Yıllar önce, böyle bir duruma düşeceğimi söyleseler güler geçerdim. Olacağına imkân vermezdim. Ama şimdi görüyordum ki bu dünyada imkânsız diye bir şey yoktu. Ummadığın ne varsa bir anda seni bulurdu. Benim hayatım da aynen böyle olmuştu. Ummadığım bir anda ummadığım şeyler olmuştu. Hayatım bir anda tepetaklak olmuştu. Ailemin evinde yabancı biri olmuştum. Sanki ne ev benim evim olmuştu ne de ailem benim olmuştu. Hepsi bir olup yıkıcı bir etki oluşturmuştu. Oysa bu evde yıllarım geçmişti. Neşem, heyecanım ve acılarım , hep burada yaşanmıştı. Hemen karşıdaki masada koyu sohbete girişmiş, pazar kahvaltıları yapmıştık. Efsun ile şakalaşmış, çoğu zaman saçmalamıştık. Ama şimdi istenilmeyen bir yerde istenilmeyen bir konumdaydım. Bu yaptığım şey, kendime acımak değildi. Zaten en son acıyacağım kişi kendimdi. Sadece bazı şeylerin farkındaydım. Ben buraya acılarımı deşmeye gelmemiştim. Niyetim, ne kendimi suçlamak ne de böyle yaparak hayatımı mahvetmekti. Biliyordum. Benim buraya gelmemde bir amaç vardı. Her şeyin başladığı yere boş yere geri dönmemiştim. Her şey burada başlamış. Burada sona erecekti. Gereken yapılacak, tüm yüzleşmeler gerçekleşecekti. Buradan tüm kötü duygulardan arınıp gidecektim. Kendime verdiğim sözü yerine getirecektim. Bunun farkındalığıyla hafifçe yan tarafa döndüm. Gergince oturan Cihangir'e baktım. Geldiğimiz durumu düşündükçe hüzünle iç geçirdim. Cihangir ve Zenan... Asla yan yana gelmeyecek iki isim gibi duruyordu. Kırk yıl düşünsem olmaz dediğim şey, tam anlamıyla Cihangir oluyordu. Yıllar önce ikimizi asla yan yana düşünemezdim. Üstelik böyle bir konumda asla! Ama şimdi yan yana aynı saftaydık. Haberi olmasa da garip bir çekime maruz kalmış durumdaydım. Aslında bir savaştaydım. İnsanlarla, kendimle ve duygularımla... Bu savaşı kazanırsam her şeye ulaşacaktım. En önemlisi, Cihangir'e ulaşacaktım. İçimden heyecanla konuştum.
Yolun başında ateşten gömleğimi giydim. Zorlukları aşmayı yemin bildim. Bile bile buraya kadar geldim. İsterlerse kabul etmesinler. İsterlerse işi yokuşa sürüklesinler. Amacıma ulaşmadan buradan gitmeyeceğim. Ne olursa olsun direneceğim. Ya kazanacağım ya kazanacağım. Başka yolu yok.
Annemin bakışları, babamın kaçışı ve ortamdaki sert hava... Sanki sonumu getirmeye yeminli oldu. Yine de çabalamaktan vazgeçmedim. Bebeğim ve Cihangir için gücümü korumaya yemin ettim. Zar zor anneme baktım. Göz göze geldiğimizde acısını yakaladım. Hüznünde ve öfkesinde sarsıldım. Alışık olmadığım durumda zorlandım. Evet! Bu durumu alışık değildim. Çünkü bu evde her zaman prenses gibi muamele görmüştüm. Annemin sevgisiyle büyümüştüm. Şimdi bu bakışlar canımı acıtacak kadar yabancıydı.
"Anne..."diyebildim. Devamını getiremedim. Öyle yaralı öyle acılı baktı ki kendi acısını üzerime bıraktı. Tüm olanlara rağmen verdiğim sözü tutmak istedim. Yanına gittim. Önüne oturdum. Ellerinden sıkıca tuttum. Küçük bir kız çocuğu gibi ona sığındım. Gözlerinde şefkat ve merhamet kırıntısı aradım. Ama bugüne kadar görmediğim şeyle karşılaştım. Anneme baktıkça dipsiz bir karanlığa çekildim. Sonunu bilmediğim bir yere vardım.
"Özür dilerim."
Cevap vermedi. Sustu. O sustukça ben konuştum.
"Özür dilerim anne. Böyle olsun istemezdim. Seni böyle üzmek istemezdim. Yemin ederim. Bu durumu yaşamanı istemezdim."
Gözleri doldu. Elimi sertçe boşluğa bıraktı. Aniden bağırmaya başladı.
"Yazıklar olsun! Yazık olsun sana Zenan! Ben seni bugünler için mi büyüttüm? Bana bunu yap mı diye büyüttüm? Ama en büyük suç benim. Kızıma neyin doğru neyin yanlış olduğunu gösterememişim. Onunla baş edememişim. Şımarık biri olup çıkıvermiş."
Hangi evlat annesinden bunları duymak isterdi ki? Üstelik evli olduğu adamın yanında...
"Anne lütfen bir dinle. Açıklamama izin ver."
"Bana anne deme. Şimdi mi annen olduğum aklına geldi? Beni yok sayarken de annen miydim? Benden habersiz nikâh kıyarken de annen miydim?"
Tepkisinde haklıydı. Şimdi ne desem boşunaydı. Ne acısı hafifleyecekti ne de öfkesi sönecekti. Zaten böyle bir tepki alacağımı biliyordum. Bile bile buraya gelmiştim. Kendimi affettirmek için gelmiştim. Amacıma ulaşmadan gitmeyecektim. İsterse kızsın. İsterse öfkesini kussun. Çocuğuma iyi bir gelecek vermek için elimden gelen her şeyi yapacaktım.
"Ne desen haklısın. Sana bakmaya yüzüm yok. Gerçekten çok üzgünüm. Bunu yaşattığım için..."
Kendimi açıklamama fırsat vermedi. Konuşmamı tamamlamadan yanımdan çekip gitti. Başka bir odaya girdi. Ağabeyim de hemen arkasından gitti. Sessizce bizi izleyen Cihangir'e döndüm. Rahatsızlığını fark ettim. Sanki gerilim filmi izliyor gibiydi. Hoşnutsuzdu. Her an bir şey diyecekmiş gibiydi. Beni götürmek isteyeceğinden çekindim. Ondan önce ben konuşmak istedim.
"Beni dışarıda bekler misin?"
Sorum karşısında şaşırdı.
"Emin misin?"
"Yalnız kalsak daha iyi olacak. Önce kendi içimizde halletmemiz gerekiyor."
Gitmek istemiyordu. Her hâlinden belliydi. Ama şu an, en doğru karar gitmesiydi. Bizi yalnız bırakmasıydı.
"Tamam. Kapının önündeyim. Bir şey olursa..."
O söylemeden ben tamamladım.
"Seni ararım."
