İçeriğe geç

Nefret | AhFer

Bölüm 6 · 14 dk okuma

Nefret | AhFer

Bölüm 6

6.Bölüm: W1

"Ahmet emin misin?" dedim masa başında otururken, elimdeki kahve bardağını çevirip duruyordum.

"Evet eminim, bu kadar kısa sürede bu kadar izlenmemiz çok dikkat çekti. Bir ajansa bağlanırsak işimiz kolaylaşır." dediğinde Sıla, heyecanla ellerini birleştirdi. "Evet ya, ay nolur yapalım." dediğinde gülümseyerek ona baktım.

Gün geçtikçe düzeliyordu. Kazanın üzerinden iki hafta geçmişti. Ameliyatlı yeri baya düzelmişti, ayağında ve kolunda alçı vardı. Kaburgasının iyileşmesi için de bir iki haftaya ihtiyacımız vardı.

Sıla'dan aldığım bakışlarımı tekrar Ahmet'e çevirdim. "Annemler Manisa'ya dönmekten bahsediyordu, nasıl olacak?" dediğimde, "Sen ve ablan gitmezsiniz? Olmaz mı?" dediğinde sıkıntıyla omuzlarımı kaldırıp indirdim. "Bilmiyorum ki, konuşmam lazım." dedim.

Biraz düşündü, "Tamam ben Fatma'yla ve babanla konuşurum. Annem de anneannem için İzmir'e dönecekti zaten. En kötü dördümüz bir müddet yaşarız. Hem zaten okulun burada, nereye gidiyorsun?" dediğinde durup düşündüm. Okul benim hiç aklıma gelmemişti.

"Aa evet doğru, onu bahane edebiliriz." dediğimde gülümsedi.

Sıla, "Oh be, sonunda bunu da hallettik. Abi, su verir misin?" dediğinde Ahmet'e izin vermeden ayaklandım. Suyu verdiğimde öpücük attı. Gülümseyerek ona baktım.

TikTok'ta bu kadar hızlı ve güzel tutulmamıza en çok Sıla seviyordu. Çünkü o istemişti. Ahmet de sevmişti bu olayı. Doktorluk bu devirde hem zor hem de çok stresliydi ve Ahmet'in de stresini atmasına yardımcı oluyordu.

Hem iyi bir gelirimiz olabilir hem de mesleğimizi daha kolay yapmamıza yarayabilirdi. O yüzden ben de onaylıyordum bu olayı.

Bizimkiler de bizim arkamızdan birer birer kendilerine uygun platformlarda bir şeyler yapmaya başlamıştı. Bazısı Twich, bazıları TikTok, bazıları da YouTube istiyordu.

O yüzden hepimiz hem heyecanlı hem de istekliydik bu duruma. Sıla iyileştiği gibi yapmak istediği şeyleri anlatmaya başladı.

"Birkaç dans akımı çıkmış, Feroş onları öğrenip çekelim mi?" dediğinde başımı sallayarak cevap verdim."Çekeriz bebeğim, sen iyileş de istediğin her şeyi yaparız." dedim.

Bugün Bircan ablanın dışarıda işi olduğu için akşam yemeğine pilav yapıp yapamayacağımı sormuştu. Seve seve kabul etmiştim. Sıla'nın ilaçları olduğu için yemek saatin aksatmamak gerekiyordu. Evlerinde salon ve mutfak bitişikti.

Yerimden kalkıp mutfağa geçtim. Bu mutfağı da kendi evimizdeki mutfak kadar iyi biliyordum. Tencereyi çıkartırken, "Pilava bulyon koyayım mı? Sever misiniz?" dediğimde Sıla,"Ben seviyorum. "dedi. Bakışlarım Ahmet'e dönerken,"Bana fark etmez." dedi. Önüme dönüp pirinçleri yıkamaya başladım.

İyice kavurduğum pirinçlerin üstüne suyu da döktükten sonra bulyon ekleyip kapattım.

Pilav pişerken saate baktım, daha Sıla'nın ilaç saatine vardı. Ben de gidip yanlarına oturdum.

O esnada telefonuma birkaç tane mesaj geldi. Son günlerde dm'lerim coşmuştu. Her türlü mesaj geliyordu.

