*************
Kaç saattir buradaydım? Ne süredir bu vaziyetteydim? Haberim yoktu. Ne geçen zaman ne de çalan telefonum umurumdaydı. Tek umurumda olan şey, az kalsın büyük bir hata yapacak olmamdı. Cihangir'i öpecek olmamdı. Eğer kendimi tutamasaydım çoktan onu öpmüş olacaktım. Hatalar üstüne hatalar ekliyor olacaktım. O an, içimdeki bir ses beni durdurmasaydı her şeyi baştan sona yıkacaktım. Tövbe ettiğim ne varsa yaşayacaktım. Günaha ve yasağa teslim olacaktım. Peki ben onu öpseydim o ne yapacaktı? Bana karşılık verecek miydi? Yoksa anında beni ittirecek miydi? Cevap o kadar keskindi ki... Cihangir, kendince doğru olanı yapacaktı. Nişanlı bir adam, ne yapması gerekiyorsa o da onu yapacaktı. Anında beni ittirecek laflarıyla haddimi bildirecekti. İşte o zaman, her şey daha dibe batmış olacaktı. Hem bilinmeze hem de tehlikeye boğulacaktım. Derin bir iç geçirip zifiri karanlıkta parlayan gökyüzüne baktım. Bu karanlığı kendi karanlığımla bağdaştırdım. Baktıkça aynı keskinliği hissettim. Yüzümde hüzünlü bir tebessüm oluşurken dudaklarımı araladım.
"Gecenin zifiri karanlığı gibiyim. Her şeyi karanlığa boğan biriyim. Hayatımda tek bir aydınlığım var. O da bebeğim. Ama o dünyaya gelmeden kendimi düzeltmeliyim. Bu karanlıktan kurtulmalıyım. Onun aydınlığına layık olmalıyım."
Saniyelik sessizliğin ardından içimdeki soruyu dışarı bıraktım.
"Ama nasıl?"
Cihangir, dibimdeyken ve tehlike dört bir yanımdayken nasıl başaracaktım ki? Hem soru hem de cevap aynı zorluktaydı. Bilinmezliğin en yakıcılığındaydı. Düşüncelerin esiri olan ben, sonunda buna dur demek istedim. Düşüncelerden de zorluktan da kaçmak istedim. Bu sırada telefonum tekrar çaldı. Arayan kişiye bakmadım. Az çok tahmin ettim. Yengem olmalıydı. Haklı olarak meraklı ve endişeli olmalıydı. Benim yüzümden, arada kalmasını istemediğimden yapmayı hiç istemediğim şeyi yaptım. Bulunduğum yerden kalkıp harekete geçtim. Kaçışı sonlandırıp eve doğru ilerledim. Yol boyunca onlara ne söyleyeceğimi kurgulayıp durdum. Yalandan yalana koştum. Eve vardığımda bu işkenceyi durdurdum. Eve girer girmez, tahmin ettiğimin ötesinde bir durum yaşadım. Kahkahalar etrafımı kuşattı. Olduğum yerde duraksayıp onlara kulak verdim. Ağabeyimin gülüşüne, yengemin eşlik edişini ve aralarında geçen sohbete... Neye bu kadar güldüklerine anlam veremedim. Ama bu durumun işime yaramasına sevindim. Madem ortam istediğim yumuşaklıktaydı. Olayı lehime çevirebilirdim. Bunun bilinciyle, hızla sesin geldiği salona girdim. Konuşup hemen odama çekilmeyi planlarken aklımın korkunç bir oyunuyla karşılaştım. İstemsizce karşımda gördüğüm kişinin ismi fısıldadım.
"D-Demir..."
Mafya, dolandırıcı ve tehlikenin diğer adı olan Demir'i yemek masasında buldum. O an öyle şeyler hissettim ki... Sanki başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Öylece kaldım. Sessiz, korkulu ve telaşlı... Gözlerime inanamadım. Demir, arkasına yaslanmış kendi evindeymiş gibi rahattı. Neşeli, keyifli ve cıvıktı. Uzun uzun konuşuyor. Sadece onun sesi duyuluyordu. O konuştukça yengem ve ağabeyim gülüyordu. Ağabeyim ,bir gün öncesine kadar nefret ettiği adamı kahkahalar eşliğinde dinliyordu. Demir, resmen şov yapıyordu. Gördüklerim ve duyduklarım o kadar saçmaydı ki... Muhtemelen bu benim kabusumdu. Absürt, saçma ve ilginç bir kabus... Bir yerde uyuyakalmış böyle bir saçma rüyanın içine düşmüştüm. Çünkü bu saçmalığın başka bir açıklaması olamazdı. Emin olmak için kolumdan cimcikledim. Tüm kalbimle bir şey hissetmemeyi diledim. Hafif acı, anında yanıtım olurken korku tüm damarlarımda kol gezindi. Yine de inanmak istemedim. Hızla başımı iki yana salladım. Rüya değilse delirmiş olmalıydım. Delirmiş olmak bile Demir'in burada olma ihtimalinden daha gerçekçiydi. Ya delirmiştim ya da delirmiştim. Başka bir ihtimal yoktu.
"Halam gelmiş."
Eslem, koşarak yanıma gelip sıkıca bana sarıldı. O sırada tüm bakışlar bana döndü. Odak noktaları ben oldum. Demir ile göz göze geldiğim an, kaçacak bir yerim olmadığını anladım. Olanlar da gördüklerim de gerçekti. Ne bir kabustu ne de delirmiştim. Maalesef canlı kanlı bir gerçekti. Demir, olmaması gereken yerde olmaması gereken kişilerleydi. Ailemin dibindeydi. Kaşlarımı çatıp öfkeyle ona baktım. Onu öfkemle yerle bir etmek istedim. Bu yaptığının bedelini bir şekilde ödetmek istedim. Gözlerim gözlerinde takılı kalırken yengemin coşkulu sesi duyuldu.
"Sonunda geldin Zenan. Kaç saattir seni bekliyoruz."
Gözlerimi Demir'den ayırmadan cevap verdim.
"İşe dalmışım da..."
"Dünden haber vermiştim. Yarın akşam yemekte toplanacağız diye!"
