***********
Tam karşımda büyük bir masa üzerinde börekler vardı. Kokuları büyüleyici, görüntüsü nefes kesiciydi. Gel beni ye der gibiydi. Heyecanla o böreklere ulaşmak istedim. Lezzetini bir an önce varayım dedim. Ama elimi her atışımda oradan uzaklaştım. Bomboş kalan ellerime bakıp bağırdım.
"Nerede bunlar?"
"Börek..."
"Peynirli börek istiyorum." diye ayaklarımı yere vurdum. Börekler hızla gözümün önünde kayboldu. Her taraf karanlığa gömülürken bağırmaya devam ettim. Ancak sayıklamalarımı duyunca kurtuldum. Terler içinde uyandım. Uyanır uyanmaz, börek isteğiyle dolup taştım. Peynirli ,sıcacık ve yumuşacık bir börek... Rüyamı süsleyen bu lezzete hemen ulaşmak istedim. İştahla söylendim.
"Hemen o böreği istiyorum. Hem de çok istiyorum."
"Bir değil bir sürü yemek istiyorum."
O an, baş ucumdaki notu fark ettim. İlgimi oraya yönlendirdim. Cihangir'in kusursuz yazısıyla denk geldim.
Erkenden çıkmam gerekiyor Zenan. İşler beni bekliyor. Seni uyandırmaya kıyamadım. Öyle güzel uyuyordun ki... Bu derin uykunu bölmek istemedim. Yokluğumda sakın kahvaltını ihmal edeyim deme. Ya da sağlıksız şeylere kaçayım deme. Güzel dolu dolu bir kahvaltı yap. Kendini de fazla yorma. Yemek yapacağım diye zorlanma. Gelince beraber yaparız. İtiraz istemiyorum. Akşama görüşürüz.
Erkenden çıkmış olmasına üzülsem de burukça gülümsedim. Notunda bile beni düşünmeyi unutmamıştı. İlgisini belli etmişti. Bu ilgiye şımarmamak elde değildi. Hep yanımda olsun hep bu ilgiyi göstersin istiyordum. Ama hayaller aleminde yaşamadığımı biliyordum. Gitmesi gereken bir işi vardı. Hayatın gerçekleri vardı. Mecbur akşama kadar bekleyecektim. Sabırsız bir çocuk gibi saatleri devirecektim. Ellerimi göbeğimde birleştirip tebessümümü genişlettim.
"Babanı üzmeyelim bebeğim. Güzelce kahvaltımızı yapalım."
Aceleyle üzerime rahat bir eşofman takımı giydim. Saçlarımı at kuyruğu yapıp aynadaki yansımama baktım. İçimdeki mutluluğun dışarı yansımış olduğunu gördüm. Sanki yüzüme bir renk gelmişti. Gözlerime bir parıltı konmuş. Dudaklarıma koca bir tebessüm yerleşmişti. Uzun zamandan sonra bu kadar mutlu olmak garipti. Alışık olmadığım cinstendi. Bunda Cihangir'in etkisi, yadırganamayacak güçteydi. Ne kadar yol aldığımızı merak edip telefondan takvime baktım. Bugün itibariyle tam on beş günü devirmiştik. Dolu dolu bir ayın yarısını bitirmiştik. Cihangir'i hiç görmediğim kadar görmüş hiç vakit geçirmediğim kadar vakit geçirmiştim. Şu ana kadar her şey lehimize ilerlemişti. Ne ailesi bir sorun çıkarmıştı ne de Ebru karşımıza çıkmıştı. Böylelikle tehditlerinin boş olduğunu göstermişti.
"Her şey çok güzel olacak." diye fısıldadım. Hayatımızın hep böyle güzel geçmesini umarak Cihangir'e mesaj attım.
Günaydın😊 Notunu şimdi aldım. Dediğini yapıp çok güzel bir kahvaltı hazırlayacağım.❤️ Sen de benim dediğimi yap. Çok geç kalma. Erken gelmeye çalış. Olur mu? 😇(11.00)
Bir cevap gelmedi. Yoğun bir iş temposunda olduğunu düşünüp aşağı indim. Sabah sabah, uykumdan uyandıran o güzel böreği yapmak istedim. Malzemeleri tezgaha dizip kollarımı sıyırdım. Büyük bir inançla dudaklarımı araladım.
"Her şey çok güzel olacak. En az anneminki kadar güzel olacak."
Bu işlerde çok gözüm yoktu. Yine de yapmışken en güzelini yapacaktım. Hatta lezzetiyle anneme meydan okuyacaktım. Büyük bir heyecanla işe giriştim. Ama bir şeyler yolunda gitmedi. Ellerim resmen hamurun içine gömüldü. Yapış yapış, vıcık vıcık bir şey oldu. Elimi çektikçe uzadı. Ne yapacağımı şaşırttı. Gözümü korkuttu. Telaşla konuştum.
"Of! Bu ne ya? Ne oluyoruz? "
Gerçekten ne oluyorduk? Böyle anlaşmamıştık. Her şey çok güzel olacaktı.
"Anneminki böyle olmuyordu. Benimki neden böyle oldu?"
Bir insanın eline hiç mi yakışmazdı? Olmuyordu. Beceremiyordum. Hayalimdeki gibi kolaylaştıramıyordum. Sanki daha da zorlaştırıyordum. Derin bir nefes alıp verdim. Elimi zar zor kurtarıp kenara çekildim. Çare olarak anneme koştum. Aceleyle numarasını buldum. Çok geçmeden açtı. Hemen derdimi açtım. Telaşımı sesimi yansıttım.
"Anne! Senin o güzel böreğinden yapayım dedim. Ama beceremedim. Hamur elime yapışıp duruyor. Her elimi attığımda kaptırıyorum. Vıcık vıcık bir şey oluyor. Sanki bir şeyler yanlış ilerliyor."
Hamura bakıp iyice dertlendim.
"Ne yapacağım? Nasıl kurtulacağım? Bana bir çıkış yolu göster. Göster ki en güzel böreği yapabileyim."
Karşı taraftan yardım sesi değil, kahkaha sesi geldi. Ama bu ses anneme değil ağabeyime aitti. Gülme krizine girmişti. Telefonu kulağımdan uzaklaştırıp suratımı astım.