"Kim?" diye soran Ahmet'e baktım. "Bilmem, tanımıyorum. Birkaç gündür böyle." dedim. Başını sallarken, "Benim de öyle ya, TikTok videosu tuttuğundan beri yazan yazana." dedi sırıtırken.

O an anlamsız bir kıskançlık kaplamıştı içimi, "Kadınlar mı yazıyor?" dedim tek kaşım havalanırken. "Evet, çoğu kadın." dediğinde sinirle burnumdan soludum. "Normal bana da çoğunluğu erkekler yazıyor." dediğimde onun da kaşları çatılmıştı. Sıla'ya dönüp, "Sana da yazıyorlar mı?" dedi.

"Evet yazan var." diye cevap verdi Sıla. Tam ortalık kızışıyordu ki kapı çaldı. Kalkıp kapıyı açtığımda Yaren ve Cemre içeri girdi.

Yaren'in elinde kek vardı.

"Selam!" diyerek içeri girdiğinde gülümseyerek karşılık verdim. Sarıldıktan sonra içeri geçtiler. Yaren keki mutfak masasına koydu.

"Sıloşum, nasıl oldun?" dedi Cemre, "İyiyim canım." dediğinde Yaren, "Bak senin sevdiğin kekten yaptık." dedi. Sıla gülümseyerek ikisine öpücük attı.

Bu süreçte herkes Sıla'ya bebeği gibi davranıyordu. Hepimizi hem çok korkutmuş hem çok üzmüştü.

Ahmet saate baktı, "Sıla'ya serum takılması gerek." dedi. Doktor iyileşme sürecini hızlandırmak için iki günde bir takılacak bir serum vermişti. Ahmet yerinden kalktı. Buz dolabına koyduğu ilacı ve çekmeceye bıraktığı aparatları aldı.

Sıla kolunu sıyırmıştı. Ahmet yanına geçtiğinde kolunu sıkıştırdı. Damarı bulduğundan emin olduğunda iğneyi bastırdı. Kopardığı bandajları da destekledikten sonra ilacı bağladı. Ben ilacı yukarıda tutarken Ahmet ayarladıktan sonra odasından askılık getirdi ve serumu oraya tutturdu.

Ahmet, "Hastanede günde belki 500 kişiye damar yolu açıyorum, hiç birinde bu kadar gerilmedim." dediğinde gülümsedim. Canından biri olunca her şey daha zor oluyordu.

Pişen pilavı kapattıktan sonra diğer yemekleri çıkarıp ısıttım. Ahmet'in bağladığı ilaç Sıla'nın uykusunu getirmişti. Serum bitene kadar uyumuştu.

Onu öperek uyandırdığımda bakışları beni buldu, "Sıloşum, uyan prensesim. Abin serumu çıkartsın, yemek yiyeceksin." dedim sessizce. Başını salladığında Ahmet içeriden gelmişti.

Damar yolunu çıkarttığında pamuk verip bastırmasını söyledi ama gücü yoktu. Pamuğu alıp bastırdım. Sıla uyanmaya çalışıyordu.

"Abi, bu serumun böyle yapması normal mi?" dediğinde Ahmet başını salladı, "Normal bir tanem. Vücudunu dinlendirerek iyileşmeyi hızlandırıyor." dedi. Sıla ayılıp kendine gelene kadar bekledim. O esnada Yaren ve Cemre sofrayı kurmuştu.

Bircan ablanın da gelmesiyle yemek yemeye başladık. Ben Sıla'ya yardımcı olmayı isterken onlar ısrar etmişti, annesi ben yediririm dese de bırakmadım.

🎀

Bugün Sıla'nın son kontrolü vardı. Sabah Bircan abla, ben, Ahmet ve Sıla yola çıkmıştık. Kaburga ağrısı artık geçmişti. Kolu ve ayağı da düzeldiyse alçı çıkacaktı.

Doktoru bulduğumuz gibi hemen tetkiklere başlandı. Röntgen çekildi ve sonuca göre müdahalede bulunulacaktı.

Sıla, "Çok sıkıldım artık, rahat rahat hareket etmek istiyorum. Umarım düzelmiştir." dediğinde annesi, "İnşallah kızım." dedi. Ahmet elinde kağıtlarla koridorda göründüğünde Sıla'nın oturduğu tekerlekli sandalyeyi itmek için hazırlandım.