Ağabeyimin sitemkar sesine, hemen cevap veremedim. Çaresizliğime lanet ettim. Nereden bilebilirdim ki? Başıma böyle saçma bir şeyin geleceğini.... Ben anlaştığımızı sanırken Demir, resmen sırtımdan bıçaklamış arkamdan iş çevirmişti. Bile bile buraya gelmişti. Sanki gerçekten sevgilimmiş gibi eve kurulmuştu. Yapmaması gereken davranışı büyük bir keyifle yapmıştı. Buna rağmen tek suçlu ben gözüküyordum. Asıl suçlu Demir'ken kabak yine benim başıma patlıyordu. Ağabeyimin gözünde umursamaz suçlunun teki olup çıkıyordum. Bu bakışlar da bu tepkiler de bunun kanıtı oluyordu.
"Üzgünüm. Aklımdan çıkmış." dediğimde sinirden gülümsedi. Her bir kelimesini bastırarak söyledi.
"Acaba bizim aklımızdan nasıl çıkmadı? Demir bunu nasıl unutmadı? Sizin birbirinizden haberiniz yok mu? Demir geleli iki saat oluyor. Ama sen ortalarda yoksun. Adam söylediğim saatte dakik olarak geliyor. Ama senden haber yok. Seni bekleyelim dedik. Ama ne aramalarımıza geri döndün ne de mesajlarımıza cevap verdin. Allah'tan Demir sana ulaştı da haberimiz oldu. "
Her cümlede bir sitem bir öfke çarpıttı. Demir ideal damat adayı oldu. Ben ise ağabeyime layık olmayan bir kardeş oldum. Çaresizce çırpındım. Bir şey söylemek için çaba verdim. Ama ne diyeceğimi kendimi nasıl savunacağımı bilemedim. Yardım hiç ummadığım anda ummadığım bir kişiden geldi. Beni bu duruma sokan Demir'den geldi.
"Sabahtan beri işle uğraşıyordu. Öncesinde konuşmuştuk. Ama aklından çıkmış. Yoksa o da dünden beri çok heyecanlıydı. Değil mi Zenan?"
Sinirden sağ gözüm seyirdi. Bir de dalga geçermiş gibi soruyordu. Kendimi tutamayıp şeytana uyacak bir rezillik çıkaracaktım. Suskunluğum onun yolunu açarken tekrar konuştu.
"Başka bir zaman bu yemeği tekrarlarız. Olmaz mı?"
Yengem, hevesle cevap verdi.
"Olur. Çok güzel olur. Bu başlangıcımız olsun. Daha çok buluşuruz."
Heyecanla bana bakıp gizliden gizleye bir mesaj vermeye çalıştı. Onun mutluluğu karşısında aynı tepkiyi veremedim. O, Demir'in benim gerçek sevgilim olduğunu hatta bebeğimin babası olduğunu düşünürken elimden hiçbir şey gelmedi. Bela çıkmazında öylece kaldım. Yaptığım her hareketin zehirli bir sarmaşık gibi etrafımı sardığını gördüm. Yalanlarım, gerçekler ve belalar, nefesimi kesti. Kendimi dışarı atmanın bir yolunu arayarak dudaklarımı araladım.
"Ellerimi yıkayıp geliyorum."
Hiçbir cevap beklemeden hızla yanlarından ayrıldım. Lavaboya girip kapıyı kilitledim. Derin derin nefes alıp verip aynaya yaklaştım. Korkudan solan tenime, sinirden dolan gözlerime ve çaresizliğime, dikkatle baktım. Elimi kalbime götürüp duygularımı açığa vurdum.
"Kahretsin! Böyle bir şey nasıl olabilir? Nasıl mümkün olabilir?"
Gerçekten anlamıyordum. Ya da anlamak istemiyordum. Demir'in neden bunu yaptığına akıl sır erdiremiyordum. Dün anlaşmışken bugün bunu yapması ne kadar dengesiz olduğunun göstergesiydi. İyi de neden? Neden bunu yapmıştı? Ortada hiçbir sebebi yoktu ki... Birbirimize yardım etmiştik. Karşılığını vermiştik. Yapmamız gereken birbirimizin hayatından çıkmakken bu yaptığı sabır sınayıcıydı. Madem hayatımı hedef almıştı. Bedelini ödeyecekti. Her ne yapmak istiyorsa buna engel olacaktım. Ailem ona daha çok ısınmadan onu hayatımdan sonsuza dek defedecektim. Demir'e istediğini vermeyecektim.
"Bunu yaptığına pişman olacaksın."
Öfkeyle fısıldayıp suyu açtım. Avcuma doldurup yüzümü birkaç kere yıkadım. Rahatlamaya çalıştım. Birkaç saniyenin ardından çıkmam gerektiğini anladım. Çıkmadan önce Demir'in bana ulaştığı numarayı buldum. Hızla uzun bir mesaj yazdım.
Bir bahane uydurup salondan çıkıyorsun. Üst katta seni bekliyorum. Sakın görmezlikten geleyim deme. Hiçbir şeyi umursamam seni de kendimi de yakarım. Ağabeyime senin nasıl biri olduğunu bağıra bağıra açıklarım .Ağabeyimin yanı başında oturan adamın dolandırıcı olduğunu bilmesini mi ister ? Yoksa son kez akıllı davranıp yanıma mı gelmek istersin? Tercih senin Demir!
Telefonu cebime koyup kollarımı birbirine kavuşturdum. Koridorda hızlı bir tur attım. Ayak seslerini duyduğumda aceleci davrandım. Demir'in kolundan tutup hızla odamın içine soktum.
"Ne yaptığını sanıyorsun?"
Etrafı derinlemesine inceledi. Hemen ardından gülümseyerek bana döndü.
"Bunu benim sana sormam gerekmez mi? Bildiğin beni odana attın. Hem de ağabeyin aşağıdayken..."
Kaşlarımı çatıp tüm öfkemle ona baktım. Geri çekilmek bir yana daha da geniş gülümsedi. Sanki öfkemden keyif aldı. Böyle yapmaya devam ederse ne aklımı ne de mantığı dinleyecektim. İçimdeki öfkeye uyacaktım.
"Kes sesini! Bir de her şey normalmiş gibi şaka yapıyorsun. Ciddi ciddi sen ne yapıyorsun Demir? Burada benim evimde ne işin var?"
Koltuğuma geçip arkasına yaslandı. Kendi odasındaymış gibi yayıldı.
"Ne yapsaydım? Ağabeyin ısrarla burada beni görmek isterken kabul etmese miydim?"
