İçeriğe geç

Nefret Çizgisi

Bölüm 3 · 7 dk okuma

Nefret Çizgisi

Bölüm 3

Gizli Hesaplar

Sabah okula geldiğimde dün yaşananları mümkün olduğunca aklımdan çıkarmaya çalışıyordum. Aras'ın motoruna yazdığım yazının ardından onun da karşılık vereceğini tahmin etmiştim ama dolabımın kapağını açtığımda karşıma çıkan manzara yine de sinirlerimi bozmayı başardı.

Dolabımın içi, okul grubuna atılan fotoğrafımın çıktılarıyla doluydu. Yapıştırıcı yüzünden ne kadar rezil olduğumu gösteren o fotoğrafların bazıları buruşturulmuş, bazıları ise dolabın kenarlarına özenle yapıştırılmıştı. Ortada duran kâğıdın üzerinde ise diğerlerinden farklı olarak yalnızca bir cümle vardı.

"Motoruma yazdığın yazı güzeldi. Ben de sana küçük bir hatıra bırakmak istedim."

Dudaklarımı birbirine bastırıp kâğıdı elimden aldım. Altında isim yoktu ama buna ihtiyacım da yoktu. Bunu yapan kişinin kim olduğunu gayet iyi biliyordum.

Tam kâğıdı buruşturup çantama atacakken arkamdan Berrak'ın sesi geldi.

"Lina?"

Dönüp ona baktığımda gözleri dolabın içine kaydı. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden kâğıtlara baktı. Sonra içlerinden birini eline alıp fotoğrafa göz gezdirdi.

"Bu ne böyle?"

"Aras."

Berrak'ın kaşları çatıldı.

"Senin yaptığın şeyin karşılığını vermeye çalışıyor."

"Farkındayım."

"İyi misin?"

"İyiyim."

Berrak yüzüme biraz daha dikkatli baktı. Belli ki cevabıma pek inanmamıştı ama üzerime gelmedi.

"İstersen beraber temizleriz."

"Yok, ben hallederim."

"Tamam." Elindeki kâğıdı bana uzattı. "Ama aras ın üstüne çok gitmemeye çalış,dikkatli ol."

İstemeden güldüm.

"Ben gayet dikkatliyim."

"Tabii. O yüzden bugün dolabından kendi fotoğraflarını topluyorsun."

Gözlerimi devirerek kâğıdı elinden aldım.

"Bu sondu."

"Umarım."

Berrak'ın yardımıyla dolabımdaki kâğıtların hepsini çıkardık. Sonunda kapağı kapatıp derin bir nefes aldım. Aras'ın bana yaptıklarına karşılık vermek aklımın bir köşesinden bile geçmiyordu. Dün aldığım intikam yeterliydi. Bundan sonra onun başlattığı şeylere karşılık vermek yerine, ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışacaktım.

Gerçi bunun ne kadar mümkün olduğunu biraz sonra anlayacaktım.

İlk ders başladığında öğretmen tahtaya uzun bir soru yazdı. Soruya birkaç saniye baktım ama ne yapmam gerektiği hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Berrak da aynı şekilde tahtaya bakıyordu.

Bir süre sonra bana doğru eğilip kısık sesle, "Ben sana anlatayım," dedi.

"Sen anladın mı?"

"Hayır ama birlikte anlarız."

Gülmemek için kendimi zor tuttum. Berrak, defterine bir şeyler karalayıp bana açıklamaya çalışırken öğretmen bir anda arkasını döndü.

"Berrak, madem bu kadar konuşuyorsun, gel tahtadaki soruyu sen çöz."

Berrak'ın yüzündeki ifade bir anda değişti. Bana bakıp gözlerini büyüttü.

"Ben bittim."

"Geçmiş olsun," diye fısıldadım.

Berrak isteksizce yerinden kalkıp tahtaya giderken sınıftan birkaç kişinin gülüşü yükseldi. Ben de başımı önüme eğip gülmemeye çalıştım.

