İçeriğe geç

NİHÂN

Bölüm 15 · 27 dk okuma

NİHÂN

Bölüm 15

14- YÜZLEŞME

Siz hiç böyle bir umutsuzluğun içine bulaştınız mı? Ayağa kalmak isterken art arda darbe aldınız mı? Yeni bir şans için yalvardınız mı? Ben çok yalvardım. Yeni bir şans için mutlu olabilmek için çok yalvardım. Yeni bir hayat için dimdik ayakta kalmak için çabaladım. Ama hayat hep bana soğuk yüzünü gösterdi. Keskinliğini hissettirdi. Acıya bağımlı hale getirdi. Şimdi de daha beter bir acıyı karşıma getirdi. Adını anmaya korktuğum ve düşünmekten kaçındığım bir acıyı...Tüm gücüme tüketen beni yerle bir eden bir acıyı... Ellerimdeki kan yağmurun şiddetiyle silinirken çaresizce karşımdaki adama baktım.

"C-Cihangir..."

"Ona bir şey olmasın."

"Lütfen! Bebeğime bir şey olmasın."

Acı dolu feryadım, dayanılmaz sancım ve yağmurun şiddeti... Hepsi bir olup beni yendi. Üzerimden atamayacağım bir acı bıraktı. Korku kalbimde kuruldu. Nefesim kesilecek duruma geldi. Tek yapabildiğim şey, acı içinde bağırmak oldu. Çaresizce bağırıp sesimi duyurmak istedim. Biri bana yardım etsin istedim. Gücümü yavaş yavaş tüketirken dengeyi sağlayamadım. Yerin ayaklarım altından kayıp gidişini hissettim. Geriye doğru sendeledim. Düşeceğimi sanırken Cihangir tarafından sıkıca tutuldum. Belimden tutup gözlerimin içine baktı.

"Z-Zenan..."

Hayretle bana baktı.

"Sen... Ne dedin?"

"Bebek mi?"

Başını iki yana salladı. İnanmak istemedi. Elimi kanın aktığı yere götürüp tekrar kana bulaştırdım. Kana bulaşmış ellerimi ona çevirdim. Bunu yaparken baştan aşağı titredim.

"Ellerim kan oldu. Bak Cihangir!"

"O da beni terk edip gitti."

Anlamsız bakışları üzerimde kurulurken gözleri ellerimi buldu. İnanmak istemezcesine başını iki yana salladı. O an, tekrar bir düşme tehlikesi yaşadım. Bu sefer, hızla kucaklandım. Cihangir'in kolları arasında kaldım. Başımı göğsüne yaslayıp acı içinde kıvrandım. Geçen zaman, acıma acıma katarken bir arabaya bindik. Cihangir'in endişeli sesini duydum. Ama ne dediğini anlayamadım. Tek düşündüğüm şey bebeğim oldu. Kalbim ve aklım hep onunla doldu. Arada bir kanlı ellerime bakıp zorlukla yutkundum. Korktuğum şeyin başıma gelmesinden çekindim. Sanki dehşet dolu bir kabusu yaşıyormuş gibi hissettim. Bebeğime dair güzel hayallerim varken dehşeti yaşadım. O keskinlikle yüzleştim. Telaşla ona seslendim.

"Sen de gitme. Beni bırakıp gitme."

"Lütfen anneni bırakma."

Gerçek, kalbime bir hançer gibi saplandı. Canımdan can aldı. Öyle bir acı yaşadım ki...Bir masumun benden kopup gidişini hissettim. Bebeğim, umudum ve inancım... Hepsi ellerimden arasından kayıp gitti. Sanki keskin bir acıyla beni terk etti. Canım acıdı. Kalbim sızladı. Her hücremde o keskinliği hissettim. İhtimallerin en kötüsüyle yüzleştim. Öyle çok korktum ki... Acıdan ve korkudan bağırmaya başladım. İçimdeki acıyı durduramadım. Ne acım durdu ne de gözyaşlarım... Her şey bir kabus gibi benliğime işledi.

"B-Bebeğim..."

Ellerimi karnıma koyup onun varlığını yokladım . Bir boşluk hissetmekten ölesiye korktum.

"Beni bırakma."

"Lütfen!"

Sessizlik ölümü çağrıştırdı. Hislerim, duygularım ve Cihangir... Hepsi ortaklaşa sessizliği oynadı. Başım, Cihangir'in dizlerinde dururken çaresizce çırpındım. Zorlukla ona baktım. Şok olmuş yıkılmış bir adamla karşılaştım. Cihangir'in suskunluğuyla daha da beter oldum. Bu durumla nasıl başa çıkılır? Bilemedim. Üzerimdeki ağırlığı kaldıramadım. O an yapabileceğim tek şeyi yaptım. Güvendiğim adama sığındım. Elinin birini sıkıca tutup ona seslendim.

"Cihangir..."

Gözleri gözlerime temas ederken zar zor devamını getirdim.

"Lütfen yardım et. Ona bir şey olmasın."

Şokunu atlatamadı. Tek bir kelime dahi etmedi. Sadece sustu. Sanki bir boşluğa bakıyormuş hissini yaşadım. Gözyaşlarım art arda süzülürken çaresizce bağırdım.

"Biliyorum! Çok günahım var. Kötülüğüm var. Ama bunun bedeli onu kaybetmek olmamalı. Bu kadar ağır olmamalı. Ben zaten çok bedel ödedim. Hak ettiğim ne varsa yaşadım. Artık daha büyüğüne dayanamam Cihangir. Bebeğimin bir bedel olmasına dayanamam."

Usulca tekrarladı.

"Bebek..."

Devamını getiremedi. Gözleri karnımda takılı kaldı. Elimi kendi çevirip bulaşmış kana baktı. O an gözlerindeki acıyı yakaladım. Dayanacak gücü bulamadım. Gücüm yettiğince konuşmaya çalıştım.

"Beni bu karanlıkta bırakmasın. Bir başıma koymasın. O benim aydınlığım. Her şey bitti derken ortaya çıkan umudum. Mutluluğum. Kısa sürede bağlandığım inancım. Nefesim! Eğer onu kaybedersem nefessiz kalırım. Gerçekten bu sefer ölürüm. Başından beri yapmam gereken şeyi yaparım. Onsuz bir hayat yaşayacağıma ölürüm."

"Z-Zenan..."

"Bütün bunlar... Bebek..."

Duraksadı. Çok geçmeden usulca sordu.

