Ertesi gün öğleden sonra yaklaşırken Jaemin birkaç kez telefonuna baktı.Minwoo'dan mesaj gelmemişti.Sonunda kendisi yazdı."Kafeye vardım."Bir dakika.İki dakika.Beş dakika...
Sonunda cevap geldi.
"Özür dilerim. Gelemeyeceğim."Jaemin şaşkınlıkla ekrana baktı."Bir şey mi oldu?"Bu kez cevap biraz daha geç geldi."Bugün fazla mesaim çıktı. Teslimatları yetiştirmem lazım."Aslında Minwoo'nun işi gerçekten yoğundu. Ama bunun yanında başka bir sebep daha vardı.Jaemin'le vakit geçirmekten hoşlanıyordu.Belki de biraz fazla hoşlanıyordu.Bu yüzden kendini geri çekmeye çalışıyordu.Telefon yeniden titreşti.
"O zaman başka bir gün?"Minwoo ekrana uzun süre baktı.Sonunda kısa bir cevap yazdı.
"Belki."Jaemin mesajı okuyup iç çekti.Hayatında ilk kez biri onunla buluşmak için can atmıyordu.Ve nedense bu durum onu rahatsız etmek yerine daha da meraklandırıyordu.Aynı akşam Minwoo son teslimatını yaparken telefonuna yeni bir bildirim geldi.
Gönderen: Yoon Jaemin.Mesajda sadece bir fotoğraf vardı.Jaemin'in yalnız başına içtiği kahvenin fotoğrafı.Altında da tek bir cümle:
"Bunu sana ısmarlayacaktım."Minwoo istemeden gülümsedi.Belki de "başka bir gün" düşündüğünden daha yakındı..
Ertesi sabah Minwoo, önceki geceden kalan düşüncelerle uyandı. Telefonunu eline aldığında Jaemin'den yeni bir mesaj gelmemişti. Nedense bu durum onu hayal kırıklığına uğrattı.başını iki yana sallayıp hazırlanarak işe çıktı.Gün her zamanki gibi başladı. Teslimatlar, trafik ve bitmek bilmeyen adresler...Öğleden sonra elindeki son paketlerden biri için şehrin sakin bir mahallesine geldi. Adresi kontrol edip binaya yaklaştığı sırada karşı kaldırımda tanıdık birini gördü.
Siyah şapka.Siyah maske.Ama o yürüyüşü tanımıştı.
"Jaemin?"Karşıdaki kişi durdu.Sonra maskesinin altından gülümsedi.Minwoo'nun kaşları çatıldı.
"Sen burada ne yapıyorsun?"Jaemin omuz silkti.
"Bilmiyorum."
"Nasıl yani?"
"Belki tesadüfen buradayım."Minwoo ona şüpheyle baktı.
"Yalan söylüyorsun."Jaemin birkaç saniye sustu.Sonra hafifçe gülerek cebinden telefonunu çıkardı.
"Evet, yalan söylüyorum."
"Ne?"
"Dün gelmedin."Minwoo şaşkınlıkla ona baktı.
"Bu yüzden bugün seni görmek istedim."Bir an sessizlik oldu.Minwoo ne diyeceğini bilemedi.Kim onun için böyle bir şey yapardı ki?Jaemin bakışlarını kaçırdı.
"Garip olduğunu biliyorum."
"Biraz."
"Tamam, bayağı garip."İkisi de gülmeye başladı.Gerginlik yavaşça dağıldı.Birlikte yürümeye başladılar. Jaemin ilk kez bu kadar rahat hissediyordu. Ünlü kimliğini unutabildiği nadir anlardan biriydi.Bir süre sonra küçük bir sokak kafesinin önünde durdular.Jaemin kapıyı işaret etti.
"Bu sefer kaçma."Minwoo istemsizce güldü.
"Tamam."Bu kez daveti reddetmedi.İçeri girip pencere kenarındaki bir masaya oturdular.Dışarıda insanlar günlük hayatlarına devam ederken içeride zaman yavaşlamış gibiydi.Ve ikisi de fark etmese de, bu buluşma hikâyelerindeki gerçek başlangıç olacaktı.
Kafede geçen birkaç saat ikisine de beklediklerinden daha kısa gelmişti. Konuşacak konuları hiç bitmiyordu. Jaemin çocukluğunda aktör olmayı hiç düşünmediğini anlatırken, Minwoo da ilk teslimat gününde yanlış adrese üç kez gittiğini itiraf etmişti.Jaemin kahkahasını tutamamıştı.
