İçeriğe geç

NİHÂN

Bölüm 11 · 19 dk okuma

NİHÂN

Bölüm 11

10-KARAR

*******

"Hazır mısın?"

Demir'in sorusu, dalgınlığımı sona erdirdi. Gerçekten hazır mıydım? Böyle bir işe razı mıydım? Cevapsız bırakıp geçiştirdim. Baş onayı verip derin bir iç geçirdim. Tüm heyecanımı, sindirmeye çalışıp yanımdaki insan topluluğuyla beraber ilerledim. Lüks bir mekâna girdiğimizde içimdeki Zenan'dan tamamen arındım. Rolümü bürünüp karakterimle özdeşleştim. Dik omuzlar, havalı yürüyüş ve kendinden emin bir tavır... Sanki buranın sahibiymişim gibi davrandım. Çaktırmadan etrafı süzmeyi de başardım. Mekân normaldi. İnsanların kahvaltı için tercih ettiği bir yer gibiydi. Çoğu kişi ailesiyle gelmişti. Hiç mafya buluşmasına uygun değildi.

"Buluşmayı burada mı yapacağız? Herkesin içinde mi?" diye sorduğumda Demir'den anında yanıt aldım.

"Hayır. Yukarı katta başka bir âlem var. Burası göstermelik!"

"Tahmin etmiştim. Yazık şu insanlara! Yukarıda kim bilir neler dönüyor? Ama onların burada hiçbir şeyden haberi yok."

"Haberleri olsa daha mı iyiydi? Bir de bu açıdan bak. Her mafyanın böyle uydurduğu bir mekânı vardır."

"Orası da doğru! Ne diyebilirim ki?"

Onun yönlendirmesiyle yukarı kata çıktık. Kapının önünde geldiğimizde kulağıma yaklaştı. Kurduğu yakınlık rahatsızlık verici derece de ürpertti.

"Korkma."

"Korkmuyorum."

Gözlerime uzunca baktı. Sanki tepkimi yakalamaya çalıştı. İnadına öfkemi yansıttım. Maskenin ardından anlayıp anlamaması umurumda bile olmadı. Ama o bunu anlamış olacak ki gülümsedi. Tahmin ettiğimin ötesinde bunu uzatmadı. Tekrar ciddi bir hale bürünüp dudaklarını araladı. Her bir kelimeyi vurguladı.

"Benimleyken güvendesin Zenan."

Konuşması beni gülümsetti. Ama aynı sebepten değil sinirden gerçekleşti.

"Nedense bana hiç öyle gelmiyor."

"Başka şansın yok. Aynı gemideyiz. Birbirimize güvenmek zorundayız." deyip kol saatine baktı. Benden uzaklaşıp kapıyı çaldı. Kapı çok geçmeden büyük bir gürültü ile açıldı. İçeride bambaşka ortam bizi karşıladı. Silahlı adamlar, güven vermeyen tipler ve pür dikkat üzerime kesilen bakışlar... Nefesimi kesti. Ayaklarım geri geri gitmek isterken mecburen yapmak zorunda olduğum şeye itildim. Dimdik ayakta durmaya devam ettim. Belki de taktığım maskeye güvendim. Bana bakanlara dönüp sert bakışımı ilettim. Bu hareketim, şaşırtıcı bir şekilde hemen yanıt buldu. Bakışlarını yere dikip resmen hazır ola geçtiler. İrina'ya saygılarını gösterdiler. İlk defa büyük bir topluluk tarafından saygı gördüm. Garip hislere boğuldum. Saçma olacak bir şey hissettim. İçten içe bu saygıdan hoşlandım. Ya daha önce hiç böyle hissetmediğim için ya da hissedemeyeceğim için bunu yaşadım. Demir'in yönlendirmesiyle tekrar gerçekliğe döndüm. Bir kapıdan daha geçip büyük bir masanın olduğu odaya geçtik. Masanın etrafında birkaç tane adam vardı. Yaşlısı genci hepsi bu masadaydı. Varlığımızı fark edince hepsi ayaklandı. Karşımda ceketini ilikleyen mi ararsın yoksa heyecandan ne yapacağını şaşıran mı? Saçma ama komik bir görüntü oluştu. Sinirden gülmek geldi. Ama bu isteğimi gerçekleştiremedim. Onun yerine tek tek hepsini inceledim. Tehlikelerini ölçtüm. O an, kulağıma bir ses geldi. Kulaklığa dokunmamak için kendimi zor tuttum. Saçımla oynayıp bu hareketimi gizlemeye çalıştım. Elimi geri çekip sese dikkat kesildim.

"Dediklerimi tekrarla Zenan. Bu söylediklerim günaydın tarzında bir şey olacak. Dobroye utro parni."