"Evet! Kabul etmeyecektin. Dün konuşmuştuk. Aramızdaki tüm mesele dün bitmiş olacaktı. Anlaşmıştık! Şimdi neden böyle bir şey yaptın ki? Hangi akla hizmet buraya gelmeye cesaret ettin?"
Koyuluklarını üzerime dikip inatla gözlerime baktı. Rahat tavrından arınmadan cevap verdi.
"İyilik yapıyorum. Seni zor bir durumdan kurtarıyorum. Ama senin bana yaptığın şeye bak. Teşekkür etmek bu kadar zor mu?"
Sinirden ses tonumu ayarlayamadım.
"İyilik mi? Bunun nesi iyilik? Senin yüzünden ailem, bu ilişkinin ciddi olduğuna inanacak. Gerçek olmayan bir şeye bağlanacak. Bugün buraya gelmeseydin her şeyi kolaylık halledebilirdim. Ama sen her şeyi iyice mahvettin. Beni bir çıkmazın içine soktun."
Rahatlığı gerginliğe dönerken hızla ayaklandı.
"Bana bağırma. Sesini alçalt."
Parmağımı tehdit edercesine salladım.
"Bu yaptığının bedelini ödeyeceksin Demir. Aileme bulaşmanın hesabını vereceksin. Şimdi aşağı inip kendini nasıl hayran bıraktırdıysan öyle nefret ettireceksin. Bu akşam bu yalan ilişki sona erecek. Ve sen ailemin hayatından sonsuza dek çıkacaksın."
"Yoksa..." deyip alayla beni süzdü. Ciddiye almadığını açıkça belli etti. O an aklıma bir şey geldi. Burada olma sebebini verdi. Sinirden gülümsedim.
" Niyetin ne? Tek derdin bana iyilik yapmak mı? Yoksa bir dolandırıcı olarak ağabeyimin parasına göz koymak mı? Sen seversin ya önce kendini sevdirip sonra insan dolandırmayı... Şimdiki kurbanın da ağabeyim mi? Baktın iyi bir fırsat çıktı. Kaçırmayım dedin değil mi? Şimdi anlaşılıyor. Burada olma niyetin!"
Yüzünde hakim olan tek şey öfke oldu. Gözleri, kaşları ve nefes alışı... Sanki hepsi öfkeyle bir bütün oldu. İçten içe korktum. Bu bakışlardan çekindim.
"Ben dolandırıcı değilim! Ne ağabeyinin parasına ne de başka birinin parasına ihtiyacım var. Benim derdim para mı sanıyorsun? Para umurumda bile değil. Bilip bilmeden olaya tek taraflı bakıyorsun. Yanlış yapıyorsun. Sonradan pişman olacağın şeyler söylüyorsun." dediğinde aptal cesareti üzerimden atamadım. Her kelimemi bastıra bastıra konuştum.
"Olay açıkça ortada! Hem mafyasın hem de dolandırıcı... Derdin de para! Nereden nasıl para toplarım diye avlanıyorsun. İyilik adı altında yapmaya çalışıyorsun. Ama ben ne aptalım ne de enayiyim."
"Maalesef aptalsın Zenan. Gözlerinin önündekini göremeyecek kadar aptal... Nedenini sorgulamayacak kadar aptal..."
"Ne? Sen bana aptal mı dedin?"
Onaylamaz bir şekilde beni süzdü. Başını iki yana sallayıp iç geçirdi.
"Belki bir gün anlarsın. Bir mucize olur da aydınlanma yaşarsın."
"Sen!"
Lafımı tamamlayamadan odadan çıktı. Sinirle ayaklarımı yere vurdum. Neydi bu şimdi? Yeni bir oyun gösterisi mi? Adam resmen bana hakaret edip gitmişti. Tehditlerimi tınlamamıştı bile! Hem saygısızdı hem de ukalaydı. Ama yok! Öyle kolay kaçamazdı. Gecenin sonunda bir sürprizi kucağına bırakacaktım. Neye uğradığını şaşıracak bir daha bu eve adımını dahi atamayacaktı. Demir, sabrıma oynamanın bedelini ödeyecekti. Bu düşüncelerle rahatlamaya çalıştım. Salona girdiğimde hiç görmek istemediğim başka bir manzarayla daha karşılaştım. Onları karşılıklı tavla oynarken buldum. Tavla bu dünyada ağabeyimin en değer verdiği oyunlarından biriydi. Herkesle oynamazdı. Bunun için kendi kuralları vardı. Sevdiği kişilerle oynar. Öyle keyif alırdı. Şimdi Demir ile bunu oynaması, hayatın bana ağır bir darbesi değil de neydi? Kerim'i sevdiğinin göstergesiydi. Bir günde değişen duygularının kanıtı niteliğindeydi. Ne olmuştu da bu kadar sevmişti? Demir onlara ne yapmıştı ki? Ne yapmıştı da sevdirmişti? Kesin olan bir şey vardı. O da bu adamda şeytan tüyü olduğuydu. Saatler içinde ailemi büyülemişti. Hayatımda bir büyücü eksikti. O da tamamlanmıştı. Hem mafyaydı hem de büyücüydü. Bu da hayattaki başka bir imtihanımdı.
"Zenan, bana yardım eder misin?"
"Tamam geliyorum." deyip mutfağa yengemin yanına geçtim. Yengem, mutfağa girer girmez kolumdan çekiştirdi. Beni sandalyeye oturtup hemen karşıma geçti. Kendimi sorguya çekilecekmişim gibi hissettim. Şaşkınca ona bakarken gülümsedi. Çok uzatmadan heyecanla konuştu.
"Demir harika bir adam."
"İki saatte mi anladın?"
Sözlerimi umursamadı. O yine kendi bildiğini okudu.
"Bugünün kötü geçeceğini düşünürken yanıldım. Demir, tam saatinde geldi. Senin de baklavaları söylemen iyi olmuş. Civan, en sevdiği tatlıyı onun elinde görünce şaşırdı. İyi bir jest oldu. Konuşmalarıyla, davranışıyla ve kibarlığıyla iyi bir görüntü oluşturdu. Civan'ın sabahki tepkisinden eser kalmadı. Demir'i sevdi bile diyebilirim. Demir, hem kendini beğendirdi hem de bizi çok güldürdü. Bu devirde böyle adam bulmak zor. Hem kibar, hem komik hem de düşünceli... Sana layık değil de kime layık?"
