İçeriğe geç

Nefret | AhFer

Bölüm 7 · 13 dk okuma

Nefret | AhFer

Bölüm 7

7.Bölüm: DM.

"Tamam okuldan çıktık şimdi, geliyoruz." Sıla telefonu kapattığında sorgulayıcı bakışlarım onu buldu.

"Abim aradı, çekim varmış." dediğinde başımı salladım. Otoparkta arabayı gördüğümde anahtarı aradım çantamda. Kucağımdaki kitaplar buna engel olurken, kitapları arabanın üzerine bıraktım.

Sonunda anahtarı bulduğumda kapıları açtım. Kitapları ve çantamı arabanın arkasına koyduktan sonra yerime geçtim. Sıla çoktan yerleşmiş, glossunu tazeliyordu.

"Kemerini tak. " diye onu uyarırken ben de kendi kemerimi taktım.

O da kemerini taktıktan sonra arabayı çalıştırdım.

"Eee? Siz Ömer'le hala konuşuyor musunuz?" diye sordum gözlerimi yoldan ayırmazken. Sesine yansıyan heyecanla konuştuğunda ise gülümsemeden edemedim. "Evet konuşuyoruz. Ya Feride o kadar kibar, o kadar naif ki. Her şeyi düşünüyor, bir şey söylüyorum mesela, unutmuyor. Geçen gün story atmıştım ya aynada, cevap vermiş. 'O kazağı hastaneye gelirken giymiştin, çok yakışıyor sana.' demiş. Ya ben bile unutmuştum o kazağı hastaneye giderken giydiğimi!" dedi sesi iyiden iyiye şımarmıştı.

Gülerek, "Vay be, demek baya etkiledi seni Ömer bey." dedim direksiyonu sola kırarken. "Hem de ne etkilemek. Hani bu zamana kadar kimseyle konuşmamanın ödülü gibi geliyor şu an." dedi gülerek.

Kırmızı ışıkta durduğumda kollarımı direksiyondan çektim. "Belki de flört döneminde olduğunuz için böyledir. Biraz ilerleyin bakalım, hala böyle kalırsa devam eder, abine söylersiniz. Ömer arkadaşı abinin, ilişkiniz olsa ona söylemeseniz çok kızar." dediğimde az önceki gülümsemesi silindi ciddi bir hal aldı, "Evet biliyorum. Ömer de farkında bunun zaten. Henüz konuşmadık ama konuşurken yanına abim falan geldiğinde sonra konuşalım diyor." dediğinde kaşlarım çatıldı, "Kız bu seni oyalıyor olmasın?" dediğimde hızlıca söze girdi. "Hayır, hayır! Öyle değil. Abim onunla konuştuğumu görürse biz açıklamadan öğrenmiş olur, bu da beni zor durumda bırakır. Ondan yani." dedi.

İç çekerek bir nefes aldım, yeşil ışıkla beraber hareket ettik. "İyi madem, ama bak dediğim gibi, sakın abinden saklama." dedim tekrar. Çünkü biliyordum, saklarsa ve Ahmet öğrenirse, ondan saklayanın sadece Sıla olmadığını anlayacaktı. Ve Ahmet ona yalan söylenmesinden hiç hoşlanmaz. Durduk yere aramızın açılmasını istemiyordum.

Sonunda yol açılıp trafik azaldığında olabildiğince en hızlı şekilde ofise vardık. Arabayı otoparka park ettikten sonra eşyalarımızı aldık. Ofise geçtiğimizde kapıyı Yiğit açmıştı.

"Oo, hoş geldiniz!" dediğinde gülümseyerek cevap verdim. "Hoş bulduk! Ne haber?" dediğimde kaş göz yaptı, "Şu geçen sizden sonra gelenler geldi yine. Herkes köşe bucak kaçıyor." dedi gülerek.

Pınar ve Burak'tan bahsettiğini anlamak zor değildi. Gülerek onu onayladığımda içeri geçtik. Eşyalarımızı bıraktıktan sonra çevreye bakındım.

"Daha gelmediler işte Ahmet. Gel beraber çekelim videoyu!" diyen Pınar'la kaşlarım istemsiz çatılmıştı.

Ahmet bıkkınlıkla nefes verirken, "Hayır diyorum Pınar. Sıla olmadan video çekemem. Ayrıca Feride de yok. Yoldalar zaten, gelirler birazdan." demişti. Sıla bana ben Sıla'ya baktıktan sonra Sıla bakışlarını çekerken söze girdi. "Geldik abi." dediğinde Ahmet başını göğe kaldırarak derin bir nefes aldı.

