Merhabalar hepinize, şimdi ilk öncelikle bir şey söyleyeceğim ben Nidan'ın bütün giydiği kıyafetleri resim olarak koyacağım ben bu şekilde daha çok seviyorum hemde bir saat kıyafetin şeklini anlatmama gerek yok. Neyse biraz uzattım başlayabiliriz.
~☆~
"Siktir!"aynen bunu dedim. Çünkü şuan o kadar ters bakışlar atıyordu ki, çoğu zaman abime kafa diken ben bile korktum. İçimden kan çıkmaması için dua ederken sonunda konuştu. "Nidan, yürü eve gidiyoruz senin bensiz dışarı çıkmanı yasaklıyorum." Dedi. Vallahi billahi bana sağdan soldan geldiler. "Pardon! Farkındaysan o da çukura düşmüş ben sana bişey diyor muyum? Hayır, bana karışamazsın anladın mı? Seni silerim gözümü kırpmam, beni evinin içine hapsedemezsin! Bir tesadüf yüzünden bana bu şekilde davranacaksan abik olma!"
Benim laflarım ile ortama çok derin bir sessizlik çöktü, eve gidince bu kadar kaba konuştuğum için ağlayacaktım ama umurumda değildi. Benim neler yaşadığımı bilmiyormuş gibi beni eve kapatmaya çalışacaktı. Genzime yanmaya başlayınca yanından geçip apartmana doğru sert adımlarla gittim. Bizim kata geldiğimde zile bastım, annem kapıyı açtı ona sahte gülümsememi attıktan sonra odama girdim. Dolabımdan bir iki şey seçip makyajımı-kaş sabitleyici,dudak kalemi,gloss ve allık- yaptım. Kulaklığımı da yanıma aldım, yanıma telefonum hariç hiç birşey almayacak kadar yorgundum.

Telefonumu sessize alıp cebime attım, anneme görünmeden evden çıktım çünkü gözlerim artık herşeyi açık edebilirdi annemin daha geldiğim ilk gün üzülmesini istemezdim. Gideceğim yere vardığımda yazardım zaten. Otobüse binmek yerine 24 dakika yürüdüm ve en sonunda tek iyi hissettiğim yere geldim. Deniz'e. Deniz benim için bir yaşamdı, tatlı su veya hava gibi birşeydi benim için, hayatım da olan en iyi şeydi hatta anlatamadığım herşeyi sadece ona anlatırdım beni anlıyordu. Hissediyordum. Deniz'i birilerinin yerine koyup karşımdaki kişiler onlarmış gibi konuşuyordum.
Bana hayatta en lazım olan şeyler müzik,kitap,Deniz ve ice tea'ydi. Tek bunlarla yaşamak istiyordum. İce tea aldım bir marketten, kasaya gidiyordum ki bir poşet gördüm. İçi balonlarla dolu olan bir poşet, gözlerim daha çok doldu, almamak için direndim ama aldım. Kasada da içimden kendime "Neden aldım ki?" Diye sövüyordum. Üstümün kum olmasını umursamadım kendimi löps diye kuma bıraktım kulaklığımı açtım, müzik dinlerken de bir yandan Deniz'e bir yandan da elindeki balonlara bakıyordum. Her nerede poşette balon görsem hepsini alıyordum, keşke bu kadar aptal olmasam diye düşündüm. Ağlamaya başladım, gün batımını seyrettim, "Neden tek seyrediyorum ben bunu?" Diye boş yere daha çok ağladım.
Yarım saatin sonunda, sonunda ağlamam bitmişti başım ve göz kapaklarım feci şekilde ağrıyordu. İnşAllah burada uyuyup kalmam dedim içimden. Kulaklığımı çıkarıp boynuma astım, sağıma ve soluma baktım bir de arkama baktım sadece uzakta bir kaç insan vardı. Bu çok iyiydi. Deniz ile konuşmaya başladım. "Seni çok özledim, 14 yıl oldu. Sen suçlusun ama neden ben özlüyorum? Bana o yaşattıkların kadar bunu da yaşatmaya hakkın yok senin! Nefret ediyorum senden, nefret ediyorum senden Allah'ın cezası! Unutmak istiyorum seni. Beynimden silinmiyorsun. Unutmak istiyorum beni sevmiş gibi yapmanı. Sen benim ailemi yıktın. Hiç birşey olmamış gibi para vermeyi ilgi sandın öyle mi? Çok yanılıyorsun işte. Git artık, lütfen git. Yalvarıyorum!"