"Hadi gelin, doktorun yanına giriyoruz." dedi Ahmet ve sandalyeyi benden alıp itmeye başladı.

Hepimiz haftalardır artık aşina olduğumuz doktorun odasına girdik.

"Hoş geldiniz." diyerek bizi karşılayan doktora cevap verdik. Doktor röntgen çıktısını alıp ışıklı tahtaya koyduğunda ben de incelemeye başladım.

"Kırık düzelmiş, kaburga da iyileşmiş, kaynamasında bir yamukluk yok. Kolunda iyi gözüküyor. Alçıları çıkarabiliriz. Ameliyat yerinle alakalı bir sıkıntın var mı?" diye sorduğunda Sıla, "Yok hayır, ağrısı kalmadı." dedi.

Doktor memnuniyetle başını salladı ve koridora doğru seslendi.

"Ömer, gel oğlum." Ömer apar topar odaya girdiğinde, "Alçılar çıkacak sen yardımcı ol." dedi. Sıla Ömer'e hayran hayran bakıyordu. İki üç kontrolden beri dikkatimi çekiyordu bu ama çaktırmıyordum.

Ömer doktoru onayladıktan sonra Sıla'nın tekerlekli sandalyesini iterek odadan çıkarttı. Biz de peşinden giderken doktor Ahmet'i durdurdu ve sanırım ilaç yazılı bir kağıt verdi.

Bir odaya girdiğimizde Ömer, "Sizi sedyeye alacağım Sıla hanım." dedi. Sıla dili tutulmuş gibi başını salladığında sırıtmadan edemedim. Bu kız Ömer'den mi hoşlanmıştı?

Ömer Sıla'yı destekleyerek sandalyeden kaldırdı ve sedyeye oturttu. O sırada Ahmet içeri girdi.

"Beni bekleseydin ya Ömer, ben yatırırdım sedyeye." dediğinde Ömer, "Ben de kucağıma alabilirdim ama rahatsız olur diye almadım Ahmet." dedi. Ahmet'in staj yaptığı yer burasıydı ve Ömer'le samimi olmuşlardı. Hatta Ömer birkaç kez Sıla'yı evde de ziyaret edip, kontrol etmişti.

Ahmet gülümsediğinde Ömer cihazları hazırladı ve alçıları çıkartmaya başladı. Sonunda ayağı kurtulduğunda Sıla, "Oh be. Dünya varmış." dedi. Ömer gülerek ona baktı. Sıla da onun gülmesine karşılık otuz iki diş sırıtmıştı. Yok yok, net bir şey var ama anlarız.

Kolundaki alçı için Ömer biraz Sıla'ya yaklaşmak zorunda kalmıştı. Sıla'nın nefesini tuttuğunu fark ettim. Tek fark eden ben değildim. Ömer, "Korkma, ayağın nasıl acımadıysa bu da acımayacak." dedi. Sıla başını sallayıp, nefesi verdiğinde, korkudan o nefesi tutmadığını bir ben anlamıştım.

Sonunda kolundaki alçı da çıktığında derin bir nefes aldım. Ben bile rahatlamıştım. Ömer koluna ve ayağına bir krem gibi bir şey sürdü. Alçının kalıntıları temizlensin diyeydi bu.

Ve sonunda yürüyebilecekti.

Ömer bir kolundan destek olurken, Ahmet de bir kolundan tuttu. Sıla, "Niye yürüyemeyecekmişim gibi hissediyorum?" dediğinde Ömer, "Uzun süre kullanmadığın için. Şey gibi düşün, hani çocukken yazın kalem kullanmaya kullanmaya yazı yazmayı unutmuş gibi hissedersin ama yazmaya başladığında unutmadığını fark edersin ya. Öyle düşün." dediğinde hepimizi güldürmüştü.

"Hazır olduğunda söyle." dedi Ahmet ve Sıla, "Hazırım." dediğinde ikisi de destek olarak yere indirdiler. Sıla birkaç adım attığında, "Allah'ım çok şükür. Yürümek ne büyük nimetmiş." dedi.

Ömer, "Artık ayağına iyi bakarsın. Kıymetini anladın. Geçmiş olsun tekrar." dedi.