Baş onayı verip son kez bana baktı. Sanki gidip gitmemek konusunda kararsız kaldı. Zoraki tebessüm ettim. Güven vermek istedim. Neyse ki zorlamadı. Hızla evden çıktı. Ben de kendi içimde zoru başardım. Tekrar annemin yanına gitme cesaretine ulaştım. Kapının önüne kadar geldim. Ama hemen içeri giremedim. Sessiz kalıp onların konuşmasını dinledim.
"Kardeşine böyle mi sahip çıktın Civan? Emanete böyle mi sahip çıktın? Ben yanında sen varsın diye güvende sandım. Kardeşini kollarsın sandım. Ama olana bak. Kızım evlenmiş olarak dönüyor. Ne annesini ne de babasını sayıyor. Bu gücü nereden buluyor? Senden mi buluyor? Siz ikiniz bir olup yüreğime indirmek mi istiyorsunuz?"
"Allah korusun anne. O nasıl söz? Böyle konuşma. Beni de kendini de üzme. Ben sana her şeyi baştan sona anlatayım. Bir dinle."
"Neyini dinleyeyim? Ne söylersen söyle. Yüreğimdeki acı hafifler mi sanırsın? Ben kızımı telli duvaklı gelin etmek isterdim. Her şey geleneğimize uygun olsun isterdim. Ama onun yaptığına bak. Annenin babanın izni olmadan evlenildiği nerede görülmüş? Bu yaptığıyla hem beni hem de babasını çiğnedi. Bizi yok saydı. Sen de buna izin verdin. Senden yüz buldu. Kardeşine sahip çıksaydın, onlara engel olsaydın bu duruma düşmeyecektik."
Dayanamayıp içeri girdim. Annem konuşmayı kesip duraksadı. Gözlerini irice açtı. Beni baştan aşağı süzdü. İyice ona doğru yaklaştım. Tam önünde durup dikkatle gözlerine baktım. Zorlu bir sınavı başlattım. Hızla dudaklarımı araladım.
"Ne olursa olsun susmayacağım. Sana kendimi anlatacağım. Ne kadar şaşkın ne kadar kırgın olduğunu görebiliyorum. Haklı olarak neden böyle bir şeyin yaşandığını merak ediyorsun. Cihangir'i merak ediyorsun."
Bir şey desin diye bekledim. Ama beklediğimi vermedi. Konuşmak için bekledi. Zorlu konuşmanın devamını getirdim.
"Bu olay bir anda gelişmedi. Cihangir ile bir geçmişimiz vardı. Sonra ayrıldık. Aramızdaki her şeyi bitirdiğimi sanıp ağabeyimin yanına gittim. Ama umduğumla bulduğum bir olmadı. Cihangir tekrar karşıma çıktı. Bitti sandığım ne varsa tekrar başladı. Duygularımıza karşı koyamadık. Mantığımızı alt etti. Hızlı bir karar verdik."
"Gelip seni isteseydi karşı mı çıkacaktık? Engel mi olacaktık? Her şeyi usulüne göre yapmak bu kadar mı zordu? Ama sen kafana eseni yaptın. Bir ömürlük kararı çabucak verdin."
"Ne desen haklısın. Hatalıyız. Ani heyecanın ani kararın kurbanıyız. Zaten buraya da bunu telafi etmek ve sizden af dilemek için geldik."
"Bu adamı tanımıyorum. Doğru mu? Yanlış mı? Bilmiyorum. Hiç tanımadığım adam aniden damadım oluyor. Bu nasıl iş Zenan?"
"Size söylemeden böyle bir işe girişmem hataydı. Ama Cihangir bu hatanın içinde yer almıyor. O benim için en doğru insan. Çok iyi bir adam. Bunu sen de göreceksin anne. Ne kadar doğru bir adamla evlendiğimi göreceksin."
Ona doğru eğildim. Ellerinden sıkıca tuttum.
"Özür dilerim. Hayalindeki gibi biri olamadım. Hiçbir zaman gurur kaynağın olamadım. Hep yanlış yaptım. Seni kırıp döktüm. Artık böyle biri olmak istemiyorum. Yanlışlarımı telafi etmek istiyorum. Lütfen anne! Lütfen bana izin ver. Bana bir şans ver. Affet. Yanımda ol. Mutluluğumu paylaş. En büyük desteğim sen ol. Ben de hayallerini yaşatayım. İyi bir evlat olayım." deyip elinden öptüm. İç geçirip usulca konuştu.
"Bana anlatmadığın bir şey var. Bir şey saklıyorsun. Oturmayan bir şey var."
Elini başına götürdü. Halsizce söylendi.
"Allah'ım sen aklıma mukayyet ol."
Başımı yere eğdim. Çenemden tutup sertçe kaldırdı.
"Yüzüme bak Zenan. Her zaman cesurdun ya... Yine cesur ol. Neden evlendin? Gerçeği söyle! Ne halt yediğini söyle."
Zorlukla gözlerine baktım. Çaresizce fısıldadım.
"Özür dilerim. Ben..."
Yüzüm ani bir acıyla sarsıldı. Hızla yan tarafa düştü. Ne olduğunu anlayamadım. Afalladım. Elimi yüzüme götürdüm. Şaşkınca anneme baktım. İdrak etmek istemedim. Ama gerçeğimden kaçamadım. Gözlerim doldu. Ağabeyim hızla aramıza girdi. Anneme engel olmak istedi.
"Anne yapma. Sakin ol."
"Önümden çekil Civan." deyip ağabeyimi ittirdi. Acı dolu bakışlarını üzerimde gezdirdi. Gözlerinin son durağı karnım oldu. Bir damla yaş yanağına süzüldü.
"Anne oluyorsun."
Gözyaşları akmaya devam etti.
"Hamilelik haberini böyle mi alacaktım? Bu şekilde mi alacaktım?"
Yüzüme doğru bağırdı.
"Sen ailemizin en büyük hayal kırıklığısın Zenan."
Sözleriyle yıkıp geçti. Kendi sıkmam fayda etmedi. Gözyaşım yanağıma süzüldü. Ağabeyim bana doğru döndü. Elini omzuma attı. Hafifçe sıvazladı.
"Anne, bu kadar kırıcı olma. Onun durumu da kötü. Lütfen daha fazla birbirinizi üzmeyin. Pişman olacağınız laflar etmeyin."
Ağabeyimin dalgınlığından faydalanıp tekrar anneme yaklaştım. Herkese ve her şeye inat ona sarıldım. Bir yere kaçmasın diye, sıkıca kollarımla sardım. Kulağına yaklaşıp fısıldadım.
"Evet hamileyim. Ama çok tecrübesizim. Korkuyorum anne. Çok korkuyorum. Ona karşı yanlış bir şey yapmaktan korkuyorum. Yardımına ihtiyacım var. Desteğine ihtiyacım var. Lütfen beni sensiz bırakma. Torununu yalnız bırakma. Hep yanımızda ol. Sevginle ve şefkatinle bizimle ol."