Kollarımı kulaklarıma kapattım çünkü onun sesi,kokusu ve bana yaşattıklarını duyuyordum/görüyordum. Düşünmemek için kitaba ihtiyacım vardı. Kafamı sallayarak kendimi onayladım ve hemen yerden kalktım çöplerimi aldım ilerideki çöpe attım. Sonrasında ise kütüphaneye yürüdüm 4 km yürüdüm gözlerim çok ağrıyordu, başım çok ağrıyordu. Kütüphaneye gelmiştim sonunda hemen sevdiğim türden bir kitap aldım ve okumaya başladım. Bu kütüphanenin en sevdiğim özelliği 7/24 açık olmasıydı bu yüzden eskiden sürekli burada olurdum. Büyük ihtimalle yine hep burada olacaktım. Anneme mesaj atmayı unutmuştum bu aklıma gelince telefonuma baktım annem 4 kere, abim 24 kere, Deren ise 58 kere aramıştı. Tek anneminkini umursadım ve sadece mesaj attım.
Siz: Anne kusura bakma biraz yorgundum kütüphanedeydim Hilal'in evi de buraya yakın olduğundan dolayı oraya gidiyorum, yarın öğleden sonra falan gelirim beni merak etme.
Annem: Kızım sen bana inme mi indireceksin ya sabahtan beri herkes seni arıyor. Ben sana bu sefer güvenmiyorum at bakayım sen bana konumunu!
Siz: Anne abartıyorsun şuan lütfen. Hem kim arıyor beni?
Annem: Abin,Deren ve abinin bütün arkadaşları, hepsi dağılıp seni sokak sokak arıyorlar şuan. Birisi seni görmüş şuan söylediler bana da.
Siz: Ya beni bilmiyor musunuz siz? Neden beni aradınız anne, of cidden of. Söyle çocuğuna çeksin elini benden gelmeyeceğim eve Hilal'de kalacağım.
Annem: Anneye oflanmaz, neyse ben abine söylerim. Hadi kendine dikkat et.
Tamam şeklinde bir emoji attım. Beni kim görmüştü? Acaba peşimden geldi mi? Etrafıma bakmaya başladım. Kimse yoktu rahatlamıştım telefonumu kapatıp kitap okumaya devam ettim bir süre sonra o kadar zorlandım ki bir anda gözüm kapandı ve kitabın üzerinde uyuya kaldım.
Gözlerimi araladığımda tanıdık bir evdeydim. Hilal'in evi? Bu ev ne alaka şimdi ya. Kim buldu beni? Kim getirdi? Zihnimdeki sesleri susturan bir ses geldi. "Sonunda uyandın uyuyan güzel." Tanıdık gelen bir sesti ama uyku mahmuru olduğumdan dolayı anlayamadım. Kafamı çevirip baktığımda ise Acar vardı. O vardı, Acar. "Acar?" Hâlâ tam ayılamadığım için çok kötü yanıyordu gözlerim. Ama bir sıkıntı olduğunu fark edip yerimde dikleştim. "Neler oluyor burada? Ben neden evimde değilim? Neden buradayım? En son burada değildim? Buraya nasıl geldim? Ve sen ne alaka?"
"İlk öncelikle sakin ol, sen evinde değildin abin herkese seni arattı telefonun kapalı diye sinyal yoktu. Bende seni kütüphanede buldum, bayılmıştın. Buraya getirdim, çünkü herkese burada olduğunu söylemişsin. Ha bu arada Hilal ben geldiğimde çıkıyordu bu yüzden o yok." Son duyduğum şey yüzünden biraz kasıldım ama belli etmedim. "Gerizekalı kütüphane benim evim, hem ben bayılmadım uyudum, bunu anlamayacak kadar mal mıydın yani? Herkes beni merak etmesin diye Hilaldeyim dedim." Aldığı hakaret şaşırttı onu kaşları havaya kalktı. Aklıma gelen şey ile kaskatı kesildim yüzümdeki kanın çekilmiş gibi hissediyordum. "Beni, beni buraya kim getirdi?" Sesim titredi bunu sorarken.
"Ben getirdim, neden ki?" Dedi. Onun hatırlamadığım düşünüyordum ve bunu da sorduğuna göre kesinlikle hatırlamıyordu. Bu yüzden ifademi değiştirdim ve, "Hiç, öylesine." Dedim.
~☆~
Arkadaşlar bölüm güzelse yorum beklerim. Hepinizi seviyorum.