"Hoş geldiniz abim! Hoş geldiniz!" dediğinde Sıla yanına gidip beline kollarını doladığında Ahmet omzuna elini atıp saçlarından öptü.

"Trafik vardı biraz, ondan geciktik." dediğimde Ahmet, "Hiç sorun değil." demişti. Gülümseyerek ona baktım. Pınar nasıl bıktırdıysa..

O esnada omzumda bir kol hissettim. Başımı çevirdiğimde Burak olduğunu fark ettim. Omzumdaki dirseğiyle bakıştığım esnada o, elindeki keki yemeye devam ediyordu.

"Hoş geldiniz kızlar." dediğinde etrafa 'Yardım et!' bakışları atıyordum. Şu an ağırlığını bana veriyordu ve farkında değildi.

Ahmet, "Hadi Feride, videoya başlamamız lazım!" dediğinde hızlıca yerimden hareket ettim.

Burak sendeleyerek son anda düşmekten kurtulmuştu. Terastan içeri girip ofise geçtiğimizde, "Ee, ne videosu çekeceğiz?" diye sordum.

"Şimdi şöyle yapacağız, geçen gün konuştuk ya, dm'ler coştu diye. Ben bir story atacağım. Anket yapacağız, ikinizden birinin dm'lerini okuyacağım. Ama sadece istek!" dedi biz karşı çıkmadan.

Sıla korku dolu gözlerle bana bakıyordu. "Tamam, ama bak sadece istek!" dediğimde, başını salladı. O sırada Sıla, "Ben bir lavaboya gidip geleyim." dedi. O sıra Ahmet kameralarla ilgilenmeye gitmişti. Hızlıca ofisten çıktığında Ömer'le konuşmaları silmeye gittiğini anlamıştım.

Benim telefonumda bir şey yoktu. Ama Ahmet'e belli olmazdı. Tam telefonu çıkarttım, temizleyecek bir şey var mı diye bakacakken, Ahmet telefonu elimden kaptı. "Hop! Bir şey silmek yok." dediğinde, "Silmeyecektim ki." dedim.

"He, he inandım." dediğinde göz devirdim. O esnada Sıla içeri girdi.

Kameralar hazırdı. Tuğçe kayıt diye bağırdığında Ahmet, "Hepinize merhaba arkadaşlar, kanalıma hoş geldiniz. Bugün yanımda küçük kafalı Sılalom ve hala bir lakap bulamadığımız Feride var!" dediğinde alkışlayarak biz de ona katıldık.

"Bugün sizinle beraber, kimin dm'lerini okuyoruz çekiyoruz. Ben şimdi bu iki şahısı story atacağım. Bir anket açacağız ve anket sonucuna göre ikisinden birinin dm'lerini okuyacağım." dediğinde lafa atladım. "Ama sadece istekleri!" dediğimde Ahmet, "Evet, kesinlikle sadece istekleri." dedi yandan yandan kameraya,'He, he sadece istekleri!'

diyordu. Omzuna vurduğumda dramaya bağlamıştı.

"Tamam neyse, şimdi story atıyorum." dedi ve telefonu çıkarttı. "Selam arkadaşlar, şimdi sizinle bir video çekiyoruz. Bu iki şahıstan birinin dmlerini okuyacağız. Buraya bir anket bırakıyorum, hangisinin dmlerini okumamı isterseniz onu seçin." dedi ve videoyu kapattı. Anket açıp, storyi paylaştığında biraz bekleyecektik.

"Bence net Sıla'yı seçecekler." dedim. Ahmet, "Bakacağız." dedi gevşek bir şekilde. O anda Ahmet'in telefonu çaldı. "Ömer arıyor." dedi ve yerinden kalktı. Bakışlarım Sıla'ya kayarken sırıttığını fark ettim.

Ahmet ofis dışında konuşurken ona kaş göz yaparak sırıtmayı kesmesini söyledim. Ahmet geldiğinde Sıla, "Bir şey mi olmuş?" diye sordu.

"Bir hasta vardı da, onunla alakalı bir şey sordu." dedi.

"Neyse videoya dönelim." diyerek yerine oturduğunda saçlarımı düzelttim.