Hep yaptığı gibi saçımı okşasın istedim. Desteğini ve sevgisini hissetmek istedim. Ama gördüğüm tek şey, sarsıcı bir soğuk oldu. Duygularım da onunla beraber buz kesti. Benden kopmak istedi. Kollarımdan kayıp gitmek istedi. İnadına bırakmadım. İyice sıktım. Ona varlığımı hatırlatmak için çabaladım. Bu sefer de ağabeyimin gücüne maruz kaldım.
"Bırak Zenan. Bu kadar zorlama."
Bizi ayırmaya çalıştı. Gücü karşısında daha fazla dayanamadım. Hızla annemden kopuverdim. Ağabeyim beni yanına çekti. Usulca konuştu.
"İlk günden bu kadar zorlama. Anneme de babama da biraz zaman ver. Geri kalanını bana bırak."
"Gidemem. Böylece gidemem ki..."
Yüzümü avuçları arasına aldı. Gözlerimin içine baktı.
"Burada durursun daha çok üzüleceksin. Şu anda ne dediğinin farkında değil. Çok öfkeli. Böyle yaparsan işleri daha da kötüleştirirsin. Sana söz veriyorum. Annemle aranı düzelteceğim. Ama bana biraz zaman ver. Her şeyi düzelteyim sonra sana haber vereyim. Olur mu?"
Gitmeye gönlüm razı gelmedi. Ama hem ağabeyimin sözleri hem de annemin durumu, beni gitmeye mecbur bıraktı. Çaresizce kabullendim.
"Beni habersiz bırakma."
"Merak etme." deyip koluma girdi. Dış kapıya kadar benimle beraber yürüdü. Çıkıp gidecekken durdurdu. Beklemediğim bir şey yaptı. Sıkıca sarıldı. Sevgi ve şefkat ihtiyacımı karşıladı. Saçlarımı okşayıp fısıldadı.
"Burayı düşünüp canını sıkma. Her şey düzelecek. Benden haber bekle."
"Teşekkür ederim ağabey." deyip kollarından ayrıldım. Minnettarlıkla gülümsedim. Sessizce vedalaştık. Bakışlarla, tebessümle ve inançla... Önüme dönüp bir yabancı gibi evimden çıktım. Temiz havayı içime çekip Cihangir'e baktım. Arabasına yaslanmış derin düşüncelere dalmıştı. Ağır adımlarla ona yaklaştım. Beni fark edince hızla yanıma geldi. Meraklı bakışları etrafımı sardı. Önce bana sonra eve doğru baktı. Bakışları uzun süre arkada kaldı. Merakla arkama döndüm. Ağabeyimi, kapının önünde bize bakarken buldum. Cihangir tedirgince konuştu.
"Ne oldu? Nasıl geçti?"
Hüzünle tebessüm ettim.
"Maalesef durum aynı. Annemin öfkesi geçecek gibi değil."
"İstersen ben konuşayım."
"İşe yaramaz. Şimdi hiç zamanı değil." dediğimde ne olduğunu anlamadan hareketlendi. Hızla eve doğru yürüdü. Arkasından seslendim. Fayda etmedi. Ağabeyimin yanına gitti. Uzaktan onları seyrettim. Seslerini duymak mümkün olmadı. Ancak öfke dolu bakışlarını ve sıkıntılı tavırlarını görebildim. Sanki usulca kavgaya giriştiler. Çok uzatmadan Cihangir yanıma geldi. Hiçbir şey demeden koluma girdi. Ön koltuğa oturtup emniyet kemerimi taktı.
"Ne konuştunuz?"
"Önemli bir şey değil. Her zamanki konular."
"Sanki kavga ediyor gibiydiniz."
"Yanlış anlamışsın. Öyle bir şey yok." deyip kapıyı kapattı. Şoför koltuğuna geçip bana baktı. Elini elimin üzerine koyup dudaklarını araladı.
"Her şey düzelecek. Bu sıkıntılı günler geride kalacak."
Usulca başımı salladım.
"Belki de zaman her şeyin ilacı olur."
"Olacak. Her şey yolunu bulacak."
"Şimdi ne yapacağız?"
"Bizim otele geçeriz. Biraz dinleniriz." dediğinde hızla ona karşı çıktım.
"Sizinkilerle de görüşelim. Hepsi bir günde çıksın. Yoksa düşünmekten kafayı yerim."
Tereddütle beni inceledi. Sanki karar verme konusunda güçlük çekti. Saniyelik sürecin ardından onaylamazcasına başını iki yana salladı.
"Olmaz Zenan. Bir günde iki yüzleşme ağır gelir. Yarını bekleyelim."
"Anlamıyorsun. Eğer görüşmezsek daha kötü olurum. Bir an önce bu şey bitsin istiyorum. Kabul etmeyeceklerse bile haberleri olsun. Biz de bu ağır yükten kurtulalım istiyorum." dediğimde derin bir iç geçirdi. İkna olacağını hissettim. Hızla konuşmaya devam ettim.
"Lütfen Cihangir. Bu işkenceyi beraber bitirelim."
"Tamam. Ama seni üzecek en ufak şeyde bu görüşmeyi sonlandırırım. Daha fazla yorulmana izin vermem. Anlaştık mı?"
Anlık tebessüm ettim.
"Anlaştık." dediğimde arabayı çalıştırdı. Heyecanımı yok saymaya çalışıp gücümü korumaya uğraştım. Acımı da hüznü de bir kenara koyup yeni bir yüzleşme için hazırlandım. Ne olursa olsun, bebeğim için güçlü olacaktım. Evet. Biliyorum. Hiç kolay olmayacaktı. Kabul görmeyecektim. Ebru'dan sonra istenilmeyecektim. Ama yine de kendimi ezdirmeyecektim. Gücümün son damlasına kadar savaşacaktım. Kararlılıkla içimden kendimi onayladım. Arkama yaslanıp dışarıya baktım. Bizim mahalleden çıkıp başka bir yola saptık. Daha sakin bir yere doğru yol aldık. Lüks evlerin arasından ilerledik. Bizim evin iki katı büyüklüğündeki lüks bir evin önünde durduk. İnmeden önce bana doğru döndü.
"İyi misin?"
"Evet. Gayet iyiyim."
"Hiçbir şey için geç değil. İstersen hemen şimdi buradan çekip gidebiliriz."
"Merak etme. İyiyim. Bu işi hemen bitirelim." dediğimde diyecek bir şey bulamadı. Arabadan inip kapımı açtı. Güven veren ellerini bana doğru uzattı. Sıkıca elinden tuttum. El ele kapının önüne kadar geldik. Dikkatle eve bakarken Cihangir'in sesini duydum.
"Evine hoş geldin."
