum. Olmazsa olmaz denilen şeyi yapıyorum." deyip göz kırptı. Değişim hızına hayret ederken aceleyle mutfaktan çıktı. Salona doğru ilerledi. Hemen arkasından ona yetiştim. Ağabeyimin yakınındaki koltuğa oturup elmayı soymaya başladı. Dilimleyip bıçağın ucunu batırdı. Bana uzattı. Memnuniyetle kabul ettim. Bir kez daha dilimleyip aynı şekilde bıçağın ucunu batırdı. Bana uzatacağını sanırken ağabeyime uzattı. Ağabeyim önce elmaya sonra Cihangir'e baktı. Bağlantı kuramadı. Cihangir ısrarla uzatmayı sürdürdü.

"Alsana! Saatlerce böyle duramam." dediğinde ağabeyim alayla güldü.

"Gözlerime inanamıyorum Cihangir. Ellerinle beni besliyorsun."

"Civan! İnsan gibi uzatıyorum. Neden gıcıklık yapıyorsun?"

"Hayırdır Cihangir? Hangi dağda kurt öldü? Merak ediyorum."

Ardından bana döndü.

"Kafasına taş falan düşmedi. Değil mi?" diye sordu. Ağabeyimin bu hâline daha fazla dayanamadım. Kahkaha attım. Ağabeyim afallamış bir şekilde bize bakmayı sürdürdü. Sonunda elmayı alıp yedi. Beğeniyle mırıldandı.

"Tadı güzelmiş."

"Evet ekşi ekşi..." dediğimde Cihangir bir elma dilimi daha verdi. Zevkle kabul ettim. Cihangir'in meyve servisine, hem ağabeyim alıştı hem de ben alıştım. Bir ara ağabeyimin art arda isteklerini sıraladığını gördüm.

"Portakal da dilimlesene. O da güzel gözüküyor."

"Onu da sen yap Civan."

"Ben misafirim. Sen de ev sahibisin."

"Yani?"

"Bana iyi davranman gerekir." dediğinde Cihangir huysuzca söylendi. Benim bakışlarımı görünce sustu. Mecbur portakalı soyup dilimledi. Ağabeyime ikram etti.

"Doydun mu Civan?"

"Eyvallah. Yeterli."

"Şükür!" deyip ayaklandı. Esneyip saatine baktı.

"Saat epey geç olmuş. Sana misafir odasını hazırlayalım."

Ağabeyim gıcıklık yapacak sandım. Ama beni yanılttı. Hemen kabullendi.

"İyi olur." deyip ayağa kalktı. Önden ilerleyip ona yol gösterdim. Bir kat yukarı çıkıp odaya girdik. Yatağını hazırlamama yardım etti. Bir taraftan da konuştu.

"Cihangir ile nasıl gidiyor?"

"İyi gidiyor." dediğimde dikkatle bana baktı.

"Seni üzmüyor değil mi?"

"Her şey yolunda gidiyor ağabey. Endişe etme. Gerçekten mutluyum." dediğimde ufak bir tebessüm etti.

"Farkındayım. Bu aralar daha mutlusun. Daha enerjiksin. Hep böyle ol kardeşim. Mutlu ol."

"Sen de mutlu ol ağabey. Çok ama çok mutlu ol." dediğimde güldü.

"İyi geceler Zenan."

"İyi geceler ağabey." deyip son kez ona baktım. Hızla odadan çıktım. Kendi odama girdim. Üzerimdekileri çıkarıp dolabın önünde dikildim. En rahat geceliğimi seçip üzerime geçirdim. Saçımı da at kuyruğu yapıp makyaj masasına geçtim. Hızla makyajımı temizledim. Doğal bir görünüme kavuştum. Yüzüme bolca krem sürerken odanın kapısı açıldı. Cihangir şarkı mırıldanarak içeriye girdi. Enerjisiyle şaşırttı.

"Hayırdır? Ne bu enerji?" deyip ona doğru döndüm. Merakla konuşmamı sürdürdüm.

"Hiç uykun varmış gibi gözükmüyorsun."

Sırıtıp başıyla onay verdi.

"Çünkü uykum yok."

"Ama aşağıda esniyordun."

"Evet! Bilerek yaptım. Ve hedefime ulaştım." deyip yanıma yaklaştı.