Sıla, "Pamuklara sarıp bakacağımdan emin olabilirsin. Teşekkür ederim." dediğinde hepimizi gülümsetmişti. Bircan abla, "Allah'ım sana şükürler olsun, bunu da atlattık." derken Sıla'ya sarıldı. Sonrasında ben de sarıldım. En son Ahmet sarıldığında kuş gibi hafiflemiştim.

Ömer'le vedalaştıktan sonra arabaya bindik. Bircan abla, "Feride sen öne geç kızım, biz Sıla'yla arkada otururuz." dediğinde anlam veremedim ama, "Sen geç Bircan abla, biz otururuz." dedim. Annesi dururken benim öne oturmam, ne bileyim garip gelmişti.

"Aaa geç Feride, kızımı sevesim geldi." dediğinde gülerek onu onayladım. Öne oturduğumda Ahmet de yana oturdu.

Arabayı çalıştırdığında az önce yarım kalan şarkıyı açtım.

🎀

Bugün ofis işini halletmek için yola çıktık. Hep beraber geçmiştik ve büyük bir toplantı yapılacaktı.

Ofisin önüne geldiğimizde arabadan indik. Sıla aşırı heyecanlıydı. O Ahmet'in sağında ben solunda ilerlemeye başladık.

Diğerleri de arabadan inmişti, Mert benim yanıma geldiğinde güldüm. Dördümüz önden diğerleri de peşimizden ofise girdik.

Kapıda karşılaştığımız bir kız ve erkekle tokalaştık.

"Merhaba hoş geldiniz, ben Tuğçe." dedi kız elini uzatırken. Elini tutup tokalaştıktan sonra yanındaki çocuk da elini uzattı. "Ben de Yiğit, hoş geldiniz." dediğinde elini tutup tokalaştık.

İçeri geçtiğimizde bir bir diğer kişilerle tanıştık. Hepsi çok samimi ve güler yüzlüydü.

O esnada içeri tanıdık bir sima girdi. Bu, Enes Batur'dan başkası değildi.

Gülümseyen bir yüzle bize doğru yaklaştı.

"Hoş geldiniz!" dediğinde bizden çıkan uğultu şeklinde bir "Hoş bulduk." olmuştu.

"Sizi şöyle toplantı odamıza alalım." dediğinde hep beraber gösterdikleri yere doğru ilerledik.

İçeri girip büyük masanın çevresinde oturduğumuzda Ahmet yine ortamızda kalmıştı. Sıla bir yanında, ben bir yanında, Mert ise benim yanımdaydı.

Yan yana; Cemre, Cellat, Yaren, Baran, Haldun ve Aysude oturmuştu.

Enes masanın başına geçtiğinde bize gülümseyen bir yüzle bakıyordu.

"Öncelikle hepiniz tekrar hoş geldiniz. Teklifimizi geri çevirmeyip geldiğiniz için çok teşekkür ederiz. Sizi neden seçtiğimizi merak ediyor olmalısınız ya da zaten cevabı biliyorsunuz?" dediğinde sorgulayıcı bir bakış atmıştı. Ahmet yaslandığı sandalyeden sırtını ayırdı, kollarını masaya yasladı.

"Bir anda çıkış yaptık ve tutuldu. YouTube artık ölü bir platform olma yolunda ilerlediği için siz de tekrar canlandırmak için bizi seçtiniz." dediğinde Enes'in bakışları değişmiş, yerine memnun bir ifade almıştı.

"Aynen öyle. Eğer buraya bağlanırsanız, yaptığınız her iş bir prodüksiyon ile yönetilecek. Kurguyla uğraşma derdiniz olmayacak, kısacası YouTube'un yeni yüzleri olacaksınız. Keyfinize göre ister çok video çeker bu işi ciddiye alır, güzel ilerlersiniz. İster arada bir zevkine çekersiniz. İzlenmeye devam ettikçe ve platformlardaki aktifliğinizi korudukça burada olmanız garanti olacak." dediğinde bu iş hoşuma gitmeye başlamıştı.