Tam o sırada arka sıralardan Can'ın sesi geldi.

"Lina, anlamadığın bir yer olursa bana sorabilirsin."

Arkamı dönüp ona baktım. Can her zamanki sakin haliyle defterini gösteriyordu.

"Tamam, teşekkür ederim."

Başımı tekrar önüme çevirdiğimde sınıfın arka tarafına istemsizce gözüm kaydı.

Aras bana bakıyordu.

Yüzünde hiçbir ifade yoktu ama birkaç saniye sonra bakışları Can'a kaydı. Çenesini hafifçe sıktığını görebiliyordum. Sonra önündeki deftere bakarak hiçbir şey olmamış gibi davranmaya başladı.

Ne olduğunu anlamadığım için fazla üzerinde durmadım.

Berrak da tahtada soruyla boğuşmaya devam ediyordu.

Öğle arasına çıktığımızda sınıf bir anda boşaldı. Berrak'la birlikte yemekhaneye gitmek yerine bahçeye çıkmaya karar verdik. Birkaç dakika sonra Berrak başka bir sınıftan tanıdığı bir kızla konuşmaya başlayınca ben de biraz ileride beklemeye başladım.

Tam o sırada koridorun diğer tarafında Can'ı gördüm.

Yanında Aras'ın arkadaşlarından üç kişi vardı.

İlk başta sadece konuşuyorlar sandım ama Can'ın yüzündeki tedirginliği görünce duraksadım. Çocuklardan biri Can'ın önünde duruyor, diğer ikisi de geçebileceği yolu kapatıyordu.

"Bir yere mi yetişiyorsun?" dedi içlerinden biri.

Can başını iki yana salladı.

"Hayır."

"Öyleyse bizimle biraz konuş."

Can cevap vermedi.

Birkaç metre geride duran Aras'ı gördüğümde ise içimdeki huzursuzluk daha da arttı. Arkadaşlarının yanına gitmemiş, onları uzaktan izliyordu.

Hiç düşünmeden yanlarına yürüdüm.

"Ne yapıyorsunuz?"

Çocuklardan biri bana dönüp küçümseyen bir ifadeyle baktı.

"Sen niye karışıyorsun?"

"Can'ın ne yaptığını bilmiyorum ama üç kişi bir kişinin önünü kesmişsiniz. Pek normal görünmüyor."

Arkamdan gelen birkaç öğrencinin bakışlarını üzerimizde hissediyordum. Çocuklardan biri bir şey söyleyecek gibi oldu fakat Aras'ın sesi araya girdi.

"Bu kadarı yeterli,çekilin."

Arkadaşları ona baktı.

Aras'ın gözleri önce bana,sonra Can'a kaydı.

"Bu sefer paçayı iyi kurtardın."Aras kendinden emin bir şekilde sırıttı.

Can hiçbirşey söylemeden yanımdan geçti.

"Gel," dedim ona.

Birkaç adım uzaklaştığımızda arkamı dönüp Aras'a baktım. Hâlâ olduğu yerde duruyordu. Bakışları üzerimdeydi.

Can'la birlikte koridorun daha sakin bir kısmına geçtiğimizde ona döndüm.

"İyi misin?"

"İyiyim."

"Az önce pek öyle görünmüyordun."

Can kısa bir süre sessiz kaldı. Sonra omuzlarını silkti.

"Boş ver."

"Can, neden sana böyle davranıyorlar?"

Başını eğdi. Birkaç saniye boyunca ayakkabılarına baktıktan sonra bana dönmeden, "Bir şey yok," dedi.

"Bir şey olmadığını söyleyip duruyorsun ama ben gördüm."

"Gerçekten önemli değil, Lina."

Sesindeki isteksizlikten daha fazla konuşmak istemediğini anlamıştım. Yine de bu konunun burada kapanmasını istemiyordum.

"Tamam," dedim sonunda. "Ama tekrar böyle bir şey olursa bana söyle."