"Evet arkadaşlar, bir on, on beş dakika oldu. Şimdi anket sonucuna bakalım." dedi ve telefonu açtı. "%75 Feride denmiş!" dedi bana bakarken. "Ne! Sıla dururken neden ben ya, o kardeşi!" dedim kameraya bakarken.

"Yapacak bir şey yok, ağlama! Ver telefonu kadın!" dedi Ahmet benim gibi sesini yükseltirken.

"Of, al çeyizine koyarsın." dediğimde telefonu alıp ekrana bakarak sırıttı.

Instagrama girdi. Birincil kısmına bakmadan isteklere geçti. "Bu videoya 80 bin like gelirse birincili okuruz!" dediğinde, "Tabi tabi, istersen Whatsapp'a da gir!" dediğimde, "Olur!" dedi. "Ahmet!" diye yükseldiğimde, "Arkadaşlar görüyorsunuz, ben bir şey dedim mi?" diyerek kameraya oynadı.

"Tabi canım, yap yap, ben bir şey dedim mi!" dediğimde güldü.

"Neyse hadi otur, başlayalım." dedi ve isteklerin arasında gezmeye başladı.

"Bakalım, bakalım hangi şerefsizler ne yazmış?" dedi. "A, aaa! Ne kadar ayıp!" dedim kızmış gibi yaparak.

İsteklerde gezmeye devam etti. "Aha buldum bir bal kabağı!" dedi.

"Ne yazmış?" dedim ekrana bakmaya çalışırken. "Demiş ki, 'Bu güzelliğinin bir açıklaması var mı hanım efendi? Varsa bir yerde kahve içerken, anlatmanızı isterim.' Ulan it oğu it! Bu kız niye senle buluşsun?!" dediğinde ben gülme krizindeydim.

"Ya ne var adam bakım önerisi istemiş!" dediğimde Sıla, "Harbiden abi, ne var bunda!" dedi gülerken.

Ahmer ikimize de fevri bir bakış attı. "Öldürmeye ben bu ikisinden başlayacağım Yiğit!" dediğinde Yiğit de gülüyordu.

Adamın isteği kabul etti. "Bana bak, sayın bal kabağı adayı. Seni süt banyosuna yatırır, kefenlemeden toprağa sokarım seni, toprak da cildine iyi gelir! Ulan terbiyesiz ahlaksız, bu kız niye seninle kahve içsin? Sen kimsin lan!" dediğinde ben hala gülüyordum. Ses kaydını yolladıktan sonra bizim gülmemize sinir olmuş gibi bir hali vardı.

"Neyse Yiğit, bu cevap yazsın, ben de diğerlerine bakayım." dedi ve gezinmeye devam etti.

Biz Sıla'yla boşlukları doldurarak konuşurken Ahmet bir tane daha buldu. "Ulan bu dmlerin hali ne? Bak ya, şerefsize bak.'Feride selam, isminin anlamı eşsiz olan demekmiş, ben de eşi benzeri bulunmayan nadide parçalarla ilgilenmeyi çok severim. İstersen sana koleksiyonumu gösterebilirim?' Ben buna koleksiyon gösteririm ama hiç hoşuna gitmez!" dediğinde ben yine gülmeye başlamıştım, tepkileri çok komikti.

Onun da isteğini kabul etti. Ama buna video attı. "Bana bak dostum, bende de daha başka yerde bulamayacağın nadide parçalar mevcut, Feride'yle buluşamazsın onu bir yirmi sayfa geç, ama istersen ben sana bendeki nadide parçayı gösterebilirim!" dediğinde Sıla, "Oha abi oha!" diyerek gülmeye devam etti.

"Adam şu videoyla dava açsa haklı çıkar." dediğimde bakışları bana döndü. "He o yürürken bir sorun yok, ben onu arş-ı âlâya ulaştırmak isteyince sorun! Yok ya!" dedi.

O esnada az önce ses attığı adamda. Cevap geldi.'Sen kimsin dostum? Ben Feride'yle konuşmak istiyorum. Telefonu ona ver.'demişti. Ahmet sinirden kuduruyordu.

"Dostum, mostum demiş bir de! Ağğğ!" diye bir ses çıkarttı. O esnada kapıdan Mert geçiyordu. "Ne oluyor lan?" diyerek içeri girdi. Ahmet, "Heh Mert, Allah'ını seviyorsan sen de gel! Feride'nin dmlerindeki şerefsizlerle tek başıma mücadele edemeyeceğim." dediğinde Mert gülerek yanımıza geldi. Kamera açısı tekrar ayarlandı ve dördümüz videoya devam ettik. Ahmet, "Bak bu iki ite cevap verdim. Onlar tekrar yazdı." dediğinde Mert telefonu alıp bakındı.