"Dobroye utro parni..." diye tekrarlayıp karşımdaki topluluğa baktım. İçlerinden biri öne çıktı. Bir anlığına bakıp gözlerini kaçırdı. Sanki bakmaya cesaret etmedi. Kulaklıktaki ses tekrar harekete geçti.

"Serdar Derbentçi... Asıl adamımız bu. Onunla görüşeceksin."

Sözlerin etkisiyle dikkatle adama baktım. Uzun boylu geniş yapılı esmer tenli bir adamdı. Yüzünde bıçak yarasından kaynaklanan bir iz vardı. Bu bile tehlikesini ortaya koyarken şansıma lanet ettim.

"Hoş geldiniz."

Cevap vermek yerine bana önceden söylenen şeyi yaptım. Elimi uzattım. Karşılığında gülümsedi. Kibarca elimi tutup küçük bir öpücük bıraktı. Tiksinsem de memnunmuşum ayağına takıldım.

"Hoş bulduk."

"Türkçe..."

Gözlerini hafifçe açıp şaşkınlığını belli ederken hızla sözünü kestim.

"Ana dilime ben de sizin kadar hakimim. "

"Ben de Rusça için adam bile ayarlamıştım."

"Gördüğünüz gibi gerek yok. Ortak dille de anlaşabiliriz." deyip geri kalan kalabalığı süzdüm. Hepsi bizim için birer tehlike niteliğindeydi. Ne kadar az olursak o kadar iyiydi. Zaten Demir de böyle olmasını istiyordu. Ne kadar az o kadar fayda...Sözüme sadık kalarak sözlerimi sürdürdüm.

"Baş başa konuşabiliriz. Değil mi?"

"Elbette." deyip adamlarına kaş göz işareti yaptı. Ortam kısa sürede boşaldı. Sadece ben, Demir ve Serdar kaldık.

"Buyurun. Masaya geçelim."

Bir an unutup sandalyemi çekecekken Demir ve Serdar aynı anda sandalyeme yöneldi. Serdar bakışlarıyla Demir'e öldürücü bakış attı. Demir'den de yanıt gecikmedi. En az onun kadar öfkeli baktı. Gülümseyip ortamı yumuşatmaya çalıştım.

"Mersi!" deyip sandalyeye oturdum. Bacak bacak üstüne atıp arkama yaslandım. Benim oturmamla beraber diğerleri de oturdu. Demir hemen yanıma Serdar da tam karşıma geçti. Gözlerimi hedef noktama diktiğimde Serdar gülümsedi.

"En son çocukken bu kadar heyecanlıydım. Şimdi kalbim öyle hızlı atıyor ki... Sesini duymanızdan korkuyorum."

İrina anlatılanlara göre kendini beğenmiş bir kadındı. Ona uygun davranmam gerekirdi. Benlik olmasa bile bunu yapmalıydım. Üsten bir bakış sergileyip ukalaca gülümsedim.

"Böyle anlara çok tanık oldum. Benim yanımda delicesine atan birçok kalp duydum. Kimisi korkudan kimisi hayranlıktan attı. Peki ya sizinkinin sebebi nedir? Anlaşma mı? Korku mu? Yoksa hayranlık mı?"

Koyu gözlerindeki hayranlığa anbean tanık oldum.

"İşin içinde hepsi var. Ama en büyük heyecanım sizin varlığınız. Sizinle tanışma şerefine ulaşmak." dediğinde dirseklerimi masaya koyup ellerimi birleştirdim. Karaktere uygun davranıp büyük bir öz güvenle gülümsedim.

"Gerçekten şanslısınız Serdar Bey. Sizin yerinizde olmak isteyen çok kişi var. Önerim bu şansın kıymetini bilmeniz. "

"Bundan şüpheniz olmasın. Size minnettarım."

Bir süreden beri sessiz kalan Demir, gülümseyip varlığını belli etti. Bana doğru dönüp dudaklarını araladı.

"Serdar, uzun zamandan beri bu anı bekliyor. Olayı ilk anlattığımda inanmamıştı. Onunla dalga geçtiğimi düşünmüştü. Bir ara gerçekten sizinle tanışma şerefini kaybedecekti. Ben ısrar etmeseydim bu buluşma hiç gerçekleşmeyecekti."

Serdar, bu olaya pek memnun kalmadı. Yüz ifadesiyle bozulduğunu hissettirdi. Öfkeli bakışları Demir'e yoğunlaştı. Sanki aralarında şiddet dozlu bir gerilim yaşandı. Seyirci konumuna düşmektense karakterimi yaşattım. Öne atılıp imalı bir ses tonuyla sordum.

"Öyle mi Serdar Bey?"

Oturduğu yerde ne yapacağını şaşırdı. Cümleye nasıl başlayacağını bilemedi. Koskoca adamın karşımda düştüğü konuma gülesim geldi.