Nasıl tepki vereceğimi bilemedim. Kalbimde bir hareketlilik yaşandı. Engelleyemediğim duygularım açığa çıktı. Heyecanla tebessüm ettim. Önüme dönüp tekrar eve baktım. Burası gerçekten de evim olacak mıydı? Her şeye rağmen kucak açacaklar mıydı? İmkânsızı dilemek gibiydi. Ama düşüncesi bile mükemmeldi. Kim istemezdi ki? Bebeğim için böyle bir ortama hayır diyemezdim. Sevileceği ve seveceği bir ortamda büyüsün isterdim. Tüm amacım buna yönelikti. Cihangir kapıyı çaldığı vakit, derin bir nefes alıp verdim. Elini daha da sıkıp ondan güç almaya çalıştım. Çok beklemeden kapı açıldı. Kapıyı genç bir kadın açtı. Şaşkınca önce bana sonra Cihangir'e baktı. Ne yapacağını bilemedi. Afalladı.
"Cihangir Bey..."
"Geçmemize izin verecek misin?"
Ufak bir tebessüm edip konuştu.
"Kusura bakmayın. Hoş geldiniz."
"Hoş bulduk Esma. Bizimkiler evde mi?"
"İçerdeler." deyip kapıyı sonuna kadar açtı. İçimden bildiğim tüm duaları okuyup içeri girdim. Bambaşka bir havaya bambaşka bir yuvaya geçiş yaptım.
"İsterseniz hemen haber vereyim."
"Gerek yok. Sen işine dönebilirsin." dediğinde sessizce yanımızdan çekildi. Böylelikle Cihangir ile baş başa kaldık. Önümüzdeki koridora dikkatle baktım. Bu yolun sonu ya hayra çıkacaktı ya şerre.. Son ihtimal yüksek olsa bile buna hazırlıklıydım. Tek güvencem Cihangir'di. Ona bakıp hazır olduğumu göstermek istedim. Konuşmadan sessizce anlaştık. Derin bir sessizlikte ilerledik. İlerledikçe sessizlik bozuldu. Yerini rahatsız edici bir gürültüye bıraktı. Merakla algılamaya çalıştım. Bu sesler kavganın sesiydi. Öfkenin sesiydi. İçeriye girdiğimizde sesler kesildi. Tüm bakışlar bize çevrildi. Merakla karşımdaki insanları inceledim. Hepsinden aynı bakışı aldım. Rahatsızca gözlerimi kaçırdım. Sonunda şaşkınlık sona erdi. Öfke dolu bir ses duyuldu.
"Tüm bunları kuru dedikodu sanmıştım. Oğlum böyle bir şey yapmaz sanmıştım. Ama şu gördüğüme bak!"
Sesin sahibini baktım. Cihangir'in annesiydi. Sanki beni öldürecekmiş gibi bakıyordu. Yalnız o değil herkes öyle bakıyordu. Herkesin nefretinde ortak bir nokta oluyordum.
"Bizden habersiz nişanı boz. Bu da yetmezmiş gibi başka birini getir. Böyle bir dünya var mı oğlum? Bu nasıl sorumsuzluk?"
Merakla Cihangir'e baktım. Kaşlarını çattı. Öfkeye büründü. Her bir kelimeyi bastırarak konuştu.
"Görüyorum ki benim yapmam gereken açıklamayı başka biri yapmış. Değil mi Fuat?"
Hedefi genç bir adama doğrulttu. Cihangir'in aksine inadını yapıyormuş gibi gülümsedi.
"Senden önce ortamı hazırlamak istedim. Tüm isteğim sana yardım etmekti."
"Belli! Çok yardımcı olmuşsun."
"Fuat, doğru olanı yaptı. Senin gibi aileden izinsiz bir şeyler çevirmedi. Neyse olanı anlattı."
Annesi her ikimizde de göz gezdirdi. Onaylamazcasına başını iki yana salladı.
"Ne oldu oğlum? Durduk yere bu saçmalık nereden çıktı? Ben seni böyle mi yetiştirdim? Tanımadığımız bir kadını koluna tak diye mi büyüttüm?"
Hedef tahtası olma sırası bana geçmişti. Ne sinirimi ne de hüznümü belli ettim. Şimdilik bu lafları hiç duymamış gibi yaptım. Bu sırada Cihangir'in sesini duydum.
"Zenan benim karım. Bir yabancı değil. Bir karar verdim. Kararımın sonuna kadar da arkasındayım. Size açıklama yapmaya gelecektim. İşin doğrusu ne anlatacaktım. Ama sağ olsun. Fuat benden önce davranmış."
Cihangir'in sözleri karşısında şaşırdım. Gizliden gizliye heyecanlandım. Resmen üzerime kalkan olmuştu. Söz verdiği gibi korumuştu. Ona baktıkça son derece emin son derece gözü kara bir adam görüyordum. Her ne kadar hayran verici olsa da savaşı ateşliyordu. Ailesiyle arasını bozuyordu.
"Cihangir!"
Babası olduğunu düşündüğüm adam sessizliğini bozdu. Yanımıza yaklaşıp sertçe bize baktı. Tüm öfkesini Cihangir'e yöneltti.
"Madem biri vardı. Niye başka birinin günahına girdin? Neden hiçbir günahı olmayan birinin kalbini kırdın? Bu sana yakıştı mı oğlum?"
Cihangir, sözlerin etkisiyle durgunlaştı.
"Suçluyum baba. Hatasız değilim demiyorum ki? Hatalıyım. Bu azabı ömrümün sonuna kadar taşıyacağım."
"Sen böyle bir adam değildin. İnsanları üzmekten çekinirdin. Kendi iyiliğin yerine, hep karşı tarafı düşünürdün. Şimdi ne oldu? Neden bu kadar değiştin?"
Cihangir, yerine annesi cevap verdi.
"Etrafını zehirli yılanlar sarmış. Oğlumun aklını karıştırmış. Olan bu!"
Gözlerimin içine baka baka canımı acıtmak istedi. Sesimi çıkarmadım. İçimden sabır çektim. Bir ara kendimi kaybedip sinirden gülümsedim. Bu onu daha da çok sinirlendirdi. Öfkesiyle beni yiyip bitirdi. Başka zaman olsa diyeceğim şey belliydi. Şu an, sessiz kalmamın tek sebebi Cihangir'di. Oğluna dua etmeliydi. Çünkü Cihangir'e söz vermiştim. Sorun çıkarmayacak sevimli bir gelin olacaktım. Elbette, bu kendimi ezdireceğim anlamına gelmiyordu. Her şeyin bir sırası vardı. Ben bu düşüncelerle dolarken Cihangir sessizliği bozdu.
"Biliyorum. Hepinizin kafasında başka bir plan vardı. O planda hepiniz mutluydunuz. Ama ben mutlu değildim. Siz mutlusunuz diye devam ettirmeye çalışıyordum. Kendimi olmayacak bir şeye zorluyordum. Size istediğinizi veremediğim için üzgünüm. Gerçekten özür dilerim."
Bir anlığına duraksayıp bana baktı. Gözlerini gözlerimden ayırmadan dudaklarını araladı.
"Ben böyle mutluyum. Onunla mutluyum."