Gülerek, "Ulan ne işsiz adamlar var ya!" dediğinde ben de gülmüştüm.

Mert ve Ahmet mesajlara bakarken Sıla ve ben de yan yana oturmanın verdiği rahatlıkla konuşabiliyorduk.

"Bunlar ne arıyor tam olarak?" diye soran Sıla'ya kafamı yatırarak cevap verdim. "Belamı arıyorlar." dediğimde Sıla gülmüştü.

"Evet, bulduk belanı." dedi Mert arkasına yaslanırken, Ahmet, "Bu p*ç kim Feride?" diyerek telefonu bana çevirdiğinde s*çtığımı anlamıştım.

"Aaa! Ne kadar ayıp!" diyerek telefona uzandığımda telefonu çekti ve Mert'e verdi.

"Bu şerefsizle niye konuşuyorsun kızım sen?!" diye böğüren buldozere baktım. Gerilmiştim, yutkunarak, "Tamam ya sakin ol, anlatacağım." dediğimde Sıla, "Bağırma abi kıza! Allah, Allah!" diyerek bana sarıldı.

"Anlat hemen bekliyorum!" diyen Ahmet'e baktım. Yazan çocuk bana lisede takıntılı olan bir çocuktu. Uzun süre uğraşmıştık. En sonunda Ahmet'ten dayak yemişti ama vazgeçmemişti.

"Ya geçen gün yazmış, ben de artık engellemekten bıktığım için cevap yazdım. Belki derdi sadece konuşmaktır diye. Ama saçmalamaya başlayınca ben de bıraktım öyle." dediğimde bir tık sakinleşmiş görünüyordu.

Kameraya döndü, "Bana bak it oğlu it, zamanında yediğin dayak yetmedi herhalde. Tekrarı yaşansın istemiyorsan rahat dur. Beni o mahalleye getirtme." dedi parmağını sallarken.

Sonrasında birkaç mesaja daha baktı ve bitirdi videoyu. Sonunda kurtulmuştuk.

Ofisten çıktık ve dinlenmek için birer kahve alıp bahçeye geçtik. Herkes bahçedeydi. Burak yanıma geldiğinde elini omzuma attı. "Ne yaptı Ahmet, kaç kişiyi tehdit etti?" dediğinde, "Bir, iki kişiyi ya. Çok bir şey yok." dedim. O sırada Ahmet tam karşı masamızdaydı. Ara ara kaçamak bakışlarını yakalıyordum. Sıla ve Mert birkaç şey almak için markete gitmişti.

Burak'ın muhabbeti asla sarmıyordu ama bir bahane bulup kurtulamıyordum da. Kahvem bitmişti, o an aklıma su içme bahanesi geldi. Bardağı da alıp, "Ben bir su içeyim." diyerek içeri girdim hızlıca. Mutfağa geçtiğimde bardağı masaya bıraktım. Başka bir bardak almak için tezgaha yaklaştım. Bardak aldım, tam doldururken ensemde bir nefes hissettim ama az önceki gibi rahatsızlık hissi yoktu.

Emindim, bu Burak değildi.

Hızla arkamı döndüğümde Ahmet tam karşımda dikiliyordu.

"Tehdit ettiklerime bir de Burak'ı eklemek için mi uğraşıyorsun?" dediğinde kaşlarım çatıldı. "Ben bir şey yapmadım. O geldi attı kolunu, zaten kaçabilmek için içeri gel-" derken elleri elimdeki bardağı aldı ve içindeki suyu içti. "içeri geldim." diyerek cümlemi tamamladığımda gözlerim suyu içerken hareket eden adem elmasındaydı.

Bardağı tezgaha bıraktıktan sonra elini çekmedi. Diğer elini de tezgaha yasladığında tezgah ve Ahmet'in arasında kalmıştım. Tedirginlikle yutkunduğumda gözümdeki gözleri, dudağıma kaydı. Hızlıca kendini toparladı, ama ben o anın etkisiyle dudağına kayan bakışlarımı hemen çekemedim.