"Kusuruma bakmayın. Namınızı herkes bilir. Kimseyle pek sık konuşmaz görüşmezsiniz. Sadece iş yaptığınız ya da güvendiğiniz kişilerle görüşürsünüz. Benim de bu şanslı kişilerden olacağım aklıma gelmezdi. Bu yüzden inanmakta güçlük çektim."

"Neyse ki inanmamakta diretmemişsiniz. Yoksa bu görüşme hiç gerçekleşmeyecekti. Bilindiği üzere karşılıklı güvenin olduğu iş ortamını tercih ederim. Size de güvenebilir miyim Serdar Bey?"

"Sizi hayal kırıklığına uğratmayacağıma emin olabilirsiniz. Sizin güveniniz benim için şeref sözüyle eş değerdir." dediğinde yan tarafıma baktığını hissettim. Zaten o bakar bakmaz Demir'in sesi duyuldu.

"Serdar sözünün eridir. Bu alemdeki sayılı insanlardan biridir. Kendi arkadaşım diye demiyorum. Gördüklerimden yola çıkarak söylüyorum. Pişman olmayacaksınız İrina Hanım. Bu iş karşılıklı güven ve güce dayanacak."

Konuşmasında tek bir yere takıldım. O da arkadaş oldukları kısım oldu. Madem arkadaşıydı neden ona böyle bir şey yapıyordu ki? Bile isteye neden arkadaşını dolandırıyordu? Bu adam, sandığımdan da kurnazdı. Ve lanet olsun ki ben bu kurnaza ayak uydurmak zorundaydım. İstediğim küçük bir iyiliğe karşı resmen suç örgütüne bulaşmaktaydım. Artık kurtuluşum yoktu. Batacağım kadar batmıştım.

"O halde anlaşmayı imzalayalım. Daha fazla vakit kaybetmek istemiyorum."

"Hemen!" deyip masadaki çantadan bir dosya çıkardı. Yanıma yaklaşıp tam önüme bıraktı.

"Gemiler hazır olarak bir aya yola çıkar. Hedeflenen yere gider."

"Güzel!"

"Şuraya imza atacaksınız. Ben de diğer tarafa..."

Hızla rastgele bir imza attım. Onun da imza atıp gitmesini beklerken duraksadı. Hafifçe bana doğru dönüp baktı.

"Yüzünüzü ne zaman görebileceğim?"

İçten içe aynı şekilde duraksadım. Demir, uyarıcı bir ses tonuyla öksürürken karakterime layık olmaya çalıştım. Ayağa kalkıp Serdar'ın tam karşısına dikildim. Maskemden güç olarak dik dik gözlerinin içine baktım.

"Hayırdır Serdar Bey? Siz de herkes gibi aynı şeyin derdinde misiniz? Yüzümü görüp orada burada hava mı atacaksınız? Bundan güç mü alacaksınız?"

Başımı onaylamaz bir şekilde iki yana salladım.

"Eğer öyleyse bileyim. Ona göre bir ortaklığı başlatmadan bitireyim. Sizin yerinize o kadar çok adam bulabilirim ki... Yeriniz hızla dolar. Size de benimle ortak olamamanın hüznü çöker. Çok pişman olursunuz." dediğimde telaşla Demir'e baktı. Korkusunu en yakından hissettim. Her an vazgeçeceğimin korkusunu yaşadı.

"Ben çok üzgünüm. Sizi böyle sinirlendirmeyi istemezdim. Sadece çok merak ettim. Gerçekten tam anlamıyla size yakın olmak istedim. Lütfen anlayış gösterin. Bu alemin en merak uyandırıcı kişisi sizsiniz. Ben de heyecanıma yenik düştüm."

Derin bir iç geçirdim. Elimle kağıdı gösterip cevap verdim.

" Şimdi birer yabancıyız. Ama sonraki aşamada ne olur bilinmez. Önce imzalayalım. Ortaklığımızı başlatalım. Hem belki de güvenimi çabuk kazanırsınız. Kısa sürede bu yüzü görme şerefine ulaşırsınız. Tercih sizin!"

Sözlerim koyu gözlerinde neşe oluşturdu. Parıldayan gözleriyle ve koca bir tebessümle memnuniyetini gösterdi.

"Yeter ki sizi daha yakından tanıyabileyim. Ne zaman olursa beklerim." deyip hızla imzasını attı. Bu sırada kulaklık tekrar harekete geçti.

"Hatırlatmanı yap." diyen sese ayak uydurdum.

"Unutmayın Serdar Bey! Bu anlaşma burada kalır. Sadece burada bulunan kişiler arasında. Sakın bir yerde bahsetmeye cesaret etmeyin. Bu mevzuyu babamın kulağına kadar getirtmeyin. Aksi halde olacaklar belli. Buna cesaret edenlerin sonu da belli!"

"Merak etmeyin. Sözüm sözdür. Sizinle bu gizli ortaklıktan gurur duyarım. Bu güzel ortaklık adına lütfen hediyemi kabul edin."