"Neden gülüyorsun? Komik bir şey mi dedim? Annemi versene!"
"Ambulans falan çağıralım mı? İyi misin? İstersen tüm acil birimlere haber verelim."
"Çok komik! Aşırı komik!"
Bir anlığına gülmeyi kesti. Sesimin titrediğini fark etti.
"Ağlıyor musun?"
"Hayır!"
"Sesin titriyor."
Ciddi tavrı, uzun sürmedi. Dayanamayıp bir kahkaha daha attı.
"Ciddi ciddi börek yapamadığın için mi ağlıyor musun? Daha neler göreceğiz?"
Sinirimi bozdu. Tüm öfkemi kendine yöneltti.
"Ağlamıyorum diyorum ya! Nesini anlamıyorsun. Her neyse aramadım say! Kapatıyorum."
"Tamam kızım. Sakin ol. Karşında düşmanın yok."
Cevap vermedim. Suratımı asıp konuşmasını bekledim.
"İstiyorsan hemen gidip börek alırım. Kendini yorma."
"Hayır! Kendim yapmak istiyorum."
Bu sırada, annemin sesini duydum.
"Ben yaparım kızım. Ağabeyinle gönderirim."
Sıkıntıyla iç geçirdim.
"O kadar hazırlık yaptım. En azından deneyim. Sen de başka bir zaman yaparsın. Şimdi beni bu dertten kurtar." dediğimde çok dil döktü. Ama inadımı kıramadı. Sonunda püf noktasını verdi. Elime biraz zeytinyağı sürdüm. Hamur elime yapıştıkça bu işlemi tekrarladım. Bir süreden sonra istediğimi ulaştım. Hamuruma kolaylıkla şekil verdim. Tepsileri yan yana dizdim. Gülerek eserime baktı. İşte bu kadardı. Ben elimden geleni yapmıştım. Gerisi fırının işiydi. Fırını ayarlayıp salona geçtim. Börekler olana kadar dinlendim. Bir tadım kontrol işlemi yapıp komşuluk görevimi üstlenmek istedim. Güzel bir tabak hazırladım. Hızla evden çıkıp karşı tarafa geçtim. Kapı hemen açıldı. Karşı komşum, güler yüzle bana baktı. Doğal hâliyle bile o kadar güzeldi ki...İçten içe ona imrendim. Bozuntuya vermeden onun gibi gülümsedim. Sanki kırk yıllık dostuymuşum gibi bir samimiyet gösterdi.
"Hoş geldin Zenan. Ne iyi yaptın da geldin."
Onun kadar samimi olamadım.
"Hoş buldum."
Elimdeki tabağı uzattım. Yaptığı kekin karşılığı olarak görsün istedim.
"Börek yapmıştım da..."dediğimde gülerek tabağa baktı.
"Çok güzel gözüküyorlar. Ellerine sağlık."
Tabağa alıp kenara çekildi.
"İçeri girsene. Ben de tam kahvaltı yapacaktım. Beraber yapalım."
"Hiç rahatsızlık vermeyeyim. Afiyet olsun."
"Olur mu öyle şey? Zaten tek başımayım. Yalnız kahvaltı etmeyi hiç sevmem. Hem güzel bir sohbet ederiz hem de birbirimize arkadaş oluruz." dediğinde hemen cevap veremedim. İkilemde kaldım. Önceden olsa kabul etmezdim. Duvarlar örerdim. Söz konu bugün olunca kararlarım da değişiyordu. Hamilelik beni her türlü olayda etkiliyordu. Bu yüzden, inat etmedim. Yalnız kahvaltı etmeyi ben de sevmezdim. Üstelik evinden böyle güzel yemek kokuları gelirken geri dönemezdim. Sonuçta hamileydim. Aklım burada ve bu güzel kokularda kalabilirdi. Daha fazla bekletmeden teklifini kabul ettim. Merakla içeri girdim.
"Bir çaya bakıp hemen geliyorum. Sen keyfine bak." deyip gözden kayboldu. Onun yokluğunu fırsat bilip salonu inceledim. Sade bir zevki vardı. Tam bana uygundu. Beyazın hâkimiyeti göz yormuyor. Eve bir ferahlık getiriyordu. Odanın daha geniş görünmesini sağlıyordu. Bakışlarım karşı tarafa yönlendiğinde fotoğrafları gördüm. Merakıma engel olamayıp iyice yaklaştım. Anısı olan fotoğraflardı. Nişandan, düğünden ve diğer güzel günlerden... Bizim hiç böyle fotoğraflarımız yoktu. Böylesine içten böylesine güzel...Onca geçen zamana rağmen, normal güzel bir fotoğraf karemiz bile yoktu. Artık kafayı koymuştum. Bugünden sonra olacaktı. Çocuğumuza güzel bir hatıra kalacaktı. Bu derin düşüncelerden Yakut'un sesiyle çıktım.
"Bu fotoğrafların en az beş yılı var. Ama sorsan dün gibi aklımda."
"Hiç değişmemişsin. Hep aynı kalmışsın." dediğimde tekrar fotoğraflara baktım. Ciddi bir değişme yoktu. Yıllar tersine işlemiş gibiydi.
"Sen bir de onu bana sor."
Bakışlarım düğün fotoğrafına takıldığında beğenimi dile getirdim.
"Fotoğrafların hepsi çok güzel. Birbirinize çok yakışıyorsunuz."
Yanıma gelip gülümsedi.
"Teşekkür ederiz. Ahmet benim en büyük şansım. İlk ve tek büyük aşkım." dediğinde gülümseyerek karşılık verdim. Gerçekten de şanslıydı. İlk aşkı hayatının aşkı olmuştu. Benim gibi yanlıştan yanlışa koşmamıştı. Hatanın en büyüğü benimdi. Geçmişimi yanlışlarla doldurmuş. Hayatımı bu uğurda şekillendirmiştim. Yalan sevgilere kanmış. Gerçek sevdama gecikmiştim. Cihangir'e gecikmiştim. Artık olan olmuştu. Bugüne bakmalıydım. Sevdama sahip çıkmalıydım. Durgunluğa son verip dudaklarımı araladım.
"Gerçekten sevgini görebiliyorum. Ondan bahsederken gözlerin parlıyor. Yüzünde gülücükler açıyor."