"Ne demek oluyor? "

Cevap veremedim. Gözlerimi kapatıp en zor olan şeyi yaptım. Kendi kendime gücümü toparlamaya çalıştım. Bebeğime dair güzeller hayaller kurmaya kendimi zorladım. Doğum anını düşündüm. Onu kucağımı alıp kokusunu içime çektiğimi anı düşledim. Ama endişe bunu imkansız kıldı. Düşünceler girdabında acımı keskin kıldı. Hayalimi karanlığa gömdü. Ortaya sorular attı. Şimdi ne olacaktı? Gerçekten beni bırakacak mıydı? Yoksa bir şans daha mı verecekti? Son ihtimale körü körüne bağlanmak istedim. Bebeğim, benim aydınlığımdı. Geleceğe dair umudumdu. Uzun zamandan sonra bana hayal kurduran mucizemdi. Hayatımdaki tek masumiyetti. Onunla beraber bir yola çıkacak. Tüm karanlığı ardımızda bırakacaktık. Onunla yeni bir Zenan olacaktım. Onunla beraber hem çocuk olacak hem de anne olacaktım. Hayatında hep iyi anılar bırakacaktım. Buna böyle inanmışken beni bırakamazdı. Hayallerimi ve umudumu yarıda koyamazdı. Eğer o yoksa ortada Zenan diye bir şey de kalmazdı. Karanlıkta olacaksam onsuz olacaksam ölmek en kolayıydı. Ya bugün bir mucize yaşanacak beni bırakmayacaktı ya da iki can da bu gece son bulacaktı. İçimden bu kararı verirken Cihangir'in elini saçımda hissettim. Usulca okşadı. Bu sefer, sesi daha anlamlı daha güçlü çıktı.

"Korkma! Yanındayım."

"İyi olacaksın Zenan."

"Ona da hiçbir şey olmayacak."

Elleri yüzümde gezindi. İncitmemek istercesine usulca okşadı.

"Birazdan hastanede olacağız. Bebek de güvende olacak."

Cihangir'in güven veren sesiyle gözlerimi açtım. Duymak istediğim şey buydu. Gerçek olmasını istediğim şey de buydu.

"Beni bırakmayacak. Değil mi?" diye sordum. O an, ona her şeyden ve herkesten çok inandım. Hüznün vurduğu ela gözlere dikkatle baktım. Umudumu artıracak bir cevap bekledim. Hızla başını olumlu anlamda salladı.

"Bırakmayacak. Sen yeter ki kötüyü düşünme."

Kısık bir sesin ardından elini karnıma götürdü. Gözleri önce karnımda sonra üzerimde gezindi. Buğulu gözlerin ardında çaresizce ona baktım. Belki de Cihangir'e son kez baktım. Şoktan kurtulamamıştı. Bakışları ve ifadesi, hiç görmediğim cinstendi. Benimle aynı kaderi yaşıyordu. Ama şimdi haberi oluyordu. Onun bebeğini karnımda taşıyordum. Düşürme tehlikesi geçiyordum. Ama o henüz yeni farkına varıyordu. Suçluydum. Sonuna kadar suçlu. Hem ona hem de bebeğimize karşı...Dudaklarım arasından bir hıçkırık firar ederken bakış açım tamamen kapandı. Ağladım. Hıçkıra hıçkıra ağladım. Gözlerimi daha sıkı kapattım. Konuşurken hissettiğim acıyla zorlandım.

"Ö-Özür dilerim."

Elimden sıkıca tuttu. Diğer eliyle de saçımı okşamaya devam etti. Desteğini hissettirdi.

"Kendini zorlama. Az kaldı Zenan. Çok az kaldı."

Kendimi tutamadım. Vicdanımın baskısıyla fısıldadım.

"Çok özür dilerim."

"Bunları sonra konuşacağız. Şimdi sırası değil."

Gözlerimi açmamakta direttim. Sandım ki gerçeklerden kaçarım. Acıdan kaçarım. Çaresizce buna bağlandım. Çocuk yalanı gibi kendi söylediğim yalana inandım. Cihangir tarafından kucaklanırken, onun beni yetiştirmeye çalışını hissederken ve doktorların sesini duyarken, yaptığım şeyi bırakmadım. Ellerimi, karnıma sarıp konuştum. Bebeğimle konuştum. Beni bırakmaması için yalvardım. Gözlerimi açıp Cihangir'e baktım. Her an o korkunç odayı gireceğimi anladığımda telaşlandım. Zorlukla dudaklarımı araladım.

"K-Korkuyorum Cihangir."

"Bebeğime bir şey olmasından korkuyorum."

"Beni tek başıma bırakma."

Elimi ona doğru uzattım. Hemen tuttu. Gözlerini gözlerimden ayırmadı.

"Beni bırakma."

"Buradayım Zenan. Hiçbir yere gitmiyorum. Yanındayım."

Ama doktorlar izin vermedi. Sıkı sıkıya bağlanan ellerimiz ayrılmak zorunda kaldı. Odaya girmeden önce Cihangir'in bağırışını duydum.

"Korkma Zenan! Güçlü kal. Hep olduğun gibi güçlü kal."

"Buradayım. Bir kapı ardındayım."

Kapı kapandığı an sesler kesildi. Ölüm sessizliği tekrar ortaya çıktı. Üzerimde ağır bir etki bıraktı. Gücümü tüketti. Derin bir korkuya teslim etti. Baştan aşağı titredim. Gözyaşlarım durmak bilmedi. Acıya, hüzne ve bitişe tamamen teslim oldum. İçimden bir ses bitti dedi. Her şey senin için bitti. Bebeğinle başlayan umudun, ona olan inancın ve kurduğun hayallerin...Hepsi bitti. Onun beraber açılan temiz sayfam kana bulandı. Karanlığa bulaştı. Karnımdaki masumiyet bile benden kaçtı. Belki bundan anne olmaz diye beni terk etti. Yoksa başından beri hak ettiğim şey bu muydu? En ağır ceza en ağır bedel bu muydu? Bir bebeğin canı mıydı? Bir masum muydu?

"Yalvarırım. Beni bırakma. Anneni bırakma."

"Daha yaşayacak çok şeyimiz var. Seninle beraber yaşanacak uzun bir hikâyemiz var."

Gözlerim yavaş yavaş kapanırken etraftan boğuk sesler geldi. Kendimi zorladım. Son kez çaba göstermek istedim. Ama üzerimdeki etki her şeyi yıkıp geçti. Tüm direncimi kırdı. İçimdeki isteğe rağmen başaramadım. Tamamen o korkunç karanlığa teslim oldum.

********

Boğuk sesler, bulanık görüntüler ve durdurulmaz korkular... Ne durumda olduğumu sorgulattı. Aklım da kalbim de bilinmez sorularda takılı kaldı. Ne olmuştu? Bebeğim bana sıkıya sıkıya tutunmuş muydu? Yoksa sonsuza dek gitmiş miydi? En son hatırladığım şey acı dolu korkuydu. Bebeğimi kaybetme ihtimalinin dehşetiydi. Beni acıya bırakan felaketti. Şimdi ya bu felakete teslim olacaktım ya da yeni bir umutla yeniden doğacaktım. Bakış açım yavaş yavaş netlik kazanırken telaşla fısıldadım.

"Bebeğim?"

