Oy vermeyi unutmayın, keyifle okuyun. Tuzakları keşfetmek için tilki, kurtları korkutmak içinse aslan olmak gereklidir. ❛Machiavelli❜ 🕸 Hayat karadan uzak sığ bir suyun orta yerinde ilerlemek demekti benim için. Boğulmak için özel bir çaba gösterilmeliydi fakat nefes almak için de."Bir yolunu bulacağım teyze," dedim endişesi tüm mesafeleri aşıp beni etkisi altına alan teyzemi sakinleştirebilmek umuduyla."İpek, işinden olacağın kadar ileri gittiler. Orada yalnız kalamazsın, başına bir şey gelmesi ihtimaline dayanamıyorum." Histerik haykırışlarına bakılırsa onu sakinleştirmekten çok telaşlanmasına yol açıyordum. Telaşı mantığını devre dışı bırakıyordu ve yalnızlığın bizim gibilerin kaderi olduğunu gözden kaçırıyordu."Bana bir şey olmayacak teyze. Hatta belki de iyi bile olmuştur," derken aklımda Kairos Lordu'nun hayatıma bodoslama dalışı ve söyledikleriyle birlikte her gözlerini gözlerime dikişinde söylemesine gerek kalmayan sözcükler vardı. Ancak teyzem aklımı okuyamıyordu ve esasen buna minnettardım. Şu an için hiçbir şeyin iyi olma ihtimali yoktu çünkü."İyi mi? İpek işinden oldun! Bu şehri terk ederken bana söylediklerini hatırlıyor musun? O adamın adıyla anılmak, o adamın varlığıyla tanınmak istemiyordun unuttu mu? Şimdiyse şu olanlara bak!" Sesi telefonun minik hoparlörünü titretecek kadar şiddetle çınladığı için onu sakinleştirmek, en azından zamanın bize neler olacağını göstermesine izin vermemiz için ikna etmek güç olmuş ve epey vakit almıştı. O adam... Babamdan bahsederken bu kadar çekingen olduğumuzu bile unutmuştum ve şimdi olanlara bakınca... Teyzem haklıydı."Teyze belki de bu bir işarettir." Boğazımı temizleyip güç toplamak için mola vermek zorundaydım. Teyzem haklı olabilirdi ama Ağenta'ya dönmemin tek bir oluru vardı, bunu teyzemle de paylaşmalıydım. Teyzemle gündemimiz ikimize yuva olan evken konuyu açmak ve olumsuz bir dönüt almak korkusuyla ellerim soğumuştu. "Yüklü bir tazminat aldım, biraz birikmişim de var, biliyorsun. Yani belki de-""Hayır.""Benim paraya ihtiyacım yok teyze.""Hayır İpek. Evi bugün sattım." Bu cümleden sonrası artık benim için yoktu. Çünkü artık bir yuvam yoktu, her ne kadar evimin sıcaklığına gömülmüş olsam da yuvam burası değildi. Bu dünyada kanımla bağlı olduğum tek kişi teyzemken, bugüne dek ne kadar uzak olursak olalım sıcak avucunu sırtımda hissettiğim kadına isyan etmek istemedim ve konuşmayı kısa kestim. Ama öyle derin bir isyanla ortalığı yakmak istiyordum ki... Bana nedenler vermemişti, neler olduğunu söylememişti ve sormama müsaade bile etmemişti."Peki." Diyebildiğim yalnız buydu. Ardından konuştuklarımızda kurduğum cümleler başkalarına aitti.Telefonu kapatıp evimin uğultulu sessizliğini dinlerken gelecekle ilgili her türlü kaygıya direniyordum. Düşüncelerimi durdurabilsem bunun için hesabıma yatan yüklü tazminatımı kuruşuna dek harcardım ancak bu mümkün değildi. Ne yapacaktım? Ne olacaktım?Her zaman bileğime prangalanmış bir gölgeyle yaşayarak aydınlığa çıkamayacağım belliydi de ondan kurtulup kurtulamayacağım koca bir şaibeydi. Leodislav L. Haberler bugün kaldırıldı. Leodislav Lares'in hayatımdaki yeri de beni mahkum eden şaibelerdendi. Telefonumun ekranı sönene dek ondan gelen kelimelerin üzerine takıldı bakışlarım. Bugün babamın ve benim isimlerimizi görmediğim haberleri karıştırmıştım. Yeni bir haber yoktu fakat beni olduğum yerde sürükleniyor gibi hissettiren benimle ilgili en eski haberin yeniden insanlara sunulması ihtimaliydi. İhtimal sürse de bu hiç olmadı. Leodislav bu konuda ne yapmıştı, nasıl yapmıştı asla öğrenmeyecektim fakat neden yaptığını bana bir kez söylemişti ve bunu aklımdan çıkaramıyordum.Benim için...Beni ilk ne zaman görmüş, ilgisi ne zaman canlanmış, neden ilgisini çeken olduğumu merak ediyordum hem de delicesine ve bu beni aynı derecede korkutuyordu. Başkentin yöneticisinin yakınlığı hayatıma tek bir anda kaos getirmişken kendime düşünmek için izin vermediğim gelecek ihtimali beni muhakkak ki parçalara ayırırdı ve tüm bunlara rağmen onun odağına girmiş olmanın tenimin altındaki yırtıcıyı kabarttığını inkar edemiyordum. Basit bir ses sanatçısı, silik bir hayat için özel çaba gösteren bir kadın Kairos Lordu'nun dikkatini çekmişti. Mantığım devredeyken bu benim için süregelen felaketimin ivmelenmesiydi tabii ancak bazen gün ortasında bir düşe dalıyor ve kapılmak istiyordum. Leodislav Lares ilerlemeye çalıştığım suda önümde sürüklenen koca bir dalmış gibi ona tutunmak ve akıntıda yolumu bulmak... Ve tüm bu düşlerin ne kadar yanlış olduğunu kendime hatırlatmama gerek bile kalmıyordu çünkü babamın aktığı yolda sürüklenen annem aklımdan hiç çıkmıyordu. Kendi yolumu bulmak zorundaydım. Ne bir kralın kızı ne de eşi olabilirdim ben. Tüm kadınları başlarında birer taçla kraliçe ilan edecek olsalar ben yalnız başıma halkın kendisi olacaktım.Annem hep yüzümün iki yanında örgüler örerken "Tıpkı bir prensese benziyorsun," derdi ciddiyetle. Bu, günün birinde kraliçe olacağım demek sanıyordum fakat annem "Her zaman değil," demişti bana tek bir kez. "Bir prenses her zaman kraliçe olmaz İpek. Bazen prenses doğar ve bu da ölüme eş değer..." İpek Y. İyiliğini unutmayacağım... Adamlarını kapımın