"Yok artık! Ağabeyimi göndermek için mi yaptın?"

"Ancak böyle baş başa kalabilirdik."

Ellerini omzumu koyup aynadan yansımama baktı. İmalı bir bakış attı.

"Senin de uykun yok gibi..."

"Yani şimdilik yok."

"O zaman birlikte vakit geçirebiliriz." dediğinde aklıma gelen fikirleri sıraladım.

"Film izleyebiliriz. Ya da yeni bir diziye başlayabiliriz. Ne dersin?"

Keyifli hâlinden bir eser kalmadı. Geri çekilip derin bir iç çekti. Bir şey bekliyordu. Ama benim dediklerim ona uymuyordu. Şansımı son kez denedim.

"Aklıma bir şey daha geldi. Uzun zamandır yapmak istiyordum. Sen yatağa geç. Ben hemen geliyorum." dediğimde ela gözlerden bir parıltı geçti. Dudağı hafifçe yukarı kıvrıldı. Bakışları her zerreme işledi. O an, aklından geçenleri tahmin edebildim. Gözlerimi irice açtım. Beni baştan aşağı süzdü. Niyetini ve isteğini belli etti. Gerçekleşeceğinden emin bir tavra geçti.

"Tamam istediğin gibi olsun. Bekliyorum." deyip yatağa geçti. Gözlerini üzerimden ayırmadan beni izledi.

"Hemen geliyorum." dedikten sonra yan odaya geçtim. Yeni aldığım kitaplardan iki tanesini seçip odamıza döndüm. Cihangir, önce bana sonra elimdeki kitaplara baktı. Bağlantı kuramadı. Şaşırdı. Yan tarafına geçip kitaplardan birini ona uzattım.

"Yeni aldım. Pek bir fikrim yok. Ama güzel diyorlar."

Şaşkınlığı yüzünde öylece asılı kaldı.

"Ciddi ciddi kitap mı okuyacağız?"

"Evet. Sen ne bekliyordun ki?"

"Kitap getirmeni asla beklemiyordum."

"Neyi bekliyordun?"

Kitabı kenara bırakıp iyice yaklaştı. Gözlerimin içine baktı.

"Baş başa, güzel bir vakit geçirmeyi bekliyordum."

"Zaten baş başayız. Ve güzel vakit geçiriyoruz." dediğimde saçımla oynadı. Parmağına dolayıp dudaklarını araladı.

"Oyun mu oynuyoruz? Eğer öyleyse bileyim. Çünkü sen bahsettiğim şeyi gayet iyi biliyorsun. Ve bilmezlikten geliyorsun."

Yalandan öksürdüm. Kaçış yolu aradım.

"Ağabeyimle aynı kattayız."

"Olabilir."

"Olamaz. Hem de hiç olmaz."

"Zenan!" dediğinde isyankar sesini bastırmaya çalıştım.

"Deneme aşamasındayız. Ama sen yürümüyorsun Cihangir. Buna koşmak bile denmez. Bildiğin uçuyorsun. Hem ne demiştik? Her şeyi dozunda yaşayacaktık. Bir anda uçmayacaktık."

"Yanlış bir şey mi yapıyorum? Gerçek bir evlilik için çabalıyorum."

"Acaba sakin sakin mi çabalasan?" dediğimde memnuniyetsizce arkasına yaslandı. Oturur vaziyete geçip ona doğru döndüm.

"Ne oluyor? Kızdın mı?" diye sordum. Sinirle güldü.

"Yok hiç kızmadım. Neye kızabilirim ki?"

"Kızdın. Hem de çok kızdın. Şu hâline baksana."

Yarı öfkeyle yarı alayla bana baktı.

"İş yerimde türlü türlü oyunlara giriştin. Aklımı başımdan almak için ne gerekiyorsa yaptın. Şimdi de bilinmezlere oynuyorsun. Çok fenasın Zenan. Çok fena! Diyecek başka bir şey bulamıyorum."

Suçumu yüzüme vurdu. Tamam haklıydı. Onu kışkırtmıştım. Oyunun dozunu kaçırmıştım. Bu raddeye kadar getirmiştim. Savunulacak bir tarafım olmadığını göstermiştim. Ama yine kendimi açıklamak için çaba gösterdim.