Elimle karnımı yokladım. Orada bir boşlukla karşılaşmak istemedim. Korktuğum şeyin gerçekleşmesinden çekindim. Kötü bir haber almak istemedim. İki zıt duyguyla boğuştum. Umut ve karamsarlık... Dudaklarım istemsizce titrerken hızla nefes alıp verdim. Kalbimi yaralayan umudumu tüketen karamsarlığa yenildim.

"K-Kaybettim."

Tek bir kelime de derin bir acı yaşarken Cihangir'in sesini duydum.

"Kaybetmedin."

Sözlerin gerçekliğinden şüphe ettim. Heyecanla yanı başımda duran adama baktım.

"Gerçekten mi?"

Hafifçe başını salladı.

"Bir mucizeye tutundu. Seni bırakmadı."

Dolan gözlerime karşı gülümsedim. Derin bir iç çektim. Kalbimdeki o rahatlamayı en yakından hissettim. İçimdeki boşluk, kalbimdeki sızı ve kaybetme korkusu, hızla üzerimden kalktı. Yerini etkili bir rahatlamaya bıraktı. Gözyaşlarım bu sefer mutluluktan aktı. Mucizenin etkisini anbean yaşattı. Bir taraftan gülüp bir taraftan ağladım. Sürekli aynı şeyi tekrarladım.

"Teşekkür ederim."

"Bu mucize için teşekkür ederim."

Bana ikinci bir şans verilmişti. Bebeğimle güzel bir hayat için yeni bir şans verilmişti. Bu bir mucizeydi. İmkansız gibi görünen bir mucize... Bebeğimin mucizesi! Gözlerim tekrar Cihangir'i bulurken yorgunluğunu fark ettim. Gözlerinden gözlerime geçen kuvvetli duyguları hissettim. Oturduğu yerden kalkıp yanıma biraz daha yaklaştı. İç geçirip dudaklarını araladı.

"Doktorlarla konuştum. Bu zamanlar çok kritikmiş. Üzüntüye strese dikkat etmen gerekirmiş."

Bir anlığına duraksadı. Karnıma baktı. Gözlerini kısıp sıkıntısını sürdürdü. Konuşmasına kaldığı yerden devam etti.

"Çok dikkat etmen gerekiyor Zenan. Düşük tehliken sürüyor. Bilinçsizce yaptığın her davranış, üzüntün ve stresin... Yine aynı tehlikeyi oluşturabilir. Zamanın çoğunu yatarak dinlenerek geçirmelisin. Bilinçli hareket etmelisin."

Cevap vermek yerine sessizce başımı salladım. Onunla göz teması kurmaya cesaret edemeyip hızla başka yöne baktım. Kaçsam da hiçbir şey işe yaramazdı ki... Cihangir'den saklayacak neyim kalmıştı ki? Bebeğim için ona sığınmıştım. Kafamda kurduğum tüm planı yok sayıp ona gerçeği söylemiştim. Şimdi de her an ondan bir soru gelebilirdi. Neden? Kimden? Niye? Art arda hepsini sıralayabilirdi. Buna hakkı da vardı. Sonuçta ondan büyük bir gerçeği saklamıştım. Gerçeği ancak bebeği kaybetme ihtimalinde öğrenmişti. Kızmak en büyük hakkı değil miydi? Bu soru çıkmazından onun sesiyle kurtuldum.

"Dün geceden beri buradayız."

Ne kadar ondan kaçınmak istesem de kendimi istemsizce ona bakarken buldum. Ben suskunluk yemini ederken o konuştu.

"İkimiz de birden ortadan kaybolunca dikkat çektik. Sürekli aradılar. Sonunda dayanamadım. Civan'ın telefonunu açtım. Gece bir baygınlık geçirdiğini seni hastaneye götürdüğümü söyledim. Bildikleri şey bir gece denetimde kaldığın... Her şey de ona göre ayarlı. Kimse dün gece ne yaşandığını bilmeyecek. Zaten Civan birazdan burada olacak. Eve gider gitmez yapacağın ilk şey yatağa girip dinlenmek olacak. Kendini fazla yormayacaksın. İşe de gelmeyeceksin. Güç toplayıp dinleneceksin."

Baş onayı verdim. Başka ne diyebilirdim ki? Gözlerinin içine baka baka ne anlatabilirdim? Onu nasıl kandırdığımı mı? Bebeği nasıl sakladığımı mı? O bana böyle bakarken buna cesaret edemezdim. Buna gücüm yetmezdi. Üst üste böylesine ağır olayları kaldıramazdım. Göz ucuyla tekrar ona baktığımda onu aynı vaziyette buldum. Dalgın, düşünceli ve kederli...Israrlı bakışları, üzerimde gezinirken en başında yapmam gerekeni yaptım.

"Teşekkür ederim. Her şey için teşekkür ederim." dedim. En azından ona teşekkür edebildim. Yüzünde anlık bir tebessüm oluştu. Bunun sinirden olduğunu anladım. Bir iki saniye böyle durup kendini tekrar o gerginliğe bıraktı.

"Konuşacak çok şey var. Ama şimdi yeri değil. Uygun bir zamanda yanına geleceğim. Sen de bana gerçeği eksiksiz bir biçimde anlatacaksın. Yüzleşeceğiz."

Suskunluğum kabullenişimi gösterirken içten içe köşeye sıkıştım. Sonunda kaçtığım şey beni bulmuştu. Cihangir'den kaçarken yine Cihangir'e tutulmuştum. Yüzleşmek zorunluluğum olmuştu. Planlarım altüst olmuştu. Ne yapabilirdim? Bu halde nereye kaçabilirdim? Kaçacak yerim mi vardı? Buna gücüm mü kalmıştı? Görünen belliydi. Olması gereken kesindi. Cihangir ile yüzleşmem kaçınılmazdı. Bu yüzleşme ne olursa olsun yaşanacaktı. Belki bugün belki yarın! Cihangir eninde sonunda gerçekleri öğrenecekti.

"Sakın bu yüzleşmeden kaçayım deme Zenan. Seni her türlü bulurum."

Kapının ani sesi irkilmeme neden olurken kimin geldiğine baktım. Ağabeyimi umarken görevliyi gördüm. Önüme yemek bırakıldı. Ama canım istemedi. Görüntüsü bile iştahımı açmadı. Bir kenara ittirip önüme döndüm. Bu sırada Cihangir devreye girdi. Yemeklerin olduğu tepsiyi alıp konuştu.

"Dünden beri güç kaybettin. Yemek yemelisin."

İtiraz etmeme fırsat vermeden sandalyeyi yanıma çekti. Yemekten bir kaşık alıp bana uzattı. Mecburen ağzımı açtım. Kalbimin sesiyle ona baktım. Sessiz uysal bir çocuk gibi davrandım. O bana yemek yedirirken her bir lokmayı bitirdim. Ela gözlerden ayrılmadan yemeğin sonuna kadar geldim. O benim için uğraşırken içimden tek bir şey yapmak istedim. Cihangir'e sıkıca sarılmak istedim. Sonra da gelecek hakkında soru sormak... Ama elim kolum bağlandı. İsteğim yerine gelmedi. Uzaktan içim acıyarak ona baktım. Benim boşluğumu Cihangir doldurdu. Suskunluğuma karşı konuştu.