Gülümsedim. Gerçek ve rol karmaşasına düştüm. Bakışları ve sözleri o kadar gerçekçiydi ki... Her an inanabilirdim. Rolünü oynadığını bile bile bu ana kapılabilirdim. Kendi kendime zorlukla bu andan koptum. Önüme döndüm. Cihangir'in konuşmasına kulak verdim.
"Olan oldu. Hatalarımla günahlarımla size geldim. Ya beni Zenan ile kabul edersiniz ya da hiç kabul etmezsiniz. Tüm kararı size bırakıyorum."
Heyecanla yutkundum. Resmen benim için ailesine karşı geliyordu. Benim için savaşıyordu.
"Sen bizi mi tehdit ediyorsun?"
"Tehdit yok. Ya Zenan ile kabul edin diyorum ya da hiç kabul etmeyin diyorum."
Bir sessizlik oluştu. Uzun sürünce Cihangir gülümsedi. Bana doğru dönüp usulca konuştu.
"Hadi gidelim."
Baş onayı verdim. Yanlarından çekip gitmeye hazırlanırken sesleri duyuldu. Kendi aralarında konuştular.
"Benim tek oğlum var. Ondan da vazgeçemem."
"Bilerek yapıyor. Ona istediğini verme. Böyle yaparsan daha da yüz bulacak."
"Sen oğlunu tanımıyor musun Suna? Dediğini yapar. Çeker gider. Oğluna hasret mi kalmak istiyorsun?"
"Ama böyle olmaz."
"Oğlum dur!"
Cihangir, bu sözü bekliyormuş gibi durdu. Babasına doğru döndü. Yaşlı adam, hızla konuştu.
"Sen bu evliliği yaparak bizi yok saydın. Ama ben oğlumu yok saymam.
Bu işi kendi aramızda çözelim. Daha fazla milletin ağzına laf vermeyelim."
Elini uzattı. Cihangir babasına yaklaşıp elinden öptü.
"Kalp kırdın oğlum. Bunun yükü hep üzerinde olacak. Umarım kırdığın insanların gönlünü alabilirsin."
Cihangir'den sonra elini bana doğru uzattı. Elinden öpüp alnıma götürdüm. Tereddütle ona baktım. İç geçirip tebessüm etti.
"Olan oldu. Diyecek tek bir şey kaldı. Ailemize hoş geldin kızım."
İstemsizce şaşırdım. Bu beklemediğim bir şeydi. Yani beni kabul etmiş miydi? Heyecanla gülümsedim.
"Teşekkür ederim."
El öpme sırası, Cihangir'in annesine geçti. Cihangir, hızla annesinin elini öptü. Sıkıca sarıldı. Annesi fısır fısır konuştu. Zar zor duyabildim.
"Bu yaptığın sana yakıştı mı oğlum? Ebru varken neden bu kadın?"
O an, içimden keşke bu konuşmayı duymasaydım dedim. Bana iğneleyici bir bakış atıp elini uzattı. Mecburen ayak uydurdum. Elinden öptüm. Başımı yukarı kaldırdığımda kendine doğru çekti. Kulağıma fısıldadı.
"Oğluma büyü mü yaptın? Ne yaptın da onu bu duruma getirdin?"
"Efendim? Anlayamadım."
Cevap vermedi. Resmen bakışlarıyla işkence etti. Sonunda dayanamadım. Gülümseyerek usulca konuştum.
"Korkmayın. Ne bir yılanım ne de bir büyücüyüm. Size bir zararım dokunmaz. Bana karşı ön yargılısınız. Ama bu da geçecek. Ne dersiniz? Belki zamanla anne kız gibi oluruz. Birbirimizi çok severiz."
Sözlerime karşı gözlerini irice açtı. Kaşlarını çatıp sessizce söylendi. Gülümsememi genişletip son bir kez ona baktım. Bana karşı baya doluydu. Kaynanalığın fenasına oynuyordu. İlk günden böyleyse çekeceğimiz vardı. Ama bu tek taraflı olmayacaktı. Ben de gizliden gizliye bir şeyler başaracaktım. Yanından uzaklaşıp Cihangir'e yaklaştım. Kız kardeşini sıkıca sarıldı. Fırsattan istifade kardeşini inceledim. Esmer güzel bir kadındı. Cihangir gibi uzun boyluydu. Birbirlerini andırıyorlardı. Ama bu yalnızca görüntü olarak mıydı? Yoksa karakteri de Cihangir gibi sağlam mıydı? Merak ediyordum. Anlaşabilecek miyiz? Beni kabullenecek mi? Bilmek istiyordum. Çünkü bir arkadaşa bir desteğe ihtiyacım vardı. Bu kişinin de o olmasını istiyordum. İyi bir görümce iyi bir arkadaş... Düşüncesi bile güzeldi.
"Hoş geldin ağabey." deyip göz ucuyla bana baktı. Memnun olmayan bakışlarını iletti. Bu hareketiyle cevabımı aldım. O kadar kolay olmayacaktı. Soğukça selamladı.
"Hoş geldin."
"Hoş buldum."
"Yeni yoldan geldik. Evime geçelim. Biraz dinlenelim. Sonra geliriz." dediğinde annesi sinirle gülümsedi.
"Ne evi oğlum? Ortada ev falan kalmadı."
"Nasıl?" deyip babasına baktı.
"Senin gibi biz de habersiz iş yaptık. Senin eve kuzenin Fuat yerleşti. Malum yeni evlendi. Senin ev boştaydı. Onu yerleştirdik."
Cihangir, ani bir öfkeye büründü.
"Bana hiç bundan bahsetmemiştin Fuat? Evin sahibi benim ya bilmek isterdim."
"Haberin var sanıyordum. Eğer istemiyorsan hemen çıkarız."
"Olan oldu. Orada artık kuzenin yaşıyor. Onu oradan çıkaracak değilsin."
"Belki ona başka bir ev ayarlayabiliriz baba. Ben de evime geçebilirim."
"Olmaz öyle şey!"
"Madem öyle biz de otele gideriz. Orada mutlaka kalacak yer vardır. Koskoca otelimiz var ya... Buna da hayır demezsin."
Yaşlı adam, yine karşı çıktı.
"Gidemezsin. İnsanların dikkatini çektik. Daha fazla laf getirmeyin. Burası da evin. Burada da odan var. Başka bir yere gitmene gerek yok."
Cihangir'in öfkesinden korktum. İşleri zorlaştırmasından çekindim. Elini hafifçe sıktım. Bana bakmasını sağladım. Göz göze geldiğimizde baş onayı verdim. Kabul etsin istedim. Ama onu o kadar istekli bulamadım. Yüz ifadesi, sertliğini korurken usulca konuştu.
"Emin misin? Hiçbir şeye mecbur değilsin. Hemen çekip gidebiliriz."
Diğerleri duymasın diye iyice ona yaklaştım. Sadece onun duyabileceği bir tonda konuştum.
"Daha fazla sıkıntı çıkarmayalım. Sen de ailenle aranı bozma. Şimdilik kabul edelim. Sonrasına bakarız."