"Çünkü bu hayatta en çok sevdiğim kişi Ahmet. Hem eşim hem de en yakın arkadaşım. Her şeyim." deyip doğum gününden bir kareyi gösterdi.
"En yalnız doğum günümdü. Kimse yoktu. Sadece Ahmet ve yaptığı küçük bir sürpriz vardı. Zor bir dönemden geçiyorduk. Beni mutlu etmek için o kadar çabalamıştı ki... O zor günde bile yüzümü güldürmeyi başarmıştı."
Fotoğrafı düzeltip usulca konuşmaya devam etti.
"Ahmet, herkese ve her şeye değerdi. Bizimkisi öyle büyük bir aşktı."
Hüzünlü tavrı dikkatimi çekti. Sormak istedim. Ama üstüme düşmez diye vazgeçtim. Fazla uzatmadan toparlandı.
"Artık masaya geçelim mi?"
"Olur." deyip onu takip ettim. Dopdolu bir masayla karşılaştım. Bunları hangi ara yapmıştı? Neden bu kadar çok yapmıştı? Anlam veremedim. Şaşkınlığımı fark edince gülümsedi.
"Korkma! Hepsini tek başıma yemiyorum. Sıkıldıkça yemek yapıyorum. Hobi gibi bir şey. Yeni bir şeyler deniyorum. Tavsiye ederim. Çok rahatlıyor. Tek sorun, iki kişi için düzinelerce yemek çıkıyor. Onu da komşularla paylaşarak çözüyorum."
Vay be! Ne değişik hobileri vardı? Millet sıkılınca yemeğe sarıyordu. Ben uykuya dalıyordum. Bazen hiç yemek yapasım bile gelmiyordu. Çoğu zaman Cihangir'e devrediyordum. Şu anda resmen hayaller ve hayatlar yaşanıyordu.
"Çok iyi! Keşke ben de bu kadar istekli olabilsem. Bu böreği bile zar zor yapabildim."
"Kendine haksızlık etme. Hamilesin. Tabii ki zorlanacaksın." deyip börekten bir parça aldı. Tadına bakıp beğeniyle dudaklarını araladı.
"Harika olmuş. Yeteneğin var. Ama üzerinde durmak gerek. Daha güzel şeyler de yapabilirsin. Hatta sana yardım da edebilirim. Beraber yeni yeni tarifler deneriz."
Onun kadar istekli olamadım. Ama heyecanını da kırmadım.
"Süper fikir. Bir ara deneyelim." deyip yemeklerin tadına baktım. Hepsi de ayrı ayrı lezzetliydi. Benim böreğim bunun kıyısından dahi geçemezdi. Ciddi ciddi, Yakut'tan ders alsam iyi olacaktı. Bu işi hep Cihangir'e yıkacak değildim ya... Biraz da onun beğenisini toplamalıydım. Ne demişler? Erkeğin kalbine giden yol midesinden geçer. Belki de bu yolu denemeliydim. Kendi kendime buna gülüp durdum. Sonra nerede olduğumu hatırlayıp kendime geldim. Yakut, çayımı tazeleyip konuştu.
"Kaç yıldır evlisiniz?"
"Daha yeniyiz. Bir yıl bile olmadı."
"O zaman daha cicim aylarındasınız. Evliliğin en güzel zamanlarındasınız." deyip elbiseden çıkan göbeğime baktı. Gülüp sözlerini sürdürdü.
"Bebek planınızda var mıydı? Yoksa sürpriz mi oldu?"
"Hayatımın en güzel sürprizi oldu. Umarım size de böyle bir sürpriz nasip olur." dediğimde duraksadı. Yemeyi kesip arkasına yaslandı. Birden durgunlaştı. Yanlış bir şey demenin endişesini yaşadım.
"Seni üzecek bir şey mi dedim?"
Gülmeye çalıştı. Ama başaramadı.
"Sorun değil. Senin hiçbir hatan yok."
"Gerçekten iyi misin? Seni üzmek istemedim." dediğimde baş onayı verdi. Birkaç saniye sessiz kalıp öyle konuştu.
"Kendini suçlama lütfen. Seninle ilgili bir durum yok. Tamamen benimle alakalı. Uzun bir hikâyem var. İnan bana başını ağrıtmak istemem."
"Konuşmak iyi gelir. Seni dinlerim. Eğer istemiyorsan da anlayış gösteririm."
Gözlerini kaçırıp dudaklarını araladı.
"Ahmet'ten başka dertleşecek kimsem yok. Bazen içime atıp duruyorum. Sonrasında daralıyorum. Bunalıyorum Zenan. Çok bunalıyorum."
"Anlat Yakut. Anlat ki rahatla."
"Hakkımda yanlış düşünmeni istemem. Sonuçta tanışalı ne kadar oluyor ki... Seni de bunaltıp kaçırmak istemem."
"Kadın kadının derdinden anlar. Acın tamamen geçmez. Ama rahatlarsın." dediğimde sessizce baş onayı verdi. Hüznünü sesine yansıttı.
"Ben yetiştirme yurdunda büyüdüm Zenan. Ne bir ailem oldu ne de bir akrabam. Her şeyi tek başıma başarmaya çalıştım. Sandım ki sevgi boşluğunu kapatabilirim. Ama olmadı. En hassas noktam hâline geldi. Hep o noktadan yara aldım. Hep o noktadan hırpalandım. Sonra karşıma Ahmet çıktı. Yaralarımı sarıp yükümü hafifletmek istedi. Öyle güzel sevdi ki her şeyim hâline geldi. Dedim ki her şey çok güzel olacak. Bir ailem olacak. Onun annesi annem, babası babam olacak. Ama olmadı Zenan. Beni kabullenemediler. Ahmet'e yakıştıramadılar. Kimsesizliğimden vurup durdular."
Gözleri doldu. Zar zor suyundan bir yudum içti. Hüzünle onu izledim. Ne denir? Acısı nasıl dindirilir? Bilemedim. Tekrar konuşmaya başladı.