"Bir daha, o gereksizin, sana temasını görürsem.." fısıltılı, tane tane ve yavaş yavaş konuşuyordu. Bakışlarım tekrar dudaklarından gözlerine tırmandı. Yüzü yüzüme biraz daha yaklaştığında, istemsizce nefesimi tuttum.

"... olacaklardan ben sorumlu değilim. Kırdığım kemikleri, bizzat ben tamir ederim. Bilirsin, yaparım." dediğinde sesi çok net ve keskindi. Üzerimden bir ürperti geçerken sesimi bulamadım. Gözlerimi kaçırıp yutkunmakla ve başımı sallayarak onu onaylamakla yetindim. Ellerini çekip tekrar bahçeye çıkarken, ben anın şokuyla ritmi bozulan kalbimin ritminin düzelmesini bekliyordum.

🍀

Bu akşam maç vardı. Ofisten eve geçtiğimde hemen duşa girdim. Saçlarımı kurutmaya üşenip havluyla nemini aldıktan sonra ev topuzu yaptım. Üzerimde Galatasaray formam vardı. Altıma da siyah taytımı giydim. Ayakkabıların arkasına basarak hemen karşı eve geçtim.

Ahmet ve benim aynı olduğumuz tek konu tuttuğumuz takımdı. Sıla ise bir takım tutmuyordu. Diğerlerinin işi olduğu için buluşamamıştık. Ama Mert gelecekti. Mert Fenerbahçeliydi ve bu akşam kan çıkmaması için dua ediyorduk.

Benim ardımdan Mert'in de gelmesiyle tamamlanmıştık. Ortada duran cips, çekirdek, çerez tabakları, kola için bardaklar ile maçın başlamasını bekliyorduk.

"Ulan aslında bilet alıp maça gitmek lazım." dedi Ahmet çekirdekten alırken.

Mert de, "Harbiden he, bir sonrakine öyle yapalım." dediğinde başımı salladım. Koltuğa dizilmiştik. Sıla, ben, Ahmet ve Mert olacak şekilde.

Sonunda maç başladığında biz ekrana kitlenmiştik.

Galatasaray oyuncularından biri topu almıştı, ilerliyordu. Ahmet, "Hadi oğlum, hadi!" diye kendi kendine söylene söylene yerinde ileri doğru eğilmişti. Benim de halim ondan pek farklı sayılmazdı. "Vur! Vur aslanım hadi!" diyerek Ahmet'le aynı hizaya gelmiştim bile. Şut çekti ama gol olmadı.

"Has*iktir ya! Nasıl kaçırdı ordan ya!" diye bağıran Ahmet'ti. "Ulan kör olsa atardı o topu!" diye bağıran ise bendim. "Oh lan bir an attı sandım." diyen ise Mert'ti.

Maç devam ediyordu. Şu an top Fenerbahçe'deydi. Kendi aralarında paslaşıyorlardı. Mert, "Evet böyle, kontrollü aynen, hadi lan, güldürün yüzümüzü!" diye konuşarak ekrana kitlenmişti.

Ahmet, "Lan hadi alsanıza topu! Siz ne izliyorsunuz!" diye bağııryordu.

Bir anda top bir kargaşada Galatasaray'a geçti. "Aha! Durun!" diye bağırdım. Top ilerlerken, nefesimi tutmuş izliyordum.

Bir anda top ağlarla buluştuğunda, "Goooool!" diye bağırarak yerimden kalktım. Ahmet de aynı tepkiyi vermişti. Bir anda o anın heyecanıyla kollarımı boynuna dolamıştım. Kolları belimdeki yerini alırken, anın heyecanının geçmesiyle ayrıldık. Ama bozuntuya vermeden, sevinçle yerimize oturduk.

Mert'in kınayan bakışları üzerimizdeydi. "Şu an aşırı tatlı olmanıza rağmen shipleyemeyeceğim! Sinir oldum!" dedi. Önünde su sandığı kolayı kafaya dikmesiyle burnuna kaçan asit, gözlerini kocaman açılmasına ve tıkanmasına neden oldu.

"Ananı avradını s*keyim ya!" diye küfür ettiğinde Sıla kafasına vurdu. "Ne küfür ediyorsun?! Ne içtiğine dikkat etsene." dedi.

O anda kapı çaldı. Sıla, "Kim geldi ki?" dedi. Ahmet, "Ömer gelecekti. Git aç kapıyı." dediğinde Sıla'yla göz göze geldik. Bir anda gözlerinin içi parladı, yüzünde güller açtı.