Cihangir'den uzaklaştığımda üzerime bir sürü bakış yığıldı. Herkes haklı olarak ne konuştuğumuzu merak etti. Muhtemelen Cihangir'i doldurduğumu düşündüler. Cihangir, gerekli açıklamayı yapıp içlerindeki korkuyu söndürdü. Zor da olsa yanlarından ayrılıp Cihangir'in odasına geçtik. Girer girmez yaptığım ilk şey odayı incelemek oldu. Tam Cihangir'e yaraşır bir odaydı. Beyazların yoğunlukta olduğu sade bir odaydı. Rahatlatıcı bir havası vardı. Merakla ilerleyip detayları keşfetmeye başladım. Masasına yaklaşıp üzerindeki defteri aldım.
"Bakabilir miyim?"
Sesini çıkarmadı. Sadece bana baktı. Onaylandığımı düşünüp defteri açtım. Karakalem çizimlerle karşılaştım. Heyecanla gülümsedim. Cihangir'in içinde bir sanatçı vardı. Ve ben bu sanatçıyı her keşfedişimde hayran kalıyordum. Çizimlerine bayılıyordum. Önümdeki çizime uzun uzun baktım. Yaşlı bir adamı çizmişti. O kadar gerçekçiydi ki hayranlığımı saklayamadım.
"Bu adam kim?"
"Dedem."
"Çok güzel çizmişsin." dediğimde elimdeki defteri hızla aldı.
"Kendini fazla zorluyorsun. Şu an iyi değilsin. Ama iyiymiş gibi davranıyorsun."
Kaşlarımı hafifçe çattım.
"Sana öyle gelmiş."
"Zenan! İkimiz de biliyoruz ki bu evde kalmak istemiyorsun. Sırf benim için yapıyorsun. Yapma." dediğinde sinirden gülümsedim. Öfkesini umursamadım. İnadına dik dik ona baktım.
"Senin için bir şey yapmıyorum Cihangir. Anlaşmamıza sadık kalıyorum. Birbirini seviyormuş gibi görünen bir çift olacaktık. Ben de aynen öyle yapıyorum. Rolümü oynuyorum. Sevdiğim adam için çaba gösteriyorum. Ama sen de biliyorsun ki asıl amacımız bebeğimiz için... Biz ailemizle iyi olalım ki bebeğimiz de mutlu olacağı bir yerde doğsun. Sevgiyle dolsun."
"Biliyorum. Ama ağır bir yükün altına girmeni istemiyorum. Kötü hissettiğin anı zorlandığın anı bilmek istiyorum. Ona göre zarar görmemen için müdahale etmek istiyorum." deyip endişeyle beni süzdü. Bu sefer, rahat olduğumu göstermek istercesine gülümsedim.
"Gerçekten iyiyim Cihangir. Bir sorun olursa ilk senin haberin olacak. Şimdi durduk yere birbirimizin kalbini kırmayalım. İlk günden kavga etmeyelim."
İç geçirip başını salladı.
"Haklısın. Olayları zorlaştırmayalım."
"Güzel." deyip gülümsedim. Yerdeki valizlerin birini açtım.
"Ne yapıyorsun?"
"Bir süre daha buradayız gibi görünüyor. Madem buradayız. Korkumuz olmadığını gösterelim."
Cihangir, merakla ne yaptığımı izledi. Gülümseyip eşyalardan birkaçını çıkardım.
"Gerçekçi olalım dedin. Ben de buna uydum. Birkaç şey ayarladım." deyip tek tek ona gösterdim. Nikâh fotoğrafını masaya yerleştirdim. Yanına romantik hava veren eşyaları dizdim. Sanki birbirimize aldığımız hediyelermiş gibi göstermek istedim. Sonrasında ona dönüp gülümsedim. Karşılık verip tebessüm etti.
"Vay be! Gerçekten hazırlanmışsın."
"Sana demiştim. Birbirini seven bir çiftsek, bunu en küçük ayrıntısına kadar göstermeliyiz."
Bu sırada, Cihangir'in telefonu çaldı. Sıkıntıyla iç geçirip meşgule attı.
"Bizimkilerle konuşup geliyorum. Sen rahatına bak. Uzun sürmez." dediğinde sessizce onay verdim. Cihangir'in ardından kapıyı kapatıp yatağa uzandım. Biraz da olsa dinlenmeyi umdum. Elimi karnıma götürüp usulca konuştum.
"Babanın evine geldik bebeğim. Babaannen, deden ve halan... Hepsiyle tanıştım. Pek sıcak bir tanışma olmadı. Ama zamanla her şey yerine oturacak. Senin için elimden ne geliyorsa yapacağım. Hatta fazlası için uğraşacağım. Kendimi sevdirmek için bile uğraşabilirim. Sevilmesi zor bir insanım. Biliyorum. Ama bunu birlikte başaracağız."
Düşüncelerim derinleştikçe gülümsedim.
"İlk hedefim babanın kalbi olacak. Onun kalbini kazanacağım."
Düşündükçe gülümsemem de arttı.
"Bu evliliği gerçek bir evliliğe çevireceğim. O zaman ne anlaşma kalacak ne de zorunluluk... Sıcacık sevgi dolu bir yuvan olacak. Bu da annenin sana sözü olacak."
Kapının çalmasıyla kendime çeki düzen verdim. Ayağa kalkıp heyecanla nefes alıp verdim. Kim gelmiş olabilirdi ki? Annesi miydi? Tek dileğim gelen kişinin o olmamasıydı. Şu an buna hazır değildim. Kapıya doğru yaklaşıp seslendim.
"Girebilirsin."
Cevapla beraber kapı hızla açıldı. İçeriye Cihangir'in kız kardeşi girdi. Onu görünce rahat bir nefes aldım. Gülümseyip ona baktım. Fakat aynı karşılığı bulamadım. Sert soğuk bir rüzgâra kapıldım. Resmen nefretin rüzgârıyla kapıştım. Ama mücadeleyi elden bırakmadım.
"Cihangir'in kardeşisin değil mi?"
Elimi uzattım.
"Tanışamadık. Ben Zenan."
Gözlerini kıstı. Önce elime sonra bana baktı. Onaylamaz bir tavra büründü.
"Kim olduğunu çok iyi biliyorum. Ve bundan zerre kadar memnuniyet duymuyorum."
Elimi indirdim. Şaşkınca onu inceledim. Kollarını birbirine kavuşturdu. Beni baştan aşağı süzdü. Sinirle gülümsedim.
"Çok açık sözlüsün."
" Hayatımıza bir anda girdin. Her şeyi mahvettin. Senin yüzünden ağabeyim bambaşka biri oldu. Ailesini unuttu."
Annesi gibi fena dolmuştu. Birken iki olmuşlardı.
"Ben kimseyi değiştirmedim. Ağabeyini en iyi sen tanırsın. Sence onu değiştirebilir miyim? Sadece birbirimizi sevdik. Duygularımıza söz geçiremedik. Yanlış yaptık. Ama olan oldu. Biz evlendik. İstesen de istemesen de bu gerçeği değiştiremezsin. "
Zoraki gülümsedi.