Cevabımı beklemeden odadaki çekmeceye uzandı. İçinden bir kutu çıkardı. Hızla Demir'e baktım. Serdar görmeden başımı iki yana salladım. Buna karşılık dudaklarını oynattı. Kabul etmemi istedi. Omuz silktiğimde kaş göz işareti yaptı. Daha fazla konuşamadan Serdar yaklaştı. Kutuyu açıp bana çevirdi. İçinden fiyatını tahmin etmeye korktuğum bir kolye çıktı. Mavi elmasın parlaklığı gözümü aldı. Aklımı çeldi. Kalbime oynadı.

"Bunu sizin için özel tasarlattım. Lütfen kabul edin."

Elmas rüyasından uyanmaya çalıştım. Bu hediye benim değildi. İrina'ya aitti. Ama çok güzeldi. Ve her an benim olabilirdi. Her şey dudağımdan çıkacak evet sözcüğüne bağlıydı. Bu duraksayışıma karşı Demir yardıma koştu.

"Sizin mücevherlere olan sevginiz biliniyor. Serdar da güzel bir seçim yapmış."

"Evet. Çok güzel bir seçim. Teşekkür ederim."

"İsterseniz takmanıza yardımcı olabilirim." dedi hevesle. Elimle onu durdurup gülümsedim.

"Belki bir dahaki görüşmemiz de boynumda görürsünüz. Şimdilik bu görüşmeyi sonlandıralım. Başka bir zaman da tekrar görüşelim."

"Nasıl isterseniz. Çantaları adamlarınıza ilettik. Söylenenleri eksiksiz yerine getirdik." deyip elime uzandı. Hızlı bir öpücük bırakıp geri çekildi.

"En kısa zamanda görüşmek üzere..."

Cevap vermek yerine saçımı hafifçe arkaya savurdum. Sanki podyumdaymış edasıyla kapıya doğru yürüdüm. Kalabalığın içinde çıkışa ulaşana kadar yürüyüşümü sürdürdüm. Arabaya bindiğimiz an özüme döndüm. Maskeden de kulaklıktan da arındım. Öfkeyle Demir'e döndüm. Benim aksime gülümsedi. Gözlerinin içi mutlulukla parıldadı. Elini koluma götürüp heyecanla dudaklarını araladı.

"Harikaydın Zenan! Kırk yıllık oyuncular gibiydin. Orada Zenan değildin. Gerçekten de İrina'ydın."

Karşı taraftan benzer tepkiler geldi. Kulaklıkla beni yönlendiren genç adam ve hazırlanmama yardım eden Deniz , beğeniyle beni inceledi. Sanki karşımda bir anne baba gururu yaşadılar.

"Bu kadar başarılı olacağını tahmin edemezdim. Ama beni şaşırttın."

"Beni de hiç yormadın. Seni fazla uyarmama bile gerek kalmadı. Hepsini kaptın."

Deniz , heyecanla Demir'e baktı.

"Keşke Zenan da bizim ekipten olsaydı. O zaman kimse bizi tutamazdı."

Absürt bir film izliyormuş hissine kapıldım. Bakışlarım tek tek üzerlerinde gezindi. Onlar daha fazla saçmalamadan olaya el koydum. Hayretle onlara bakıp sesimi yükselttim.

"Siz beni neyin içine attınız? Farkında mısınız? Bana iyilik yapmamı söylediniz. Ama bu bir iyilik değil. Resmen o adamı dolandırmanıza yardım ettim. En az sizin kadar ben de dolandırıcı oldum."

Cevap net ve keskin bir biçimde Demir'den geldi.

"Biz dolandırıcı değiliz. Sadece ona karşı yapılması gerekeni yaptık."

Sinirden gülümsedim.

"O zaman bu yaşananlar neyin nesi? İnsan hiç kendi arkadaşına bunu yapar mı?"

"Önceden arkadaşımdı. Yaptıklarından sonra hiçbir anlamı kalmadı. Hak ettiği şeyi de yaşadı. Bizi sorgulaman bittiyse bir daha görüşmemek üzere seni evine bırakalım."

"Gerek yok. Kendim hallederim. Yeter ki bir daha sizlerin yüzünü görmeyeyim." deyip saçımdaki peruğu çıkardım. Demir'in kucağına bırakıp zoraki gülümsedim.

"Sana da oyunlarına elveda."

"Demir!"

İsmini bastırarak konuşmamı bitirdim. Yüzünde mutluluğa dair hiçbir iz bırakmazken son kez ona bakıp arabadan indim. Hızlı adımlarla ondan da bu saçmalıktan da uzaklaşmak istedim. Kalabalığın içinde kaybolup iç sesimle rahatladım. Bir daha ne yüzünü görecektim ne de saçmalıklarını... Bu olay hayatımda hiç yaşanmamış silik bir hatıra olarak kalacaktı. Demir denilen adama dair hiçbir iz kalmayacaktı. İrina da Demir de tarihin karanlığında gömülü kalacaktı.

