Sanki dejavu yaşıyordum. Bu zindana ilk düşüşüm değildi. Küçükken de bir çok kez hırsızlık yaptığım için zindana kapatılmıştım. Fakat hiç birinde yakalanmamış ve hepsinde kendim teslim olmuştum çünkü amacım sadece karnımızı doyurmaktı. Ateş de bu duruma alışkındı bu yüzden eminim şuan evdeydi. Bende zindanın köşesinde üşümemi durdurmaya çalışıyordum.
Zindan karanlık ve sessizdi bu yüzden kafamda dönüp duran düşünceleri düzenlemem için bahşedilmiş mükemmel bir yerdi.
Bu durumu fırsat bilerek şimdiye kadar olanları kısaca zihnimde toparlamaya çalıştım.
Küçük tilkiyi, yalvarıp beni sırtımdan vuran avcıyı, annemi, Ateş'i, Hekim Akira'ı ve muhafızları...
Bütün bunları düşündükçe kafamda bazı taşlar yerine oturmaya başlamıştı. İşte o an intikam olayının nasıl olacağını kimsenin söylemediği fark etmiştim. Hekim Akira'nın söylemekten çekindiği şey buydu. İntikam almak insanlar için mutlak bir zevkti. Bunun için ellerinde avuçlarında ne varsa yaparlardı. Şimdi ne planlamışlardı. İnsanlardan her şey beklenirdi.
Hızla ayağa kalktım ve ellerimi boğazımdaki tasmaya götürdüm. Bu tasma gerçekten de güçlüydü ve bu yüzden sırtımdaki yarayı bastıramıyordum bile. Elimden hiç bir şey gelmiyordu. Bu zinda çürüyerek ölmem mi emredildi acaba diye düşünmekten kendimi alamadım.
"Hekimi adam gibi dinleseydim şimdi bu kadar merak içinde olmazdım."diyerek kendime kızdım ama elden bir şey gelmezdi. Tekrar kalktığım yere oturdum. Ne kadar zaman geçti bilmiyordum ama zindanda ayak sesleri yankılanmaya başladı. Muhafızların geldiğini düşünüyordum fakat gelen kişi pransti. Prens Owen karşımda olmasını beklediğim son insan bile değildi. O saraydan asla çıkmaz ve halk arasında hep kulaktan dolma bilgilerle tasvirlenirdi ve tasvirler gayet de tutmuştu. Kralın tıpa tıp aynısıydı. Açık renk saçlar, mavi gözler ve tabi ki suyu kontrol ettiği çok aşikar olan 'mavi dalga kıran' kılıcı.
Adım adım kaldığım mahzenin kapısına yanaştı ve parmaklıkların hemen ardında durdu. Mavi gözleri çok korkutucu bakıyordu. Birden tüm vücudumda mükemmel bir halsizlik hissettim ve yere çöktüm Sanırım ölü taklidi yapması gereken bir fare bile şuan benden çok daha canlı görünüyordu. Prens gücünü kullanıyordu ama ben zaten tasmalanmıştım ona istesem de karşı koyamaz veya zarar veremezdim. Bu yaptığının sebebi neydi. Ben iyice damarlarımdaki kanın mahvoluşunu hissederken o konuşmaya başladı;
— insanlar intikam için seni istiyorlar. Bu sayede anlaşma bozulmadan sulhun devamlılığını sağlayabileceğiz. Aslında senin yanında Ateş'i de belirttiler fakat iki ağaç sarayı halkını verirsek bu bir savaş sebebi olacağı için Ateş anlaşmanın tamamen dışında tutuldu. Şimdi seni yukarı kralın huzuruna götüreceğim yanlış bir hareket yapma. Şayet kardeşinin başına bir şey gelmesini istemezsin değil mi?
Mahvolmuştum. Bunu kabul felan edemezdim. Anlaşmaların canı cehennemeydi. İlk önce anlaşmayı insanlar bozmuştu. Bağırıp kaçmak istiyordum ama şerefsiz prensin gücü vücudumun içindeki suyu da kontrol edebiliyordu. Kaçamazdım. Hem bu boynumdaki tasmayla tamamen imkansızdı. Ayrıca yaram da tekrar açılmış olacak ki sırtımda yoğun bir ıslaklık hissediyordum.
Ağlamaya başladım. Her cezaya razıydım. Bu zindanda ölmeye bile razıydım ama insanların eline düşmek benim için ölümden çok daha beterdi. İçimde yoğun bir enerji hissediyordum. Dışarda gök gürlüyor ve büyük yıldırımlar zindanı aydınlatıyordu. Ama bunların hiçbirini ben yapmıyordum. Prens parmaklıkları araladı ve yanıma yanaştı. Yerde iki büklüm olmuş şekilde acı ile kıvranarak yatıyordum. Ve Prens bana acıyarak bakıyordu. Bu adam öldürülecekler listemin en başındaydı artık.
Yüzünü yüzüme yaklaştırarak tekrar "Ateş'e bir şey olsun istemezsin değil mi?"diye sordu. Bana bunları yapanlar 16 yaşında bir çocuğa her şeyi yapabilirlerdi. Bu yüzden göz yaşları ve sinirle birlikte kafamı "evet istemem!"dercesine salladım. Prenste bunu görünce gardiyanlara seslendi ve beni gücünün etkisinden çıkardı. Kendimi öldürmem lazımdı. Hemde tam şu anda...
Prensin mavi dalga kıran kılıcına gözlerim takıldı. Bu kılıç şuan benim için mükemmel bir silahtı. Prens benden uzaklaşmaya fırsat bulamadan atıldım ve kılıcı kınından hızla çekip çıkardım. Prens Owen hayretler içerisinde elinde kılıcını tutan bana bakıyordu. Prensi öldüremezdim ama bu kendimi de öldüremeyeceğim anlamına gelmezdi kılıç çok uzun olduğu için ortasından tutup kendime doğrulttum tam göğsüme saplamak için harika bir pozisyondaydım artık bu şaşkın prens hiç bir şey yapamazdı. Gözlerimi kapattım ve derin bir nefes alıp kılıcı göğsüme sapladım.