"Bir ekip kuracağız. Bir isim bulup bu ekibi yükselteceğiz. Her ekibin bir beyni, bir eli bir kolu olur. Ben artık beyin olmaktan yoruldum, yerime sizlerden biri geçebilir. Liderin kim olduğunu zaman gösterecek." dediğinde gözlerim hafifçe Ahmet'e dönmüştü.

Bizim ekipte genellikle lider hep o olurdu. Yine o olacaktı. Emindim.

"Ben de bir müddet buralarda olacağım. Tükendiğimi hissettiğimde meydan size kalmış olacak. O zamana kadar iyi bir şekilde asılın bu işe derim. Ben hepinizi araştırdım ve az çok kimin ne olacağını tahmin ediyorum. İstisnalar elbet olabilir. Ama bakacağız." dediğinde önümdeki sudan içme ihtiyacı hissetmiştim.

Birkaç şey daha konuşup genel bir tanışma gerçekleşmişti. Daha sonrasında ofisi gezmiştik. Ofistekilerle tanışıp vakit geçirmiştik ve çoğu kişiyi sevmiştim.

Ofisten çıktığımızda yemek yemek için bir yere geçtik. Herkes konuşulanlar hakkında konuşuyordu.

"Ne diyorsunuz bu duruma? Yani yapabilecek misiniz?" dedi Ahmet düşünceli bir sesle.

Aysude, "Valla ben eğlencesine yaparım, düzenli atmaya çalışırım ama benim asıl platformum TikTok olacak gibi." dediğinde Haldun da ona katıldı. "Ben gelemem ha böyle boğazlanmaya. Darlanurum." dediğinde gülmüştüm.

Baran, "Ben Twich'e yükleneceğim ama arada YouTube da yaparım." dedi. Yaren, "Ben zaten TikTok'tayım. Ama bir YouTube yapmayı da denerim. Olursa devam ederim." dediğinde Mert, "Aga TikTok işi bana ters, ben YouTube adamıyım galiba." dedi.

Ahmet'in bakışları bana döndü. "Valla ben ikisini de yaparım. TikTok da YouTube da bana uyar." dediğimde ilk defa memnuniyetle gülümsedi.

Sıla'ya baktığında Sıla da, "Aynısından." demekle yetindi.

"Tamam o zaman, biz YouTube'a da yükleniyoruz TikTok'a da. Biraz Enes'in bahsettiği eğitim setiyle ilgilenin bu ara. Ben koydum kafaya yapalım şunu." dediğinde tahmin ettiğim tepkiyi almıştım.

Yemekten sonra evlere geçtik ve ailelere olan biteni anlattık.

Annem ve babam Manisa'ya geri dönecekti birkaç aya. Biz ablamla kalacaktık.

Babam okulu aksatmamak şartıyla bu olayı onaylamıştı. Annem de dikkatli olmamızı tembihlemişti.

Uzun bir gün ve gecenin sonunda uyuyabilmiştim.

🎀

Ahmet ilk videosunu çekmişti. Şu an kurgudaydı. Ben de az önce elim ayağım titreye titreye ilk videomu çekmiştim.

Sıla da yarın video çekecekti. Tüm videolar aynı gün atılacaktı. Mert ise kendisi halledeceğini söylemişti. Karşımda 3-4 kişi varken konuşmak çok zordu. Ama sanırım olmuştu.

Kurgusu için bekliyordum. O sırada Sıla kapıda belirdi. "Feroş! Gelsene bir!" dediğinde ne olduğunu anlamamıştım ama peşinden bahçeye çıktım. Hepsi içerideydi.

"Ay ben sana bir şey söyleyeceğim!" dediğinde kıpır kıpırdı eli ayağı durmuyordu.

"Ne oldu, dur sakin!" dedim onun bu haline gülerken.

"Kaç gündür söyleyeceğim, fırsat olmadı." dediğinde daha da merak ettim.

"Ya Feroş, ben Ömer'den hoşlanıyorum!" dediğinde gözlerim büyüdü. Tahmin ediyordum ama söyleyince daha da garip geldi.

"Ne! Kızım tahmin etmiştim de, sen ciddi misin?!" dediğimde başını salladı.

"Evet ciddiyim. Sen nasıl anladın?" dediğinde, "Ömer'e bakışlarından! Abini ne yapacağız?" dediğimde, "Valla bilmiyorum. Ama sonunda birine söyleyebildim. Oh be!" dediğinde bu haline güldüm.