"Sıkılmıştım. Ve benimle ilgilenmeni istiyordum." dediğimde bana doğru döndü. Büyük bir istekle konuştu.

"O zaman işim vardı. Ama şimdi boşum. Tüm ilgimi sana verebilirim."

Yüzümü nazikçe okşadı. Asıl hedefi dudaklarım oldu. Parmağını üzerinde gezdirdi. Yavaş yavaş etkili bir dokunuş gerçekleştirdi. Sertçe yutkundum. Doğru ve yanlış arasında gidip geldim.

"Cihangir yapma."

Gülüp konuştu.

"Ne oldu? Aklın mı karıştı?"

"Lütfen!"

Büyülü dokunuşundan kaçındım.

"Üzgünüm. Ağabeyim buradayken olmaz. Bugünü kitap okumaya ayıralım." deyip kenara bıraktığı kitaba uzandım. Tekrar ona uzattım. Zoraki kitabı inceledi.

"Aşk romanı mı okuyacağım?"

Gülerek onu onayladım.

"Şansına öyle denk gelmiş."

"Hiç bana göre değil. Ne aşk romanı ne aşk filmi..." deyip benim kitabıma baktı. Almak istedi ama izin vermedim.

"Polisiye romanı mı okuyacaksın? "

"Aynen öyle yapacağım."

"Bence kitapları değiştirmemiz gereken bir konu var."

"Yok öyle bir şey!"

"Ya korkarsan ya etkilenirsen hiç mi düşünmüyorsun?"

"Kolay kolay etkilenmem. Alışığım. Zamanında az korku filmi izlemedim." dediğimde şaşkınlıkla beni izledi.

"Gerçekten farklısın Zenan. Kadınlar romantikliğin peşinde koşarken sen nerede gerilim nerede korku varsa, oraya koşuyorsun."

"Bu da benim farkım." deyip güldüm. Kitabı açıp ilk sayfasını okumaya başladım. Son satıra geldiğimde Cihangir'in beni izlediğini fark ettim. Merakla ona baktım.

"Niye okumuyorsun?"

"Bu kitabı okumam. Okuyamam. Benlik değil."

"Benim için bir yarım saat dayan. Eğer beğenmezsen okumazsın. Ama en azından bir dene." dediğimde istemeye istemeye kabullendi. Ben de polisiye romanıma geri döndüm. Heyecanla okumayı sürdürdüm. Her sayfada ayrı bir meraka ayrı bir ilgiye düştüm. Sayfayı çevirirken dikkatim Cihangir'e kaydı. Onu kaşları çatık bir vaziyette kitabı okurken buldum. Sanki kitap değil de ciddi bir metin okuyor gibiydi. Olumlu hiçbir durgu barındırmıyordu. Kaldığım yere kitap ayracı koyup Cihangir'i izledim. Tepkisinde hiçbir değişme olmazken gülümsedim.

"Kitap nasıl gidiyor?"

"Gitmiyor ki...Nerede gereksiz bir karakter var burada toplanmış." deyip gözlerini kitaptan ayırdı. Güldüğümü görünce o da gülmeye başladı.

"Bilerek yaptın."

"Yani olabilir de olmayabilir de..."

"Hiç öyle kaçamazsın." dediğinde iyice ona yaklaştım. Başımı dizine yaslayıp o ela gözlerin uçsuz bucaksız büyüsüne kapıldım.

"Dışından okusana. Merak ettim."

Israrımı geri çevirmedi. Birkaç sayfa ilerledi. Cihangir okudukça ona göre bir kitap olmadığını daha da iyi anladım. Erkeklerin kaçınacağı kadınların bayılacağı bir kitaptı. Cihangir sinir etmek için hızla dudaklarımı araladım.

"Osman karakterini sevdim. Tam hayallerin adamı değil mi? Yakışıklı, sadık ve sevgi dolu bir adam... Gerçek olsa bu fırsat kaçırılmaz."

Kaşlarını çattı. Sinirini sesine yansıttı.

"Tam aksine serseri, işe yaramaz adamın teki..."

"Yanlış düşünüyorsun. Tam evlenilecek adam."

Cihangir, sözlerime epey bozuldu. Ciddi ciddi inandı.

"Bakıyorum da epey etkilendin."