Onun hevesi, benim hayal kırıklığımla çarpıştı. Duyduğum her kelime canımı yaktı.
"G-Gerçekten sevdi mi?"
"Sevdi. Bence oldu bu iş. İyi bir ikili oldular."
"Ama nasıl?"
"Nasılını boş ver. Bana asıl olayı anlat. Demir'e gerçekleri söyledin mi?"
Sıkıntıyla iç geçirdim. Köşeye sıkıştım.
"Hangi gerçeği?"
Etrafa bakıp sesini alçalttı.
"Hangi gerçeği olacak? Bebeği söylemedin mi?"
Kahretsin! Olay tam da düşündüğüm şekilde gelişiyordu. Bebeğin babasını Demir sanıyordu. Ondan bu kadar mutlu ve heyecanlıydı. Aile olacağımızı sanıp seviyordu. Eğer gerçeği bilseydi başını taşlara vurmak isterdi. Belki benimle muhatap bile olmak istemezdi. Benim yüzümden hevesleniyordu. Yengemin bu hali benim eserimdi. Ona baştan anlatsaydım en azından bu durumda olmayacaktı. Neyin ne olduğunu anlayacak. Zor olsa da gerçeği kabullenecekti.
"Zenan! Sana diyorum. Adama söylemedin mi?"
Başımı iki yana sallayıp gözlerimi kaçırdım.
"Madem barıştınız. Ne diye söylemiyorsun? İşler ciddiye giderken neden sessiz kalıyorsun? Adam ağabeyinle tanıştı. Bundan sonrası ciddi bir yol. Farkında değil misin?"
"Şimdi konuşmasak olmaz mı? Sonra konuşalım."
"Hayır! Şimdi konuşacağız. Artık kaçamazsın. Hem neden kaçıyorsun ki?" dediğinde ellerinden tutup gözlerinin içine baktım. Yalvarırcasına bunu yaptım.
"Bilmediğin şeyler var. Lütfen beni zorlama. Şimdi bana bunu yapma."
Duraksadı. Sorgularcasına gözlerini kıstı. Şüpheyle beni süzdü.
"Demir'e güvenmiyor musun?"
"Beni bir..."
Hızla sözümü kesti.
"Anlıyorum. Kırgınlıkların ve küskünlüklerin var. Belli ki hala güvenemiyorsun. Ama benim de gördüğüm bir şey var. Bizzat kendim şahit oldum. Onun çocuklarla ilgilenişine, Eslem ile oynayışına, bebekleri sevişine... Zorlama yapmadı. Sahte görünmedi. Bile isteye onlarla çocuk oldu. Sevgisini ve ilgisini gösterdi. Çocukları ne kadar sevdiğini gösterdi. Eğer çocukları sevmeyen bir adam olsaydı sahtece bir iki kere güler bir daha ilgilenmezdi. O zaman derdim. Bu adamdan baba olmaz diye. Ama şimdi diyorum ki bu adamda baba olma isteği var. Çocuk sevgisi var. Sen ona gerçeği söylersen kötü bir tepki almazsın. Hatta aile kuracak güzel bir tepki alırsın."
İnanan bir insana ne anlatsan o kadar zorlanırsın derler ya benim de düştüğüm durum, aynı bu şekildeydi. Yengem körü körüne bu gerçeğe inanmış. Başka bir ihtimale kulağını kapatmıştı. İyiliğim için bu gerçekle mutlu olmuştu. Şimdi ona ne diyebilirdim ki? Bebeğin babası Cihangir mi demeliydim? O zaman evde küçük çaplı bir kıyamet oluşturmaz mıydım? Herkes ve her şey birbirine girmez miydi? Olan yalnız bana olmayacaktı ki...Hiçbir şeyden haberi olmayan Demir, yanlış bir bilgi yüzünden baba damgası yiyecekti. Aslında böyle bir korkuyu hak etmişti de... Benim içimde işi yokuşa sürecek istek yoktu. Yengem benden cevap beklerken dualarım işe yaradı. Kurtaracak bir an yaşandı. Kapının zili art arda çaldı.
"Birini mi bekliyorduk?"
"Evet! Ebru ve Cihangir olmalı. Civan onları da çay içmeye çağırmıştı."
"Neden? Niye sürekli onlarla dip dibe olmak zorundayız ki?"
"Çünkü ağabeyinin ortağı. Aynı zamanda arkadaş olarak sevdiği biri. Sen neden onlara karşı bu kadar tepkilisin? Gerçekten anlamıyorum. Ebru ile arkadaş olsan. Ona bu kadar kaba davranmasan daha iyi olacak. Bu arkadaşlık hem sana hem de ona iyi gelecek."
"Aman eksik kalsın."
"Çok söylenme de kapıyı aç. İnsanlar kapıda kaldı."
"Of! Gerçekten bugün sınanıyorum." deyip hırsla mutfaktan çıktım. Neyi istesem tam zıttı gerçekleşiyordu. İstemediğim kişiler burnumun dibinde bitiyordu. Bugün de tam kadro toplanmış sabrıma oynuyordu. Birinden birine öfke patlaması yaşayacaktım. Ama kime? Hanım kızımız Ebru'ya mı? Yasaklım olan Cihangir'e mi? Yoksa beni başka bir belaya atan Demir'e mi? Bana fark etmezdi. Hepsine karşı kin doluydum. Ne bir eksik ne bir fazla... Kapı tekrar çalarken daha fazla oyalanmadım. Sakinleşmeyi umarak kapıyı açtım.
Açar açmaz ilk gördüğüm kişi Cihangir oldu. Aklım ve kalbim, Ebru'nun varlığını gölgeledi. Sanki karşımda yalnızca Cihangir varmış gibi hissettim. Duygu yoğunluğunda zirveye tırmandım. Kalbimin ihanetine uğrarken ,dengesiz atışın dışarıdan duyulacağından korktum. Ela gözlere bakıp heyecanla sustum. Cihangir, zoraki konuştu.
"Müsait miydiniz?"
Ebru da kendi varlığını hatırlatmak istercesine öne atıldı. Cihangir'in elindeki tatlıyı gösterip gülümsedi.
"Cihangir, çayın yanında iyi gider diye tatlı da aldı. Tatlı yiyelim tatlı konuşalım hesabı. İyi olmaz mı?"