"Tamam neyse, dur şimdi. Siz konuşuyor musunuz?" dediğimde elini havaya kaldırdı, baş parmağıyla işaret parmağı arasında bir boşluk bıraktı, "Azıcık, ucundan, belki." dediğinde tek gözünü kırpmış, başını sağa yatırmıştı.

"Ya yiyeceğim şimdi! Tipe bak. Tamam, tamam. İleriye gitme, abine de uygun bir zamanda söyleyelim. İlerlerse hele, sevgili olacak olursanız, sakın saklama." dediğimde başını salladı.

O sırada Sıla kaşıyla gözüyle kapıyı işaret etti.

"Kızlar, ne yapıyorsunuz?" diyerek yanımıza gelen Ahmet'ten başkası değildi.

"Hiç, iyiyiz yani, sen ne yapıyorsun abiş?" diyen de Sıla'ydı. Kızım iyi ki belli etme dedik!

"Abiş? Sıla iyi misin?" dediğinde Sıla saçma bir sırıtış yolladı. "İyiyim abi, sen nasılsın?"

Elimi alnıma getirip, parmaklarımı gezdirdiğimde, "Aaa, Sıla Tuğçe sana sesleniyor galiba hadi git bak!" dediğimde Sıla içeri kaçtı.

Ahmet, "Ne oluyor buna?" dediğinde nabız yoklamak için, "Ne bileyim aşık olmuş gibi salak salak davranıyor." dediğimde tepkisini izledim.

"Aşık mı olmuş? Kime?" dedi kaşları hafif çatılırken.

"Yok, yani lafın gelişi." dedim hemen toparlamak için.

"He, iyi. Olmasın aşık falan." dediğinde, "A, aa niye?" dedim. Kollarım kavuşurken bana yan duran bedeninin tam önüne geçtim.

"Adamda kafa bırakmıyor. Ondan." dedi bilmiş bir edayla. O da kollarını kavuşturmuştu.

"Tabi, sen iyi bilirsin." dediğimde bakışlarım ondan kaçmış, sol tarafımda yere dönmüştü. "O ne demek şimdi?" dediğinde, "Eh, zamanında az aşk acısı çekmedin? Neydi o kızın adı, heh Elif." dediğimde tekrar kaşları çatıldı.

Ahmet'in lisede takıntılı olduğu kızdı Elif. Biz daha küçük olduğumuz için dalgasını geçiyorduk o ara. Ama Ahmet baya ergenliğinin zirvesini o kızla yaşadı.

"Elif ne alaka şimdi?" dedi gülerek, eğleniyordu baya.

"Yalan mı? Etrafta ergenusa bağlamıştın." dediğimde ben de güldüm.

"Cidden, ne saçmalıktı ya." dediğinde ikimiz de güldük bu sefer.

"Ne yapıyor acaba şimdi?" dediğinde kaşlarım çatıldı. "Sana ne?" derken buldum kendimi. O an göz göze geldik ve kaldık.

Ani çıkışım çok saçma bir hal almıştı.

Gel de ayıkla şimdi pirincin taşını.

"Bana ne de, sen niye öyle çıkıştın?" dediğinde nasıl toparlayacağımı düşünüyordum.

"Yani, şimdi kız evlenmiştir, ne bileyim hayatında bir vardır. Tekrar takarsın falan, hoş olmaz. Ondan diyorum." dedim hızlı hızlı.

"He, ondan yani. Hep Elif'i düşündüğünden?" dedi sesi hala alaycı ve eğlenir tondaydı. Biraz da öne eğilmişti ve ben yere mıhlandığım için biraz geri eğilmek zorunda kalmıştım.

"Tabii canım, hep Elif'i düşündüğümden!" dediğimde güldü.

"İyi bakalım, öyle olsun. Yedim say." dedi ve içeri doğru ilerledi. Yüzüme hücum eden kan yüzümü yakarken ellerimle yanaklarıma baskı yaptım. Yüzümü yellerken, kendi kendime söyleniyordum.

"Sana ne adamın kimi merak ettiğinden, sana mı kaldı? Allah'ım ya!" bahçede birkaç tur attıktan sonra içeri geçtim. Kurgusu başlanan videomu izlemek için oturdum.