Can ilk kez yüzüme bakıp hafifçe gülümsedi.

"Tamam."

Yanından ayrılırken koridorun diğer tarafında Aras'ı göremeyince rahatladığımı sandım.

Fakat birkaç dakika sonra onun arkadaşlarının yanına gittiğini gördüm.

Bora, Aras'ın yanında duruyordu. Bir süre önce yaşananları konuşuyor gibiydiler. Tam yanlarından geçecekken Bora'nın sesi kulağıma geldi.

"Aslında Lina fena kız değil."

Adımlarım istemsizce yavaşladı.

Aras'ın yüzündeki ifade bir anda değişti.

"Sana onun hakkında ne düşündüğünü soran oldu mu?"

Bora kaşlarını kaldırıp güldü.

"Ne var? Sadece söyledim."

"Konuyu kapat."

Bora birkaç saniye Aras'a baktıktan sonra başını iki yana salladı.

"Sen neden bunu bu kadar umursuyorsun ki?"

Aras cevap vermedi.

Bora'nın yüzünde anlamlı bir gülümseme oluştu ama Aras ona sertçe bakınca tekrar sustu.

Ben ise daha fazla dinlemeden yürümeye devam ettim.

Neden beni bu kadar umursadığını bilmiyordum.

Açıkçası bilmek de istemiyordum.

Son dersin bitmesiyle okul yavaş yavaş boşalmaya başladı. Berrak, ailesiyle bir işi olduğunu söyleyip benden önce çıkmıştı. Ben ise dolabımda kalan birkaç kitabı almak için tekrar sınıfa dönmüştüm.

Koridorlar normalden daha sessizdi. Çantamı omzuma takıp merdivenlere doğru ilerlerken arkamdan gelen ayak seslerini duydum.

Dönmeme gerek yoktu.

Aras.

Adımlarını hızlandırıp önümde durdu. Yolumu kapattığında kaşlarımı çattım.

"Çekilir misin?"

"Önce konuşacağız."

"Neyi konuşacağız?"

Aras birkaç saniye yüzüme baktı. Sonra biraz yaklaşıp sesini alçalttı.

"Can'ı neden savundun?"

Şaşkınlıkla ona baktım.

"Çünkü arkadaşımı üç kişinin sıkıştırması pek adil görünmedi."

"Senin onunla ne işin var?"

"Bu seni neden ilgilendiriyor?"

Aras cevap vermedi. Bir eliyle yanımdaki duvara yaslanıp geçebileceğim alanı daralttı. Bakışlarında sinir vardı ama ses tonu hâlâ sakindi.

"Her şeye karışmak zorunda mısın?"

"Sen de herşeye karışıyorsun."

"Dün motoruma yazı yazdığında başıma işler açıcağını anlamıştım."

"Onu hak ettiğini düşünüyorum."

Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

"Sen gerçekten kendini hiç geri çekmiyorsun."

"Çekilmem gereken bir şey göremiyorum."

"Bir gün bu kadar cesur olmanın başına iş açacağını anlayacaksın."

"Tehdit mi ediyorsun?"

"Hayır." Gözlerini üzerimden çekmeden konuşmaya devam etti. "Sadece seni uyarıyorum."

"Senin uyarılarına ihtiyacım yok."

Tam yanından geçmeye çalışırken bir anlığına yolumu tekrar kapattı.

"Bir de bana karşı bu kadar rahat konuşma."

Kaşlarımı kaldırdım.

"Neden?"

Aras'ın yüzünde o kendinden emin ifade yeniden belirdi.

"Çünkü alışmanı istemem."

Ne demek istediğini anlamadan ona baktım. O ise sanki söylediği şey son derece normalmiş gibi geri çekildi.

Tam o sırada koridorun diğer ucundan ayak sesleri geldi.

Aras başını o tarafa çevirdi.

Ben de fırsatı kaçırmadan yanından geçip uzaklaştım. Koridorun başında duran kızla göz göze geldiğimde onu tanıdım.