önünden kurtarabilirsin. Kairos’tan taşınıyorum.Bu mesajla birlikte Leodislav Lares'i rahat bırakıyor, beni rahat bırakmasını ümit ediyordum. Yanıt vermesini beklemeden telefonumu yüz üstü kanepenin üzerine bıraktım ve üst katta yaşayan yaşlı komşumun köpeğini yürüyüşe çıkarıp hem kadının bir yükünü azaltmayı hem de üzerimdeki yükten kurtulmayı kafama koydum. Ağenta'ya dönmekle zerre kadar ilgilenmezken yaşayan tek yakınımı bu yaşamı benim yüzümden korku içinde geçirmesine müsaade edemezdim. Belki satılan evi geri alabilirdim, belki teyzemin neden böyle bir şeye başvurduğunu öğrenebilirdim, belki de gerçekten bir iblistim ve cehennemime dönmeliydim.Dakikalar içinde altımda taytım, üzerimde şişme yeleğimle kara oğlanı tasmalamış, sahilin yolunu tutmuştum. Kovulduğum günden beri kapımın önünde silüetleri net yüzleri belirsiz insanlar vardı ve hangileri Leodislav'ın güvenliğim için yerleştirdiği, hangileri o güvenliği aşmak için yerleşenlerdendi bilemiyordum. Yeniden her şey kafamın içinde mi yoksa dünyada somut bir gerçekliği var mı diye sorgulayarak deliriyordum. Dönüp arkama bakmıyordum gelen olup olmadığını görmek için. Leodislav Lares'in evimin etrafında durmakla görevlendirdiği adamların benden ve bu görevden nefret ettiğini hissederken bir de beni takip etmek zorunda kalan yüz ifadelerini görmek istemiyordum.Köpek beni arkasında sürükleyip koşmakla bacaklarıma dolanıp sevgi dilenmek arasında gidip gelirken sarsak adımlarla keskin sahil havasına dalmıştık. Yeni hayatım bu muydu artık? Yaşı geçkin komşumun köpeğini yatmadan evvel dolaştırmaya çıkarmak son bir yıldır epey düzenli yaptığım bir şeydi fakat bunun için işten dönmeyi beklerdim hep. Şimdi ise işim yoktu, şimdi ise kaçar gibiydim, yanımdaki köpeğin iri cüssesine güvensem bile tedirgindim. Ve çekip gitmekte epey özgür. Bazen hayatımı mahvedenin bu olduğunu düşünürüm. Çekip gitmekte özgür olmak 'hiçbir kök salamama' isimli bedelle ödeniyordu ve ben bir çınar gibi kök salmak istiyordum.Belki kendi köpeğimi sahiplenirdim, belki bir ev almalıydım kendi zevkime göre dizayn edebileceğim ama yapamazdım. Bugüne kadar yapamamıştım çünkü her an çekip gitmem gerekebilir ve bileğim birden fazla prangayı kaldıramazdı."O kedi seni ikiye böler Tura, gidelim hadi." Kara köpek yolunda giden ve hiç pas vermeyen bir sokak kedisinin sevgisini kazanmak için heyecanla solurken ağzından parça parça buhar yükseliyordu."Yürümeye devam et." Ansızın kulağımın arkasında bir sesle sıçradığımda ne olduğunu anlamak için başımı çevirecek cesaretim bile yoktu. Nabzımdaki ani yükselişin sonucu kulaklarım uğuldarken bel boşluğuma bastırılan sert bir cisim dışında hisse dair hiçbir şeyi de duyamıyordum."Demek uzun zamandır buralardaydın."Kalın ve pürüzlü sesiyle konuşan kişinin gölgesi benimkini aşıp ayaklarımın ucunda uzanıyor, ben yalnız izleyebiliyordum.Tura dibimdeki adamın yarattığı tehditten zerre etkilenmeden sıçrayarak tasmasını zorlayınca ileri savruldum ve milim mesafelik uzaklıktan faydalanmak için Leodislav'ın adamlarından biri etrafta mı diye görmeye çalıştım. Sokak boştu. Kolumdan çekip omzunu kürek kemiğime yeniden yaslayan adama dönüp bakmaya korktuğumdan gölgesine diktim bakışlarımı."Baban hayatını ikinci kez mahvetmek üzere." O ve benden başka kimsenin olmadığı sokakta sanki önümde yürüyen köpeğin bile duymaması gereken bir sırmış gibi fısıldadığında saçlarımın arasından geçip kulağıma çarpan nefesiyle ürperdim. "Şimdilik yürüyüşünün tadını çıkar," dedikten hemen sonra üstüne basa basa "İpek Yelkan," diye devam ettiğinde ismimde bir sır varmış gibiydi sesi bu kez. "Ama attığın her adıma dikkat et."Belimi zorlayan sert cisimin kaybolduğunu hissettiğimde öylesi bir baskının belimi nasıl büktüğünü ancak idrak edebilmiştim. Bacaklarım ve ellerim şiddetle titriyordu yürümeyi bırakıp yere devrilmem ve bir daha hiç ayaklanmamam için. Başımı yavaşça çevirdiğimde bu cesaret bulduğum için değil devam etme cesaretimi tümüyle yitirdiğim içindi ve karşılaştığım boşlukla birlikte bacaklarım da aynı kaderi paylaştı. Dizlerimin üzerine kapaklandığımda hiçbir şey düşünmüyordum, ne düşüneceğimi bilmiyordum bile. Bir ömür kaçmış, tam da kaçtığımı sanmışken yakalanmıştım. Şimdi ne düşünebilirdim ki? Daha neden, ne için tehdit altında olduğuma dair zerre bilgim yoktu en kötüsü de.Ağlamadım. Kararmış gözlerim buğulanmadı da. Sert rüzgarın yüzüme yapışmasına neden olan nem göz yaşlarıma ait değil Tura'nın yüzümü yalayan dilindeki salyaya aitti. Köpek etrafa olan ilgisini kaybedecek kadar endişelenmiş olacak ki ayağa kalkmamı ister gibi, destek olurca dört dönüyordu etrafımda.Onunla koşmaktan ve adrenalinden terlemiş, yüzüm allaşmıştı ve terimin üzerimde soğuyarak aniden şiddetli bir üşüme örtüsüyle beni prangalamıştı. Hiçbir şey düşünmedim, benden daha endişeli olan ve yürüyüşe çıkardığım köpek beni eve kadar getirirken beynim su altındaki bir enkazdı. Devasa bir kargaşa vardı ancak yüzeyde tek bir iz bile yok.Tura'yı teslim edip komşumla ne konuştuğumun farkında bile olmadan evime inen merdivenleri aylakça yürüdüm. Yürüdüm ancak apartmanda, daireme yaklaştıkça artan bir gürültünün haleleri genişliyor, içimi eşip telaş diye