"Hiçbir şey hayalimdeki gibi olmadı. Ben de kaçtım. Hem Ahmet'ten hem de onlardan... Sonuçta bir adamı, sevdiği kadın ve ailesi arasında bırakamazdım. Ama Ahmet vazgeçmedi. Ben kaçtım o kovaladı. Bir de hamile olduğum ortaya çıkınca kaçacak yerim kalmadı. Yüzüme bakmayan insanlar, bebek için yüzüme baktı. Sanki o kötü günler hiç yaşanmamış gibi aralarına aldılar. İnandım. Bebeğimin her şeyi değiştirebileceğini sandım. Resmen gözümü boyadılar. Muhteşem bir düğün yaptılar. Her hâlinden belli olan sahte sevgiye boğdular."
Elini karnına götürdü. Sanki bebeği varmış gibi okşadı. Gözyaşları yanağına süzüldü.
"Bebeğimin her şeyi hazırdı Zenan. Günleri sayıyordum. O kadar mutluydum ki... Hiç olmadığım kadar mutlu ve huzurluydum."
Acısını hissedebildim. Ağlamamak için direndim. Korkuyla devamını bekledim.
"Bir kutlama yemeği vardı. Ona gidecektim. Yanımda Ahmet yoktu. Beni de Beril alacaktı. Beril de Ahmet'in kız kardeşi oluyor. Arabaya biner binmez, bir gariplik olduğunu anladım. Zil zurna sarhoştu. Buram buram alkol kokuyordu. İnmek istedim, izin vermedi. Kafa tamamen gitmişti. Ahmet'i arayacakken telefonu aldı. Camdan fırlattı. Sanki başka bir dünyadaydı. O kadar hızlı gidiyordu ki..."
Sertçe yutkundu. Karnına uzun uzun baktı. Gözyaşlarını silip elini geri çekti.
"Kaza oldu. Çok kötü bir kaza... Ben o kazada bebeğimi kaybettim. Beril yüzünden canımı kaybettim."
Duyduklarıma inanamadım. Gözlerimi irice açtım. Neler dinliyordum böyle? İnanması güçtü. Dehşet vericiydi. Ve bu onları yaşamıştı. Doğmamış evladını kaybetmişti. Bir günde hayallerini ve umutlarını kaybetmişti. Nasıl destek olacağımı bilemedim. Lafları ağzımda geveledim.
"Çok üzgünüm Yakut. Başın sağ olsun. Yaşadıkların çok zor." deyip elimi elinin üzerine koydum. Desteğimi hissettirmek istedim.
"Çok zor günler geçirdik. Hiç geçmeyecek bir acıyla yaşamayı öğrendik."
"Umarım bundan sonrası çok güzel olur. Tüm acılarını hafifletecek kadar güzel bir yaşamın olur."
"Umarım Zenan."
Gözyaşlarını silip ayağa kalktı.
"Hemen geliyorum. Tekrar kusura bakma. Seni de üzdüm."
Cevap veremeden çekip gitti. Hüzünle iç çektim. Yaşadıkları çok zordu. Düşünmesi bile korkunçtu. Onu yalnız bırakmanın iyi olacağını düşünüp oturduğum yerden kalktım. Kapının önünde Yakut ile karşılaştım.
"Ellerine sağlık. Her şey çok güzeldi."
"Afiyet olsun. Gidiyor musun?"
"Halletmem gereken birkaç iş var."
Sessizce başını salladı. Burukça gülümsedi. Dayanamayıp tekrar ona döndüm. Çaresizce dudaklarımı araladım.
"Sana kötü anılarını hatırlatmak istemem Yakut. Elimde olmadan seni üzdüm. Yani benimle görüşmek sana iyi gelmiyorsa anlayış gösteririm. Çünkü çok haklısın. Ne denir? Bilmiyorum ki... Benim hamileliğim..."
Lafımı devam ettiremedim. Öylece kaldım. Yakut gülümseyip dudaklarını araladı.
"Ben bu aşamayı çoktan geçtim . Benim sorunum kendimle alakalı. Hem hamile insanlar bana eskisi kadar acı vermiyor. Üstelik bebekleri ve çocukları çok seviyorum. Kızının teyzesi kadar seveceği bir insan olmayı da çok isterim. Bundan acı çekmem, mutluluk duyarım."
İç geçirip birkaç saniye duraksadı. Sanki bir şeyler düşündü. Çok geçmeden açığa çıkardı.
"O olaydan sonra bebek fikrini kendimi kapatmıştım. Bir daha aynı aşamadan geçmem diyordum. Ama Ahmet öyle güzel öyle inançlı konuşuyor ki... Belki cesaret edebilirim. Tekrar hamile kalabilirim. Düşük bir ihtimal gözüyle bakıyorlar. Ama hayat bu. Sürprizlerle dolu. Ya da bir çocuğun hayatına dokunabiliriz. Kimsesiz çocuğu bağrımıza basabiliriz. Annesi babası olabiliriz."
"Ne güzel düşünmüşsünüz. Her şey dilediğiniz gibi olsun."
Kapıyı açıp son kez ona baktım.
"Yine beklerim. Hep beklerim. Seninle vakit geçirmek güzeldi." dediğinde karşılık verdim.
"Seninle de öyle. Nasıl olsa ikimiz de evdeyiz. Sık sık bir araya geliriz."
"Çok iyi olur."
"Görüşürüz."
"Görüşürüz Zenan."
Eve girdiğimde ağır bir yükten kurtulmuşum gibi hissettim. Artık kendimi sıkmayı bıraktım. Sakladığım duyguları açığa bıraktım. Sessizce ağladım. Yakut için bebeği için... Yaşadığı şey o kadar zordu ki... Bir annenin yaşayabileceği en kötü şeydi. Ama Yakut güçlü bir kadındı. Dimdik ayaktaydı. Yalnızlığına rağmen sevgi doluydu. İnançlıydı. Belki de onunla arkadaş olabilirdim. Bu her ikimiz içinde iyi olabilirdi. Güçlük bir dostluk kurulabilirdi.
**************
Aynadaki yansımama bakıp dikkatli kendimi inceledim. Dalgalı saçlar, hafif bir makyaj ve kırmızı ruj... Emin olamayıp ruju tekrar sürdüm. Daha belirgin bir hâle getirdim. Cihangir'in parfümünü de sıkıp son kez kendime baktım. Ne çok abartı ne de çok sadeydi. Tam istediğim gibiydi. Gayet güzeldi. Saçımı düzeltip gülümsedim. İç sesimi dışarı yansıttım.
"Acaba Cihangir de beğenir mi ?"