"Kim olsa etkilenirdi."

Şaka yaptığımın farkına varmadı. Ne hissediyorsa yüzüne yansıttı. Hırsla dudaklarını araladı.

"Ben de Buse karakterini çok beğendim. Yeryüzüne inmiş bir melek gibi... Öyle zarif öyle güzel bir karakter ki... Gerçekte yaşasa peşinden koşan çok olurdu."

"Melek mi?" derken duyduklarımı inkar etmek istedim. Benim hiç sevmediğim karaktere bayılmıştı. Gözümün önünde iltifat yağmuruna tutmuştu. Bildiğin melek demişti.

"Sen de peşinden koşar mıydın Cihangir?" dediğimde duraksadı. Direkt cevap vermek yerine düşündü.

"Sanırım ben de koşardım. Koşulmayacak gibi değil." dediğinde başımı dizinden kaldırdım. Oturur konuma gelip omzuna sertçe vurdum.

"Tutan yok Cihangir. Ne duruyorsun? Koşsana. Yakala meleğini."

"Gerçek hayatta yok. Nasıl koşayım?"

"Yani bulsan ardına bile bakmadan gideceksin." dediğimde gülmeye başladı. Sinirimi iyice zıvanadan çıkardı. Koluna vuracakken elimden tuttu. Kendine doğru çekti. Yüz yüze getirdi.

"Şaka yapıyorum Zenan."

Sinirle sesimi yükselttim.

"Böyle şaka mı olur? Gözümün önünde kadına övgüler yağdırıyorsun."

"Sen de aynısını bana yaptın. Adamdan etkilediğini söyledin. Konuyu evlenilecek adama kadar getirdin. Kocanın karşısında hiç hoş olmayacak bir şaka yaptın."

Doğru söze ne denirdi ki? Aynı şeyi ona yaşatmıştım. Yine dozunu kaçırmıştım.

"İntikamını almış oldun.'

"Öyle demeyelim de ödeşmiş olduk diyelim. Böylelikle benim ne hissettiğimi anlamış oldun." dediğinde başımla onu onayladım.

"Tamam haklısın. Yanlış yaptım. Bir daha böyle şakalar yapmayalım. Ne sen yap ne de ben yapayım."

"Bence de en doğru karar. Gereksiz yere sinirlerimizi bozmayalım." deyip güldü. Hemen ardından sözlerini sürdürdü.

"Hatta bu kitapları bırakalım. Daha faydalı şeyler okuyalım."

"Ne gibi?" diye sorduğumda ellerini göbeğime götürüp okşadı. Konuşmadan anlattı. Aceleyle ayağa kalkıp çekmeyi açtım. İçinden bebek gelişim kitaplarından birini aldım. Tekrar yerime dönüp Cihangir'e uzattım. Gayet memnun bir şekilde karşıladı. Kitabı alıp kollarını iki yana açtı. Hemen güçlü kollarına atıldım. Usulca okumasını bekledim. Bu sefer, ilgisini gösterdi. Keyifle okumaya başladı. Kimi yerde yorum yaptım kimi yerde sessiz kalıp dinledim. Sonlara doğru Cihangir'i seyrettim. İçimdeki şeytana söz geçiremeyip harekete geçtim. Dikkatini dağıtacak ne varsa yaptım. Saçıyla oynadım. Yüzünde keşfe çıktım. Sakallarını kadar ilerledim. Göz ucuyla bana baktı. Direnmeye çalıştı. Ama umduğu gibi kolay olmadı. Pes etmek zorunda kaldı. Kitabı kapatıp gözlerimin içine baktı. Ciddiyete son verip gülümsedi.

"Şımarık bir kız çocuğu gibisin Zenan. Yerinde duramıyorsun."

"Maalesef huyum bu!" dediğimde tebessümünü genişletti. Bir de göz kırpma ekledi.

"O zaman ben de biraz şımarayım. Ne dersin?"

Heyecanla yutkundum. Cihangir ile aynı anda konuştuk.

"Ağabeyim..."

"Civan..."

İç geçirip sözüne devam etti.

"Tam da tahmin ettiğim gibi...Sığınacak sebebin belli."

Yalandan art arda esnedim. Bu geceyi böyle kapatmak istedim.

"Çok uykum geldi."