kendine yer ediniyordu. Bu telaşın boşa çıkmasına ihtiyacım vardı, ben peşinde gölgeler dolaştığını sanan, bunun sanmaktan ibaret olduğunu bilen bir kadınken sıkı sıkıya kapatıp kilitlediğime emin olduğum daire kapımı açık bulana dek sanmakta olduğuma tutunmaya devam edebilmiştim. İşte şimdi su çekilmiş, enkazdan düşünceler gün yüzüne çıkmıştı."Siktir." Sesim ağzımın içinde gürültü yaratacak kadardı. Duraksayan adımımı geri çekmek üzereydim ki alt merdiveni dönen karalar bürünmüş bir adamla göz göze geldiğimde yemin ederim ki kalbim saatli bir bomba gibi patlamış da her yana saçılmama yol açmış gibi bir korku hissettim. Ta ki benimle birlikte duraksayan fakat benden kat kat daha sakin olan adam temiz ve gür bir sesle "Efendim," diye seslenene dek.Bana değil. Seslendiği ben değildim. Adam iri cüssesinden beklenmeyecek bir yavaşlık ve zarafetle ürken bir hayvanı ele geçirmek niyetiyle hareket ederek beni göz hapsine aldı. "Sorun yok hanımefendi.""Ne oluyor?" Evimin içindeki tıkırtılar kesildiyse de sert adım sesleri arttı. "Kimsiniz?"İkimiz de donmuş gibi hareketsiz kaldığımızda sensörlü ışık usulca söndü ve aşina olduğum karanlıkta kaldım. Bir gecede iki kez olmazdı, ikinci kez pes edemezdim.İlk kez bedenim beynimden daha hızlı hareket ederek beni şaşırttı o an ve indiğim merdivenleri koşarak çıkmaya başladığımda nereye kaçacağımı bilmiyordum bile. Yalnızca kaçmayı düşündüm, sık sık bunun üzerine düşünmüş olmanın faydasını ilk kez görüyordum ki beni kovalayan ve kulaklarıma yapışan bir ses tarafından ele geçirildim."İpek."Leodislav Lares.Ve aklını kaybetmiş de onu kovalar gibi görünen ben. Işık beni fazlaca aydınlatırken merdivenin sahanlığında tökezledim. "Sorun yok," dedi sesin sahibi yakınlarımdan. Ellerinin bedenime konduğunu hissettim. Yeniden düşüyordum ve beni yeniden tutuyordu. "Ne olduğunu söyle bana."Tam olarak neyden korktuğumu bile bilmediğimde korkuyor olduğumu nasıl açıklayabilirdim? Buyurganlığı, sessiz kaldığında bile etrafı kolaçan ediyordu. Beni bir gazete kağıdıymışım gibi iki yanımdan nazikçe silkeleyerek doğrulttu ve böylece ona bakmaya zorladı. Baktım da. Utanarak kendimden. Çatık kaşlarının altındaki gözler beni ilk yakaladığı o günkü gibi öfkeyle alev alevdi, nazik olmasını beklediğim her seferde düşmeye meylim onu öfkelendiriyordu açıkça. "Neredeydin?"Açıkça hesap soruyor olmasına saniyenin yarısı kadarlık bir sürede minnet duyduktan hemen sonra onun gözlerindeki öfkenin aynısı beni sert bir dalga gibi çarpıp kendime getirdi. Silkelenip koyu teni ve açık gözleriyle miladın evvelinde kalan tanrılar kadar hoş adamdan o bir sinekmiş gibi kurtardım kendimi."Az önce biri beni tehdit etti."Sözlerim gözleri öfkeyle gölgelese de çatık kaşlarına başka bir anlam yükledi ama onların şeklini biraz bile bozmadı. Sessizliği kısacık sürdü adamın çünkübununla ilgilenmesini değil evimde bulunmasının nedenini söylemesini istiyordum. "Evimde ne halt ediyorsun?" diyerek dişlerimin arasından tıslıyordum tüm biriken duygu yoğunluğumla."İpek," diyebildi yalnızca. Yolumun üstünde olmamasına rağmen onu iterken evime koşuyordum."Kapımı nasıl açtınız ve neden?" Öfkeliydim ancak onun daha haklı bir öfkesi olması ihtimaline karşın bunu belli edemiyor, damarlarımda dolaştırıyordum. Sesim yakınır gibiydi çünkü isyan ediyordum olanlara."Bana ne olduğunu anlat." Sesi dairemin dışından geliyordu. Ben içeriye geçip sanki talan edilmiş bir müzeyi gözler gibi tarıyordum etrafı oysa tek bir çiçeğim bile yerinden oynatılmamış, orta sehpanın üzerine bıraktığım bardağım bile bir milim yerinden kaymamıştı."Anlatacak bir şey yok, tehdit edildim ve dönüp kim olduğuna bakamadım bile.""Sana bir şey olabilirdi.""Ne gibi?" Evde benden daha hak ve söz sahibiymiş gibi içeri girip kapıyı örtünce ışığı yakıp etrafı aydınlattı adam."Her şey," derken gizemli görüntüsü sesinin yankısı gibi etrafta gezindi. "Etrafı kollasın diye çevrene dizdiğim onlarca korumaya rağmen sana yaklaşan birileri varken her şey."Tenim öyle ürperdi ki birkaç saniyeliğine bedenime yabancılaşarak ruhen vücudumdan kapı dışarı edildim. Issız ve karanlık bir sokakta, üstümde böylesi belşeaiz bir baskı varken dolaşmam benim aptallığım olsa da bahsettiği adamların etrafta olmamasına aklım ermiyordu."Bu yüzden mi evime izinsiz girdin?" Bir başkasının öfkesiyle karşı karşıyayken bağırıp çağırmak benim yapmayı bildiğim şeylerden değildi ancak evimde dikilen adam öfkeli değil de özgüvenle ve haklı sebeplere dayanarak bakıyordu yüzüme. Kendimi aptal gibi hissediyordum, bundan hoşlanmıyordum."Mesajlarıma dönmedin.""Telefonum evdeydi çünkü."O ana kadar hiç fark etmediğim telefonumu avcunu açarak bana gösterirken "Farkındayım," diyordu ve ifadelerini tam manasıyla okuyamamak beni mahvediyordu. Mahcup muydu yoksa bir işgalci gibi arsız mı anlamam, ona göre tepki vermem gerekiyordu. Uzanıp telefonumu sıcak avucundan kurtardım ve ona değmemeye özen gösterdim. Kararsız ve mahcuptum üstelik evime giren o iken. Adam da bunun farkındaydı, onunla göz göze gelmemeye özen gösterdikçe o gözlerimiz birleşsin diye başını yavaşça hareket ettiriyordu fakat bedeni yerinden bir santim bile kaymıyordu. Bir ani hareketle nereye gömüldüğünü bilmediğimiz bir mayına denk gelecektik sanki ve bunu istemiyordu. Evet ama neden bu kadar özenliydi?"