Omuz silkip gülümsedim.
"Beğenmeme gibi bir tercihi yok."
Elimi göbeğime getirip okşadım.
"Biraz gezip dolaşmaya ne dersin?"
Gülüşümü genişlettim.
"Hadi itiraf edelim. Babayı özledik. Ama bunu babaya çaktırmayalım. Olur mu?" deyip saate baktım. Geç kalmamak adına ayağa kalktım. Börekleri de yanına alıp dışarı çıktım. Önceden ayarladığım taksiye bindim. Cihangir'in adresini verdim. Yol boyunca heyecanımla boğuştum. Sanki Cihangir'i hiç görmemiştim. Neyin heyecanıydı bu? Gören de sevgilisiyle buluşmaya giden liseli bir kız sanırdı. Öyle yoğun bir heyecandaydım. Araba durduğunda derin bir nefes alıverdim. Ücreti ödeyip hemen indim. Kendimden emin adımlarla ilerledim. Selam verenlere karşı gülümsedim. Kısa da olsa sohbet ettim. Ama Cihangir'e haber vermelerini istemedim. Güzel bir sürpriz yapmak istedim. Kapıyı çalma gereksinimi bile duymadım. Aniden açtım. Ama umduğumla bulduğum bir olmadı. Anında öfkeli sesi duyuldu.
"Rahatsız etmeyin demiştim."
Gözünü bilgisayardan ayırmadı. Kim olduğunu bile bakmadı. Yalandan öksürdüm. Yine de oralı olmadı. Kaşlarını çatıp dudaklarını araladı.
"Çıkabilirsin. Ne diyeceksen yarın konuşuruz. Bugün olmaz."
Bu kadarına dayanamadım. Hızla konuştum.
"Öyle olsun Cihangir! Geldiğim gibi gitmesini de bilirim."
Sesimi duyar duymaz, başını kaldırdı. Şaşkınca dudaklarını araladı.
"Zenan..."
Şaşkınlığı üzerinden atamadı. Ayağa kalkıp dikkatle bana baktı.
"Neden geldin?"
"Neden mi geldim?"
Soru karşısında sinirlendim. Ne biçim soruydu! Ben buraya geleceğim diye heyecandan heyecana koşmuştum. Ama beyefendinin umurunda bile değildi. Hoş geldin demek yerine neden geldiğimi sorguluyordu. Odunun vücut bulmuş hâliydi. Hatta kalasın tekiydi.
"Buraya gelmem rahatsız mı etti? Bilseydim gelmezdim Cihangir."
Alnını ovup bir şeyler geveledi. Sıkıntıyla iç geçirdi. Afallayış gösterdi.
"Öyle demek istemedim. Kafam tamamen gitti Zenan. İşler aklımı başımdan aldı."
Aklını başından alan iş değil de ben olmak isterdim. Ama neye niyet neye kısmetti? Bilerek cevap vermedim. Küskünce başka tarafa baktım. Yanıma kadar geldi.
"Küstün mü?"
"Gel buraya. "deyip sıkıca bana sarıldı. Kolları arasına aldı. Sesimi çıkarmadım. Başımı boynuna gömüp bir süre öyle kaldım.
"Kusura bakma. Bugün çok yoğunum. Saatlerdir işlerin başındayım."
"Belli! Mesajlarıma geri dönmedin. Ben de bir sürpriz yapayım dedim. Ama seni memnun edemedim."
Kolları arasından çıkıp gözlerinin içine baktım. Kırgınlığımı görsün istedim. Yanağımı okşayıp hafifçe bana doğru eğildi. Okşadığı yerlere küçük öpücüklerle donattı. Alnını alnıma yaslayıp fısıldadı.
"İyi ki geldin Zenan. Gerginliğin ortasına huzuru getirdin."
Gülümsedim. Söz oyunlarına başlanmıştı. Odunluktan sıyrılıp romantikliğe geçiş yapmıştı.
"Hiç inanmadım desem."
"Seve seve inandırırım desem." deyip dudaklarıma doğru eğildi. Dudağımın çevresine minik minik öpücükler bıraktı. Her biri yaktı. Yoğun bir etki bıraktı. Heyecanla yutkundum. Dudağıma ulaşsın istedim. Tutkuyla öpsün istedim. Ama dilediğimi değil istediğini yaptı. Bilerek tatlı bir işkenceye maruz bıraktı. Beni deli etmek istedi. Dayanamayacağımı düşündü. Dudağımın kenarında ustalıkla gezindi. Sabrımı sınadı. Her an dudaklarına kapanacak gibi oldum. Onu delicesine öpecek duruma geldim. Dudaklar arasında mesafe ihlali yaşanırken gülümsedim. Tutkuyla parlayan gözlere bakarak fısıldadım.
"Görünen o ki beni çok özlemişsin."
Bakışları dudaklarıma kaydı. Çapkınca bir gülüş attı.
"Sen de öyle gözüküyorsun. Hadi itiraf et. Seni öpmemi istiyorsun."
"Bilmem. Öyle mi istiyormuşum?"
Delicesini istiyordum. Kabul etsem, önce oyunlarıyla eğlenecek sonra öpecekti. Ama bu oyunun kazananı ben olmak istiyordum. Onu zora düşürmek istiyordum. Öpecekmiş gibi ona doğru uzandım. Cihangir zaferle gülümsedi.
"Yani seni öpmemi istiyorsun." deyip saçımla oynadı.
"Hadi itiraf et Zenan."
"İtiraf etmezsem ne yapacaksın? Öpmeyecek misin?"
"Aynen öyle yapacağım."
Alayla güldüm.
"İstiyorum Cihangir."
"İşte bu kadar!" deyip zafere ulaştığını sandı. Son anda hedefi değiştirip yanağından öptüm. Ruj izim yanağına çıkarken keyiflendim. Kendi oyununda onu yendim.
"Dudağından değil yanağından öpmek istiyordum."
Hayal kırıklığıyla bana baktı. Ardımdan söylendi.
"Alacağın olsun Zenan. Bilerek yaptın."
Duymazlıktan gelip ustalıkla ondan kaçındım. Masasına geçip börekleri çıkardım.
"Aç mısın?"
Böreği görünce gülümsedi.
"Bana mı yaptın?" dedi. Bildiğin hoşuna gitti. Omuz silkip cevap verdim.