Arya'nın arkadaşlarından biriydi.

Bana, sonra Aras'a baktı.

Hiçbir şey söylemeden yanımızdan geçip gitti.

İçime kötü bir his çöktü.

Ertesi gün teneffüste Berrak'la koridorda yürürken Arya önümüze çıktı. Yanındaki kızlara bir şey söyleyip onları uzaklaştırdıktan sonra gözlerini doğrudan bana çevirdi.

"Biraz konuşalım."

Berrak hemen bana baktı. Ben ise Arya'nın yüzündeki ifadeyi görünce bunun dün gördüğü şeyle ilgili olduğunu anladım.

"Dinliyorum."

Arya kollarını göğsünde birleştirdi.

"Dün seni Aras'la gören biri olmuş."

"Olabilir."

"Olabilir mi?"

Sesindeki küçümseyici ton sinirimi bozmuştu.

"Ne dememi bekliyorsun?"

Arya birkaç saniye beni süzdü.

"Daha okula geleli kaç gün oldu, Lina? Şimdiden Aras'ın yanında görülmeye başlamanı biraz ilginç buluyorum."

"Ben onun yanında görülmek için uğraşmıyorum. Dün koridorda karşıma çıktı."

"Tabii."

Gözlerini devirerek bir adım yaklaştı.

"Aras'ın nasıl biri olduğunu bilmiyorsun. Birkaç kez seninle konuştu diye kendini özel sanma."

Kaşlarımı çatıp ona baktım.

"Kendimi özel sandığım falan yok. Senin aksine onun kimle konuştuğunu takip edecek kadar boş vaktim de yok."

Arya'nın yüzündeki ifade bir anda sertleşti.

"Bana laf sokmaya çalışma."

"Ben laf sokmuyorum. Sadece bana hesap sormanı anlamaya çalışıyorum."

"Çünkü Aras'la ilgili konularda biraz dikkatli olmanı istiyorum."

"Senin istemen benim için neden önemli olsun?"

Arya cevap vermeden önce birkaç saniye sustu. Sonra sesini biraz yükselterek konuştu.

"Çünkü ben onun nasıl biri olduğunu senden çok daha iyi biliyorum!"

Koridordaki birkaç kişinin bakışları üzerimize çevrildi.

Tam ona karşılık verecekken Berrak araya girdi.

"Arya, tamam. Biraz sakin ol."

Arya gözlerini Berrak'a çevirdi.

"Sen karışma."

"Berrak benim arkadaşım. Bana bir şey söylüyorsan tabii ki karışır."

Arya tekrar bana döndü.

"Bak Lina, benimle uğraşmak istiyorsan uğraş. Ama Aras konusunda sınırını bil."

"Ben kimsenin sınırını aşmadım."

"Öyle mi?"

Arya bir adım daha yaklaştı.

"O zaman bir daha seni yalnızken Aras'ın yanında görmeyeyim."

Berrak koluma hafifçe dokundu.

"Lina, boş ver."

Ama Arya'nın yüzündeki o ifadeyi görünce geri adım atmak istemedim.

"Kimin yanında durmama sen karar veremezsin."

Arya birkaç saniye boyunca gözlerimin içine baktı. Sonra dudaklarının kenarında küçümseyici bir gülümseme oluştu.

"Tamam."

Bir an durdu.

"Umarım bu kadar cesur konuşmaya devam etmezsin,yoksa seninle başka türlü konuşacağım."

Yanımızdan geçip giderken omzuma hafifçe çarptı.

Berrak hemen bana döndü.

"Lina, sakın peşinden gitme."

Arkasından bakarken ellerimi sıktım.

Gitmeyecektim.

Ama Arya'nın söyledikleri aklımın bir köşesine yerleşmişti.

Aras'ın nasıl biri olduğunu gerçekten bilmiyordum.

Ve ilk kez, bu okulda Aras'la benim aramdaki meselenin artık sadece ikimizin arasında olmadığını hissediyordum

Bölüm sonu

6 yorum