"Ağabeyimin seni sevdiğini mi sanıyorsun? Ne tipin sevdiği tip ne de kişiliğin sevdiği kişilik... Hem seven adam böyle olmaz. Bakınca gözleri parlar, sevgisini hissettirir. Ama ben sana ve ağabeyime bakınca bunların hiçbirini göremedim. Sadece büyük bir boşluk gördüm. Asla dolmayacak bir boşluk..."
Sözlerin ağırlığı karşısında gülümsedim. Tıpkı onunki gibi sahte bir gülüş oldu.
"Çok hızlı karara varıyorsun. Saçmalıyorsun."
"Ben mi saçmalıyorum? Saçmalayan biri varsa o da sizsiniz. Daha yeni Ebru vardı. Evlilik hayalleri kuruyordu. Şimdi karşımda sen varsın. Bana saçma bir hikâye anlatıyorsun."
"Peki Cihangir Ebru'yu seviyor muydu? Hani bana soruyorsun ya sevdalı bir adam gibi davranıyor muydu? Ben de sana soruyorum. Ebru'yu seviyor muydu? Cevabını da ben vereyim. Hayır. Bu ilişki hızlı bir kararın sonucuydu. Cihangir'in sevgisi de dostça bir sevgiydi."
Cihangir ile yaptığım anlaşmaya uyup olayların derinine kadar indim.
"Cihangir, ilişkimizi kafasında bitirmek için hızlı karar verdi. Ebru ile nişanlandı. Amacı beni kalbinden söküp atmaktı. Ama başaramadı. Biz yine birbirimizi bulduk."
"Ne demek istiyorsun? Ebru bütün bunları hak etti mi? Bunu mu demek istiyorsun?"
Hızla başımı iki yana salladım. Açıklama yapacağım vakit, o benden önce davrandı.
"Biliyorum. Ebru bana her şeyi anlattı. Senin ne kadar kötü bir insan olduğunu biliyorum. Sevdaymış. Geç bunları. Bu evlilik mecburiyetten doğan bir evlilik. Çünkü sen hamile kaldın. Bunu da kullandın. Ağabeyimi bu evliliğe mecbur bıraktın. Ne Ebru'ya acıdın ne de ağabeyime..."
İstemsizce duraksadım. Demek Ebru her şeyi anlatmıştı. Onlar da yıllardır bildikleri Ebru'ya güvenmişlerdi. Kim olsa böyle yapardı. Ebru'nun hikâyesinin kötü karakteri bendim. Hiç istemesem de o pozisyondaydım. Onun gözünde buydum. Hayallerini ve yuvasını yıkmıştım. Ama böyle bir şeye sebep olmak istememiştim. Bir şekilde bu işe çekilmiştim. Hayat beni buraya kadar getirmişti. Madem buraya gelmiştim. Gelme amacıma uyacaktım. Kapanması gereken defterleri bir bir kapatacaktım. Buna Ebru da dahil olacaktı. Onunla yüzleşecek. Son bir kez ona kendimi anlatacaktım.
"Sustun. Gerçekleri bilmem ağır mı geldi?"
Yatağın kenarına oturdum. Dikkatle ona baktım.
"Şimdi sana ne açıklama yapsam inanmayacaksın. Zaten tarafını seçmiş, bir şeylere inanmışsın. Evet ortada bir sonuç var. Hamileyim. Ama bu sandığın gibi zoraki bir süreç değil. Cihangir de ben de bu bebeği istedik. Aile olmak istedik. Bir yetişkin olarak buna saygı duyabilirsin. Geri kalanını bize bırakabilirsin. Bir suç varsa bizim suçumuz. Ve bununla başa çıkabiliriz."
Bana doğru birkaç adım attı. Rahatsız edici bir bakış attı.
"Bu durum uzun sürmeyecek Zenan. Sana baktıkça sonunu görüyorum. Bu ev sana yuva olmayacak. Hiç kimse seni kabul etmeyecek. Bir sığıntı gibi kalacaksın. Sonunda da kaybeden tarafta olacaksın. Kazanan da kalbini paramparça ettiğin Ebru olacak."
O kadar kin doluydu ki... Sanki Ebru'nun tüm öfkesi onun üzerinde toplanmış gibiydi. Sözleri yıkıp geçiciydi. Ama ona istediğini veremezdim. Vermemeliydim. Bunu gülüşümle kapatmaya çalıştım.
"Çok büyük konuşuyorsun. Olmayacak laflar ediyorsun. Ama ben sana yardımcı olayım. Her ne görüyorsan yanlış görüyorsun. Öfkenle hareket ediyorsun. Kaybeden taraf olmayacağım. Tüm bu yargıları yıkacağım."
Alaylı tavrına inat devam ettim.
"Bu yolun sonunda ne yargıların ne de olumsuz tavrın kalacak. Zaman geçtikçe bana alışacaksın. Olayları benim tarafımdan da anlayacaksın. Samimiyet artacak belki de arkadaş olacağız. Kim bilir? Hayat bu. Sürprizlerle dolu."
Önce duraksadı sonra gülmeye başladı.
"Asla olmayacak. Rüyanda görürsün. Benim tarafım belli. Olacak belli."
"Kimin haklı çıkacağını hep birlikte göreceğiz. O zaman sana bunu hatırlatacağım."
"Göreceğiz."
Öfkeyle etrafta göz gezdirdi. Bakışları fotoğrafımıza takıldı. Hızla oraya yaklaştı. Öfkeyle konuştu.
"Yerleşmekte çok erken davrandın.
Ayağa kalkıp ona yaklaştım.
"Bence geç bile kaldım."
Yüzündeki öfkeli ifade bir anda değişti. Merakla arkama baktım. Cihangir'in bize doğru yaklaştığını gördüm. O zaman bu değişimin sebebini anladım.
"Hayırdır ne konuşuyordunuz?"
Gülümsedim. Her şey gayet normalmiş gibi davrandım.
"Kız kıza sohbet ediyorduk. Kardeşin bana hoş geldin demek istemiş." deyip genç kadına baktım. Zoraki karşılık verdi. Sahtece gülümsedi.
"Evet. Bir ihtiyacı var mı? Bilmek istedim."
"Sağ olsun. Çok düşünceli biri."
"Öyledir benim kardeşim." deyip gülümsedi. Hiçbir şeyden haberi olmadan söylenenlere inandı. İyi bir amaçla yaptığım için kendimi suçlu hissetmedim. Amaca giden yolda yapılması gerekeni yaptım. Oyunun kurallarını ben yazdım.
"Neyse artık gideyim. İhtiyacınız olduğunuzda seslenirsiniz." deyip birden meleğe dönüşüverdi. Hiçbir şey demeden gitmesini bekledim. Cihangir de bu anı bekliyormuş gibi hemen konuştu.
"Gökçe ile anlaşmana sevindim. Kardeşim diye söylemiyorum iyi biridir. Onunla vakit geçirmekten sıkılmazsın."