🎀

"Hepinize merhaba arkadaşlar, kanalıma hoş geldiniz!" diyerek giriş yapan Ahmet'e baktım.

"Bugün yanımda küçük kafalı Sılalom ve Feride var." dediğinde tekrar alkışladık.

"Hoş geldiniz ikiniz de." dedi ve Sıla'ya döndü.

"Hoş bulduk." dedi ben de aynı cevabı verdim.

"Bugün sizinle telepati challenge yapıyoruz. Üçümüzün de önüne ürünler gelecek, hepimiz aynı anda iki üründen birini seçecek. Seçtiğimiz ürünler diğerleriyle eşleşirse eşleşen kişiler bir puan alacak en sonunda en fazla eşleşen kişi kazanmış olacak." dediğinde lafa atladım, "Ne kazanacağız?"

"Helalinden bir on bin." dediğinde gözlerim parladı."Oh mükemmel."diyen Sıla'yla ellerimizi çarptık.

Önümüze gelen ürünlere baktığımızda iki tane cips vardı. Biri ketçaplı, biri baharatlıydı.

"Evet, üçten geriye sayacağım, birini seçip havaya kaldırın." dediğinde hızlıca karar verdim.

"3-2-1!" dediğinde elim ketçaplıya gitti. Sıla da onu kaldırmıştı. Biz birer puan alırken Ahmet alamamıştı.

"Ya nasıl ya!" dediğinde, "Ağlama Ahmet, bizim en sevdiğimiz bu, bilmiyor musun?" dedim.

"Ya belki bunu seçersiniz dedim." dediğinde omuzlarımı kaldırıp indirdim.

"Tamam sıradaki tur." dediğinde bu sefer önümüze iki tane bebek geldi. Biri esmer barbie biri sarışın barbie.

Elim direkt esmer olana gitti.

Ahmet geri saydığında hepimiz esmer olanı seçmiştik.

Ahmet ilk puanı alırken, biz iki puana yükselmiştik.

"Biliyordum abi işte, hepimiz esmerciyiz!" dedi Ahmet.

Başımı sallarken bebeği ekrana salladım. Ve hızlıca diğer tura geçtik. Bu sefer iki tane ajanda gelmişti önümüze. Biri aşırı sade biri ise aşırı hareketli bir sayfası vardı. Renkli olması dikkatimi çekmişti.

Ben onu seçtiğimde Ahmet geri saydı. Biz ikimiz aynısını kaldırırken, Sıla düz olanı seçmişti.

"Yine sakinliğini konuşturdu." dedi Ahmet gülerken.

"Bu daha güzel ya. Bunu alabilir miyim ben?" dediğimde Tuğçe, "Al bebeğim." dedi. Ona öpücük attım.

Sıradaki turda önümüze bluetoothlu kulaklık ve kablolu kulaklık gelmişti. Üçümüz de bluetoothlu olanı seçmiştik.

Bir sonraki tur önümüze krem gelmişti. En sevdiğim nemlendiricilerden biriydi.

Ben onu seçerken Sıla da onu seçmişti. Sıla 4,Ahmet 4, ben ise 5 olmuştum.

Bir sonraki tur çizgi film karakterleri geldi. Ben Jerry'i alırken, onlar Tom'u almıştı. Böylece durum eşitlenmişti. Hepimiz 5 puandaydık.

"Bunda eşleşenler kazanıyor." dedi Yiğit. Ve son tur geldi. Oje rengi seçecektik. Ben siyahı seçmiştim, Sıla beyazı, Ahmet ise o da siyahı almıştı. Böylece kazanan ben ve Ahmet olmuştuk. Ahmet bana videoda on bin lirayı attı. O kapanışı yaparken ben Sıla'ya sarıldım."Beraber yeriz üzülme. "dediğimde güldü.

Video bitmişti. Çok da güzel olmuştu.

Prodüksiyon ekibi ortalığı toplarken biz de yemek yemek için içeri geçtik.

"Bitti mi çekim?" diye soran Mert'e cevap verdiğim esnada ofiste bir ses yankılandı.

"Herkese selam! Aaa, Ahmet ne haber?"

Bu, Pınar'ın sesiydi.

Bölüm sonu

1 yorum