İpek." Hareketleri gibi dikkatli konuşuyordu. Ama sanırım sıra bendeydi."Daha fazla bu şekilde yaşayamam. Korktuğum gölgeler gerçeğe dönmüşken olmaz."Başını ağırca iki yana salladı, manyetik gözleri beni göğsümden ona doğru çekerken gözlerimi yumruklarının arasında sıkıştırıyordu sanki. Bu kez suskunlaşmıştı. İçimi dökmemi beklediği için böyle uysallaştığını anladığımda karşısında devasa bir okyanus beliren ve dalgasıyla alınan dağlar gibi sarsıldım."Evime girdin. Bunu yapmak için iyi bir nedene ihtiyaç duyan birine benziyorsun ve benimle paylaşmak zorundasın." Konunun benim dışıma çıkmasına, içimin dökülmeye değil ait olduğu yerde kalmasına ihtiyacım vardı."İlk aklına gelen neden ne?"Yüzüme bakmadan sordu, ondan bir şeyi 'zorla' koparıp alma ihtimalim hoşuna gitmemiş gibi bu kelimeyi kullandığım an gözlerini ve başını çevirmişti benden öteye."Hayır, o olamaz."Ada tezgaha emin adımlarla yürürken omzunun üzerinden bana döndü ve yüzünde müstehzi bir parlaklıkla baktı. "Öyle mi?"İlk aklıma gelen, ilk önüme sürdüğü benimle ilgilendiği, beni evvelden görüp pek çok kereler dinlediği için koruyucu davrandığı olsa da bu temelsiz nedenlerle gece vakti evime girmesine inanmazdım. Bir sabah vakti ilk kez geldiğinde de ona tümüyle inanmamıştım."Olamaz." Boğazımı temizleyip kelimelerimi törpüledim hızla. Sanki hiç etmediği teklifi sertçe reddetmişim gibi davrandığıma utanmıştım. Etseydi kabul edip etmeyeceğimi ise sahiden bilmiyordum. "Sadece o yüzden olamaz en azından. Bana gerçek sebebi söyle. Seni evime iki kez getiren şey ne?"Dolaptan iki bardak alırken kendinden emin, telaşsız ve sessizdi. Bardakları ada tezgahın üzerinde sürdü cam sürahiyi almak için."Güvenliğin İpek." Su gürültüyle ilk bardağı doldurdu, ben önümde bir saat sallanıyor gibi tüm bu seslerin birleşimiyle uyuştum. "Bu neden yeteri kadar gerçek mi?" İkinci bardağı doldurmadan önce yanıtı yüzümün ifadesinde aldığından emin olana dek baktı bana adam ancak yanıtımı bana söylemesine ihtiyacım vardı çünkü ben bilmiyordum.Bir an sonra dudaklarımdan "güvende olabileceğimi sanmıyorum," sözleri çıktı ve yanı başımda yürüse bile gölgesinden başka hiçbir parçasını görmediğim adamdan aslında ne kadar korktuğumdan bahsetmekten kendimi alamadım. Başımı kaldırıp da Leodislav’a bir kez bile bakmamıştım. Sanki ben ömrüm boyunca yüzlerce farklı yüze sahiptim de bu adamın karşısında yüzsüzdüm. Sanki ondan korunma talep ediyordum, sanki ona güvenebilirdim.“Teyzemin yanına dönmek zorundayım, onun yalnız ve savunmasız olmasından nefret ediyorum.” Sonunda başımı kaldırıp bir baş yukarımda, hemen önümde duran adamın yüzüne baktım. İfadesini okumak imkansızdı, yalnızca çatılan kaşlarından anladığım huzursuz olduğuydu. “Ama onun yanına gitmek ne zaman patlayacağı belirsiz bir silahla yaşamak gibi olacak. Eğer ben tehlikedeysem teyzem de benim yüzümden mahvolacak.”"Hiçbir yere gitmiyorsun," demek için açtı ağzını sonunda. Tehditin neden beni hedef aldığını bilmediğim sürece karşıma geçen ye da arkamda kalan her şey, herkes benim için tehditti. Çatılan kaşlarına karşı çattım kaşlarımı huzursuzca. "Teyzeni tehlikeye atman akılsızca olur, benden uzaklaşman da."Çatık kaşlardan biri havaya kalktığında adamın bakışları oraya kaydı ve gözleri gözlerimi boğmadığında onu rahatça süzdüm. Ne kadar yakınımda olduğunu fakat ne denli mesafeli olduğunu ancak şimdi görebiliyordum."Bir başkasının şehrindeyken seni koruyamam."Beni ilk çarpan bunu böyle rahatça söyleyebilmesi oldu. Sonra ise "Beni korumak senin görevin değil," demek oldu ilk sözüm. "Senden böyle bir şey isteyemem.""İstemene gerek yok." Sakin sözlerinin arkasından elinde şimdiye dek dikkatimi çekmeyen su dolu bardağı uzattığında ona bakmayı kestim. Dudaklarıma götürdüğümde ağzımın içi kupkuru olsa da midem bir yudum suyu bile kabul etmeyecek kadar gergindi. Bardağı iki elimle önüme indirdim sonunda."Senden beni korumanı istemiyorum. İstemeyeceğim de. Bunu yapmanı istemiyorum hatta. Teyzemi de alıp başka bir ülkeye gideceğim, bir başkasının şehrinde, belki başka bir kıtada beni kimse tanımazken tehlike kaybolur. Gerekirse bir başkası olurum. Bir başkasının kızı sanılırım, bir başkasının adını babam diye duyururum. Artık kimsenin kızı olmak istemiyorum.""İpek." Sahip olduğu ses tonunun sınırlarını aşıp olabildiğince yumuşakça seslendi adam. Elimdeki bardakta ellerimle birlikte titreyen suya bakabiliyordum yalnızca, adamın sesi bu ılık sudan daha yumuşaktı. "Seninle ilgili ilk haber İpek..."Hayır.Bana su dolu bir bardak uzatmasının nedeni yaşatacağı acının farkında olmasıydı belli ki, yakacağı ateşin..."2011, martta senin ufak bir kızken ortadan kayboluşun ve babanın lekeli ismiyle bunun bağlantısını biliyorum. Bunu unutmadığına da eminim."Hiç beklemediğim bir anda sarf edilen bu sözcükler birer kurşun gibi mideme saplanmıştı çoktan."Baban yüzünden başına gelenleri bilmiyorum ama," derken sesi merhametten oyulmuş gibi sıcak, kapsayıcı ama yine de yakıcıydı. "Yalnızca isminin bile seni tehlikeye soktuğunu biliyorum. Bunu biliyordum. Seni o kaldırıma çarpmaktan kurtarmadan önce bile."