"Üç kez mi?"
"Hey, adres gerçekten karışıktı."
"Tabii."Minwoo gözlerini devirdi.
"İnanmıyorsan inanma."Jaemin gülümsemeye devam etti. Uzun zamandır bu kadar rahat hissetmemişti.Kafeden çıktıklarında hava kararmaya başlamıştı. Sokak lambalarının ışıkları kaldırıma vuruyor, insanlar akşam telaşıyla evlerine dönüyordu.Bir süre sessizce yürüdüler.Bu sessizlik rahatsız edici değildi.Aksine huzurluydu.Jaemin ara sıra Minwoo'ya bakıyor, sonra gözlerini kaçırıyordu. Minwoo da bunu fark ediyor ama bir şey söylemiyordu.Tam bir kavşağı geçerken birkaç metre öteden bir kamera flaşı patladı.İkisi de dönüp baktı.Ama kalabalığın arasında kimseyi seçemediler.
"Bir şey mi oldu?" diye sordu Minwoo.Jaemin'in yüzündeki ifade değişmişti.
"Umarım olmamıştır."Minwoo ne demek istediğini anlayamadı.Ancak cevabını ertesi sabah aldı.Telefonu çalan bildirim sesleriyle uyandı.Ekranda onlarca mesaj vardı.Merakla birini açtı.Gönderilen bağlantıya tıkladığında gözleri büyüdü.Bir haber sayfasında kendisinin ve Jaemin'in birlikte yürüdüğü fotoğraflar vardı.Kafede otururken.Birlikte gülerken.Sokakta yan yana yürürken.Fotoğrafların altında çeşitli yorumlar sıralanıyordu.
"Jaemin'in yeni arkadaşı kim?"
"Yakın görünüyorlar."
"Bu kişi sevgilisi olabilir mi?"Minwoo'nun midesi düğümlendi.Tam o sırada telefonu çaldı.Arayan Jaemin'di.Minwoo hemen açtı.
"Jaemin?"Karşı taraftan yorgun bir nefes geldi.
"Haberi gördün mü?"
"Evet."
"Kusura bakma."Minwoo şaşırdı.
"Neden özür diliyorsun?"
"Çünkü bu benim yüzümden."Minwoo cevap veremedi.Jaemin birkaç saniye sustuktan sonra devam etti.
"Şirket şu an çıldırmış durumda."
"Şirket?"
"Menajerim. Halkla ilişkiler ekibi. Herkes."Sesinden gerçekten bunaldığı anlaşılıyordu.Minwoo pencereye yöneldi.Bir anda kendini Jaemin'in dünyasının ne kadar farklı olduğunu düşünürken buldu.Onun için küçük bir buluşma olan şey, internette haberlere dönüşüyordu.
"Şimdi ne olacak?" diye sordu.Jaemin kısa bir sessizliğin ardından cevap verdi.
"Bilmiyorum."Bu cevap ikisini de rahatsız etti.Öğleden sonra Jaemin şirket binasına çağrıldı.Toplantı odasına girdiğinde menajeri çoktan bekliyordu.Masanın üzerinde fotoğrafların çıktıları vardı.Menajeri sert bir ifadeyle ona baktı.
"Bu kişi kim?"Jaemin cevap vermedi.
"Jaemin."
"Bir arkadaşım."
"Arkadaş mı?"Adam derin bir nefes aldı.
"İnternet şu an başka şeyler düşünüyor."Jaemin'in yüzü asıldı.
"İnsanlar ne düşünürse düşünsün."
"Senin için kolay olabilir ama bu haberler onun hayatını da etkileyebilir."Bu söz Jaemin'i susturdu.Çünkü ilk kez Minwoo'yu düşündü.Belki de gerçekten sorun yaşayabilirdi.Teslimat yaptığı yerlerde insanlar onu tanıyabilir, rahatsız edebilirdi.Toplantı bittiğinde Jaemin'in aklında tek bir şey vardı.Minwoo.Akşam olduğunda telefonunu eline aldı.Uzun süre ne yazacağını düşündd.sonunda kısa bir mesaj gönderdi.
Kafamın estiği her zaman atıyorum
||
Minik bir göz atın!!
