Cha Minwoo, yağmurlu bir akşamda son teslimatını yapmak için lüks bir apartmanın önünde durdu. Elindeki paketin üzerinde tanıdık bir isim yazıyordu
Yoon Jaemin.
Ünlü aktör. Son zamanların en popüler yıldızı.
"Bu kadar ünlü biri neden kargosunu kendi teslim alıyor ki?" diye mırıldandı Minwoo,Asansörle en üst kata çıktı ve kapı ziline bastı.Bir süre ses gelmedi.Tam geri dönmeye hazırlanırken kapı açıldı.Karşısında dağınık saçları ve siyah kapüşonlusu ile Yoon Jaemin duruyordu.
Televizyondaki kusursuz görüntüsünden çok farklı görünüyordu.
"Teslimatınız var," dedi Minwoo.
Jaemin paketi alacakken kutu elinden kaydı.
Yere düştü.İkisi de aynı anda eğildi.Başlarını çarpınca kısa bir sessizlik oldu.
"..."
Minwoo hızla ayağa kalktı."Özür dilerim."
Jaemin ise ilk kez gülümsedi."Sorun değil. Bugün üçüncü kez bir şeye çarpıyorum."Minwoo istemsizce güldü.Jaemin birkaç saniye ona baktı.Çoğu insan onu görünce heyecanlanır, fotoğraf ister ya da konuşmaya çalışırdı.Ama bu kurye sadece işini yapıp gitmeye çalışıyordu.Bu garip şekilde ilgisini çekmişti.
"Bir dakika."Minwoo dönüp baktı.
"Yağmur çok şiddetlendi. İstersen bir süre dinip öyle gidersin."Minwoo teklifi reddetmek üzereydi.Fakat pencereden görünen sağanak yağmuru görünce duraksadı.Ve farkında olmadan, hayatını değiştirecek kapıdan içeri adım attı...
Minwoo, Jaemin'in evine çekinerek girdi."Rahatsız etmek istemem," dedi.Jaemin omuz silkti.
"Zaten evde tek başımayım."Dışarıda yağmur camlara vururken salona sessizlik hâkim oldu.Minwoo, ünlü bir aktörün evinin bu kadar sade olmasına şaşırmıştı. Ne ödüller ne de büyük posterler vardı.
"Seni televizyondakinden farklı hayal etmiştim," dedi farkında olmadan.Jaemin hafifçe güldü.
"Bu bir iltifat mı, hakaret mi?"
"Bilmiyorum."İkisi de gülümseyince ortam biraz rahatladı.Jaemin mutfaktan iki bardak sıcak çay getirdi.
"İnsanlar genelde beni görünce heyecanlanıyor."
"Ben dizilerini pek izlemiyorum."
"Fark ettim."İlk kez biri onunla ünlü bir aktör gibi değil, normal biri gibi konuşuyordu.Tam o sırada Minwoo'nun telefonu çaldı.Şirketten arıyorlardı.Yeni bir teslimat çıkmıştı.Minwoo saate baktı.
"Gitmem gerekiyor."Kapıya yöneldiğinde Jaemin onu durdurdu.
"Minwoo."Bu, Jaemin'in onun adını ilk söyleyişiydi.
"Tekrar görüşür müyüz?"Minwoo birkaç saniye düşündü.Sonra hafifçe gülümsedi
"Eğer bana yine teslimat düşerse... neden olmasın?"Kapı kapanırken Jaemin uzun süre ardından baktı.İçinde garip bir his vardı.Sanki bu karşılaşma burada bitmeyecekti...
Aradan birkaç gün geçmişti.
Cha Minwoo her zamanki gibi teslimatlarını yapıyordu. Öğle molasında küçük bir kafeye uğrayıp kahve almak için sıraya girdi.Tam sipariş verecekken yanında duran siyah şapkalı ve maskeli birini fark etti.Adam sürekli etrafına bakıyordu.Bir anlığına göz göze geldiler.Minwoo duraksadı.
"...Jaemin?"Maskeli adam şaşkınlıkla ona baktı.
"Sesini alçalt!"Minwoo istemsizce güldü.
"Gerçekten sensin."Jaemin etrafına bakındı ve rahat bir nefes aldı.
"Neredeyse yakalanıyordum."
"Ünlü olmak zor işmiş."
"Sandığından daha zor."İkili kahvelerini aldıktan sonra birlikte yürümeye başladı.İlk başta konuşacak konu bulmakta zorlandılar ama zaman geçtikçe sohbetleri doğal hâle geldi.Jaemin, insanların onu sürekli ekranlardaki gibi mükemmel sandığını anlattı.Minwoo ise teslimat yaparken yaşadığı komik olaylardan bahsetti.Saatlerin nasıl geçtiğini fark etmediler.Bir ara Jaemin durdu.
"Bugün eğlendim."Minwoo şaşkınlıkla ona baktı.
"Sadece kahve içtik."
"İşte bu yüzden."Minwoo ne demek istediğini tam anlayamadı.Ama Jaemin'in yüzündeki samimi gülümsemeyi görünce içi garip bir şekilde ısındı.Tam ayrılacakları sırada uzaktan birkaç kişinin Jaemin'i fark ettiğini gördüler.
"Sanırım gitmem gerekiyor," dedi Jaemin.Koşarak uzaklaşmadan önce dönüp Minwoo'ya baktı.
"Bu sefer teslimat bahanesine ihtiyacımız yok."Ve ilk kez telefon numarasını istedi.Minwoo, telefonunu uzatırken bunun sıradan bir tanışıklık olmaktan çıkmaya başladığını hissediyordu...
Minwoo sonunda çekinerek söylemeyi başardı..
"B-bugün benim evime içmeye gelir misin.."
Kafama estiği her gün!!