Şu an, söylediği her şey bana birkaç gün önce tanıştığım Kairos Lordu'yla konuştuğumu unutturmuştu. Her şeyin ne kadar hızlı geliştiğini fark edememiş, seneler evvel tüm gövdemi aşan minik bedenimden büyük bir yarayla yaşadığımı hatırlamakla meşguldüm. Hiç unutmamış olduğum o yarayla. Yüzünü hiç görmediğim ancak ellerinin iki bacağımdan daha geniş olduğunu deneyimle öğrendiğim bir adamın izleriyle büyümüştüm ve bunu yalnız ben biliyormuşum gibi acı içinde kıvranıyordum. Oysa ismimin altında bu gerçeği herkes görebilirdi, birkaç dakika uğraşla 2011 senesinde okulunun bahçesinden kaçırılmış, bir hafta boyunca izine rastlanmamış bir çocukla ilgili haberler, o haberdeki isimler herkesin görebileceği kadar yer almıştı haberlerde. Tek bir kişinin ismini hiç ama hiç öğrenememiştim. Bana bunu yapanın ismi."Ne demek istiyorsun?" Boğazım öyle kuruydu ki sinyali zayıf bir radyodan çıkarcasına cızırtılı ve güçsüzdü sözlerim. Adam bardağı tutan elimi kavrayıp dudaklarıma kaldırdı, ılık sudan bir yudumdan fazla içemesem de birkaç yudumluk su çenemden aşağı süzülürken sahte bir ferahlama hissettim. Ellerim titremiyor ve uyuşmamış olsa üzerimdeki şişme yeleği çıkarıp odanın ucuna savururdum fakat bardağı bile Leodislav'ın desteği olmadan tutamıyordum."Ne kadar kaçarsan kaç ismin seninle gelecek, geçmişin de." Yemin ederim ki bir ateşin çıtırtısı gibi fısıldıyordu, yakıcı biçimde. "Kovalamaya başlamak zorundasın."Sormama kalmadan boştaki elini paltosunun iç cebine uzatırken gözleriyle uzun süre karşı karşıya kalmaktan da cebinden ne çıkaracağına dair hiçbir fikrim olmamasından da nefret ediyordum. Sahiden ediyordum. Kendime epeyce büyük zorluklarla minicik bir konfor alanı yaratmam on senemi almıştı ve bu adam evime girmişti, kapıyı açma fırsatını bana vermeden evimde bulunup ısrarla gözlerime bakıyor, geçmişimdeki irinli anıları kurcalıyordu.Ufak bir zarfı ikimizin önünde pimi çekilmiş bomba gibi patlamaya hazır biçimde sahneye çekti. Şişkin zarfa uzanırken elimdeki bardak adamın parmakları arasına kaydı. Ne beklediğimi bilmiyordum ancak zarfın içine daldırdığım elin ilk hissettiği parlak yüzeyli bir fotoğraf oldu. İlk gördüğüm bulanık, soluk bir görseldi fakat sonra... Küçük bir kızın beyaz çoraplı bacakları. Uzun hem de epey uzun bir adamın kucağında baygın küçük bir kızın beyaz çorapları soluk fotoğraftaki en temiz görünen noktaydı. Bomboş bir okul bahçesinde çekilmişti fotoğraf... Fotoğrafta okula ait olduğunu belli edecek hiçbir şey yoktu fakat baygın küçük kızın o okul bahçesinde götürüldüğünü bilen anlardı bunu.Çok uzaktan, yüksekçe bir yerden yakalanmış bir andı, kolları uzun adamın eşkalini çıkarmak imkansızdı."Neden?" Bu soru ağzımın içindeki mukozaya yapışık, yenilendiçe yenileniyordu. Neden başıma bunlar gelmişti? Bunun muhatabı değildi Leodislav. "Neden bana bunu veriyorsun?""Zarfı kontrol et."Ve öyle de yaptım. Sorular vardı ama yanıtlar hiç yoktu, yaşamıştım ama yalanlar hep ayaklarımın altındaydı.Bu kez bembeyaz kağıdın üzerinde kalın puntolu siyah mürekkebin izleri vardı, göz yoran. İsmimi gördüm. Hastane kayıtlarıydı.Küçük İpek'in korkunç bir kabus sandığı şeylerin gerçek olduğuna dair bir dolu tıbbi kayıt vardı ellerimde. Sekizinci günün gecesi bulunmuştum, dokuzuncu günüm yine evden uzaktı çünkü tüm gün hastanedeydim. Canım yanmıyordu. Çocukların dizleri kanardı, gözleri yaşarırdı belki ama yürekleri sızlamazdı ve benim yüreğimden kan sızıyordu. Aklım ermiyor, aklım almıyordu bu acıyı. Bir şeylerin korkunç derecede yanlış olduğunu bilmenin ama o yanlışı elle gösterememenin acısıydı. Şimdi yetişkin, kendini güç bela yetiştirmiş İpek olarak yine ömrümce kaçtığım acıya yakalanmıştım. Herkesin unutması için can attığım gerçekleri Leodislav Lares isimli bir adam minik bir zarfın içinde özenle sunmuştu bana. İçindeki her şey benim gerçeğimdi ama bu gerçeği artık onun da bildiğine dair bir kanıttı zarfın içindekiler.Sanırım kusacaktım."Gel." Elim boynuma gittiğinde adam devrilmek üzere bir putmuşum gibi baktı bana. Kolumu nazikçe kavrayıp koltuğa doğru geri adımlar atmama yardımcı olurken kulaklarımdaki çocuksu çınlama 11 yaşındaki İpek'in yardım çığlığı olmalıydı, şimdi ise fısıldayacak kadar bile cesaretim yoktu."Neden?" dedim ikimizi de durmaya mecbur bırakarak. "Neden bana bunları gösteriyorsun?""Neden ve neyden kaçtığını öğrenmek zorundasın.""Bu zarfın içinde kaçtığım her şey var ama kaçtığım kişi yok.""Bulacağız."Bu ne demekti bilmiyordum ve sormaya delicesine korkuyordum. Yıllar, beni yanıtlar almaktan korkar hale getirince sormaktan da korkar olmuştum.Aniden yükselen ses ile yerimden sıçradım. Kaslarımı saran et kızgın yağa düşmüşüm gibi şiddetle acıdı hazırlıklı olmadığım onca şeye karşı. Ne olduğunu anlayamadan Leodislav cebimde şiddetle öten telefonumu çıkarıp dişlerimi fırçalamam için çalan alarmı kapattı ve bana nasıl baktığını, nasıl göründüğümü düşünmeden az evvel sesin şiddeti gibi aniden göz yaşlarına boğuldum."Korkmaktan nefret ediyorum."🕸Korkmak olmasa kaçmak olmaz, kaçmak yoksa av da olmaz. Ben bir avdım ancak avcıyla göz göze gelmişlişim bile yoktu.Hep kaçtığım için mi?Avcım kaypak olduğun için.