"Kaç bakalım Zenan. Nereye kadar kaçacaksın?" deyip güldü. Yine de kaçış yolundan geri dönmedim. Uykulu bir tavra bürünerek fısıldadım.

"İyi geceler Cihangir."

"İyi geceler güzelim." deyip alnıma bir öpücük bıraktı. Memnuniyetle gülüp gözlerimi kapattım. Sevdiğim adamın kolları arasında huzuru tattım.



**************

Israrla çalan telefona daha fazla dayanamadım. Uyku sersemi hâlimle telefonu bulmaya çalıştım. Birkaç eşya yeri boylarken zar zor gözlerimi araladım. Kim olduğuna bakmadan açtım. Tanıdık ses, tüm uykumu açtı. Cihangir de yeni uyanmanın verdiği etkiyle şaşkınca bana baktı.

"Kim o?"

Elimle sus işareti yaptım. Buna karşı iyice meraklandı. Kulağını telefonuma dayadı. Telefonu ondan kaçırıp usulca konuştum.

"Annen..."

Daha da şaşırdı.

"Annem mi?"

"Evet. İzin ver de konuşayım." deyip konuşmaya geri döndüm. Kısa cevaplarla konuşmayı tamamladım. Sona erdiğinde şapşalca gülümsedim.

"Ne oldu? Ne diyor?"

"Annen beni kahvaltıya davet etti. Arkadaşının daveti varmış. Gelinim olarak sen de gel dedi. Ben de kabul ettim."

"İyi yapmışsın. Senin içinde değişiklik olur."

"Belki de aramızdaki duvarlar yıkılır." dediğimde güldü.

"Ben sana inanıyorum. Başarırsın."

"Bakalım. Umarım."

Aklıma gelen şeyle telaşlandım. Bu telaşı sesime yansıttım.

"Ne giyeceğim?"

"Bir sürü kıyafetin var Zenan."

"Bu öyle bir şey değil Cihangir. Sonuçta annenin ortamına giriyorum. Gelin olarak iyi bir izlenim bırakmam gerek." deyip aceleyle ayağa kalktım. Dolabın içinden birkaç kıyafet çıkardım. Üzerime tutup Cihangir'e gösterdim. Siyah elbiseme tereddütle baktı. Çok geçmeden alaylı bir tavır gösterdi.

"Kim öldü? Kimin cenazesine gidiyorsun?"

"Aşk olsun Cihangir."

"Siyah giyme. Daha canlı bir renk giy."

"Tamam. Bu nasıl?" diye yeşil elbiseyi gösterdim. Bakışlarıyla ciddi olup olmadığımı sorguladı. Hızla konuştu.

"Bu olmaz Zenan. Çok kısa. Hiç gün ortamına uygun değil. Şimdi biri laf eder. Canını sıkar. Üzülürsün."

Ayağa kalkıp yanıma kadar geldi.

"Başkalarının ne düşündüğü benim umurumda değil. Tek derdim sensin. Senin üzülmemen."

"Biliyorum Cihangir. Çok iyi biliyorum."

"Şimdi sana yardım edeyim." deyip dolabın içinde göz gezdirdi. Benimkinin aksine daha hanım hanımcık elbiseler seçti. Gülüp elbiseleri inceledim.

"Sen bu işi iyi biliyorsun Cihangir. Seni stil danışmanım mı yapsam?"

"Bedavaya olmaz söyleyeyim."

"Bak sen!"

"Bana güveniyor musun?"

Tereddüt etmeden cevap verdim.

"Evet. Tabii ki güveniyorum."

Memnuniyeti yüzüne yansıdı. Kot tulumu üzerime tutup gülümsedi.

"Bence bunu giymelisin. Hem çok rahat hem de çok sevimli..."

"Çok hafif kalmaz mı?"

"Kahvaltıya gideceksin Zenan. Akşam yemeğine değil."

Konuşmamız telefonunun çalmasıyla bölündü. İşle ilgili olduğunu anlayınca daha fazla oyalamak istemedim. Hazırlığa geçtim. Tulumu giyip boy aynasından yansımama baktım. Nasıl göründüğümü inceledim. Tam anlamıyla hamile kombinini yaşattım. Gülerek kendimi incelerken Cihangir arkadan yaklaştı. Sıkıca sarıldı. Ellerini göbeğimde birleştirip gülümsedi. Yanağıma bir öpücük bıraktı.