"Hayır. Kendime yaptım."
"Hayır. Bana yaptın." deyip masaya yaklaştı. Elimden kapıp tadına baktı. Beğeniyle mırıldandı.
"Çok güzel olmuş. Yumuşacık ve lezzetli..."
"Afiyet olsun."
Gülüşü genişledi. Elimden tutup kışkırtıcı bir şekilde okşadı.
" Vay be! Bugünleri de mi görecektik? Ellerinle bana börekler açmışsın."
"Sana yapmadım dedim ya. Canım istedi. Kendime yaptım."
"Canım istese bana da yapmaz mıydın?" deyip kaşının teki yukarı kaldırdı.
"Bilmem. Onu o zaman düşünürüz."
"Bence yaparsın. Bu güzel ellerinle kocana börekler açarsın. Belki de ara ara böyle sürprizler yaparsın."
"Bu bakışlar pek hayırlı gibi durmuyor. Her gün isteyecekmiş gibi bakıyorsun." dediğimde kahkaha attı.
"Ne yalan söyleyeyim? Her gün yap her gün yerim."
Aklıma sabah yaşadığım eziyet geldi. Börek yapacağım diye neler çekmiştim? Tamam. Beğenmesine sevinmiştim. Ama her gün her gün istemezdi değil mi? Ben içimde bunları düşünürken o çoktan böreği yarılamıştı. Bir taraftan iştahla yiyor bir taraftan bana bakıyordu. Sözlerinin doğruluğunu kanıtlıyordu. Telaşla konuştum.
"Her gün olmaz. Midene yazık olur. "
"Sen benim midemi mi düşünüyorsun?"
Tabii ki de hayır! Seni değil kendimi düşünüyordum. Ama bunu ona belli etmedim. Zoraki gülümsedim.
"Evet. Tabii ki..."
Başını hızla iki yana salladı.
"Hiç inandırıcı değilsin. Sanki benim için değil de kendin için endişeleniyor gibisin."
Suratımı astığımı görünce gülümsedi.
"Şaka yapıyorum Zenan. Her gün hamur işi yiyemem. Hem seni de bu hâlinle yoramam. Canımız çektikçe anneme gideriz. O bize yapar. Çeşit çeşit güzel güzel..."
Sonlara doğru batırdı. Sinirle söylendim.
"Ne yani? Ben annen kadar güzel yapamıyorum muyum? O yüzden mi annene gitmek istiyorsun?"
Hayretle bana baktı.
"Öyle bir şey demedim."
Bakışlarımı görünce gülümsedi.
"Yine kendi bildiğini okuyorsun."
"Sana bir soru soracağım. Ama doğruyu söyleyeceksin. "deyip gözlerimi kıstım. Beni taklit edip gözlerini kıstı.
"Sor bakalım."
Gözlerimi ondan ayırmadan hızla dudaklarımı araladım.
"Annenin böreği mi? Yoksa benim böreğim mi? Hangisi daha güzel?"
Dikkatle onu inceledim. Ne tepki vereceğini bekledim. Önce duraksadı. Sonra gözlerimin içine baktı. Zoraki gülmeye çalıştı.
"Bir cevap verecek misin?"
"Anneminki de çok güzel. Seninki de öyle. Ayrım yapmamı bekleme."
Tavırları o kadar komikti ki gülmemek için kendimi zor tuttum. Yanlış yapmamak için ekstra çaba veriyordu.
"Bu bir cevap değil. Kaçıyorsun gibi geldi. İtiraf et."
"Ya sabır! Bu hamilelik hormonları ne garip bir şeymiş?" deyip yemeyi bir kenara bıraktı. İyice bana yaklaştı. Ellerimden tutup gözlerimin içine baktı.
"Seni yormak istemediğim için öyle söyledim. Yoksa bu eller bana hep yemek hazırlasın isterim. Yemeğe lezzet katsın isterim."
Ellerimden öpüp gülümsedi. Daha fazla surat asmadım. Küçük bir kahkaha attım.
"Şaka yapıyordum. Rahatla." deyip omzunu sıvazladım.
"Ne zaman ciddisin? Ne zaman şaka yapıyorsun? Gerçekten anlayamıyorum."
"Alışırsın."
"Şimdi bana müsaade et. İşleri hemen bitireyim. Daha erken çıkalım. Olur mu?" dediğinde sözüne uydum. Yanından uzaklaşıp koltuğa geçtim. Bir süre telefonda oyun oynadım. En üst seviyeye kadar çıktım. Sonra sosyal medyada takıldım. Kim? Kiminle? Nerede? Ne yapıyormuş? Öğrendim. Kimi zaman onlara imrendim. Ara ara Cihangir'i kontrol ettim. İşinin başından ayrılmadı. Bilgisayardan tıkır tıkır bir şeyler yazıp durdu. Zaman geçti ama Cihangir hep aynı şekilde kaldı. Sıkılıp odada bir tur attım. Çekmeceleri karıştırdım. İşime yarayacak bir şeyler aradım. Ama umduğumu bulamadım. Sıkıntıyla iç geçirip söylendim.
"Bu durum daha ne kadar sürecek?"
Usul usul Cihangir'e yaklaştım.
"Çok sıkıldım. Ne zaman bitecek?"
Başını bilgisayardan kaldırmadan cevap verdi.
"Biraz daha sabret."
Demesi kolaydı. Beklemeyi bir de bana sorsaydı.
"Cihangir... Çok ama çok sıkıldım." dediğimde bir anlığına bana baktı.
"Çok az kaldı. Sonra söz sendeyim." dedi. Yetişkinlerin çocukları kandırması gibi geldi. Bir annenin çocuğuna az kaldı deyip aslında uzun bir yolun kalması gibi hissettirdi. Söylene söylene, tekrar koltuğa geçtim. Bu sefer, dinlenmek amacıyla uzandım. Derin düşüncelere daldım. Konu sıkıntılı noktalara girince dayanamadım. Cihangir'e bir bakış attım. Artık işiyle değil de benimle ilgilensin istedim. Tekrar ayaklanıp gülümsedim. Hızla ona yaklaştım. Masasına oturup bacak bacak üstüne attım. Ancak bu hamlemle dikkatini çekebildim. Beni baştan aşağı süzdü. Bakışlarıyla delip geçti. Son durağı gözlerim oldu. Sorgularcasına kısık gözlerle bana baktı. Gülüşümü genişlettim. Cilveli bir tavır takınarak konuştum.