Yine çabaladığını görünce diyecek bir şey bulamadım. Sadece içimden bol bol sabır diledim. Konuşurken onun kadar canlı olmadım. Üzerime yakışmayan sahteliğe bürünemedim. Neysem o oldum. Soğukça konuştum.
"Hoş geldiniz."
"Hoş bulduk."
Kenara çekilip geçmeleri için izin verdim. Cihangir yanımdan geçerken poşeti elime tutuşturdu. O an içimden sinirden gülmek geldi. O da ağabeyimin en sevdiği tatlı olan baklavayı almıştı. Birbirlerinden haberi olmadan aynı şeyi almışlardı. Bu olay benim için tam bir keşke düşüncesindeydi. Keşke ağabeyim içeride Demir ile değil de Cihangir ile olsaydı. Ebru ve Demir hayatımızda hiç olmasaydı. Elime bir aile kurma imkanı verilseydi. Sanki bu durum, olmayacak bir şeye amin demek gibiydi. Hayal kırıklığı ve acıya sebebiyetti.
"Nereye geçilecek?"
Ebru'nun sorusuna cevap vermek yerine önden onlara yol gösterdim.
Hep beraber salona geçtiğimizde Cihangir'in duraksayışına şahit oldum. Odak noktası Demir olurken şaşırdı. Adım adım öfkeye ulaştı. Belli ki o da benim gibi bu manzarayı beklemediğinden hazırlıksız yakalanmıştı. Yarım saat önce benim verdiğim tepkileri veriyordu. İşin garibi bu durumu benden başka kimse fark etmiyordu. Cihangir'i en iyi ben anlıyordum. Tek anlayamadığım durum, bunun sebebiydi. Gıcıklığı Demir'e miydi? Yoksa benimle ilgili miydi? İhtimal vermesem de kıskançlık mıydı? Aniden bana doğru dönüp hesap sorarcasına gözlerime baktı. Ama bu eylemi ağabeyim sayesinde kısa sürdü. Ağabeyim Cihangir'i görür görmez ayaklandı. Aileden birini görüyor gibi sevindi. Coşkuyla seslendi.
"Hoş geldin kardeşim."
Şu işe bak! Resmen beni göründüğüne bu kadar sevinmemişti. İlişkileri boyut değiştirmiş. Arkadaşlıktan kardeşliğe evrilmişti.
"Hoş bulduk."
Dostane bir samimiyette birbirlerine sarıldılar. Aralarındaki dostluğa anlam veremeyerek bakakaldım. Neye uğraşsam neyi hayatımdan çıkarmaya çalışsam tam tersini görüyordum. Buna en büyük örnek Cihangir ve Demir'di. Sanki ikisi de ağabeyimle kanka olmaya yeminli gibiydi. Sevdiği tatlıdan almaya tut, kılık kıyafetleriyle, davranışlarıyla ideal arkadaş olmaya istekliydiler. Ama ne Cihangir Demir'in varlığından mutluydu ne de Demir Cihangir'in varlığından mutluydu. Birbirinden haz edemedikleri her hallerinden belliydi. Cihangir, sonunda dayanamamış olacak ki imalı bir şekilde konuştu.
"Misafiriniz mi vardı? Haberimiz olsa başka zaman gelirdik."
Misafir misafiri istemez, ev sahibi de ikisini istemez sözünü anbean yaşadık. Cihangir, Demir'e tahammül edemezken ben her ikisini de tahammül edemedim. Kollarından tutup dışarı atasım geldi. Ama buna ne cesaretim yetti ne de gücüm yetti. Ağabeyimin korkusu kalbime işledi. Cihangir, meydan okurcasına Demir'e bakarken ağabeyim gülümsedi. Sözleriyle kalbime indirmeye yemin etti.
"Demir misafir sayılmaz. Artık aileden biri sayılır."
Aileden biri mi? Yok artık! Ağabeyime diyecek başka bir şey bulamıyordum. Yanındakinin bir dolandırıcı olduğunu bilseydi bu kadar sever miydi? Şeytan diyordu ki git herkesin içinde gerçeği söyle. Cihangir'i de Demir'i de buradan defet. Güç bela kendimi tutuyordum. Sonradan pişman olacağım bir şey yapmak istemiyordum. Bunlar olurken Demir sanki her şey normalmiş gibi gülümsedi. Durumdan keyif aldı. Oracıkta ona boğasım geldi. Kaş göz işareti yaptım. Görmezlikten geldi.
"Artık aileye girdiğine göre güzel bir haber alır mıyız?"
Ebru da sabrımın sınırlarında dolanıyordu. Tehlikeli sularda yüzüyordu. Ama haberi yoktu. Yüzüne dönüp sinirle gülümsedim. Sorusuna karşı hırsla cevap verdim.
"Bu yıla bir güzel haber yetmez mi? Asıl güzel haberi sizden bekliyorum. Yok mu daha güzel yıldırım hızında gelişen bir olay?"
Gözlerim Cihangir ve Ebru üzerinde ısrarla gezindi. Ebru, ne kadar mutlu gözükürse gözüksün Cihangir o kadar gergin durdu. Dudaklarından aynı anda farklı cümleler döküldü.
"Bir iki aya neden olmasın?"
"Daha zamanı var."
Ebru, şaşkınca Cihangir'e döndü. Mutluluğundan eser kalmazken bozulduğu her halinden belli oldu. Ağzını açıp tek bir kelime bile edemedi. Tek yapabildiği şey kırgınca Cihangir'e bakmak oldu. Ağabeyim hızla olaya el koydu.
"Buyurun ayakta kalmayın oturun."
Ağabeyim ve yengem hariç, herkes memnuniyetsizce oturdu. İçten içe gergin bir ortam kuruldu. Cihangir-Demir ve Cihangir- Ebru gerilimi yaşanırken ben hepsiyle gerildim. Arkama yaslanıp sessizliğe çekildim. Dikkatle onları inceledim. Cihangir ve Demir'in ne yapmaya çalıştıklarını anlamak istedim. Aralarında geçen meydan okuma ilgimi çekti. Öfkeli bakışlar, imalı tavırlar ve aralarında kurulan gizliden gizliye iletişim... Merakımı cezbetti. Hayatım tepetaklak olurken hiçbir şey olmamış gibi olayı çözmek istedim. Bu sırada yengem, çalışanların yardımıyla çay ve tatlı ikramı yaptı. Yanıma oturup gülerek konuştu.