"Bir süre dışarıdan yemek yeme. Sağlıklı yemekler tüketmeye çalış. Öğününü sakın aksatma. Dikkatli olman gerektiğini sakın unutma."

"Yapmam gereken şeylerin farkındayım . Sağ ol."

Bir şey diyecekmiş gibi hissettirdi. Ondan bir söz gelmesini beklerken kapı tekrar açıldı. Bu sefer kalabalıkla beraber yoğun bir gürültü de geldi. Cihangir benden uzaklaşırken ağabeyim endişeyle bana yaklaştı. Elimden tutup saçlarımı okşadı.

"Kardeşim..."

"İyi misin?"

Sesinden telaşı ve hüznü yakaladım. Darmadağın olay duygularım, ağabeyimi görmemle tekrar harekete geçti. Ağlayacak duruma düştüm. Ama kendimi tuttum. Olayları daha kötü bir yere taşımadan gülümsemeye çalıştım. Bir yalancı nasıl gülerse öyle güldüm. Ve buna ağabeyim inansın istedim. Sahtekarın teki olup çıktım.

"Merak etme. Gayet iyiyim."

"Nasıl merak etmem? Dün gece meraktan çıldıracaktım. Çıkış o çıkış. Ne bir haber var ne bir iz var. Beni öyle çok korkuttun ki... Aklıma neler geldi? Bir bilsen bana hak verirdin."

"Özür dilerim. Hiçbirinizi böylesine endişelendirmek istemezdim."

"Endişe geçer gider. Sen yeter ki iyi ol kardeşim. Hep iyi ol."

Durumumdan habersiz ettiği sözler, beni burukça gülümsetti. İyi olmaya çok ihtiyacım vardı. Özellikle bu ara en iyiye ulaşmaya isteğim vardı. Daha fazla dayanamadım. Biraz önce Cihangir'e yapamadığım şeyi ağabeyime yaptım. Sıkıca ona sarıldım. Hemen karşılığını verdi. Sarıp sarmaladı. Şefkatini gösterdi. O şefkatte bir ömür boyu yaşamak istedim.

"İyi ki varsın ağabey..."

Gülümsedi.

"Sende iyi ki varsın kardeşim."

Ağabeyimin kolları arasında şefkate sığınmaya devam ettim. Bu sırada bizi izleyen yengem konuştu.

"Bizi çok korkuttun Zenan! Neyse ki yanında Cihangir varmış da seni hastaneye yetiştirmiş."

Gözlerim suskunca arkada dikilen Ebru'ya takıldı. Gözleri Cihangir ve benim aramda mekik dokudu. Bu bakış hiç hoşuma gitmedi. Kuşkulanmasından korktum. Henüz ayağa kalkmamışken bir şüpheye tutulmaktan korktum. Bunun bilinciyle yalana koştum.

"Dün çok yorulmuştum. Gece de olaylar üst üste gelince sinirlerim bozuldu. Dışarıya çıkınca rahatlarım sandım. Ama daha da kötü oldum. Cihangir de kendini suçlu hissedip arkamdan gelmiş. İyi olup olmadığımı görmek istemiş. Ama onunla konuşamadan bilincimi kaybettim. Gerisini hatırlamıyorum." deyip Cihangir'e baktım. Kolaylıkla yalan söyleyişimi hayretle baktı. O bana nasıl bakarsa baksın, bu yalana mecbur kaldım. Bizi de her şeyi de kurtaracak bu yalandı. Başka yolu yoktu. Konu bensem yalan tek yolumdu. Ebru, anlık tebessümle geçmiş olsun dileğini iletti. Sonrasında Cihangir'e dönüp başından beri hissedilen kırgınlığı ortaya döktü.

"Seni o kadar aradım Cihangir. Neden açmadın?"

Ebru'nun sorusuna karşı sertçe yutkundum. Şüphe tohumunun ortaya çıkışını gördüm. Cihangir konuşmadan önce bana baktı. Sıkıntısını bana yansıttı. O an hiç istemese de benim için yalan söyleyeceğini düşündüm. Çok geçmeden bu düşüncenin doğru olduğunu gördüm.

"Zenan'ı hastaneye yetiştireyim derken telefonu düşürmüşüm. Ne size haber verebildim ne de bunun için uygun bir ortam bulabildim. Ancak o tarafa birini gönderince telefonumu buldum. Zaten sonrasında size haber verdim."

"Senin için çok endişelendim Cihangir." deyip sıkıca ona sarıldı. Düştüğümüz durumdan tiksindim. Yalan söylediğim yetmiyormuş gibi bir de Cihangir'i buna katmıştım. Buradaki insanlara büyük bir haksızlık yapmıştım. Ağabeyime, yengeme ve Ebru'ya ihanet etmiştim. Yalan söyleyerek ve kalbimi dinleyerek ihanet etmiştim. Cihangir'e olan duygularımla Ebru'yu sırtından bıçaklamıştım. Tüm bunlara dayanamazken sarılmaları sona erdi. Ağabeyimden de bir destek geldi. Benden ayrılıp Cihangir'e döndü. Elini omzuna attı.

"Sağ ol kardeşim. Keşke aksilikler yaşanmasıydı. Daha önce haberimiz olsaydı. Ama artık yapacak bir şey yok. Ben bir doktorla konuşayım. Durumu daha iyi öğreneyim."

"Ben konuştum. Zaten gitsen de bulamazsın. Tüm gün dolu. Dediğim gibi Zenan gece boyunca gözlem altında kaldı. Stresten yorgunluktan kaynaklanan bir bayılmaymış. Bol bol dinlenme ve iyi bir beslenme önerdiler. Yapacak şey bir süre dinlenmesi. Kendine gelmesi..." dediğinde ağabeyim duraksadı. Birkaç saniyelik sessizliğin ardından söylendi.

"Şansın da bu kadarı! Bir günde her şey bu kadar ters mi gider? Neyse yapacak bir şey yok. Doktor ne dediyse uygulansın. Ben de çıkış işlemlerini halledeyim."

Alnıma küçük bir öpücük kondurup odadan çıktı. Aradan çok vakit geçmeden kapı açıldı. Önce çiçekler sonra Demir göründü. Sinirden kafamı duvarlara vurasım geldi. Hayatım tüm dengesizliğiyle devam etti. Bir Demir'imiz eksikti o da geldi. Görmezlikten gelmek istedim. Başka taraflara başka kişilere baktım. Ama yengemin ona olan sevgisini unuttum. Neşeyle bana onun geldiğini duyurmaya çalıştı.

"Bak Zenan! Demir de gelmiş. Sana çok güzel çiçekler getirmiş."