"Biraz da benimle ilgilensen diyorum."
Arkasına yaslanıp tebessüm etti. İçli bir şekilde adımı fısıldadı.
"Ah Zenan!"
"Ah!"
Kışkırtıcı bir şekilde ona baktım. Tüm ilgisini üzerime çekmeye çalıştım.
"Bence bugünlük işin bitti." deyip göz kırptım.
"Çok fenasın Zenan."
Sandalyesine bana doğru çekti. Sınır bırakmadı. Sınırları zorladı. Her türlü yanlışa düşeceğimiz bir pozisyonda bıraktı. Tutku her zerreme işledi. Aklımı mantığımı kenara ittirdi. Hızla nefes alıp verdim. Dikkatle Cihangir'i izledim. Gözlerini gözlerimden ayırmadı. Elbisemi yukarı doğru kıvırdı. Bacaklarımı açığa çıkardı. İtiraz etmedim. Gözlerimle izin verdim. Belki de bu gözlerde elanın en koyu tonuyla denk geldim. Bacağımı nazikçe okşadı. Yavaş yavaş, yukarıya doğru yol aldı. Elimde olmadan titredim. Adını fısıldadım.
"Cihangir..."
Kalbimi hiç olmadığı kadar hızlı attırdı. İstemsizce gözlerimi kapattım. İnlememek için kendimi zor tuttum. Alt dudağımı dişlerimin arasına aldım. Bir tutku rüzgârına kapıldım. Bildiğin alev aldım. Gözlerimi yavaşça araladım. Onunla göz göze geldim. Ne zamandır beni izliyor? Kestiremedim. Bu bakışma çok kısa sürdü. Başını bacaklarıma gömdü. Dudakları tenime temas etti. Bacağıma küçük küçük öpücükler bıraktı. Aşağıdan yukarıya doğru yakıcı bir etki bıraktı. Sonunda dayanamayıp inledim. Elimi başına götürdüm. Saçlarını okşadım. Bazen de çekiştirdim. Onu da kendim gibi inlettim. Son bir öpücük daha bırakıp geri çekildi. Boğukça konuştu.
"Hiç istemesem de işe dönmeliyim."
Hayal kırıklığı ile ona baktım.
"Cihangir!"
Beni bu durumda bırakıp işine dönemezdi. Dönmemeliydi.
"Yemin ederim çok az kaldı. En fazla 10 dakika daha buradayım." deyip beni böylece bıraktı. Tekrar bilgisayarına döndü. Değişim hızına hayret ettim. O bilgisayarı gözlerinin önünde kırmak istedim. Bağırıp çağırmak isterken sakinleşmeye çalıştım. Ama ona baktıkça bu işte zorlandım. O da benim gibi zor duruma düşsün istedim. Küçük oyunlarımla onu alt etmek istedim. Küskünce söylendim.
"Demek işin benden önce geliyor. Önceliğin o oluyor."
"Hayır. Bilerek işi hemen bitirmek istiyorum ki... Sana daha çok vakit ayırabileyim."
"Bugüne şart değildi. Yarına ertelesen olmaz mı?"
"Yarın sunum günü. Maalesef bugün de son gün." dediğinde derin bir iç geçirdim. Ama içimdeki şeytana söz geçiremedim. Cihangir ile uğraşmak istedim. Parmağımla elinden koluna doğru çıktım. Nazikçe okşadım. Anlık baktı. Tebessüm etti.
"Yapma Zenan. Şimdi sırası değil." deyip tekrar önüne döndü. Kalemlerinden birini alıp eline kalp çizdim. Elindeki kalbe bakıp söylendi.
"Şımarık bir çocuk gibisin. Bana izin vermelisin."
İstediğini yapmadım. Masada oturmaya devam ettim. Yüzüne doğru eğilip yanağından öptüm. Hep aynı şeyleri tekrarlayıp durdu.
"İnan bana. Çok az kaldı."
Umursamadım. Saçıyla oynadım. Onu rahatsız etmek adına her şeyi yaptım. Parmağımı yüzünde gezdirdim. Burnunda, dudaklarında ve çenesinde... Bilerek oyalandım. Onu tatlı bir işkenceye maruz bıraktım. Uyarıcı bir sesle adımı söyledi.
"Zenan!"
Duymamış gibi yaptım. Biraz daha ona doğru eğildim. Tekrar kışkırtıcı öpücüklerimi sunacakken bana engel oldu. Bilgisayarını kenara ittirip hızla konuştu.
"Mahvettin beni Zenan. Yaktın beni."
Sesini yükseltti.
"İstediğin gibi olsun. Artık tüm ilgim sende." deyip hızla beni kendine doğru çekti. Ne olduğunu anlamadan kendimi onun kucağında buldum. Heyecanla konuştum.
"Cihangir..."
"Hiç Cihangir deme. Baştan düşünecektin." deyip hızla dudaklarıma kapandı. Sertçe tutkuyla öpmeye başladı. Dudaklarımda hakimiyeti sağladı. Heyecanla ona karşılık vermeye başladım. Tutkumu tutkusuna ortak ettim. Ellerimi boynuna sarıp saçlarını çekiştirdim. İnleyişlerimiz birbirine karışırken bacaklarını okşadı. Elini elbisemin içine sokup yukarılara çıktı. Sanki her bir yeri kendine ait kıldı. Kimi zaman okşadı kimi zaman sıktı. Nefes nefese dudaklarından ayrıldım. Onu ne hâle getirdiğimi gördüm. Rujum dudağına dağılmıştı. Kıpkırmızı olmuştu. Tutkuyla bir bütün olmuştu.
"Nereye?" deyip göz kırptı. Cevap vermemi beklemeden konuştu.
"Hiçbir yere gitmene izin vermem."
Tekrar dudaklarıma kapandı. Daha da sert öpmeye başladı. Bir taraftan da bedenimdeki gezintisini sürdürdü. Kısık kısık inledim. Hiç istemesem de dudaklarından kopup konuştum.
"C-Cihangir... Durmalısın."