**********

Eve girer girmez yaptığım ilk şey, duş almak oldu. Üzerime düşen sahtelikten tamamen arınmak istercesine bunu yaptım. Pek de temiz sayılmayan kendi gerçeğime dönüş yaptım. Yatağıma uzanıp başımdan geçen tüm olayları sırasıyla düşündüm. Hepsi tek bir noktada birleşti. O da başımı sürekli belaya sokmam oldu. Sanki etrafım bir bela ağıyla çevriliydi. Nereye dönsem nereye ulaşsam mutlaka bir belaya dokunmuş oluyordum. Ne bela benden kopuyordu ne de ben ondan... Elimi karnıma götürüp hüzünle gülümsedim. Bela diyemediğim tek şey oydu. Canımdan can bulan masumdu. Her geçen gün beni kendine bağlayan içimdeki tek masumdu. İnkar etmek istesem de faydası yoktu. Çabalamam boşunaydı. İçimdeki istek belliydi. Ama ben bu kadar cesur muydum? İşte bu konu belirsizdi. Şurada o güne ne kadar kalmıştı? Göz açıp kapayıncaya kadar o günde olacaktım. Zaman su gibi geçecekti. Ağır düşünceler altında ayağa kalktım. Boy aynasına yaklaşıp gömleğimin düğmelerini açtım. Açıkta kalan karnıma dikkatle baktım. Yüzümde acıdan kaynaklanan bir tebessüm oluşurken elimle karnımı sardım. Onun varlığını en derinden hissetmek istedim. Gözlerim duygu yoğunluğunda doldu. Düşüncelerim her hücremde etki gösterdi. Kalbim ve mantığımın ortasında öylece kaldım. Çaresizce söylendim.

"Bu kadar kısa sürede nasıl bağlandım?"

"Nasıl böylesine güçlü bağlandım?"

Sertçe yutkundum.

"Bu hissettiğim şey.... İstediğim şey..."

Cümlemi tamamlayamadım. Gözlerimi suçlulukla yere indirdim. İç hesaplaşmam sürerken odamın kapısı aniden çaldı. Ardından ince bir ses duyuldu.

"Zenan! Girebilir miyim?"

Duyduğum ses, beni şüpheye düşürdü. Bu kadarı da olmaz diye düşündüm. Tüm kalbimle gerçek olmamasını diledim. Ama ses ısrarcılığını sürdürdü.

"Müsait misin?"

Hayal olma ihtimali sona erdi. Yerini lanet bir gerçekliğe bıraktı. Kaşlarımı çatıp kapıya baktım. Cihangir yetmezmiş gibi bir de bununla mı uğraşacaktım? Hem bizim evde ne işi vardı ki? Bu da hayatın bana bir cezası mıydı? Derin bir iç geçirip ayaklarımı yere vurdum. Karnımı örtüp hiç istemediğim role büründüm. Sabır dileyerek kapıyı açtım. Ebru, hiçbir şey demeden gülümseyerek sıkıca bana sarıldı. Bu hareketi karşısında şaşkınca duraksadım. Karşılık vermek yerine olduğum gibi kaldım. Daha yeni tanışmıştık. Arkadaş değildik. Asla da olmazdık. Bu samimiyet saçmalık değil de neydi?

"Kusura bakma. Aramadan geldim. Müsaittin değil mi?"

Hem sormadan geliyordu hem de müsait olup olmadığımı soruyordu. Resmen sabrımla sınanıyordum. Düşüncelerim öfkeyle dolarken aksini yaptım. Onun gibi gülümsemeye çalıştım.

"Hoş geldin. Seni buraya hangi rüzgar attı?"

"Heyecanlı aşk dolu bir rüzgar..." deyip göz kırptı.

"Cihangir'den mi bahsediyorsun?"

"Evet! Ondan başka kim olacak ki?"

Yüzümdeki tebessümü daha fazla tutamadım. Hızla silinip gitti. Duygularımın açığa çıkacağı korkusuyla kendime gelmeye çalıştım. Koltuktaki kıyafetleri alıp ona oturması için yer açtım. Karşısına geçip içimdeki zorluğa rağmen ona katlandım. Sözlerine devam etmesini bekledim. Zaten o da fazla bekletmedi. Bitmek bilmeyen heyecanını sürdürdü.

"Burada sadece bir arkadaşım var. O da çok önemli bir işi olduğu için bana yardım edemedi. Ben de düşündüm ki senden yardım isteyebilirim." dediğinde gözlerimi kısıp ona baktım.

"Hangi konuda?"

Elini kalbine götürüp hızla nefes alıp verdi.

"Bugün Cihangir'in doğum günü..."