Şimdi düşündüğümde on bir yaşındaki bir kız çocuğu benim için bir bebekti ve ne zaman kapattığını hatırlamadığı gözlerini açtığında bembeyaz maskeli bir yüz, kırmızı tülle örtülü gözler görmüştü. Maskeli bir adam koparmıştı beni ailemden, sonra ise hayat onlarla birlikte kopup gitmişti.Leodislav Lares'in beni nasıl ikna ettiğini bile anlayamadan on dört sene önce başıma gelen, gerçekliği en az ikimiz için kanıtlanmış olay için dava açmıştım. Her adımında Leodislav yanımdaydı, bazen fizikten bazense güvenliğim için çevreme yığdığı onlarca insanla.O gece beni yakalayan ağlama krizi sabah şiddetli baş ağrısıyla uyandığımda son bulmuştu. Adam evde değildi fakat varlığının izleri evin her yerindeydi. Bir yabancının, yabancı bir adamın karşısında sıkıca zincirlenmiş duygularımın kontrolünü kaybettiğim olmamıştı daha önce. Birinin beni o şekilde görmüş olmasından nefret ediyordum ama Leodislav Lares'in beni öyle görmüş olmasından bir soluk daha fazla nefret ediyordum. Belki de kaçtığım şeyi kovalamaya başlamanın sebebi de buydu. Ne zaman patlayacağı bilinmeyen histeri bombası gibi yaşamaktansa olayları gerçekten çözmüş ve geride bırakabilmiş olmalıydım. Fakat yol açıldıkça kovaladığım şeyden yeniden kaçma ihtimalimden kuşkulanıyordum. Yüzleşmekten korkuyordum ve bir korkak olduğumu hiç çekinmeden kabul ediyordum."Babanın neden bu davayı o zaman açmadığını anlayamıyorum," dedi Yade koltuğun önündeki alçak sehpada otururken. Dirsekleri dizlerinden güç alıyor, arkadaşım bana değil düşünceli biçimde ellerine bakıyordu. Onun desteğine ihtiyacım olduğunu kabul edeli epey zaman olmuştu fakat o desteği talep edecek cesareti yeni bulmuştum. İşten çıkarıldığımda artık bir başkasının arkadaşı olacakmış gibi hissetmekte yanıldığımı kanıtlamıştı bana sürekli nasıl olduğumu sorarak."Korkup davadan kaçması imkan dahilinde değil." Artık babamın kim olduğunu da benim eksik parçalarla yaşayan bir zavallı olduğumu da biliyor, yadırgamıyordu."Sanırım bu işi kendi halletmek istedi," demek zorunda hissettim. Babamın karakterini düşününce tüm karanlık işleri kendi halleden, dahası karanlık işleri defaatle üzerine çeken karakterine uygundu bu.Arkadaşım başını kaldırdığında beklediğim yargılama yoktu yüzünde, korku da. Belki de babam bir ölü olduğu için korkmuyordu ondan. "Yapmış olabilir mi?"Emin değildim hem de hiç. "Ben eve döndükten birkaç hafta sonra öldü babam."Yade'nin yüzünde hala yargılama yoktu fakat acı bir sırrı yalnız başına çözmüş ve bunu paylaşmaya hakkı yokmuş gibi minik bir acının izleriyle şekillendi ifadesi. Söylemezdi evet ama sanırım yüzündeki acı içime işleyince bir şeyleri anladım."Babam bu yüzden ölmüş olabilir mi?"Yade bunu bilemezdi. Ama ben neden başıma gelenlerden bu denli bihaberdim?Arkadaşımın yer yer soğuk olan ılık elleri benimkini kavradığında daldığım karanlık düşten çekip çıkarılmış oldum."Leodislav Lares'in desteğini aldığın için şanslıyız. Değil mi?" Karanlık düşten çıktım sandıysam da çevresinde dolaşmaktan başka bir şey değildi yaptığımız. Yade elinden geldiğince Güneş'i tasvirliyor, onu gördüğümüze inanmamı sağlıyordu."Sanırım öyleyiz. Hala neden olduğunu anlamasam da.""Bence sebebini biliyorsun İpek."Anlamlı bakışlarından bir anlam çıkaramayınca kaşlarım çatıldı."İş yerindekilerden öğrendiğime göre Kaio'ya sık sık gelip hep aynı masada oturuyormuş. En fazla yarım saat kalıp gidiyormuş."Bambaşka bir gerçeklikten bahsediyordu sanki. Bana ait geçmişte bunların olduğunu duysam da hiç görmemiş olmak tuhaftı. Hele de babamın benim yüzümden öldüğüyle ilgili geçmiş ihtimali öyle şiddetlendi ki ne konuşursam konuşayım duyduğum kafamın içindeki sesimdi, benim suçum olduğunu fısıldayan ses."Tuhaf değil mi?""Efendim?"Yade telefonundaki bildirimden sonra ayaklandı."Leodislav Lares'in dikkatini çekmiş olmana rağmen o senin radarına hiç girmedi." Gideceğini sansam da elindeki telefonu sehpaya bırakıp ada tezgaha yönlenmişti. "Gizlenmekte usta demek ki. Bu arada sanırım buraya geliyor."Koltukta kıvırdığım bacaklarımı yere indirdim kalkıp gitmem gerekiyormuş hissiyle. "Ne?""Caner kapının önündeki araçtan inerken görmüş.""Caner burada mı?"Adanın üzerindeki çantasını omzuna yerleştirdi güçlü bir soluk bırakırken. "Aşağıda bekliyordu."Arkadaşımın eşinin neden evde değil de aşağıda beklemeyi tercih ettiğini sormaya kalmadan çaldı kapım ve Yade usulca açmak için süzüldü."Ne olursa olsun beni haberdar et olur mu? Bir gelişme olmasına gerek yok,' derken omzunun üzerinden bana bakıyor, onu anladığımdan emin oluyordu. "Benimle her zaman, her şey hakkında konuşabilirsin."İçimi dolduran minnet, kaygının balçıktan tabanında kendine hoş ve kuru bir yer edindi bu sözlerle. Ona doğru ilerlerken yalnızca "Teşekkür ederim," diyebiliyordum titrek bir ses, dolu bir çift gözle.Arkadaşım gülümseyerek karşıladı beni ve kapıyı ardına kadar açtığında karşısında kalan Leodislav da nasiplendi bundan. Adam tebessüme çatık kaşlarla tepki verdiğinde Yade'yi kendime çevirip uğurlamak için sıkıca sarıldım ona. Onu istediğim zaman arayabileceğime dair sessiz bir teminatın ardından Leodislav, kadını bana bakmayı bir an bile kesmeden yalnız başıyla selamlamış ve Yade evden çıkar çıkmaz kapıyı örtmüştü. Bunu ona söyleyemezdim ama her şey ve herkesi yönetmek için doğmuş bir adam gibi ısrarcı, çekincesiz bekışları bazen beni ezilmeye müsait bir böcek gibi hissettiriyordu. Ama sanki bu kez biraz farklıydı."Bir sorun var." Sormaya gerek bile yoktu, bir sorun olduğunu anlayabilecek kadar iyi okurdum insanları. Hiçbir şey söylemiyor, bir ayaz gibi dolduruyordu evimi keskince. Bakışlarının karşısında olmak beni yoruyordu ve bununla baş etmekte zorlanıyordum."Teyzen," dedi sonunda içimi görür gibi belki de gerçekten görerek bakmayı bırakıp. "Nerede olduğunu biliyor musun?""Ağenta."