Bir şey dememek için kendimi zor tuttum. Cihangir'in keyfini bozmak istemedim. Her ağabey kardeş gibi aralarında sıkı bir bağ vardı. Ne bunu bozmaya hakkım vardı ne de ortamı germeye... Civan ile düşmek istemediğim duruma kimseyi düşüremezdim. Aksine ortamı yumuşatmalıydım. Bir şekilde bu bağın içinde ben de yer almalıydım. Yerimi sağlamlaştırmalıydım. Bunun amacıyla hareket ettim.
"Gökçe'yi ben de sevdim. Çok tatlı biri..."dedim. Cihangir'i keyiflendirdim. Genişçe gülümsedi. Yaptığım doğru mu? Yoksa yanlış mı? Bilmek istemedim. Sadece amaca hizmet ettim.
******************
Gözlerimi gürültülü bir melodiyle araladım. Önce ne olduğunu anlayamadım. Karanlığın içinde afalladım. Ses bir ara kesildi. Sonra tekrar başladı. Yavaş yavaş kendime geldiğimde telaşla fısıldadım.
"Telefonum..."
Hızla yatağın içine baktım. Telefonumu bulmaya çalıştım. Gece lambasını açtığımda ayakta dikilen Cihangir'i gördüm. İstemsizce irkildim. Elime kalbime götürüp sakinleşmeye çalıştım.
"Cihangir..." diye seslendim. Bakışlarını bana çevirdi. Elindeki telefonu gösterdi. Gözüme Demir ismi çarptı. Şaşkınlığım heyecanımla çarpıştı. Cihangir'in öfkesi sesine yansıdı.
"Bunu mu arıyorsun?"
Toparlanmaya çalıştım.
"Telefonum verir misin?" deyip elimi uzattım. Kaşlarını çattı. Ela gözlerini öfke kapladı. Ses tonunu ayarlayamadı.
"Saatin kaç olduğunun farkında mısın Zenan? Bu adam, gecenin bu saatinde seni neden arıyor? Niye arıyor?"
Ne diyeceğimi nasıl bir açıklama yapacağımı bilemedim. Bocaladım.
"Ben nereden bileyim? Belki önemli bir şey oldu. Belki de saat ayarını tutturamadı."
"Seni neden arasın ki? Niye arasın?"
Cihangir'in tavrı iyice panikletti.
"Ben de senin gibi hiçbir şey bilmiyorum. Ama müsaade edersen öğrenebilirim."
"Al konuş. Neymiş bu kadar önemli sebep öğren." deyip telefonu elime tutuşturdu. Bir hışımla odadan çıktı. Umursadığım şey telefon değil de Cihangir oldu. Hızla arkasından çıktım. Herkes uykuda olduğundan usulca seslendim.
"Cihangir..."
"Dur!"
Duymazlıktan geldi. Hızına hız kattı. Ona yetişmeye çalıştım. Kaçma kovalama durumu, bahçede son buldu. Gözlerini gökyüzüne dikip derin derin nefes alıp verdi. Endişeyle onu izledim. Çok öfkeliydi. Neden? Niye? Bilmek istedim.
"Ne oluyor Cihangir? Bu öfkenin sebebi ne?"
Bana doğru döndü. Göz göze geldik. Gecemi aydınlatan şey ela gözleri oldu. Tek kötü yanı öfkeyle çevrelenmesi oldu.
"Sence Zenan? Neden öfkeliyim?"
"Telefonumu sessize almalıydım." dediğimde sinirden güldü.
"Mesele bu değil. Mesele onun bu cesareti bulması. Seni bu saatte arayabileceğini düşünmesi..."
"Ya hayati bir şey olduysa... Çok önemli bir şeyse..."
Sesi yükseldi.
"Bundan sana ne? Seni ne ilgilendiriyor?"
"Bize çok yardımcı oldu. Bu süreçte arkadaşım gibi oldu. Niye bu kadar kızıyorsun ki?" dediğimde birkaç adım yaklaştı. Gözlerini gözlerimden ayırmadı.
"Biz evlendik Zenan. Bazı şeyleri ardımızda bıraktık. O adam da bırakılanlar arasında... Daha ilk günden ne seni aramasını isterim ne de huzursuzluk çıkarmasını isterim."
Bu durum, sadece anlaşmadan mı kaynaklanıyordu? Yoksa beni kıskanıyor muydu? Delicesine son seçeneği istiyordum. Kıskansın istiyordum.
"Arkadaşım olamaz mı? Neden bu kadar yargılısın?"
Sanki damarına bastım. Duyguları zirveye çıktı. Hızla konuştu.
"Çünkü o adamdan hoşlanmıyorum. O adamın sana bakışlarından nefret ediyorum. Cıvık tavrından nefret ediyorum. Onun başka bir niyeti olduğunu düşünüyorum. Bu yeterli değil mi?"
"Cihangir..."
"Ne Cihangir? Ne?" deyip iyice kontrolden çıktı. Bir anlığına, gözlerim arka tarafa kaydı. Yalnız olmadığımızı fark ettim. Korkuyla duraksadım. Kalbim de aynı korkuyla dolup taştı. Gökçe, görünmediğini sandığı yerden bizi izliyordu. Ne zamandır buradaydı? Ne kadarını duymuştu? Her bir ihtimal korkunçtu. Bu onca planın baltalanması demekti. Gözlerimi kaçırıp Cihangir'e baktım. Bir şey yapmalıydım. Planımızı bozmayacak bir şey...
"Bir şey demeyecek misin Zenan? Bu olanlar normal mi? Onun seni araması normal mi?"
Heyecandan konuşamadım. Elim ayağıma dolaştı. Ama bu böyle olmazdı. Bir şey yapmalıydım. Gökçe tehlikesini başımdan atmalıydım. Cihangir ile bu saçma şeyi durdurmalıydım.
"Demek normal. Hiçbir şey demediğine göre..."
"Yanlış anlıyorsun."
"Ona mı güveniyorsun? Bana mı güveniyorsun?" diye sorduğunda hemen cevap veremedim. Heyecanım her şeye engel oldu. Cihangir'in hayal kırıklığını görebildim.
"Ben cevabımı aldım."
Kırgınca arkasına döndü. Gideceğini anladığım vakit, aklıma gelen ilk şeyi yaptım. Elinden sıkıca tuttum. Bana doğru dönmesini sağladım. Bir şey demesine fırsat tanımadım.
"Bu soruyu gerçekten sorabiliyor musun? Kime güvendiğim ortada değil mi?" deyip yüzümü yüzüne doğru yaklaştırdım. Heyecan tüm benliğimi yayıldı. Kalbim delicesine attı. Hızla harekete geçtim. Dudaklarımı dudaklarıyla buluşturdum. Gözlerimi sıkıca kapattım. Ya karşılık verecek Gökçe'ye ilişkimizi kanıtlayacaktı ya da geri çekilecek tüm şüpheleri üzerimize çekecekti. Her şey Cihangir'e bağlıydı.
Bölüm Sonu -