Sözlerinin geri kalanını dinleyemedim. Sadece tek bir yerde takılı kaldım. Garip hislerin pençesinde tekrarlayıp durdum. Cihangir'in doğum günü... Bana zıtlıklar yaşatan adamın doğum günü... Bir canla bağlandığım adamın doğum günü... Hayat neden bu kadar zorluydu ki? Ben kaçıyordum. Ama ne kadar kaçarsam kaçayım o beni buluyordu. Cihangir adeta hayatımın merkezine oynuyordu. Ne yazık ki bunu engelleyemiyordum.

"Ne diyorsun? Bana yardım edebilir misin?"

Ebru'nun ısrarcı sesiyle gerçekliğe sert bir dönüş yaptım. Onu dinlemediğim açığa çıkmasın diye saçmaladım.

"Kusura bakma. Tam anlayamadım. Benden tam olarak ne istiyorsun?"

"Ben evi hazırlayıp arkadaşlarımızı getirene kadar onu oyalamanı istiyorum. Çoğu arkadaşımız Türkiye'den geliyor. Ben her şeyi ayarlayana kadar birinin de onu oyalaması gerekiyor. Bunu yapabilir misin?"

"Ben mi?"

"Evet! Senden başka yardımını isteyebileceğim biri yok." dediğinde telaşla başımı iki yana salladım.

"Olmaz. Ben çok belli ederim. Yaptığın sürprizi mahvederim."

Yüzü hayal kırıklığına büründü. Umursamadan konuşmayı sürdürdüm.

"Yardım etmeyi çok isterdim. Ama bu işlerde kötüyüm."

Anlayamadığım bir şekilde aniden gözleri doldu. Gözlerini yere dikip omuz silkti.

"Kusura bakma. Balık burcuyum. Her an ağlayabiliyorum. Cihangir'e sürpriz yapmayı çok istiyordum. Öyle bir hayalim vardı. Şimdi bunu gerçekleştiremiyor olmak hayal kırıklığı oluşturdu. Doğru plan kuramayınca böyle oluyor. Hep benim plansızlığım yüzünden! Resmen hayalimi gerçekleştiremiyorum. Seni de anlıyorum. Sonuçta bana yardım etmek zorunda değilsin."

Sözleri ve gözyaşları vicdanıma oynadı. Kaçındığım bir baskı oluşturdu. Durduk yere birini ağlatmayı ben istememiştim ki... Şimdi vicdan yapmam kadar saçma bir şey yoktu. Ama hatalarımı telafi etmek adına bir şansım vardı. Bu yardımım belki ilişkilerini daha da güçlendirecekti. Cihangir yaşadığı kalp kırgınlığını unutabilecekti. Ebru hem güzeldi hem de sevimli bir kadındı. Cihangir'e iyi geleceği her anlamda belliydi. Onların yakın olması benim işime gelirdi. Her ne kadar kalbimi acıtsa da doğru olan buydu. Buna güvenerek dudaklarımı araladım.

"Kaç saatliğine oyalamam gerekiyor?"

Tereddütle bana baktı.

"Yani kabul ediyorsun."

Başımı olumlu anlamda salladım. Tepkim onun ani duygu değişimine sebep oldu. Hızla gözyaşlarını silip gülümsedi. Sesi bir çocuğunki kadar heyecanlı çıktı.

"Bir saat bana yeter . Zaten çoğu şey hazır. Bir saatlik işim kaldı."

"Tamamdır. Sen rahatça hazırlığını yaparsın."

Ayağa kalktığında karşılık olarak ben de kalktım.

"Teşekkür ederim Zenan. İki saat sonra planımıza başlarız."

"Rica ederim."

"O zaman ben gideyim. Şu heyecanımı bastırayım."

"Görüşmek üzere..." deyip kapıya kadar geçirdim. O gittiği an yüzümde sahtelikten arındım. Elimi kalbime götürüp fısıldadım.

"Lütfen bana bunu yapma. Bu kadar acıma. Bu kadar belli etme. İçine göm. Ne yaşanırsa yaşansın içine göm. Sakın açığa çıkaracak bir şey yapma."

Yaptığım saçmalığı durdurup koşarcasına odama girdim. Kapıyı kilitleyip derin bir sessizliğe gömüldüm. Düşünceler aleminde sürüklenip durdum. Saat gelene kadar yaptığım şeyi sürdürdüm. Kendi içimde bir karara vardım. Cihangir'e sadece buluşacağımız yerin adresini attım. Başka bir şey yazmadım. Bunu yazsam bile geleceğine inandım. Nedeni bilmiyordum. Ama ne yazarsam yazayım gelecek gibi hissediyordum. Bu yüzden, her seferinde kendimi durdurmak için çaba veriyordum.