İyi halt etmiş dememek için kendimi zor tuttum. Küçük bir çocuk gibi örtünün altına saklanmak istedim. Kulaklarımı kapatıp bağırmak istedim. İstekler hayallerde kalırken, Demir en yakınıma geldi. Çiçeği baş ucuma bırakıp dikkatle bana baktı. Öfkemi güler yüzle karşıladı. Elini yüzüme götürüp hafifçe okşadı. Yanlış bir şey yapmamak için kendimi tuttum. Gözlerimle haddini bildirmeye çalıştım. Ama oralı olmadı.

"Sana ulaşmaya çalıştım. Ama olanları çok geç duydum. Daha iyi misin?"

"İyiyim!"

Yüzündeki gülümseme genişlerken konuşmaya devam etti.

"Geçmiş olsun sevgilim."

Tek bir kelimede takılı kaldım. Gözlerimi irice açtım. Yengem gülen gözlerle bizi izlerken Cihangir ile aynı duyguları paylaştım. Yoğun bir öfke yaşadım. Sakin kalmak için elimden geleni yaptım. Suskunluğa çekildim. Eve gidene kadar sessizliğimi korudum. Ağabeyim bir süre yanımda kalıp bana destek oldu. Sonrasında dinlenmem için beni yalnız bıraktı. O gider gitmez rahat bir nefes aldım. Arkama yaslanıp boş gözlerle etrafa baktım. İçimde tuttuğum ne varsa serbest bıraktım.

"Ne gündü ama! Aklımdan çıkamayacak kadar korkunç bir gün... Az kalsın bebeğimi kaybedecektim. Şükürler olsun ki beni bırakmadı. O küçücük canıyla bana tutundu."

"Onun için güçlü kalmaktan başka çarem yok. Ne yapmam gerekiyorsa yapmalıyım."

Başımla kendimi onayladım.

"Üzüntüye strese gelmemeliyim. Bunları hayatımdan çıkarmalıyım. Ama nasıl? Cihangir benimle yüzleşmek isterken, Demir her an dibimde biterken ve ağabeyime yalan söylemekten kahrolurken nasıl?"

Cevabım başından beri belliydi. Ama nasıl olacağı güvensizdi. Belki de zamana bırakmak en iyisiydi. Biraz kendimi toparlamalı sonra başımın çaresine bakmalıydım.

*******************

Telefonumdan tarihe baktığımda koskoca bir haftanın geçtiğini gördüm. Bu süre boyunca yemeğimi düzenli bir biçimde yemiş iyice dinlenmiştim. Odamla mutfak arasında mekik dokumuştum. Arada Ebru gelmiş. İstemediğimi belli etsem de desteğini göstermek istemişti. Bana gelecek planlarını, Cihangir'e olan aşkını ve çocuk hayalini uzun uzadıya anlatmıştı. Bu yıl bitmeden evlenecekti. Buraya yerleşip hemen çocuk yapacaktı. Tam dört çocuk hayali vardı. Planı çoktan kafasında kurmuştu. Bana da bu işkenceyi dinlemek kalmıştı. Ebru'dan kurtulamadığım yetmiyormuş gibi bir de Demir'e maruz kalmıştım. Arada yanıma uğramak istemiş sürekli telefonla aramıştı. Engellemek için kaba davranmak için büyük bir çaba vermiştim. Tüm bunlar yaşanırken tek bir kişiden ses çıkmamıştı. Cihangir... Ne aramıştı ne de yanıma gelmişti. Her gün onu beklemiştim. Her sabahı heyecanla açmış her geceyi heyecanla kapatmıştım. Yüzleşme üzerine bir sürü teoriler geliştirmiştim. Sonunda gelmeyeceğine inanarak vazgeçmiştim. Böylelikle bir ihtimalden daha geri çekilmiştim. Belki de korkmuştu. Gerçek olanla yüzleşmekten korkmuştu. Böyle bir sorumluluğun altına girmek istememişti. Evlenecek bir adam için normal değil miydi? Çoğu kişi böyle bir sorumluluğu almak istemezdi. Cihangir de o kişilerden çıkmıştı. Bundan sonrası için benim yapabileceğim bir şey yoktu. Sadece karara saygı duyup önüme bakmak vardı. Sinirle tebessüm ederken kapının zili çaldı. Evde kimse olmadığından yavaşça ayağa kalktım. Kalbim yine arsızca heyecanlandı. Cihangir gelecek sandı. Kapıyı açana kadar ona inandım. Ama açtığım an heyecanlı bir Demir ile karşılaştım. Son umudum da tükendi. Kapıyı yüzüne kapatacakken bana engel oldu. Araya ayağını koydu.

"Git buradan!"

"Hiç misafir kovulur mu? Ne kadar ayıp!"

"Benim misafir ağırlayacak durumum yok. Defol git!"

"Konuşmamız gerekli."

"Umurumda bile değil!"

Sesini yükseltti.

"Çok önemli Zenan! Hayat memat meselesi."

Sözlerin ardından duraksadım. O da bunu fırsat bilip içeri girdi. Elindeki poşetler dikkatimi çekti. Kaşlarımı çatıp öfkeyle ona baktım.

"Eğer bu da bir oyunsa..."

"Değil! Bir yere oturalım. Sana her şeyi anlatayım."

Önden ona yol gösterdim. Beraber mutfağa geçtik. Sandalyelerden birine oturup bir an önce başlamasını bekledim. Eliyle saçını geriye doğru atıp derin bir iç geçirdi. O an kötü bir haber geleceğini sandım . Rahatsızca yerimde kıpırdandım. Gözlerinde de o sıkıntıyı yakaladığımda dayanamadım.

"Kötü bir haber vereceksin değil mi?"

"Üzgünüm..."

"Ne oldu? Hemen anlat."

"Nasıl denir bilemiyorum."

"Demir!"

Dikkatle gözlerimin içine baktı. İnadına yaparmış gibi yavaşça konuştu.

"Türk marketinde istediğim peynirden kalmamış."

Duyduklarımı idrak edemedim. Anlayamadım. Saçma şakaya karşı sinirden güldüm.

"Ben de ciddi bir şey diyeceksin sandım. Ne bekliyordum ki?"

Mimik oynatmadı. Aynı tavırda kaldı. Yüzümdeki tebessüm bu tavırla silindi. Yerini öfkeye bıraktı.

"Sen ciddi misin?"

"Maalesef! En sevdiğim peynirdi. Sana da tattırmak için sabırsızlanıyordum. Ama şans işte!"

Başımı hızla iki yana salladım. Tüm bu olanlara akıl sır erdiremedim. Sakinliğimi daha fazla koruyamadım.

"Sen ciddi ciddi delisin ! Devreleri yakmışsın. Bana ne dediğinin farkında mısın? Buraya bir peynir için mi geldin?"

"Tam olarak öyle değil."

"Ne yapmamızı bekliyorsun? Peynirin arkasında feryat figan etmemizi mi?"

