Yolun devamında Netony bana babasıyla bu konu hakkında zaten konuştuğunu ve babasının kızdığını anlatmıştı. Onunla iş birliği yapmam yetmezmiş gibi birde aynı odada kalmak kabus olacaktı. Yaklaşın yarım saat sonra havalimanına varmıştık. Burada bizim aksimize çoğu insan sohbet ediyor, mutlu görünüyorlardı. Biz ise sinir küpüne dönmüş suspus oturuyorduk. Uçağın kalkmasını on beş dakika vardı. Havalimanında olan bir kafeden kahve aldım. Ardından kahvemi aldıktan hemen lüsonra Netony ile uçağa bindik. Nereye oturacağız diye Netony babasını aradığında çok daha sinirlendik. Babası bize yanyana bilet almıştı. Bugün herşey istemediğimiz gibi oluyordu. En azından cam kenarını kapmıştım, buna belki sevinebilirdim. İlk uçak deneyimimdi, korkuyordum. Bir süre sonra korkum tamamen yok olmuş yemeğin gelmesini bekliyordum. Yemek geldiğinde cam kenarında olduğumdan dolayı yemeğe yetişebilmek için Netony'in biraz üzerine eğilmek zorunda kalıyordum. Utançla yemeğimi alıp yerime oturduğumda Netony'in durumdan rahatsız olmadığını farkettim. Bu beni biraz rahatlatsada neden rahatsız olmadığını da bilmiyordum.
İki saat süren yolculuğun ardından uçak yere inmişti. Yolcular sırayla yerlerinden kalkıyordu. Cam kenarında oturduğum için ilk onun kalkmasını bekliyordum ancak kalkmayınca konuşmaya başladım. "Üzerinden geçmemimi bekliyorsun?" Sırıtarak,"Evet."dedi. Umursamadan üzerinden geçerken ellerini bacaklarımda hissettim. Yanlışlıkla değdiğine emindim. Düşüncelerimi bir kenara koyup uçaktan indik. Şuan Amerika'daydık. Havalimanının sonunda bizi bekleyen babamın arabasını gördüm. Arabaya bindiğimizde Netony'in babasının da orada olduğunu farkettim. İkimizde arkada oturuyorduk. Babalarımızla uzun süre görüşmediğimizden sarılıp hasret giderdik. Ardından yolda konuşmaya devam ettik. Babam, "Nora, aslında annende gelecekti, seni çok özlemişti ancak işler yoğun biliyorsun." dedi. "Sorun değil ama tatilde gelecek değil mi?" dedim. Duraksamadan hemen konuşmaya başladı. "Elbette! Hatta haftasonu gelmek istiyor." dedi. Tamam anlamında başımı salladığımda görmediğine emindim. Ardından tek oda meselesini açmak istercesine Netony'e baktım. Sakın der gibi bana bakınca konuşmaya başladım. "Craig Amca," babamla olan yakınlıklarından dolayı amca demekten çekinmiyordum. "Kalacağımız yer... üç odalı olduğunu duydum. Bir tane yatak odası. Bize iki yatak odalı bir ev ayarlayabilir misin?' dedim. Bana karşı hep nazikti. "Bu kadar rahatsızlık duyacağınızı bilseydim dört odalı ayarlardım. Ancak şuan tüm evlerimiz doluymuş, yani elimizdeki tek ev buydu." dedi kırmak istemezcesine. Uzatmak istemediğinden tamam demekle yetindim. Netony ise bana sertçe bakıyordu. Ancak umursamadım.
Bir saat süren yolculuğun ardından kalacağımız eve ulaşmıştık. Ev aslında huzur dolu bir evdi. Fakat biz yerleşince olacaklar için aynı şeyi söyleyemedim. Babamlarla vedalaştıktan sonra bu tatlı ev ilerledik. Aslında tek kişi gayet rahat kalabilirdi ama biz hem iki kişiyiz hem de... Biz Nora ve Netony'dik. Evin içine girdiğimde dışarıdan göründüğü gibi tatlıydı. Mutfak ve tuvalette oldukça temizdi. Aslında tek tuvaletin olmasında kötüydü de her neyse. Ardından yatak odasına girdiğimde gerçekten çıldıracaktım, oysa Netony hala mutfağı gezip buzdolabını inceliyordu. "Netony! Craig Amcam bizimle dalga geçiyor olmalı!" diye bağırdım. Netony, "Yine ne var?" diyerek yanıma geldiğinde aynı tepkiyi verdik. En azından iki yatak olması gerekiyordu. Sinirle, "Umarım ayrı bir yorgan yastık getirmişsindir. Çünkü ben yatakta yatacağım!" dedim. Netony hala şoktaydı. Oda babasına çok sinirlenmişti. "Ben nereden bilebilirdim. Ayrıca yatakta sen yatmayacaksın!" dedi. İkimizde çok sinirliydim. "En azından bir salon olsaydı." diye mırıldandı. "Tamam, bu böyle olmaz. Uyumadan önce taş kağıt masas yaparız karar veririz." dedim. Mutfağa doğru ilerlerken, "Çok saçma!" diye sitem ediyordu. Kahve son zamanlarda en yakın dostumdu. Günde beş bardak kahve içmenin zararlarını elbette biliyordum ama yapacak bir şey bulamıyordum. Mutfağa gidip kendime sıcacık bir kahve yapıp mutfağın yanındaki küçük tekli koltuğa oturdum. Kitabımın valizimde olduğunu hatırlayınca kendi kendime sitem ettim. Netony ise burada kalacağımız sürenin uzun olduğu bilerek valizindeki kıyafetleri dolaba yerleştiriyordu. Odaya girdiğimde bana dönüp dolabın küçük kısmını gösterdi. "Bu kısım senin." Ardından büyük kısmı göstererek, "Burasıda benim." dedi. Sinirli bir şekilde, 'Sabah uyandığında kıyafetlerini yerde görünce şaşırma o zaman dedim.
O ise, "Kıyafetlerine dokunmayı bu kadar çok mu istiyorsun?" dedi. Beni kışkırtmaya çalışıyorsa başarılı oluyordu."Evet kıyafetlerine çok meraklıyım." dedim dalga geçerek. Kahkaha attı. Gülüşü bile nasıl bu kadar çekici olabiliyordu? "Kıyafetlerini düzgün yere yerleştir. Yoksa kıyafetlerini aynı yerde bulamayabilirsin dedim gülümseyerek. Ardından saçımı savurarak oradan uzaklaştım. Mutfağa giderken attığı kahkahaları duyabiliyordum. Bu küçükken birbirimizle dalga geçtiğimiz zaman yaptığımız bir şeydi. Nedense onunla ortak iş yapmak keyifli geçmeye başlamıştı. Kapı çaldı. Kapıya baktığımda karşımda annem Tomris duruyordu. Annem benim idolümdü. Kafasını dik tutan güçlü bir kadındı. Anneme sarıldım. Arkamdan duyduğum sesler ile Netony'in geldiğini anlamıştım."Tomris Teyze, diyerek oda sarıldı. Kaç yaşında olursak olalım annemi görünce yedi yaşlarımıza dönerdik. Sevinçle onu içeri davet edip sohbet ettik. Annem ise yine bizi doyurmak için yemek hazırlamıştı. Yemeğimi yerken çok tatlı bir sohbet içindeydik. Ancak sürekli sanki bir şey beni izliyormuş gibi hissettim. Annem beni izlemiyordu. Netony'ye döndüğümde ise kafasını hızlıca önüne döndürmüştü. Tatlı çocuk seni, sanki bir kaç gün önce birbirimizi dövmedik. Ama gerçekten tatlıydı.