"Mutlu ol Cihangir. Ebru ile mutlu ol." diye söylenip dolabımın karşısına geçtim. Siyah uzun sade elbisemi çıkardım. Hızla giyinip makyaja geçiş yaptım. Hafif göz makyajının ardından canlı kırmızı tonda bir ruj sürdüm. Makyajımı tamamlayıp aynadaki yansımama baktım. Sinirden gülümsedim. Evde durmak bilmiyordum. Cihangir geldiğinden beri oradan oraya savruluyordum. Dur durak bilmiyordum. Bu yolculuk ne zaman bitecek? Nerede duracak? Tahmin bile edemiyordum. Belirsiz bir hayatın içinde yaşam savaşı veriyordum. Bu düşünceler, telefonun sesiyle son buldu. Telefon sesi uyarıcı bir işlev görürken harekete geçme zorunluluğuna itildim. Yengeme görünmemeyi başararak evden çıktım. Arabaya binmek yerine yürümeyi tercih ettim. Hafif esinti eşliğinde temiz havanın rahatlatıcı etkisini yaşadım. Yarım saatlik yolun ardından parka geldim. Boş banklardan birine oturup arkama yaslandım. Oradan oraya koşturan çocukları izledim. Daha önce yaşamadığım ne varsa yaşadım. Kim tehlikeli bir şey yapsa annesiyle beraber endişelendim. Kimini gülümseyerek kimini endişeyle izledim. Daha önce dikkat etmediğim çocuklara dikkat kesildim. Eski Zenan gibi değil de bambaşka biri olarak tüm duygularımı işin içine kattım. Buna adını anmaya cesaret edemediğim annelik hissi de katıldı. Duygu yoğunluğum, yanıma oturan kişinin varlığıyla duraksadı. Heyecanla yan tarafıma döndüm. Bir çift meraklı gözle denk düştüm.

"Geldin." dediğimde gülümsedi. Gözlerini gözlerimden ayırmadan cevap verdi.

"Geldim."

Tek bir kelime tek bir vurgu... Ama birden çok duygu yaşayan ben... Konu Cihangir olunca yenilen ben oluyordum. Bakışlarının ve ses tonunun etkisine kapılıyordum. O an ne oluyor bilmiyordum. Saçma sapan bir şeyin içine atılıyordum. Aklım ve mantığım gidiyordu. Yoğun duyguların etkisine kapılıyordum. Ve onun bunu anlamasından delicesine korkuyordum. Tutkunun kurbanı olmaktan yanlışa düşmekten korkuyordum. Neyse ki kalbime oynayan ısrarcı bakışını fazla sürdürmedi. Park alanına bakıp tekrar konuştu.

"Direkt konum atınca merak ettim. Başının dertte olduğunu düşündüm."

Tıpkı onun gibi gülümsedim. Heyecanımı böyle kapatırım sandım.

"Merak etme. Bir daha öyle bir olay yaşanmayacak. Başımı derde sokmayacağım." dedim. Derken bile kendime isyan ettim. Yalandı. Başımı dertten kurtardığım mı vardı? O da buna pek inanmayacak olacak ki şüpheyle beni süzdü.

"Pek inanasım gelmiyor. Ama umarım öyledir."

Birkaç saniye bir şey demeden oynayan çocuklara baktım. Hüzünle gülümseyip sessizliği sona erdirdim.

"Çocukları sever misin Cihangir?"

Soruma hemen yanıt alamadım. Şaşırdı. Duraksadı. Merakla gözlerime baktı. Sonunda ciddiyetimi anlayıp cevap verdi.

"Çoğu insan gibi ben de severim. Peki ya sen?" dediğinde omuz silktim.

"Bilmem. Seviyorum galiba. Huzur verici bir etkileri var. İyi geliyor."

"Adı üstünde çocuk. Masumlukları bile huzur vericidir." dedi. Tekrar ona döndüğümde gülümsediğini fark ettim. Elimde olmadan bu gülümsemeyi solduracak bir şey söyledim.

"Desene huzurlu ortama yakında ulaşacaksın. Bu sene bitmeden evlenirsiniz. Hatta çocuk da yaparsınız. Sen de baba olursun. Sevgi dolu bir baba..."

Sözlerime mutlu olmak bir yana bozuldu. Gerildi.

"Neden birden benim özel hayatımı konuşur olduk?"

"Gündemde sen yok musun? Ciddi bir ilişkin var. Bunlardan konuşmak gayet doğal."

Sessiz kaldı. Beni gözleme tabi tuttu. Çözmek istedi. Sebebini merak etti. Ama başarıya ulaşmasına izin vermedim. Gizli kalkanla kendimi sakladım.

"Ebru güzel ve hoş biri. Tam da sana uygun. Ailene uygun. Her zaman birbirinize çok yakışacaksınız. Herkesin övgüyle söz ettiği çift olacaksınız."

Kaşları öfkeyle çatıldı. Sıkıntılı nefes alıp verişi art arda duyuldu.

"Buraya bunun için mi çağırdın? Ebru'yu konuşmak için mi?"

Başımı olumlu anlamda salladım.