"Şansa bak. İkiniz de Civan'ın en sevdiği tatlıdan almışsın."
Cihangir yerine Ebru konuştu. Sanki çocuğunu anlatırmış gibi göründü.
"Cihangir özellikle seçti. Baklava sevgisini bildiğinden en iyi Türk tatlıcısını araştırıp bulduk."
"Teşekkür ederim. Bugünün yaşayanı ben oldum. Çocuklar gibi en sevdiğim tatlıya boğuldum." deyip gülümsedi. Demir'e dönüp merakla sözlerini sürdürdü.
"Sana da Zenan mı söyledi?"
Demir, bir an duraksadı. Göz göze geldiğimizde gülümsedi.
"Evet! Laf arasında konusu geçmişti. Ben de böyle ayrıntıları unutmam. Dikkat ederim. Cihangir de en az benim kadar dikkatliymiş."
Cihangir, sertçe cevap verdi.
"Öyleyimdir."
"Ortak noktalar güzeldir."
"Kime göre? Neye göre?"
Gözlerimi irice açtım. Şaşkınlıkla Cihangir'e döndüm. Resmen Demir bir laf atsa da kavga etsek diye bekliyordu. Kibar adam Cihangir'e ne olmuştu birden? Medeniyetle özdeşleşen adam vahşileşmiş miydi? Yoksa bana mı öyle gelmişti?
"Şu an bu fikrimden vazgeçtim. Sen de sanırım biraz asabilik var."
"Sende de fazla rahatlık var."
"Rahatlık değil. Bu benim samimiyetim. Bu da aslında ne kadar zıt karakter olduğumuzun göstergesi. Sen soğuk ciddi bir adam izlenimi veriyorsun. Ama ben samimi ve içten bir adam görünümü veriyorum. Birimiz dost canlısı birimiz buz kütlesi hesabı!"
Gözlerim sırasıyla ikisinin üzerinde gezindi. Kendimi ilkokulda erkek kavgası izliyormuş gibi hissettim. Önce laf dalaşı başlar. Sonra birbirlerine girerlerdi. Şimdi de birbirlerine girmelerine az kalmıştı. Peki buna kim dur diyecekti? Ağabeyim mi? Yoksa her şeye atılan ben mi? Derin bir nefes alıp dudaklarımı aralayacağım vakit ağabeyim benden önce davrandı. Hemen konuyu değiştirdi.
"Bugün merkezdeki otele gitmişsiniz. Anlaşılan o ki ikiniz de bu işin içinde olmaya karar vermişsiniz."
"Aslında tam olarak öyle değil. Cihangir bu işi bana devretti. Aramızda anlaştık." deyip ona doğru döndüm. Gözlerini kısıp sinirli bir tebessüm sergiledi.
"Yok öyle bir şey! İş benim. En başında nasılsa şimdi de öyle."
"Değişim iyidir. Özellikle bu konuda... Benim daha çok fayda göstereceğim belli... Uzatmadan anlaşalım."
"Hileyle kazanamazsın Zenan. Boşuna uğraşma."
"Biraz kibarlık yapsan olmaz mı?"
"Sen de adaletli davransan daha güzel olmaz mı?"
Sinirle iç geçirdim. Nerede ne konumda olduğumuzu unutma talihsizliğine düştüm.
"Gerçekten sabır sınayıcısın Cihangir."
"Seninle boy ölçüşemem Zenan!"
Ağabeyimin gür sesiyle irkildim.
"Ne oluyor böyle? Gerginlikten gerginliğe geçiyoruz. İkinizin sorunu ne? "
"Zenan odamdan işle ilgili dosyaları çalmış."
"İspiyoncu!"
Ebru'dan bir şaşkınlık nidası duyulurken eliyle ağzını kapattı.
"Gerçekten mi?"
Konuşmanın içine Demir de atıldı.
"Zenan öyle bir şey yapmaz. Sen yanlış anlamış olmalısın. Sadece ödünç almıştır."
"Ödünç almak, kişinin isteğiyle olur. Zenan bile isteye sabahın erken saatlerinde odamdan gizlice almış."
"Sen bana hırsız mı diyorsun?"
"Öyle bir şey demiyorum."
"Demeye getiriyorsun!"
"Yaptığın şeyi normalleştiriyorsun."
Ses tonuma engel olamadım. Öfkemle beraber yükseldi.
"Ben yanlış bir şey yapmadım. Bir kenara itilmiş işe hız kazandırdım. Sana kalsaydı bir süre daha orada beklerdi. Bu iş, senin gibi yavaş adamları sevmez. Aksine benim gibi işine sıkıca sarılmış coşkuyla bağlanan kişileri sever. Anlatabildim mi?"
"İkiniz de susun lütfen !"
Ağabeyim, arkasına yaslanıp bıkkınca bize baktı. Keyfinden de mutluluğundan da eser kalmadı.
"Düştüğünüz şu duruma bakın! Bir iş yüzünden çirkinleşebildiğiniz kadar çirkinleştiniz. Madem bu kadar çok istiyorsunuz. Beraber tamamlayın."
İkimizden de aynı anda benzer tepkiler geldi.
"Hayır!"
"Olmaz!"
"Ben diyeceğim son şeyi dedim. Ya beraber tamamlarsınız ya da başka birine teslim edersiniz. Karar sizin." dediğinde yengem hızla konuşmaya atıldı.
"Bence çok gerildik. Güzel şeylerden konuşalım. Biraz keyiflenelim."
"Bence de! Muhabbet edelim diye bir araya toplandık. Sen güzel bir konu açarsın hayatım." dediğinde bu durumdan memnun olmayan tek kişi ben oldum. Yengemin açacağı konuyu az çok tahmin ettim. Evlilikle başlayacak, aileyle bitirecekti. Yine aynı taktiği uygulayacaktı. Okların bana döneceğini sanırken gülerek Ebru'ya döndü.
"Evlilik ne zaman? Hazırlıklara başladınız mı?"
" Ailelere kalırsa en geç yaza düğün istiyorlar. Ben de nişanlılığı çok uzatmak düşüncesinde değilim. Yakın zamanda evlenelim istiyorum. Zaten hazırlıklara çoktan başladım. Gelinlik modelim bile tamam." deyip Cihangir'e döndü. Hevesle ondan bir destek gelmesini bekledi. Ben de sessizce onları izledim. Cihangir, anlık tebessüm edip cevap verdi.