Gülümseyerek cevap verdi.

"Yok artık. O kadar da değil."

Ayağa kalkıp sertçe kolundan tuttum.

"Saçma oyunun sonuna geldik. Şimdi çıkıp gideceksin."

Elimden kurtulup hızla konuştu.

"Biliyorum! Böyle söyleyince garip oldu. Önce bir dinle. Sonra işin aslını anlarsın."

" Hiçbir şey dinlemek zorunda değilim. Çıkmazsan polisi çağıracağım. Ya da ağabeyime haber vereceğim. Tercih senin!"

Hareket etmedi. Olduğu yerde kaldı. Gözlerini gözlerime sabit kılıp öylece baktı. Sanki sabrıma oynarmış gibi bunu yaptı. Sinirden ağzıma ne gelecekse söylemek istedim. Ona ne hak ediyorsa yaşatmak istedim. Ama onun sesi benimkini bastırdı.

"Dün akşam yengenle konuştum. Ona bir teklif sundum. O da seve seve kabul etti. Bizim için bugünü ayarladı. Şanslısın ki benim gibi bir yakışıklının elinden kahvaltı yiyeceksin. Bol çeşitli bir kahvaltı olacak." deyip poşetten aldığı şeyleri çıkardı. Kahvaltılıkları tek tek masaya dizdi. Onun rahat tavrına karşı bütün bu olanlara inanamadım. Yengem onunla bir olmuş bana oynamıştı. İyilik için yaptığı şey saçmalığa neden olmuştu. Gerçekten inanılacak gibi değildi. Şu görüntü absürt bir film gibiydi. Demir, üzerindeki ceketten kurtulmuş. Gömleğinin kollarını kıvırmıştı. Resmen hazırlık yapmıştı. Hem absürtlük hem de romantiklik... Ne varsa üzerine toplamıştı. Saçma ve komik bir görüntü oluşturmuştu.

"Bu arada kahvaltı yapmadın değil mi?" diye sorduğunda sessizce başımı salladım. Bir film izliyormuşçasına onu izledim. Domatesleri ve biberleri özenle yıkadı. Göz ucuyla bana bakıp tekrar konuştu.

"Menemeni çok sevdiğini duydum. Ben de çok severim. Hem yapmayı hem de yemeyi..."

"Şaka gibisin. Ciddi ciddi kahvaltı mı hazırlayacaksın?"

"Evet. Hem de en güzelinden."

"Ama neden? Kendi evinde rahat rahat yemek varken neden burası? Çok saçma değil mi?"

Bana dönüp imalı bir şekilde gülümsedi.

"Çünkü canım burada seninle kahvaltı yapmak istiyor. Eğer yardım etmek istersen hayır demem."

Onu buradan göndermenin kolay olmayacağını anladım. Elimde olmadan bu haline gülümsedim. Demir garip bir adamdı. Kimi zaman öfkeli kimi zaman alaycı... Mafya mı? Yoksa bir normal bir insan mı? Belli değildi. Ama bu hali içlerinden en iyisiydi. Belki de ilk defa bu kadar komik ve samimiydi.

"Öylece duracak mısın? Yoksa vicdana gelip yardıma mı koşacaksın?"

"Tamam geldim." deyip yanına geçtim. O menemeni hazırlarken ben patatesleri soydum. Bir ara yanımdan uzaklaştı. Telefonundan hareketli bir şarkı açıp beni şaşırtmaya devam etti. İstemsizce kendimi bir eğlencenin içinde buldum. Bir yandan güldüm bir yandan onu izledim. Hem ritme uygun hareketler sergiledi hem de yemeğini pişirdi. Bugüne kadar gördüğüm Demir imajından farklı bir imaj sergiledi. Dostane, samimi ve içten göründü.

"Baya baya hazırladık."

"Evet. Hepsi de çok güzel gözüküyor."

"O zaman afiyet olsun bize." deyip ekmekten bir parça aldı. Ben de yemeye en sevdiğim yemekle başladım. Ekmeği menemene bandırıp iştahla yedim. İlk lokmanın ardından heyecanla Demir'e döndüm.

"Çok güzel olmuş."

Şaşkınlığım dilime vurdu.

"Nasıl bu kadar güzel olabilir?"

Gülümsedi. Üsten bir bakış attı.

"Seni şaşırttım. Değil mi? Hiç beklemiyordun."

"Yani bu kadarını beklemiyordum. Benim yaptıklarım bu kadar güzel olmuyor. Bir sırrın var mı? Nasıl bu kadar güzel yapabiliyorsun?" dediğimde gülümsemesi genişledi. Arkasına yaslanıp gözlerimin içine baktı.

"Sevgimi kattım. Belki de ondan güzel olmuştur."

"Vay be! Çok yardımcı oldun."

"Gerçekten büyük bir aşkla ve sevgiyle yaptım. Sana da tavsiye ederim. Özellikle yanında bu sevgiyi artıracak biri varsa..." deyip göz kırptı. Gözlerimi irice açtım. Buna yürüme de denmezdi. Resmen koşmak denirdi. Bu konuşma daha fazla büyüsün istemedim. Uzatmadan gülerek geçiştirdim. O sırada uygun ortamı bulduğumu anladım. Madem bu kadar rahattı hiç olmadığı kadar samimiydi. Bunu lehime çevirebilirdim. Gerçekleri bir şekilde öğrenebilirdim. Arkama yaslanıp dikkatle onu süzdüm. Her bir kelimemi aynı özenle seçtim.

"Bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsun? Aslında benim bir tahminim var da dile getirmek istemiyorum. Saçma olayları düşünmek bile istemiyorum."

Yemeyi bırakıp çayından bir yudum aldı. Sessizce bana baktı. Bu da benim daha çok konuşmamın yolunu açtı.

"Odamın her köşesi çiçeklerle kaplı. Bıkmadan usanmadan gönderdiğin çiçeklerle... Telefonum da hep senin mesajlarınla ve aramalarınla dolu. Sanki gerçekten sevgilimmişsin gibi davranıyorsun. Farkında mısın?"

"Farkındayım. Ama diğer insanlar bizi sevgili sanırken umursamaz olamazdım. Gerçek bir sevgili nasıl davranırsa öyle davranmak zorundaydım." dediğinde başımı usulca iki yana salladım.

"Aramalarını da mesajlarını da benden başka kimse görmüyor. Bu yüzden anlam veremiyorum. Aklındaki planı merak ediyorum. Aklında neler dönüyor Demir? Benden ne istiyorsun?"

Sertçe yutkunup birkaç saniye duraksadım. Aklıma beliren ihtimal, hiç olmadığı kadar gerçekçi gözüktü. Bir tarafım saçmalama derken bir tarafım mantıklı buldu. Dayanamayıp dudaklarımı araladım.