"Çok güzel görünüyorsun." dediğinde hayallerimin gerçek oluşuna şahit oldum. Böyle bir anı ne çok hayal etmiştim? Kimi zaman imkânsız bulup kederlenmiştim. Ama artık gerçekti. Hayallerim kadar güzeldi. Bundan sonrası da böyle devam edecekti. Sıcacık ve samimi, bir aile ortamımız olacaktı.

"Neye daldın böyle?" diye fısıldadı. Kendime gelip gülümsedim.

"Dalmaya bile vaktim yok Cihangir. Hemen hazırlanıp çıkmalıyım."

"Acele etme. Ben bırakırım." dediğinde istemeyerekten kolları arasından ayrıldım. Ona doğru dönüp baktım.

"Hiç zahmet etme. Ben kendim giderim. Sen burada kal. Ağabeyimle güzel bir kahvaltı yap."

"Olmaz öyle şey!"

"Bal gibi de olur. Hem misafirimizi aç mı bırakacağız? Onu mutfaktaki yeteneklerinden mahrum bırakma."

"Civan'ı etkilemek gibi bir niyetim yok." dediğinde ellerinden tutup gözlerinin içine baktım. Şirin gözükmek istedim.

"Lütfen Cihangir! Alt tarafı bir kahvaltı. Sonra işe gideceksiniz."

"Hiç öyle bakma Zenan. Civan beni uşağı sanıyor. Dün yaptığını görmedin mi?"

" En fazla yarım saat bir arada duracaksınız. Zaman su gibi akıp geçecek. İnan bana Cihangir." dediğimde sıkıntıyla iç geçirdi. Israrla ona bakmaya devam ettim. Sonunda kaçacak yer bulamadı. Başını olumlu anlamda salladı. Heyecanla boyuna yetişmeye çalışıp yanağına küçük küçük öpücükler bıraktım.

"Teşekkür ederim."

" Yine oldu bitti yaptın Zenan."

"Bir daha olmayacak." dediğimde keyifsizce cevap verdi.

"Benim için dua et. Çünkü bol bol ihtiyacım olacak."

"Dualarım seninle."

"Bu kadar mı?" dediğinde daha geniş gülümsedim.

" Sana tüm kalbimle inanıyorum Cihangir . Mutfaktaki yeteneğin tartışılmaz. Ağabeyim de midesine çok düşkün. Yemek olsun bir de güzel olsun, ondan mutlusu yok. Senin yemeğini görünce bayılacak. Ve artı puanlar yüklenecek. Kim bilir? Belki bir dostluğun başlangıcı atılacak."

Hayretle gülümsedi. Diğer yanağından da öpüp hızla makyaj masasına geçtim. Cihangir hiçbir yere ayrılmadı. Yatağın ucuna oturup beni seyretti. Önce makyajımdan başladım. Hafif ve güzel bir makyaj olsun istedim. Her zamanki gibi kırmızı rujumla dengelemek istedim. Bu sırada Cihangir'in sesini duydum.

"Yine o kırmızı ruj..."

Ses tonu kışkırtıcı bir işlev görürken ona uydum. Tıpkı onun gibi konuştum.

"En sevdiğim..."

"Ne tesadüf? Benim de en sevdiğim..." dediğinde kahkaha attım.

"Çok fenasın Cihangir."

"Artık bir anımız var. Sevmesem ayıp olurdu."

"Dikkatimi dağıtma. Geç kalıyorum."

"Tamam. Sustum." deyip ellerini havaya kaldırdı. Sözüne uyup sessiz kaldı. Usulca ruju sürdüm. Dudağıma iyice yedirdim. Parfüme geçecekken gözüm Cihangir'in parfümüne takıldı. İçimdeki şeytan tekrar atağa geçti. Ona uyup parfümünü aldım. Bol bol sıktım. Resmen Cihangir'i kışkırtmaya yemin ettim. Saçıma da bir düzen verip işlemi tamamladım. Cihangir adım adım bana doğru yaklaştı. En yakınıma kadar geldi. Gözlerimi kıstım. Ne dercesine başımı iki yana salladım. İç geçirip konuştu.