"Bakalım. Her şeyin hayırlısı... Herkes için uygun bir gün buluruz."
Bu cevap bile Ebru'yu mutlu etti. Onun bu duruma içten içe üzüldüm. Sevgiye ne kadar da muhtaçtı? Cihangir'den gelecek sevgi kırıntısına dahi açtı. Cihangir, mutlu olacaksa onunla olacaktı. Onu bu kadar seven kadınla mutlu bir yuva kuracaktı. Her ne kadar kalbim razı olmasa da doğru olan buydu. Ebru Cihangir için en doğru karardı.
"Gelinlik modelimi görmek ister misiniz? Fikrinizi de almış olurum."
Yengem, merakla Ebru'nun yanına gitti. Ben de hafifçe yanına yaklaşıp gösterdiği fotoğraflara baktım. Hepsi birbirinden güzeldi. Asil ve zarifti. Bir zamanlar hayalini kurduğum şey şimdi en uzağımdaydı. Önceden mutluluk veren beyazlık şimdi sadece hüzün vericiydi. İstediğim şeye ulaşamamanın verdiği bir hüzün vardı. Buna rağmen Ebru'yu mutlu etmek istedim.
"Hepsi ayrı ayrı çok güzel. Sana da çok yakışır. Güzel seçimler yapmışsın."
"Teşekkür ederim. İçimi rahatlattın."
"Evet! Zenan haklı. Çok güzeller. Zaten sen de çok güzelsin. Bunları giydiğinde daha da güzel olacaksın." deyip gözlerini bana dikti. Yengemin bakışlarından korktum. Her an bir şeyin geleceğini anladım. Tahmin ettiğim gibi ışık hızında gerçekleşti. Hazırlıksız yakalandım.
"Zenan'a da güzel yakışır. Çok güzel olur. O kadar güzel gelinlik modelleri var ki... Zenan'ın üzerinde düşündüğümde daha da güzel oluyor."
"N-Ne? Konu hangi ara bana geldi? Ne alaka?"
Korkuyla ağabeyimin tepkisine baktım. O an, ağabeyim de dahil erkeklerin bizi dinlediğini gördüm.
"Ne demek ne alaka? Bir gün sen de gelinlik giyeceksin. Bu işler hiç belli olmaz. Bir bakarsın yarın kendini evlenirken bulursun."
"Bu düşünceler bana çok uzak. Bu yüzden beni düşünmeyi bırak. Ebru'yu düşünürsen daha güzel olacak." dediğimde yengemin gülüşü hızla silindi. Kırgınca bana baktı. Onun yapmaya çalıştığı şeyi çok iyi biliyordum. Benim için gerekli ortamı hazırlıyordu. Ağabeyimin ve Demir'in yanında evlilik konusunu açıp bir şeyler olsun istiyordu. Aile kurmam için elinden geleni yapıyordu. Ama bu yaptıklarının boşa kürek çekmekle bir olduğunu bilmiyordu.
"Büyük konuşma derim. Ya da büyük konuş. Sonra evlilik hazırlığında ben sana bunları hatırlatırım."
"Zenan sen benim karımı mı üzüyorsun?"
"Hayır üzmüyorum. Aramızda şakalaşıyoruz."
"Hiç yalan söyleyemeyeceğim. Baya baya beni üzüyor Civan. Onun adına güzel bir hayal kurmama bile izin vermiyor. Senin bu kardeşin düğünden de evlilikten de kaçıyor." dediğinde ağabeyim önce bana sonra Demir'e baktı. Gözlerinden şüphe okunurken daha fazla dayanamadım. Ayağa kalkıp korkuyla nefes alıp verdim. Tek tek herkeste göz gezdirip her şeyi sona erdirmek istedim.
"Size bir şey açıklamalıyım. Daha fazla uzatmadan gereksiz yerlere çekmeden her şeyi anlatmalıyım. Demir aslında..."
Sözlerimi tamamlayamadan Demir'in gür sesini duydum. Şaşkınlıkla bakakaldım.
"Geri kalanını ben tamamlarım. Aslında sizinle bir şey konuşmak istiyordum. Ciddi bir şey... Ama bu kadar erken olmasından rahatsızlık duyarsınız diye çekiniyordum. En başından beri bunu çok istiyordum. Ne zaman bu işe kalkışsam Zenan'ın engelleyişine maruz kalıyordum. Erken! Biraz daha bekle! Uyarılarıyla beni durduruyordu. Ama ben o zamanın geldiğini hissediyordum."
Kısa bir anlığına duraksayıp ağabeyime baktı. Hızla sözlerini sürdürdü.
" İzniniz olursa bir akşam ailemle beraber buraya gelmek istiyorum. Artık aileler tanışsın. Her şey usulüne göre ilerlesin istiyorum."
Konuşmayı bitirdiğinde ürperdim. Şaşkınlıkla bağırdım.
"Ne?"
Bu anın gerçek olabileceğine inanmak istemedim. Baştan aşağı titredim. Tüm gücümü tükettim. Demir'i hayatımdan tamamen çıkarmak isterken derin bir boşluğa düştüm. Ne ağzımı açıp tek bir kelime edebildim ne de hareket edebildim. Olduğum yerde dondum kaldım. Yapabildiğim tek şey hayretle Demir'e bakmak oldu. Yengem, koluma girip hevesle fısıldadı.
"Bildiğin seni istemeye gelmek istiyor. İşler ciddiye binsin istiyor."
Olayın ağırlığından her an yere yığılacağımı düşündüm. Ayaklarım bedenimi zar zor taşırken bir şey demek için dudaklarımı araladım. Bu lanet duruma dur demek için kendimi zorladım. Konuşacağım vakit ağabeyimin sesini duymam bir oldu. Susup onu dinlemek zorunda kaldım.
"Herkesin uygun olduğu bir gün neden olmasın? Değil mi Zenan?"
"B-Ben..."
Sertçe yutkundum. Herkesin bakışı üzerime kurulurken boğuluyormuş gibi hissettim. Daraldım. Durak noktam Cihangir gözleri olurken derin bir öfkeyle karşılaştım. Ela gözlerindeki öfkeyle bakıştım.
"Zenan?"