"Kısa sürede aileyi içten fethettin. Yengemle ağabeyime kendini sevdirdin. Bunu nasıl yaptın bilmiyorum. Sanki üzerinde şeytan tüyü var. Melek yüzlü bir şeytan gibisin. Dışarıdan iyi görünüyorsun ama için bilinmez. Beni de korkutan bu! Özellikle aileler tanışsın demek altı dolu bir laf. Evlilik yolunda ilerleyenler için iyi ama bizim için oldukça saçma bir laf. Hiç korkun yok mu? Bir şekilde evlenmek zorunda kalırız diye. Ya da asıl isteğin bu mu?"

Önce bir duraksayış yaşadı. Sonra gülmeye başladı. Ciddi ciddi keyif aldı.

"Bu huyunu seviyorum Zenan. Hiç lafı dolandırmıyorsun. Ne hissediyorsan ne söylemek istiyorsan hemen söylüyorsun."

"Sen de ustaca kaçıyorsun."

"Bana karşı çok yargılısın. Niyetim bu yargını bitirmek."

"Soruma bir cevap alamadım." deyip kollarımı masaya yasladım. İnadına ona baktım. Köşeye sıkıştırmaya çalıştım.

"Her şey açıkça belli değil mi? Başka taraftan bakmayı öğrenince ne demek istediğimi anlayacaksın. Korkma Zenan! Kimseyle zorla evlenecek halim yok. Daha çok zamanımız var. Daha birbirimizi tanıyacağız daha birbirimize ısınacağız. Hem belli mi olur? Belki de kendi isteğimizle evlenmiş oluruz."

Ses tonumu ayarlayamadım. Şaşkınlıkla bağırdım.

"Ne?"

"Ne saçmalıyorsun?"

Gülerek ayağa kalktı.

"Sanırım gitsem iyi olacak. Böylelikle hem yalnız kalmış olursun hem de söylediklerimi düşünmüş olursun." deyip şaşkın bakışlarıma aldırmadan dış kapıya doğru ilerledi. Zor olsa da ardından ilerledim. Çıkmadan önce bana doğru döndü.

"Bence bu yemek işini tekrarlamalıyız. Bir akşam yemeği iyi olmaz mı?" dediğinde bakışlarımın keskinliğini konuşturdum.

"Hiç de iyi olmaz. Şansını daha fazla zorlama lütfen!"

Bir şey demesine izin vermeden kapıyı açtım. Ama başka bir olayla karşılaştım. O an gördüğüm kişiyle duraksadım. Beklemediğimden şaşırdım. Yalnızca ismini söyleyebildim.

"Cihangir..."

Kalbim hızla atarken görüntünün gerçekliğinden emin olmak istedim. Dikkatli onu izledim. Gerçekti. Gelmez sandığım, umudu kestiğim Cihangir karşımdaydı. Suskun bir halde bana bakmaktaydı. Bakışları, ifadesi ve tavırları... Benim için bir tehlike barındırmaktaydı.

"Sabah sabah burada ne işin var Cihangir?"

Demir'in sorusu, kendime gelmeme sağlarken Cihangir öfkeyle ona baktı. Sanki her ikisinin de öfkesi kapıştı.

"Bunu benim sormam daha doğru değil mi?"

Çatık kaşlar, öfkeli bakışlar ve konuşurken sıkılan dişler... Cihangir'in özeti oldu.

"Senin burada bu evde ne işin var?"

Demir gülümsedi. İnadına yaptığını anladım. Cihangir'i çıldırtmak için iyice gülümsedi.

"Sevgilimin evi olduğu için olmasın."

"Sözde sevgilin!"

Başka bir olayla uğraşmak istemedim. Hemen olaya el koydum.

"Demir de zaten gidiyordu. Biz de artık iş meselesini konuşabiliriz." dediğimde Demir istemeye istemeye bana baktı. Kal desem hemen kabullenecekmiş gibi davrandı. Tepkisizliğim gitmesine yol açtı. Cihangir, o gözden kaybolana kadar ardından bakmayı ve öfkesini konuşturmayı sürdürdü. Hemen ardından, hiçbir şey demeden içeri girdi. Yanımdan geçip gitti. Şaşkınca arkasından ilerledim. Koridorda duraksayıp yüzüme bakmadan sordu.

"Evde başka kimse var mı?"

"Yalnızım." derken o anın geldiğini anladım. İşte beklenilen an gelmişti. Cihangir ile yüzleşme zamanı gelmişti. Salona geçer geçmez, pes edip koltuklardan birine oturdum. Ama Cihangir oturmak yerinde etrafta gezindi. Öfkesini ve gerginliğini gözler önüne serdi. Bir taraftan onu izledim bir taraftan ne yapacağımı düşündüm. Aslında bu anı o kadar çok düşünmüştüm ki... Kiminde Cihangir'e gerçeği söylemiştim kiminde yalan söyleyerek onu geçiştirmiştim. Kiminde her şeyi bırakıp benim yanımda olmuş kiminde arkasına bakmadan çekip gitmişti. Düşünce aleminde bile dengesizliğe boğulmuştum. Bebeği ondan saklayamamıştım. En ağır şekilde öğrenmesine neden olmuştum. Şimdi de babası olduğunu ondan nasıl saklayabilirdim ki? Gerçekler eninde sonunda ortaya çıkardı. Bu sefer, Cihangir yüzüme bile bakmazdı. Benden ölümüne nefret ederdi. Tüm bunları en az zarara indirmek için bir şeyler yapmalıydım. Ne yapmalıydım ki durumu kurtarmalıydım? Bir taraftan cevaba yoğunlaştım bir taraftan onu seyrettim. Cihangir, patlamaya hazır bir volkan gibiydi. Duygularının yoğunluğu buna sebepti. Hem öfkesi hem de acısı kuvvetliydi. Bu benim eserimdi. Kaçındığım ne varsa sonucuydu.

"O andan beri düşünüyorum Zenan! Her gün her saat... Kendimce bir mantıklı açıklama bulmaya çalışıyorum. Ama düşünmekten çıldıracak durumu düşüyorum. Öyle bir haldeyim ki... Geçen bir haftada ömrümün yarısını tüketmiş gibiyim."

Gözlerimi kaçırdım. Yere diktim. Ne yapacağımı bilemedim. İstemsizce bacaklarımı sallamaya başladım. O ise sitemkar bir sesle konuşmasına devam etti.

"Bunu nasıl yapabildin? Herkesten böyle bir şeyi nasıl saklayabildin? Eğer o an yaşanmasaydı belki de gerçekten hiçbir zaman haberim olmayacaktı. Sen de herkesin gözlerinin içine baka baka yalan söylemeye devam edecektin."

Ayak sesleri yakından geldi. Tam önümde durdu. Yere baktığımdan sadece ayakkabılarını görebildim. Yukarıya bakmaya gözlerinin içine bakmaya cesaret edemedim.