"Ebru'yu sakın bırakma Cihangir. Onunla hemen evlen. Bir ömür boyu mutlu olun. Ama burada değil. Başka bir yerde olun. Gözümün önünde olmayın çok uzaklara gidin. O kadar uzağa gidin ki hatırlamam bile mümkün olmasın. Bunu ne benim için ne kendin için yap. O masum kadın için yap. Bu saçmalıktan onu kurtar. Benim gölgemden dahi uzak tut. Uzak tut ki zarar görmesin. Zarar görmeyin."

"Ne saçmalıyorsun?" deyip hızla ayaklandı. Öfkeyle karşıma geçti. Söylediklerini tekrarladı.

"Ne saçmalıyorsun? Açıkça söyle."

Gözlerimin dolmasına engel olamadım. Zar zor ayağa kalkıp öfkeyle parlayan gözlere baktım. Gerçeği haykıran sesimi durduramadım.

"Gerçekten sebebini görmüyor musun? Yoksa kör müsün? Söyle bana Cihangir! Sen de fark etmiyor musun? Ne yaparsak yapalım hep bir araya gelmek durumunda kalıyoruz. Garip ve saçma bir şekilde hep yan yana bulunuyoruz. Ne kadar kaçarsam kaçayım tekrar senin önüne düşüyorum. Sen gitmiyorsun. Hep orada ben bekliyor oluyorsun. Olmaman gereken yerde duruyorsun. Ben de yapmamam gereken şeyi yapıyorum. Biz bunu sürdürdükçe her şey çok daha kötü olacak. Ateş ve barut misali gibi olacak. En sonunda istesek de istemesek de tamamen kapılacağız. Başta kendimiz olmak üzere herkesi yakacağız. Etrafımızda kim varsa tüketeceğiz."

Sinirden gülümsedi. Başını onaylamaz bir şekilde iki yana salladı.

"Sen delirmişsin Zenan. Kendi kendine kafanda kurmuşsun. Olmayacak bir şeye inanmışsın. Kendini o kadar üstten görüyorsun ki sana kapılacağıma inanmışsın. Ama ben sana söyleyeyim her ne düşlüyorsun olmayacak. Asla olmayacak."

"Ben sadece gördüklerimi söylüyorum. Ama sen bunu kibirden yaptığımı düşünüyorsun. İçimde nasıl bir savaş verdiğimi bilmiyorsun. Nasıl kendimi geri tuttuğumu da bilmiyorsun. Sen her zamanki gibi bana inanmıyorsun Cihangir. Senin iyiliğin için yaptığım şey de bile kötü bir şey arıyorsun. Her şeyimle beni reddediyorsun. Olsun! Ben diyeceğimi dedim. Son kez Ebru adına uğraştım. Bu benim size ilk ve son yardımım olsun. Ebru'ya da söyle. Lütfen benimle arkadaş olmaya çalışmasın. Benden uzak dursun." dediğimde onaylamazcasına beni süzdü.

"Bir konuda haklısın. O da senden tamamen uzak durmamız gerektiği konusunda! Konu sen olunca insan emin olamıyor. Ne olur ne olmaz yine eski haline dönersin. Efsun'u harcadığın gibi Ebru'yu da harcarsın. Buna izin vermem."

Sözler kalbime hedeflenen bir ok gibi canımı yaktı. Ama o bunu umursamadı. Son bir bakış atıp ardına bile bakmadan ilerledi. O gözden kaybolana kadar kendimi tuttum. Sonrasında zar zor ardımdaki banka çöktüm. Ağlamamak için derin derin nefes alıp verdim.

"Ağlamak yok!"

"Hiç kimse için ağlamak yok."

Kendimi ayakta tutmaya çalıştım. Cihangir'in acı veren sözlerine rağmen direnmeye devam ettim. Gözyaşlarımı içime akıttım. Acımla buluşturdum. Tek güç kaynağıma yöneldim. Karnımı okşayıp içten içe karar verdiğim gerçeği fısıldadım.

"Bu babana son bakışın olabilir. Ama merak etme. Ben senin için ne gerekiyorsa yapacağım. Anneliği de öğreneceğim babalığı da... Yeri geldiğinde annen olacağım. Yeri geldiğinde baban... Kimi zaman yorulacağım kimi zaman varlığından güç alacağım. Seninle iyileşecek seninle kendimi bulacağım. Ve başıma ne gelirse gelsin senden asla vazgeçmeyeceğim. "

-Bölüm Sonu-

Bölüm nasıldı?

Bol bol yorum bekliyorum. Eğer hikâyeyi seviyorsanız lütfen desteğinizi belli etmekten çekinmeyin. İyi kötü her türlü yorumu bildirin. Bu aralar buna ihtiyacım var. Yeni bölümde görüşünceye kadar sağlıcakla kalın :)

Bölüm sonu

13 yorum