Ağabeyim tekrar sordu. Zar zor başımı iki yana salladım.
"Kendimi iyi hissetmiyorum. Başka zaman bu konuyu baş başa konuşalım. Şimdilik bana izin verir misin? Yalnız kalmaya ihtiyacım var."
Cevap vermesine bile dayanamadan hızla yanlarından ayrıldım. Hiçbir şey umurumda olmadan aklıma esen şeyi yaptım. Hızla evden çıktım. Zifiri karanlıkta kendimi dışarı attım. Elimi kalbime götürüp derin derin nefes aldım. Ne rüzgarın şiddetine aldırdım ne de başlayan yağmura... Olabildiğince hızda evden uzaklaştım. Nereye gittiğimi bilmeden hızıma hız kattım. Sonunda yorulup bir köşede duraksadım. Cebimdeki telefon ısrarla titrerken acıyla fısıldadım.
"Neden? Niye?"
Ben sormaktan yorulmuştum. Ama hayat hep karşımı bir olay çıkarmış. Sebebini bilinmeze almıştı. Dertten kaçmak isterken dert yağmuruna tutulmuştum. Sanki her şeyim yerli yerindeyken bir de başıma büyük bir bela almıştım. Demir'i hayatıma bile isteye musallat etmiştim. Şimdi de ondan kurtulamıyordum. Adam, gözlerimin içine baka baka oyun oynuyordu. Öyle bir oyundu ki... Her şeyi bir anda ciddiye çevirecek cinstendi.
"Allah kahretsin!"
"Aptal herif!"
"Şimdi ne yapacağım? O ailemi bu kadar umutlandırmışken ondan nasıl kurtulacağım?"
Şiddetini artıran yağmur, üstümde hakimiyet kurarken titredim. Sırılsıklam olduğum halde geri çekilmedim. Kendimi koruyacak bir yer bulmadım. Saklanmaktansa olduğum yerde kaldım. Kollarımı iki yana açıp sinirle bağırdım.
"Bunu hangi akla hizmet yapar? Neden yapar?"
"Daha ne kadar bedel ödemem gerekiyor?"
Tamamen kendimden geçmişken kolum biri tarafından çekildi. Ne olduğunu anlamazken başımı bir adamın göğsüne çarptım. Hafifçe kaldırıp kim olduğunu baktım. Karşımda sırılsıklam bir halde Cihangir'i buldum.
"Cihangir?"
Derin bir geçirdi. Kolumu bırakıp gözlerimin içine baktı.
"Ne yapmaya çalışıyorsun Zenan?"
Sustum. Geri çekilip onun öfkesiyle yarışacak bir öfkeyle ona baktım. Suskunluğum onun öfkesini şahlandırdı.
"Bütün bu olanlar ne demek oluyor? O adam kim oluyor? Nasıl bir saçmalığın içindesin böyle ?"
"Sana ne Cihangir? Sana ne? Rahat bırak beni!" deyip ona arkamı döndüm. Ağlamamak için kendimi zor tuttum. Ama Cihangir durmadı. Sözleri bir ok gibi kalbimi yaraladı.
"Sabahınla akşamın birbirine uymuyor. Sabah beni öpecekken şimdi bu adamla ciddi bir yola giriyorsun. Ne yaptığını sen de bilmiyorsun!"
Dayanamayıp hızla ona doğru döndüm. Başımı iki yana sallayıp sinirden güldüm.
"Eğer seni öpseydim ne olacaktı ki? Doğruların adamı Cihangir bana karşılık mı verecekti? Nişanlı bir adam yanlışa mı düşecekti? Üstelik onu canından çok seven Ebru varken! Amacın ne Cihangir? Sen ne olsun istiyorsun ki? Bu olaydan ne çıkarmak istiyorsun?"
"Hiçbir şey istemiyorum. Konu ben değilim. Konu senin dengesizliğin. Öyle ya da böyle hayatını mahvedecek olman."
Sinirle göğsünden ittirdim. Geriye doğru sendeledi.
"Kendine bile yalan söylüyorsun. Bunun sebebini hem sen biliyorsun hem de ben biliyorum. Ben sana en başından kaç derken bu yüzden diyordum. Ama sen kafanın dikine gitmekte ısrar ediyordun. Bak! Gördün mü sonucu? Biz böyle dip dibe durmaya devam ettikçe daha çok sorun çıkacak! Ve sen kendine yalanlar söylemeye devam edeceksin. Olan yalnız bize değil. Sevdiklerimize de olacak. Hatta oldu bile..."
Gözlerim dolarken sesimi alçalttım. Fısıldarcasına konuştum.
"Şu an düştüğümüz durum o kadar kötü ki... Sen evleneceksin Cihangir. Birkaç aya kalmadan Ebru ile evleneceksin. Buna rağmen beni kıskanıyorsun. Sen beni Demir'den kıskanıyorsun. Yapmaman gereken yanlışa koşuyorsun. Şu an tek derdinin Ebru olması gerekirken sen beni dert ediniyorsun. Her ne kadar öfkenin altına saklamaya çalışsan da görüyorum. Ben orada çok yasaklı duygular görüyorum."
Ondan gelecek bir itiraz beklerken duraksadı. Öylece bana bakakaldı. Ne itiraz etti ne de başka bir şey yaptı. Afalladı. O an, karnıma keskin bir ağrı saplandı. Elimi karnıma götürüp sessizce inledim. Geçer diye bekledim. Ama ağrı her geçen saniye boyut değiştirdi. Dayanılmaz bir hal aldı. Bacaklarıma doğru bir sıcaklık inerken acıyla bağırdım. Cihangir hızla yanıma yaklaştı. Kolumdan tutup beni dengede tutmaya çalıştı.
"Zenan..."
"Ah!"
Bacaklarıma baktığımda sıcaklığın süzüldüğünü gördüm. Yere çöküp elimi acının olduğu yere götürdüm. Ellerim sıcak kana bulaşırken korkuyla avuçlarıma baktım.
"İyi misin?"
Gözyaşlarım yanağımı ıslattığında dudaklarım arasından acı bir hıçkırık koptu. Gözlerimi kandan ayırmadan can acısıyla kaybetme korkusuyla bağırdım.
"Yardım et Cihangir! Lütfen bana yardım et. "
"Bebeğime bir şey olmasın. Ona bir şey olmasın."
- Bölüm Sonu -