Koşarak kapıyı açmaya gittiğinde güldüm. Ahmet'in sorgulayan bakışları bana kaydığında başımla bir şey yok, anlamına gelen bir hareket yaptım.

İçeri giren Ömer selam verirken, biz de selamını almıştık. Sıla da hemen arkasından odaya girmişti.

Maç izlendiği için selamlaşma faslı uzun sürmedi. Ömer'in üzerindeki sarı kırmızı forma da hangi taraftan olduğunu anlamamızı sağlamıştı.

Maç bütün heyecanıyla devam ederken, her bir kafadan ses çıkıyordu. Galatasaray'ın ikinci ani golunden sonra yine ben, Ahmet ve bu sefer Ömer ayağa fırlamıştık. Bu sefer Ahmet beni tutup çekerken, Ömer de anın heyecanıyla olsa gerek Sıla'ya sarılmıştı.

O an Ahmet'in gerildiğini anlamıştım. Ömer durumu toparlamak için tribün bestelerinden birini söylemeye başladı. Sıla hızlıca mutfağa geçerken ben de peşinden gittim. Mert köşede 'Hepinizden nefret ediyorum, Allah belanızı verecek.' bakışları atıyordu.

Sıla çay koyarken ben de çerezleri tazeliyordum. "Kızım o neydi öyle?" dediğimde, "Sus, sus konuşma. Duyacaklar." dedi. Gülerek işimi yaptım.

Yanlarına geçtiğimizde maçın son dakikalarıydı. Sürpriz bir gol daha olmadan maç bitecek gibi duruyordu.

Tahmin ettiğimiz gibi de oldu. Maç bitti ve hepimiz rahat bir nefes aldık, Mert hariç tabii.

Ahmet, Ömer ve Mert sohbete dalmıştı. Sıla Ömer'e öyle bir bakıyordu ki, benim bile içim gitmişti.

Yanına oturup iyice dibine girdim. "Kızım biraz daha öyle bakarsan, ya Mert anlayacak, ya abin." dedim.

"Ama ne yapayım, ne zamandır görmüyorum." dediğinde kıyamadım. "Ben abini oyalayayım o zaman." dedim. Bana minnettar bakışlar atıyordu. Ama Mert de vardı. O an aklıma gelen planı uygulamaya soktum.

"Ya çok yedik, evde soda var mı?" dediğimde Sıla, "Yok ya, harbi ben de şiştim." dedi. "Hadi Ahmet, gidip alıp gelelim." dediğimde Ahmet bu saatte tek göndermeyeceğini bildiğim için ısrar etmeme gerek kalmamıştı. Mert de o an, "Ben de evden şarj aletimi alayım." dedi. Üçümüz evden çıktığımızda Ahmet, "Sıla ve Ömer yalnız kaldı." dedi. Koluna girip adımlarımızı yavaşlattım. "Biz de yalnız kaldık." dedim. Mert'le kapıda ayrılmıştık.

"Evet de, biz, biziz yani! Onlar daha yeni tanıştılar." dedi. "Ee yani?" dediğimde Ahmet ıkına sıkına konuşmaya devam etti. "Yani ne bileyim, öyle işte." falan dedi. Ama anlaşılıyordu.

"Ahmet Sıla da bir gün aşık olacak. Bu onun en doğal hakkı farkındasın değil mi?" dediğimde elini cebine soktu. Ben hala koluna girmiş yürüyordum. Bakkala az kalmıştı.

"Farkındayım." dedi sadece. "Ama yine de paylaşamıyorum onu işte." dedi sesi düşünceliydi. "Mesela birine aşık olduğunu söylese ne yaparsın şu an?" dediğimde hızlı bir nefes verdi.

"Bilmiyorum, yani o an mümkünse sen de ol orada, eğer onu kıracak bir şey yapacak olursam durdur beni." dediğinde işimizin zor olduğunu anlamıştım.

O esnada bakkala gelmiştik. İçeri girip soda ve birkaç şey daha aldık. Bakkaldan çıktığımızda bir sodayı açması için Ahmet'e verdim.

Cebinden çıkarttığı çakmakla açtığı sodayı bana uzattı. Bir yudum alıp tekrar koluna girdim. O da kendine bir soda açtı. O esnada karşıdan siması tanıdık biri geliyordu.

Bu, lisede bana takık olan çocuktu.

Bölüm sonu

1 yorum