İkimiz de kapının önünde duruyorduk ve ev sahibi vasfım o buradayken elimden kayıp gittiği için bir hamlede bulunamıyordum."Aslında Kairos hava sahasına girmiş olmalı."Yine neler dönüyordu bilmiyordum fakat panik olmuştum, midemdeki ani ekşime beni hazırlıksız yakalamıştı."Nereden biliyorsun?" Onlarca soru arasından bunu seçmemin nedenine ben bile vakıf değildim."Onu alması için pilotumu yollayan benim çünkü."Bir pilotu olması epey şaşırtıcıydı ancak teyzemle ilgili olan konu tüm dikkat dağıtan ışıkları kendi üzerine çekiyordu, uzaklaşamadım."Leodislav," dedim her şeyden, kendi zerrelerimden bile bıkarak. Tüm lanet şeylerin merkezinde olup her şeyden habersiz olmaktan bezmiştim. Baktığımı görmeyerek gözlerimi etrafta dolaştırdım çünkü karşımdaki adama yeniden bakmaya hazır olmam gerekiyordu. Benim için yaptığı hiçbir şey azımsanamazdı, kocaman iki kanadını da beni her türlü tehlikeden, belki yağmur ve rüzgardan bile korumak için üzerime germişti sanki ve ben tüm bunların altında eziliyordum. Benim için, bana yaptığı her şey ona öfkelenmeme ve bu öfkeden utanmama yol açıyordu.Nankör damgasıyla yaftalanmanın ağırlığından korkarak başımı kaldırdığımda adamın gözlerindeki müthiş parlamayla çarpıştı gözlerim. Yüzündeki ifadesizlikle çakışan bir parlaklıktı bu."Teyzem Kairos'a geliyor ve bundan senin haberin var. Neden? Neden teyzem buraya geliyor ve neden bana bunu söylemiyorsun?""Şu an bunu yaptığımı sanıyordum." Sahte bir şaşkınlık taklidi için bir kaşı havaya kalktı."İyi de neden bunu şu an yapıyorsun? Teyzem neden buraya geliyor, neden özel pilotun var, pilotun niye teyzemi almak için Ağenta'ya gitti, neden?"Yanıt vermeden önce kolundaki saati inceledi ve ben de onu."İstersen hazırlanmaya başla, yanıtları yolda verebilirim."🕸Teyzemin karşılaştığımız anda akıtmaya başladığı göz yaşları şayet tek bir yerde toplanmış olsaydı derin bir birikinti ederdi.Burnunu çekip sıkıca tuttuğu elimi öteki eline geçirdi bırakmaktan korkarcasına. Limuzinde karşımızda oturan Leodislav özel bir an yaşıyormuşuz gibi onu bozmamak için ölüm sessizliğindeydi. Fakat teyzemin kaygılı, kaçak bakışları sık sık adama dönüyordu.“Tamam artık. İyiyim, baksana.”Acılı gözlerle bana döndüğünde de sessizce ağlıyordu teyzem. Sözsüz bir iletişimden ileriye gidemedik ve yeniden içine kapanıp beni daha sıkı olabilirmiş gibi sıkıca tuttu. Neredeyse hiç konuşmamıştı, yanımızda bir yabancı olduğunu düşünüyor olmalıydı. Yine de belki bir haftadır tanıdığım bu yabancı senelerce saklandığım ve sakladığım neredeyse her şeyi biliyordu. Bu garip gerçekle ona döndüm ve onu bana bakarken buldum. Gözlerini kaçırmıyordu, meydan okumayı daima kabul ediyor, kaybetmeyi defaatle reddediyordu.Çenemde gerginlikten doğan belirsiz bir titreme ve kasılma vardı, adama gözlerimi kısıp bakmaya başladığımda gözleri çenemdeki seğirmeye kaydı.Teyzemin iç çekişleri kronik bir hal almıştı. Derin bir nefes için başını kaldırdı ve Leodislav Lares teyzeme bakarak ilk kez konuştu. "Başına bir şey gelmesine izin vermeyeceğim."Kısık gözlerim irileşti bu sözler üzerine. Teyzemin nefesini tuttuğunda oluşan sessizliği duyabiliyordum. Başını iki yana sallamaya başladığında çenemi titreten gerginlik büyüdü."Ona bir şey olursa dayanamam." Çatlayan sesi kalbinin de çatlayıp usulca etrafa dağıldığının işaretiydi. Boştaki kolumu sıkıca omzuna sardım onu kendime bastırıp korkularından korumak için. "Seni bırakamam İpek.""Bana bir şey olmayacak teyze. İkimiz de iyi olacağız. Her zamanki gibi."Eve dönene dek onun üzerine kapanmayı bırakmadım o ise ağlamayı. Hiçbir şey olmamıştı, bildiği kadarıyla yalnızca işten çıkarılmıştım ve teyzem devasa bir felaket bizi çarpmış gibi perişan haldeydi.Evden içeriye adım attığımızda arkamızdan giren Leodislav'a bir bakış attıktan sonra o buradayken benimle rahatça konuşamayacağını anlamıştım. Leodislav farkındaysa bile umursamadan içeri geçmiş ve ikimizin de oturmasını istemişti."Sizi endişelendiren her şeyi benimle paylaşın ve size hepsini çözeceğimin teminatını vereyim."Teyzem açık renk koltuğumda kara bir leke gibi çökmüş, kendini kaybetmenin eşiğine gelmişken doğruldu. Sırtı dikleşse de omuzları hala kaygıyla çöküktü."Neden?"Benim de ilk ve hep, cevabını en merak ettiğim soru düştü aramıza. Leodislav onu almak yerine bana bakmak için gözlerini çevirdiğinde gelecek yanıt beni korkutuyordu."Bunu size İpek açıklayacaktır," dedi ve bu sözleri öyle kolaylıkla sarf etti ki teyzem dikleşirken ben çökmüştüm. Okların bana dönmesine yol açsa da bunun şimdi beni hedef almasına izin vermedi, teyzemin üzerimde gezinen bakamadığım gözlerini kendine