Başını iki yana salladı. Gözleri tutkuyla parladı. Saçımı yan tarafa atıp boynumu açığa çıkardı. Boynuma doğru gömüldü. Boğukça konuştu.
"Yine benim parfümü sıkmışsın." deyip kokuyu içine çekti.
"Kokusunu seviyorum." dedim.
"Ben de seviyorum. Ama en çok senin teninde seviyorum. Kendi kokumu sen de bulmayı seviyorum." deyip boynuma küçük öpücükler kondurdu. Dil ve diş darbeleri eklendiğinde kendimi tutamadım. Arsızca inledim.
"Hiştt!"
"Cihangir..."
Oralı olmadı. Boynumda oyalanmaya devam etti. Cihangir'i boynumdan uzaklaştırdım. Hızla dudaklarına kapandım. Hakimiyeti kendimde tuttum. Arada öpücüklerime ısırıklar da ekledim. Dil ve diş darbelerimle onu inlettim. İstemeye istemeye dudaklarından koptum. Gözlerini dudaklarımdan ayırmadı. İştahla baktı. Sanki tekrar öpmek ister gibi davrandı.
"Sen nasıl bir kadınsın Zenan? Yaktın geçtin."
Dudaklarıma eğildiğinde hızla yüzümü yan tarafa çevirdim.
"Daha fazla devam edemeyiz. Çok yanlış yerdeyiz." deyip kucağından inmek istedim. Belimdeki kollarını gevşetti.
"Haklısın." deyip alnıma bir öpücük bıraktı. Beni serbest bıraktı. Hızla kucağından indim. İner inmez, hiç istemeyeceğim bir şey oldu. Odanın kapısı dan diye açıldı. Merakla kapıya baktığımda genç bir adamın karşımızda olduğunu gördüm. Şaşkınca bize baktı. Önce bana sonra Cihangir'e... Bakışlarımı Cihangir'e çevirince yerin dibine girdim.
Yüzü ve dudakları, rujumdan nasibini almıştı. Resmen ne halt yediğimizi ortaya çıkarmıştı. Kendime değinmek bile istemiyordum. Rezilliğin dibine varmıştık. Telaş ve korku arasında gidip gelirken Cihangir'in sesini duydum.
"Kapıyı çalmadan ne diye giriyorsun lan? Dan diye girilir mi?"
Adam Cihangir'e bakıp bakıp sırıttı. Cihangir dişlerini sıkarak konuştu.
"Anıl!"
"Pardon böldüm. Hemen çıkıyorum."
"Çık git lan! Hem de hemen!" dediğinde son kez Cihangir'e bakıp çıktı. Utançtan kırmızının tüm renklerine girerken Cihangir söylenmeye devam etti.
"Şerefsiz! Bir de sırıtıyordu."
"Ama ben ona bunun hesabını sorarım. Gereksiz herif!"
"Rezil olduk Cihangir. Çok pis rezil olduk." deyip lavaboya kaçtım. Hemen ardımdan geldi. Aynanın karşısına geçip gerçekle yüz yüze geldik. Cihangir gözlerini irice açtı. Hayretle kendine baktı.
"Bu ne lan?"
"Her yere imzanı atmışsın Zenan."
Hâlimize güleyim mi? Yoksa ağlayım mı ? Bilemedim. Benim durumum ondan iyiydi. Saçım başım birbirine girmiş. Rujum dağılmıştı. Biraz da boynum kızarmıştı. Ama Cihangir fenaydı.
"Palyaço gibi olmuşum. Kırmızı kırmızı..."
Bir süreden sonra dayanamadım. Kahkaha attım.
" Her yerimi damgalamışsın. Bir de gülüyorsun."
"Çok komik gözüküyorsun."
"Sen de pek farksız sayılmazsın." deyip güldü. Yüzünü bol bol suyla yıkayıp kuruladı. Tutkunun izlerinden arındı. Sıra bana geldiğinde kenara çekilip beni izledi. Dağılan ruju temizleyip yeniden sürdüm. Cihangir anında konuştu.
"Hiç ders almamışsın. Yine sürüyorsun kırmızıları."
"Ne o? Yoksa yine mi öpmek istiyorsun?"
"Evet ama burada değil." deyip güldü. Onunla beraber hem güldüm hem de endişelendim.
"Rezil olduk Cihangir. Ve hâlâ gülebiliyoruz."
"Rezil olunacak bir durum yok." dediğinde hayretle ona baktım.
"Nasıl bu kadar rahat olabilirsin? Adam bildiğin alay edip gitti."
"Endişe edilecek bir adam değil. Arkadaşım. Yabancı biri değil."
"Arkadaşınla böyle tanışmayı ummazdım."
"Merak etme. Tüm gördüklerini gözünden sileceğim. Zaten balık hafızalıdır. Hemen unutacaktır." deyip elini bana uzattı.
"Artık evimize gidelim."
"İşin bitti mi de?"
"Bitsin veya bitmesin artık burada duramam." dediğinde elinden sıkıca tuttum. El ele şirketten çıktık. Yol boyunca yaşadıklarımızı düşünüp heyecanlandım. O anların kesinlikle şirketle sınırlı kalmayacağını anladım. Evde de devamı gelecekti. Evin atmosferi de bundan etkilenecekti. Bu hayalim evin önüne gelmemizle son buldu. Kapının önünde ağabeyimin arabasını buldum. Cihangir merakla konuştu.
"Civan'ın arabası değil mi o?"
"Evet."
"Bize mi gelecekti?"
"Öyle bir şey konuşmamıştık." deyip arabadan indim. Eve iyice yaklaştım. Ağabeyimi telefonuyla uğraşırken buldum.
"Ağabey..."diye seslendim. Telefonu bırakıp bana döndü.
"Ben de tam seni arıyordum."
"Geleceğinden haberim yoktu."
Gülümseyip sıkıca sarıldı.
"Hem seni merak ettim hem de böreklerin tadına bakayım dedim."
Yakınlaşma hayallerim suya düşerken gülmeye çalıştım. Önce ağabeyime sonra memnuniyetsizce ona bakan Cihangir'e baktım. Bu akşamın oldukça uzun geçeceğini anladım.
-Bölüm Sonu -
Bölüm nasıldı?
Umarım güzel olmuştur. Yeni bölümde görüşünceye kadar sevgiyle sağlıcakla kalın ♥️