Ateş'ten;
"Abla, abla, ablaaaaa.." bağırmaktan başka hiç bir şey yapamıyordum. Diğer ağaç sarayı sakinleri de gelmiş ve beni ablamdan uzaklaştırmaya çalışıyorlardı.
Ölemezdi. Ölemezdi ki. Beni bırakmazdı. Hep öyle demiyor muydu? Hep benimleydi şimdi de benimle kalacaktı sadece biraz bayılmıştı o kadar, diye düşünürken kafayı yememe az kalmıştı.
Etrafımdakileri uzaklaştırmak için kendimi ateş çemberi içine aldım. Yere çöktüm. Kollarımla dizlerimi sardım. Kafamı da kollarımın arasına gömdüm. Dua ediyordum, durmadan sürekli dua ediyordum. Ablam için...
Kalabalıktan biri;
Ateş mahvolmuş durumdaydı, kendini ateş çemberine almıştı, bu çocukluktan beri onu her üzgün gördüğümde yaptığı bir hareketti. Kabuğuna çekilip her şeyi düzeltmek için mırıldanırdı ama şuan gidip onu sakinleştiremezdim. Ablası çok kan kaybetmişti ve başında şifacılar vardı ancak şifacıların bakışları hiç iç açıcı değildi. Onu ancak ağaç sarayının özel şifacısı kurtarabilirdi ama bu bile kesin değildi. Ve şifacılardan biri bağırdı "Saraya götürüyoruz..."
Normalde halktan insanlar olarak sarayda tedavi göremezdik. Bu neredeyse imkansızdı ayrıca bu durumun iki de sebebi vardı; birincisi ağaç sarayı halkı olarak hastalanmazdık, ikincisi ise sadece fiziksel hasarlar alırdık ve bunlar da halk hekimleri tarafından hızlıca iyileştirilirdi. Ama Ateş'in ablası vurulmuştu ve bu sıradan bir fiziksel vaka değil. Onu hızlıca saraya doğru götürürken başımı Ateş'e çevirdim. Hala aynı vaziyetteydi.
Sarayın muhafızları kargaşayı bastırıp herkesi evlerine göndermeye çalışıyorlardı, Ateş'in ablası sevilen biriydi ayrıca saray için de önemli bir muhafızdı. Keza gücü hakkındaki söylentiler de herkesin ondan çekinmesine sebep olurdu. Ama nazikti ve sevecendi, yardım etmediği kimse kalmamıştır, emindim. Umarım hemen iyileşirdi yoksa Ateşi toparlayamazdık.
Güçlüydüler, Ateş de ablası da güçlüydüler ama hayatlarında sadece birbirleri vardı. İki kanat gibiydiler ve kimse tek kanatla uçamazdı.