"Bu parfüm bana özel değil miydi?"

"Pardon?"

Çapkın bir gülüş attı.

"Ne zaman bir arada olsak, bu parfümü sıkıyorsun. Ama şimdi kuralları yıkıyorsun."

Ne diyeceğimi şaşırdım. İnadına en güzel gülüşünü sergiledi.

"Kırmızı ruj ve bu parfüm, bana özel olmalı. Sonuçta az anımız geçmedi. Daha nice anılara sebep olabilir."

"Olabilir. Ama şimdi değil. Gitmem lazım." deyip aceleyle ayağa kalktım.

"Çok yazık!"

"Üzgünüm."

"Nedense bana pek öyle gelmiyor. Hep aynı taktiği uyguluyorsun. Vur kaç. Vur kaç. Ne zamana kadar sürecek? Allah bilir!"

"Huysuz amcalar gibisin Cihangir. Sürekli söyleniyorsun." deyip spor ayakkabımı giydim. Son olarak çantamı takıp odadan çıktım. Aklıma gelen şeyle yarı yoldan geri döndüm. Cihangir'in şaşkın bakışları karşısında takı kutusunu karıştırdım.

"Ne arıyorsun?"

"Yüzük..."

"Parmağında takılı." deyip bakışlarıyla gösterdi. Alayla gülümsedim.

"Onu görebilecek kadar zekiyim Cihangir. Başka bir yüzüğü arıyorum."

Çekmeceleri karıştırırken kutuyu buldum. Rahat bir nefes alıp içine açtım. O güzel yüzük açığa çıktı. Cihangir anında konuştu.

"Bu annemin yüzüğü..."

"Evet. Bugüne özel takmalıyım. Böylelikle hem hediyeye değer vermiş olurum hem de annenin kalbine giriş bileti almış olurum."

Takdir edercesine başını salladı. Onun da bu fikirden memnun kaldığını anladım.

"Doğru yoldasın Zenan."

"Sanırım ilk kez öyleyim."

"Teşekkür ederim." dediğinde şaşırdım. Bir cevap ararcasına gözlerine baktım. Fazla bekletmeden açıkladı.

"Annem için çok çabalıyorsun. Zorunda olmadığın hâlde uğraşıyorsun."

"Artık her şey yolunda olsun istiyorum Cihangir. Herkes iyi olsun istiyorum."

"Öyle de olacak. Her şey çok güzel olacak." deyip sıkıca bana sarıldı. Kısa bir sarılma oldu. Ama verdiği huzurla ömre bedel oldu. Beni kapıya kadar geçirdi. Kapıyı açtığı an beklenmeyen bir gelişme yaşandı. Tüm dikkatim yerdeki kalabalığa kaydı. Şaşkınlık ve heyecan arasında gidip geldim. Gül demetini ve çikolata paketini inceledim. Hedef noktası, kalbim olurken heyecanda zirveye koştum. Yere eğilip gül demetini kucakladım. Gülerek dudaklarımı araladım.

"Çok güzeller."

Cihangir'e bakıp mutluluğumu yansıttım.

"Hangi ara aldın?" diye sorduğumda tepkisi tüm mutluluğumu gölgeledi. Kaşlarını çattı. Öfkeyle güllere baktı. Sinirine sesine yansıttı.

"Ben almadım."

Gülüşüm hızla soldu. Yerini koca bir şaşkınlığa bıraktı.

"Ne? Sen almadın mı? O zaman kim aldı?"

"Şimdi öğreniriz." deyip buketi elimden almaya çalıştı. Ama izin vermedim. Kendim bakmak istedim. Üzerindeki kartı açıp notu açığa çıkardım. Merakla okumaya başladım.

Sesini duymayalı yüzünü görmeyeli uzun zaman oldu. Söz verdiğimiz gibi ne mesajlaşabildik ne de telefonda görüşebildik. Artık bu işe son vermeye karar verdim. Sana kendimi hatırlatmak istedim. Bana Demir de diyebilirsin. Geçmişten bir dost da diyebilirsin. Sence de artık konuşmanın vakti gelmedi mi?

-DEMİR-

-Bölüm Sonu-

Bölüm nasıldı?

Demir'i özlediniz mi?

Bol bol yorum bekliyorum ♥️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.