çekti adam yeniden. "Şimdi söyleyin bana. Sizi endişendiren ne?"Kekeleyerek konuşmaya başladı, hangi birinden başlayacağını bilmiyor olmalıydı. Belki de hala ilk sorusunda takılıp kalmıştı."Dürüst olacağım." Teyzemin sesi az evvelkinden net ve gür bir hal alırken bu kez omuzları da yükünü kolaylıkla taşıyorcasına sağlam görünüyordu. "Sizin İpek'le ilgili sorumluluk üstlenmeniz beni endişelendiriyor. Daha önceye dayanan bir arkadaşlığınız olsa İpek bunu muhakkak bana söylerdi. Bir anda hakkında saçma sapan bir sürü haber çıkmasına yol açtıktan sonra şimdi onu korumaya çalışmanız beni düşündürüyor."Bir an sustuğunda o da bu hararetli konuşmayı kolayca yapabildiğine şaşırmış gibiydi ancak ben utandırılan bir çocuk gibi kıpkırmızı olmuşken ona şaşırmıyordum. Leodislav'a bakmaya cesaret edemedim."Haberlerin suçlusu o değil teyze. O da böyle bir şeye yol açmak istemezdi."Teyzem hızla bana döndüğünde tüm yolculuk boyunca takındığı perişan halin bir çırpıda silinip gittiğini gördüm. Kızarık, damarları belirginleşmiş nemli gözler ateş saçıyordu."İstemeyeceğini nereden biliyorsun? Belki de seni rezil etmek istemiştir.""Teyzem kimden bahsettiğinin farkında mısın? Neden benimle uğraşsın ki?"Evet, kesinlikle utandırılan bir çocuktum ve teyzemi kırmak istemesem de bu davranışları beni Leodislav'a karşı delice utandırıyordu."Aynen öyle İpek." Leodislav'a dönüp konuşmayı sürdürse de ben dönemedim. "Neden onun için bu kadar uğraşıyorsunuz?"Leodislav'ın keskin soluğunu ciğerlerini doldururken duydum, dönüp bakmaya hazır olmadıkça her an duyularım keskinleşiyordu."Aslında ona karşı bu kadar korumacı olmanız ve doğru soruları sormanız beni rahatlattı. Ve inanın aynı taraftayız. Onu neden bu kadar önemsediğimi kendisi eminim size doğru sözcüklerle ifade edecektir. Şimdilik onu önemsediğim temeli üzerine kurulu bir sohbet edelim. Aynı zamanda başına açtığım tüm bu işlerden sorumlu olduğum bir başkası için de sorumluluk alırdım. Yalnız başına bu yeterli olmalı."Bana baktığını biliyordum. Görmüyorsam bile tüm zerrelerimde onun bakışlarının gri gökten boşalan yağmur gibi beni ıslattığına şahittim. Ve tüm süre boyunca teyzeme baktığım için sözlerinin ve bana bakışlarının teyzemin saldırganlığını nasıl bertaraf ettiğine de an ve an şahit olmuştum. Kadın bana döndü beni değil beni içeren bir dolu ihtimali görür gibi buğulu gözleriyle. Gözlerini kapattı, açtı ve gözleri gözlerimden ruhumu görmeye başladığında belli belirsiz başını salladı. Hala şüpheli, endişeliydi ancak Leodislav ile işbirliğine hazırdı."Belki de öyledir." Mırıldanıyor oluşundan anlamıştım ki kendini ikna etmeye çalışıyordu. Yine de başka bir sebep olduğunu biliyordu ve Leodislav çıkıp gittikten sonra ona neyi, nasıl açıklayacağımı düşünmek beni şu anın stresiyle birlikte daha da bitap düşüyordu."Bana dava açtığını söylemeyecek miydin?"Şimdi oklar beni tam da bu anda hedef almıştı ve yine Leodislav yol açtığı için. Açıklamam gereken ne çok şey olduğuyla yüzleşiyor, bir yandan epey mahcup hissediyordum. Teyzeme söylememiştim, Leodislav ise bana teyzeme söylediğini söylememişti. Böyle büyük bir adım için bana elle tutulacak kadar büyük bir cesaret verdikten sonra teyzeme söylediği için ona öfkelenmeye hakkım yoktu ama öfkelenmiştim. Bu kez teyzem bana bakarken ben Leodislav'a bakmak için cesaret beklemedim. Hata yaptığını düşünmüyor olacak ki bana bakışlarında mahcupluktan eser yoktu."Söyleyecektim. Hazır olunca."Leodislav söylenen sözlerden daha tesirli şeylerle etkilenebilir çelik zırhıyla sarsılmadan gözlerime bakıyordu. Bu kez ben de benzer bir zırhla bakmaya başladığımda ikimizin arasındaki duvarlardan birini yıktığımı duyuyordum. Tüm meziyetlerine rağmen onun bir insan olduğunu tam şimdi anlamışım gibi, öfkelenmeye hakkım olduğunu fark etmişim gibi bir manzaraya daldı bakışlarım ve bunlar beni ondan uzaklaştırmak dışında tam tersinin yolunu açtı.Teyzemin soğuk parmakları koltuğun üzerine saplanmış elimin üzerine usulca konunca keskin bir hareketle ona döndüm.Gözlerini kırpırştırdı ve az evvelki kırgınlığı çekip giderken kırılgan bir kadının gözlerine yer verdi. Neredeyse fısıldarcasına "neyden kaçtığını unuttun mu?" sorusu şekil verdi nazik sesine. "Unuttuklarını hatırlamaya, kabuslarla yüzleşmeye, kaçtığının peşine düşmeye gerçekten hazır mısın bebeğim?"Yemin ederim biraz bile değildim fakat hazır olmayı beklerken benimle birlikte kaçan, beni geçip başkalarına çarpan yüzlerce fırsatı, ihtimalleri izlemeye de gücüm kalmamıştı artık. Madem koşmaya devam edecektim bunu artık kaçmak için değil kovalamak için yapacaktım."Öyleyim teyzem. Olmak zorundayım."Leodislav'ın hırlar gibi boğazından koparak dökülen soluğuyla birlikte doğrulduğunu gözümün kenarıyla yakaladım. Teyzem hiçbir hareketten etkilenmeden hazır olup olmadığımı anlamak üzere dikkatle, şefkatle ve tüm koruyuculuğuyla beni süzerken buna son vermesi Leodislav'ın sesiyle oldu."Üçümüzün amacının da İpek'i saplandığı bataklıktan kurtarmak olduğu kesinleştiğine göre... Şimdi bütün endişe ve korkularınızı duymak istiyorum. En karanlık ve gizli olanları bile."
Bölüm 2
2|❛ Kaçtıkça Kovalar Korkular❜
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.