"Susmak yok Zenan! Bugüne kadar sustun. Artık gerçekleri konuşmanın zamanı geldi." deyip yüzüme doğru eğildi. Çenemden hafifçe tutup yukarı kaldırdı. Ela gözlerin yakıcılığına bıraktı. Heyecanla nefes alıp verdim. Bu yakıcılıktan kaçmak istedim.

"Gözlerimin içine bak Zenan! Her zaman yaptığın gibi baksana. Gözlerimin içine bakıp yalan söylesene."

" Hadi yine kendini savun. Yine beni alt et."

Sanki dilim lal oldu. Yaptığım provalar ve kurduğum hayaller, hepsi boşa gitti. Dondum kaldım. Ağzımı açıp tek bir kelime dahi edemedim. O güce erişemedim.

"Bebek..." deyip duraksadı. Devamını hemen getiremedi. Gözümün önünde acı çekti. Büyük bir öfkeyle özdeşleşti. Başını iki yana sallayıp hızla ayağa kalktı. Önüne çıkan sandalyeye sert bir tekme attı. Sandalye büyük bir gürültü ile yere düşerken irkildim. İşte o an anladım. Ne zaman olursa olsun bu yüzleşmeye hazır olmayacaktım. Yine aynı şeyleri hissedecek yine aynı korkuları yaşayacaktım.

"Konuş Zenan!"

"Susma! Anlat her şeyi."

Tekrar önüme geldi. Yere çöküp gözlerinin şiddetini gösterdi.

"O günden başlayalım. O gecenin sabahından... O sabah yanımda yoktun. Ben uyunana kadar çekip gitmiştin. Hiçbir konuşma yapmadan kaçmıştın. Ama ben senin gibi yapmak istemedim. Seni gitmiş olabileceğin her yerde aradım. Her ihtimalde seni bulmayı denedim. İstedim ki konuşalım. Ama kendini gizlemeyi çok iyi başardın. Benden ağabeyinin yanına gidecek kadar kaçmak istedin. Gerçekten ve yaşananlardan kaçmak istedin. O gün kaçtın. Başardın. Bu sefer başaramayacaksın. Kaçmana da benden bir şey saklamana da izin vermeyeceğim. Tarih tekerrür etmeyecek. Ne olursa olsun buna engel olacağım." dediğinde kalbimin acısıyla yüzleştim. O gecenin etkisini tekrar hissettim.

"O gün, senden kaçmak hayatımda verdiğim en doğru kararlardan biriydi. Yine olsa yine yapardım."

"Korktuğun için..."

Hızlı başımı salladım.

"Evet korktum. Ama yalnız kendim için değil senin içinde korktum. Tekrar birilerinin hayatını mahvetmek istemedim. Sana zarar vermek istemedim. En doğru yolun kaçmak olduğunu gördüm. Ama sen ne yaptın ne ettin yine beni buldun. Yanlışa koştun. Ve yine yanlışa koşuyorsun."

Elalarından yoğun bir parıltı geçti. Hüznüm onun beraber yükseldi.

"Sen de korkuyorsun. Son bir şansın daha var. Çekip gidebilirsin." deyip ayağa kalktım. Yanından uzaklaştım. Yukarı çıkıp odama girdim. Ayak sesleri ardımdan ilerlerken Cihangir son kararını verdi. Vazgeçmedi. Odama girdiği an konuştu.

"Bebeğin babası..."

Lafını tamamlamasına izin vermedim. Onun yerine ben konuştum.

"Bebeğin babası ben miyim diye soracaksın. Değil mi? Hadi diyelim sen çıktın. Ne yapacaksın Cihangir? Bebeği kabullenecek misin? Yoksa kolumdan tutup beni kürtaja mı götüreceksin?"

Kaşlarını çattı. Sesi keskin ve öfkeli çıktı.

"Asla! Öyle bir şey yapmam. Yaptırmam."

Bebeği istiyordu. Ama böyle bir ortamda nasıl? Sözleri beni bir yandan umutlandırdı. Bir yandan çekindirdi.

"O zaman ne yapacaksın? Kilo aldığımda bebek açığa çıktığında ne yapacaksın? Ağabeyime karşı mücadele mi edeceksin? Yoksa bebeği benden alıp Ebru ile mi büyüteceksin? Evleneceksiniz ya..."

Net bir cevap beklerken Cihangir sadece sustu. Belli etmek istemesem de canım acıdı. Suskunluğun acısını yaşadım. Sırtımı duvara verip etraftaki çiçeklere baktım. Aklıma Demir geldi. Başka bir ihtimale tutundum. Hızla dudaklarımı araladım.

"Korkma Cihangir. Zaten bebeğin babası belli. Beni her daim düşünen ve odamı çiçeklerle donatan Demir..."

Başını hızla iki yana salladı. Sinirden gülümsedi.

"Onunla hiçbir ilişkin yok. Anlamıyor muyum sanıyorsun? O gerzek herifle işin bile olmaz." deyip en yakınıma geldi. Elinin birini duvara koyup beni köşeye sıkıştırdı. Gözlerimin içine bakıp heyecanımı artırdı.

"Beni düşünüyor. Değer de veriyor. Ona bir şans vermiş olamaz mıyım?" dedim. Anında net bir cevap verdi.

"Olamazsın. Çünkü..."

"Çünkü?"

Sesini alçaltıp konuştu.

"Çünkü yaşanan olaylardan sonra ilişkiye hazır değildin. Özellikle Demir gibi bir adamla asla!"

Bakışları karnıma doğru inerken sözlerini sürdürdü.

"O gece ilkini yaşadın. Sonra kaçıp buraya geldin."

Bu yoğunluğa dayanamadım. Gözlerim doldu. Ağlamamak için direndim. Ben kendimi tuttukça o konuştu.

"Burada da hamilelik haberini aldın. O yüzden beni göndermeye çalıştın. Öğrenmeyim istedin. Bunu benden sonsuza dek saklamak istedin. Bebeğimi benden kaçırmak istedin."

Zar zor elini karnıma koydu. O an kendimi tutamadım. Gözyaşım yanağıma doğru süzüldü. Çaresizce ona baktım. Heyecanına, hüznüne ve bilinmezliğine... Ne hissediyorsa anbean onunla beraber yaşadım. Gözlerinin son durağı benim gözlerim olurken dudaklarını araladı.

"Ne yapacaksın diye sormuştun ya... Cevabı belli. Bir haftanın sonunda kesin!"

Gözyaşlarım art arda yanağıma süzüldü. Kalbim bir boşluğa düştü. Ben bunları yaşarken o cevabını verdi.

"Bebeğim için her şeyi ardımda bırakırım Zenan. Hiçbir şey umurumda olmaz. Hiç kimse umurumda olmaz. Tek umurumda olan şey onun sağlığı ve mutluluğu olur."

-Bölüm Sonu-

Bölüm nasıldı?

Hikâye nasıl gidiyor?

Bol bol yorum bekliyorum 💜 Düşüncelerinizi merak ediyorum. Yeni bölümde görüşünceye kadar sağlıcakla k

alın ❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.